27 Mayıs 2017 Cumartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
‘Umut’la umutlandık
24 Haziran 2013 Pazartesi 09:27

‘Umut’la umutlandık

Ülkemizin yetiştirdiği, önemli bir değer Umut Albayrak. Kendi ayakları üzerinde duramayışına kızdığı ülkesinde sanatıyla dimdik ayakta durmayı başaran genç ve dinamik bir isim

İsmet ÖZGÜREN

Umut Albayrak... Ülkemizin yetiştirdiği önemli değerlerden biri. Genç, dinamik ve ne istediğini bilen bir sanatçı Umut. Vizyon ve misyonuyla ülkenin sınırlarını çoktan aşan, müziğini hep daha güzel bir gelecek, daha umutlu bir yarın adına yapmayı sürdürüyor Umut. Ayakları yere basan ve o anlamda da ne istediğini bilen bir sanatçı Umut Albayrak. Kendi adıma yaparken inanılmaz keyif aldığım ve bilgilendirici olduğuna inandığım söyleşimizi siz değerli okurlarımızın da aynı keyifle okuyacağına inanıyorum.

 

Her şeyden önce Kıbrıslı bir Türk sanatçı olmak, koşulları göz önüne aldığınız zaman zor bir zanaat mıdır? Bir bedel öngörmez mi?

Sanatla uğraşmak zaten tüm dünyada diğer mesleklere nazaran zordur. Hem sürekli kendinizi geliştirip hem de hitap ettiğiniz kitleye rüştünüzü ispat etmeniz gerekir. Bazen de diğer sektörlere göre küçümsenebilir ve önem sırası olarak ikinci üçüncü sıraya atılabilir. Ama iyi bir yere geldiğiniz zaman da inanılmaz bir keyif veren, insanlarla inanılmaz bir diyalog kurmanızı sağlayan sevgi sağlayan çok özel bir meslek türüdür. O zaman her şeyden önce ben çok şanslıyım diyorsunuz. O özel iletişim alanının bu yetenek sayesinde size tanınmış olması insanı mutlu ediyor.

 

“Kıbrıs gibi bir ülkede zorluk çarpı 10...”

Kıbrıs gibi bir ülkede bu zorluk çarpı 10 oluyor. Benim gibi işinizi profesyonel düzeyde yapmak istiyorsanız ve oyunu belirli kurallara göre oynamak istiyorsanız. Yanınızda size bu sektörü destekleyen yan sektörlerin de olması gerekir ve o sektörlerin de aynı gelişmişlik düzeyini gerçekleştirmesi gerekir. Reklam, halkla ilişkiler, sahne ışık sistemleri ve elektronik alanındaki bazı sektörlerden bahsediyorum. Bunlar gibi birçok sektörün sanatla uğraşan kişiyle takım çalışması içerisinde olması lazım.

Özellikle şu günlerde insanlar bir gelecek korkusu içerisinde bulunuyorlar. Öngörüde bulunamıyorlar. İç politika zaten karmakarışık bir durumda. Dış politikada da Kıbrıs sorunu çözülecek çözülmeyecek mi sorusunu yaşıyorlar. Dolayısıyla insanlar günlük hayatlarında bir belirsizlik yaşarken kültür sanata pek de vakit ayıramıyorlar, destek veremiyorlar. Yıllardır kültür sanat alanındaki sektörlerin profesyonel bir düzeye gelmesi, yanlış yönetimler ve yol açması gereken insanların ‘Boşver sanat sonra da olur’ demeleri nedeniyle gelişemedi. Dolayısıyla dünyadaki meslektaşlarımıza göre Kıbrıs’ta bu işi yapmak çarpı 10 daha zordur.

 

“Ülke kültür erozyonu yaşıyor”

Bizde kültür sanat adına hiç devlet politikası olmadı. Bir alt kültür gibi gösterilmesi dezavantaj değil mi?

Ülke siyasi olduğu kadar kültürel bir erozyon da yaşıyor. İnsanların kültürlerine sahip çıkamaması kendi kültürlerini geliştirip, dünyaya o kültürü tanıtamamaları kendilerine günün sonunda zarar verir. Böylelikle başka toplumlara asimile olursunuz. Yakaladığınız ivmeler, gelişmeler, siyasetteki başarılar bir anlam ifade etmez. Çünkü ortada bir toplum kalmamış olur. Sizi dünyadaki diğer vatandaşlardan ayıran bu kültürel kimliğinizdir. Bu kültürel yapıya sahip çıkıp koruyamazsanız gün gelir çok geç olur ve koruyacak bir şey de kalmaz. Bununla beraber ilgili birimler bu konuya el atmadılar. O birimlere belki de bu konuda öngörü sahibi olmayan, vizyonu taşımayan insanların yanlış atamaların, yanlış görevlendirmelerin olduğunu düşünüyorum.

