24 Kasım 2017 Cuma
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Yürürken sakız çiğnemeyi becerebilmeyiz”
11 Mayıs 2011 Çarşamba 11:19

“Yürürken sakız çiğnemeyi becerebilmeyiz”

Ergün Olgun, çözümsüzlüğün arkasına sığınmanın yanlış olduğunu ve çözüm endeksli düşünmemek gerektiğine dikkat çekerek ekledi:

Yurdagül BEYOĞLU

 

Cumhurbaşkanı Danışma Kurulu Üyesi, Beşparmak Grubu Genel Koordinatörü Ergün Olgun mevcut yapının sürdürülebilir olmadığını söyledi. Birbirinden bağımsız 4 sivil toplum örgütünün ülkenin mevcut ihtiyaçları doğrultusunda birleşip, ortak akıl ürettiklerini vurgulayan Olgun, kamuda verimliliğin sağlanması, kamu maliyesinde gelir-gider dengesinin tesisi ve sürdürülebilir bir ekonomi için atılması gereken adımlara ilişkin 14 soruya ortak akıl çalışmasıyla ortak yanıtlar üretildiğini kaydetti.

 

Çözümsüzlüğün arkasına sığınmanın doğru olmadığını belirten Ergün Olgun, bu algı ve saplantı düzelmediği sürece müzakere sürecindeki mevcut durumun devam edeceğini dile getirdi.

 

Ergün Olgun, Beşparmak Grubu, Özker Özgür Barış ve Demokrasi Vakfı (BADEV), Kıbrıs Türk Yöneticiler Derneği ve Demokrasi ve Kalkınma Platformu Derneği’nin (DEKAP) oluşturduğu Toplumsal Diyalog ve Değişim İnisiyatifi (TDDİ) tarafından “Toplumsal Diyalog ve Değişim Forumu” adı altında bir çalışma hazırlayarak hükümete sunduklarını ifade etti.

 

Beşparmak Düşünce Grubu son günlerde Toplumsal Diyalog ve Değişim Planı gibi bir çalışmayla gündeme geldi. Çalışmada farklı siyasi görüşlere sahip kişilerin adı geçiyor. Bu çalıştay hangi amaç için ortaya kondu?

Yaptığımız çalışma sadece Beşparmak Grubunun değil. Toplumsal Değişim Platformunda 4 örgüt var. Bu örgütler Beşparmak Grubu, Özker Özgür Barış ve Demokrasi Vakfı (BADEV), Kıbrıs Türk Yöneticiler Derneği ile Demokrasi ve Kalkınma Platformu Derneği’nin (DEKAP) oluşturduğu Toplumsal Diyalog ve Değişim İnisiyatifi 4 bağımsız örgütün aynı maksat için bir araya gelmesiyle oluştu. İhtiyaçlar konusunda bizi birleştiren unsur mevcut yapının sürdürebilir olmaması, kamuda verimliliğin sağlanması, kamu maliyesinde gelir-gider dengesinin tesisi ve sürdürülebilir bir ekonomi için atılması gereken adımlar. Ekonomik dinamizme, ekonominin sürdürülmesine, milli hasılanın geliştirilmesine ihtiyaç var. Kamu sektörünü baskı altında bırakan istihdamın özele kaydırılmasına yönelik çalışmalar yapmak gerekiyor. Biz bu tespitleri yaparken aynı zamanda o arkadaşlarınızda aynı tespitlerde bulundurlar ve “bizde aynı şeyi yapmak istiyoruz” dediler. Buna bağlı olarak 4 örgüt bir araya geldi ve form çalışmayı yaptık.

 

66 kişinin katıldığı çalışma 22-23 Mart tarihleri arasında yapıldı. Çalışmada 200 civarında soru üretildi. Sonrada bu sorular tartışıldı ve 14 soruya indirgendi. Tınaz Titiz’in kolaylaştırıcılığında yürütülen 2 tam günlük toplantı, aşağıdaki 3 grup sorun için konunun paydaşları arasında diyalog ortamı oluşturmak ve çözümleri konusunda uzlaşı aramak amacıyla yapıldı:

 

  1. Kamunun verimliliğinin / etkinliliğinin artırılması için atılacak adımlar; 2) Kamu maliyesinde gelir-gider dengesinin tesisi için gerekli tedbirler 3) Ekonomik dinamizm, büyüme ve sürdürülebilir bir ekonomi için atılması gerekli kısa ve uzun vadeli adımlar.

 

 

Bazı sorular genişletildi, değiştirildi. Katılımcılar tarafından belirlenen ve cevaplandırılan sorular şunlar oldu:

1. Sorunların çözümünde yapıcı bir etkileşim ortamı doğması yolunda paydaşların tutum ve yaklaşımlarını belirlerken ne yapıp ne yapmaması gerektiği konusunda uymaları beklenilen ilkeler ne olmalıdır? 2. Sorunların çözümü yolunda neler yapabiliriz, neler yapamayız?

2. Çeşitli semptomlar olarak ortaya çıkan sorunlara yol açan çok az sayıda kök-neden hangileridir ve bunların her birisinin çözümünde kullanılabilecek birer fonksiyonel ipucu nelerdir?

3. Tüm imkan ve kısıtlar dikkate alındığında, sorunların konsolide edilip çözüm yolları geliştirilmesi ve sonra da uygulanmaları için nasıl bir stratejik yaklaşım belirlenmelidir?

4. Adalet Duygusu nasıl sağlanır?

5. TC- KKTC ilişkileri nasıl sağlıklı bir yapıya oturtulabilir?

6. Her sektördeki verimsizlik nasıl giderilebilir?

7. Nüfus sorunları nasıl çözülmelidir?

8. Ülke vatandaşlarına heyecan verici bir vizyon nasıl oluşturulmalıdır?

9. Siyaset kurumuna güven nasıl sağlanır?

10. Bilinen çözümler niçin uygulanamıyor?

11. Paydaşlar değişime ne ölçüde hazırdır, değişim yönünde yapıcı tutumlar nasıl artırılabilir? 12. Kıbrıs sorununun çözümünü beklemeden öncelikle çözülebilecek sorunlar nelerdir?

13. Acil ekonomik önlemler nasıl kararlaştırılıp uygulanmalıdır?

14. Forum’un sonuçlarını en etkili şekilde kullanabilmek için TDDİ, Forum sonrasında hangi adımları atmalıdır?

 

Çalışma, Soru Konferansı ve WorldCafe tekniğiyle yapıldı. Sorunlar için masa oluşturuldu. Katılımcılar 14 gruba ayrıldı. Daha sonra bu gruptakiler rotasyonla tüm masaları ziyaret ederek, her sorulara katkı koydular. Dolayısıyla, bu raporun içeriği de Toplumsal Diyalog ve Değişim Forumu katılımcılarının ağırlıklı görüşlerini yansıttı. Toplumsal Diyalog ve Değişim Forumunu düzenleyen ve forumu oluşturan dört sivil toplum örgütünün görüşleri ortaya kondu.

 

 

Soru: Toplumsal Diyalog ve Değişim Forumu kimlerden oluştu?

 

Forumda 11 öğretim görevlisi, 8 siyasi parti temsilcisi (2’si parti başkanı), gazetecilerden, sivil toplum örgütlerinden 28 kişi, iş insanı olarak 7 kişi, hükümeti temsilen 5 kişi, bunlardan biri Bakan olmak üzere 66 kişi yer aldı. Maliye Bakanı çalışmalar boyunca bizimle birlikte oldu. Dolayısıyla hem hükümet, hem de siyasi partilerin katılımıyla yapılan bir çalışma.

 

Forumu hükümete ve TC Büyükelçiliği’ne sunduk. Bu hafta siyasi partilerden randevu bekliyoruz. Tüm sendikalara gönderildi. Ayrıca elden de vereceğiz.

 

 

“Çözüm olmadan da kendi hür irademizle değişimi gerçekleştirebiliriz”

 

Soru: Bu çalışma sonunda ne çıktı?

 

Bu çalışmanın en önemli sonucu, tüm katılımcıların KKTC’de bir değişimin gerekliliğini vurgulaması. Kendi kendimizi yöneteceğiz diyoruz. Bunların gerçekleşmesi, verimliliğin artırılması, kendi işimizi kendimizin yapması, gelir gider dengesinin korunabilmesi konusunda mutabakat çıktı. Popülizmden uzaklaşılmalı, liyakat sistemine ağırlık verilmeli gibi bir hayli unsur tartışıldı.

 

Mevcut statükonun kabul edilemeyeceği ve ekonominin çarklarının daha sağlıklı dönmesi gerektiği konusunda da mutabakat çıktı. Bu bir vizyon, bir hedef. Bunun bir siyaset ayağı var. Dar bölge sisteminden geniş bölge seçim sistemine geçilmesi, kitlelerin destekleyeceği milletvekillerine katkı koyabileceği delege sisteminin oluşturulması gibi unsurlar var. Sorunun çözümüne odaklı yaklaşımdaki eksikliklerin birçok sorunun birikmesine etki ettiği sonucu çıktı. Liderlik vizyonu tartışıldı. Bugüne kadar bazı çevreler çözüm olmadan bir şey olmaz diyorlardı. Bunun çözüme hizmet etmeyen bir yönü oldu.

 

 

“Devekuşu gibi başımızı kuma gömmeyelim”

 

Katılımcılar Kıbrıs sorununun çözümünü beklemeden çözülebilecek sorunları ele alırken şöyle bir ilke geliştirdiler: “Kıbrıs sorunu çözülmeden de kendi hür irademizle değişimi gerçekleştirebiliriz.”

 

Çözüm endeksli düşünmeyelim. Deve kuşu gibi başımızı kuma gömmeyelim; Kıbrıs sorunu dezavantajlar yaratmaktadır ancak yürürken sakız çiğnemeyi becerebilmeyiz. Ortaklarımız bizi artı olarak görsün. KKTC kurumlarının sürdürülebilirliği ortaya çıksın. Bu ilke ışığında Türkiye ile ilişkilerimizin düzeltilebileceği, sosyal ve ekonomik ilişkilerde -tarafların geçmişteki hataları da dikkate alınarak- ilerlemelerin sağlanabileceği üzerinde duruldu.

 

Çalışma neticesinde hükümetlerin, siyasi erkin ve toplumun hassasiyetlerinin ne olduğuna dair data oluştu. Bu siyasi partiler için çok önemli bir malzeme. 66 kişiden gelen ve süzülerek ortaya konan fikirlerin siyaset kurumuna ciddi malzeme ciddi destek oluşturması büyük kazanım.

 

 

“Fedakarlık şart”

 

Kıbrıs Türk Halkı bir başkası “fedakarlık şart” dediğinde hoş karşılamıyor ancak sonuçta toplumun her kesiminin bunda hemfikir olduğunu görüyoruz…

 

Evet, değişimin gerçekleşmesi için fedakarlığa ihtiyaç var. İleride sağlayacağımız faydaları düşünerek fedakarlık yapılmalı. Ancak fedakarlık sosyal adalet ilkeleri doğrultusunda, sadece bir kesime yüklenmeden yapılmalı. Fedakarlığın ilkin karar vericiler tarafından yapılmasının diğer paydaşları cesaretlendireceği, iyi bir örnek teşkil edeceği ortaya çıktı.

 

Sürdürülemeyen ekonomik yapı, küresel düzeyde kabul gören ekonomik sisteme geçiş zorunluluğu, denizin bitmiş olması, Kıbrıslı Türklerin kendi kaynaklarıyla maaş dahi ödeyemeyecek durumda olması gibi etmenlerden hareketle, katılımcılar, paydaşların özveriye hazırlıklı olmaları gerektiği üzerinde durdular.

 

Çalışma neticesinde ayrıca çok ciddi bir özeleştiri çıktı. Bu da sağlıklı bir şey. Bütün suçları başkalarında aramamak gerekiyor. ‘Biz tamamız da siyasi çözüm olmadığından TC ya da AB yüzünden böyleyiz’ diye suçu başkalarına ihale etmek ve oturup beklemek yanlış.

 

 

Sivil toplum örgütleri bazında yapılan bir çalışmanın hayata geçirilebilmesi için devlet desteği gerekiyor. Siz hükümetle böyle bir çalışma başlattınız mı?

 

Kök nedenler içinde halkın mobilize edilebilmesi için politik vizyona ihtiyaç var. Bununda yapılması için ciddi bir liderlik anlayışı gerekiyor. Liderler bütünlüklü bir ekonomik paketle siyasi darboğazı açacaklar. Bunun içinde kolektif bir çalışmaya ihtiyaç var. Başbakan bu çalışmaya değer verdiklerini ve vizyonu hayata geçirmek için üzerlerine düşen görevi yapacağını söyledi. Demokratik seçimle gelen bir iktidar var. Bunları yapabilmek için kamuoyunun desteğine ihtiyaç var. Buradaki tüm paydaşlar bu konuda mutabık. Bizimki ilkesel boyutta, ne yapılması gerektiğini ortaya koyan bir çalışma. Bunun altının doldurulması gerekir.

 

Biz şeffaflık gibi, adaylık sistemi gibi, seçim sistemi gibi unsurlarda reform olması gerektiğini ortaya koyduk. Hastanelerde yığılma var deniyor. Bunun altında yatan sebebe bakmak gerektiğini söyledik. Yaptığımız temaslarla bunun üzerine gidileceğine ve çıkış yolları aranacağına ilişkin bir paket hazırlanacağına söz verildi. İnisiyatif olarak bunların takipçisi olacağız.

 

 

“Müzakerelerdeki mevcut durum sürecek”

 

Soru: Cumhurbaşkanlığı eski müsteşarı ve yeni Danışma Kurulu üyesi olarak müzakerelerin gidişatını ve BM’nin ortaya koyduğu takvimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Burada kök nedenlere inmek lazım. Hayali semptomatik düzeyde düşünmekten vazgeçmeliyiz. Başımız ağrıdıysa o an için ağrıyı geçirmek yerine neden ağrıdığını ortaya koymak gerekiyor, dolayısıyla Kıbrıs meselesinin de kök nedenine bakmak lazım. Müzakerelerle ilgili sorunda kök neden, Rum tarafının tarihi saplantıları, Kıbrıs’ın –kendilerine göre- bir Yunan adası olduğu ve Rum tarafının daha fazla hakka sahip olduğu anlayışında olmasıdır. Siyasi eşitlik temelinde bir anlaşmaya Rum tarafı sıcak bakmıyor. Bu algı ve saplantı düzelmediği sürece müzakere sürecindeki mevcut durum devam edecek.

 

Rum tarafı Kıbrıslı Türkleri yük olarak görüyor. Bunların ekonomik getirisi olacağını, TC gibi bölgesel bir gücün getireceği ekonomik katkıyı görmezden geliyorlar. Bu rasyonel düşünceden uzak duruyorlar. Rum tarafının bu pozisyonunu değiştirecek dış etkenler devreye girmediği sürece bunun değişmesi mümkün değil. Biz ülke olarak ekonomik yönden güçlenirsek Rum tarafının bize karşı algısı değişir. Şimdi avantaj yakalamışlar. Kıbrıslı Türklerle ilgili kısıtlamaların kaldırılması, Kıbrıslı Türklerin onların tutsağı olmadığının görülmesi halinde dış dünyanın da bize bakışı değişecektir. O zaman Rum tarafı daha motive olarak müzakerelere katılabilir.

 

Ayrıca Kıbrıs’taki çözümsüzlükten yararlanan ülkeler var. Almanya, Fransa gibi ülkeler Türkiye’yi Kıbrıs üzerinden denetliyorlar. İki tarafın siyasi eşitliğine saygı gösterilmesi gerekiyor, göstermiyorlar. BM Güvenlik Konseyi’nin siyasi eşitlik kararı var. Ona rağmen Rum tarafı bizi temsil ettiğini söylüyor. Nasıl temsil eder, biz mi seçtik? Onların sahip olduğu haklara Kıbrıs Türklerinin sahip olması engelleniyor. Kıbrıslı Türkler ona bu hakkı vermiyor ama iç meşruiyetten uzak, dıştan aldığı bu güçle bunu sürdürüyor. Siyasi eşitliğe inanmayan bir taraf nasıl çözüm isterim diyebilir? Burada ciddi bir ikiyüzlülük var.

 

Daha önce söylediğim gibi biz kendi ev ödevimizi yaptığımız sürece çözüm ve istikrara hizmet etmiş olacağız. Karamsarlık, öldük bittik hali istismar edilmemize yol açar. Hükümetler bu konuda yıkış yolları aramalıdırlar.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