 

“Kültür-sanat devlet politikası olmalı”

Kültür-sanat, çevre gibi başlıklar muhakkak ki devlet politikası olmalıdır.

Hükümet politikası değil devlet politikası olmalıdır. Her hükümet değiştiğinde Ahmet yaptı Mehmet bozsun, Hasan yaptı Ali bozsun mantığıyla giderse bu ülke bir yere gitmez.

Özellikle kültür-sanat, eğitim, sağlık çok ciddi konulardır. Kültür çok can alıcı bir konu gibi gözükmese de, bu ülkenin turizmi için çok önemli bir kapı sağlayabilir. Kumarhanelerle, gece kulüpleriyle, mafya ilişkilerinin döndüğü, gazetelerin manşetlerini istenmeyen olayların süslediği bir ülke haline geldik. Bu hiç de hoş bir şey değil. Bizim Kıbrıs insanının kültüründe olan şeyler de değil. Bana çok garip geliyor ve çok rahatsız oluyorum bunları görmekten.

 

“Hala geç değil ama...”

Hala geç olmadığını düşünüyorum. Ancak bu dönemeçte de ipleri kaçırırsak artık bir daha toparlanamayız. Kültürün üzerine yüklenerek turizmi de gerçek anlamda canlandırabilirsiniz. Var olan otellerinizde belli bir kota uygulayarak kendi vatandaşınız olan sanatçılara yer verip destekleyebilirsiniz. Ben bunu kendi mesleğimden biliyorum ki yapmış olduğunuz bir konsere başka bir konser için referans olur. Bugün sizi x otelde dinleyen bir turist kendi ülkesine gittiği zaman o sanatçının orada bir şeyler yapmasını sağlayabilir. Her zaman da devletin cebinden tomar tomar paralar çıkartmasına gerek yoktur. Doğru politikalarla doğru adımlarla belirli yasal mevzuatlarla düzenleme yapılabilir.

 

“Türkiye’den sanatçılar gelmesin demiyoruz...”

Türkiye’den sanatçılar gelmesin demiyoruz. Ancak Türkiye’den getirilen sanatçılara kamyon dolusu para ödenirken kendi sanatçınıza hiçbir hak tanımamak çok da doğru bir yaklaşım değil. Sizin ülkeniz sizin sanatçınız öncelikli olacaktır turizm açısından da.

 

“Biz kültürümüze sahip çıkmıyoruz”

Bir yabancı ülkeye gittiğiniz zaman ilk gittiğiniz yerler müzeler, konser salonları, tarihi yerleri ve tarihi eserleridir. Biz elimizdekileri bombalayıp yıkmaktan, bayrak dikmek için alan elde etmekten, büyük otellere heba etmekten kendi elimizdeki kültüre sahip çıkmıyoruz. Müzeler açmamız lazım. Kendi insanımızın kendi sanatımızı ortaya koyabilmesi için onlara imkân sağlanması lazım.

 

“Biz sanatçılar üzerimize düşeni yapmaya hazırız”

Çok değerli gençlerimiz var. Orkestraların yanı sıra operamızın, balemizin de olması lazım. Lefkoşa Belediyesi’nin orkestrası var. Bunun gibi orkestralar kurup gençlerin kendilerini geliştirmesine imkân tanınabilir. Bu tarz yerleri devlet kendi bünyesinde açabilir. Sadece senfoni orkestrası olması da gerekmez, pop olur, jazz olur çeşitli müzik dallarında da olabilir. Doğru düzenlemelerle sanırım dikkati üzerine çekebiliriz. Biz sanatçılar olarak eğer görev verilirsen üzerimize düşeni yapmaya her zaman hazırız.

 

“Günde 20-30 şarkı size empoze edilebili”

Türkiye kanallarının empoze ettiği popüler kültür müzikleri, kendi kültürümüzü ortaya koymamızda bir baskı unsuru oluşturur mu?

Aracınızda giderken bir albüm dinlerken bazen radyo da dinleyebiliyorsunuz. Radyo dinlerken farkında olmadan günde 20-30 defa bazı sanatçıların şarkılarını üst üste dinliyorsunuz. Sonra evinizde bir şarkı mırıldanmaya başlıyorsunuz ve ‘Allah Allah ben bu şarkıyı nereden biliyorum’ diyorsunuz. Dinlediğiniz, takip ettiğiniz birisi olmayabilir ama size empoze ediliyor aslında o şarkılar.

 

“Kota uygulanması lazım”

Radyoların ve TV kanallarımızın bu anlamda kota uygulamasına dikkat etmesi lazım. Sanatçılarımız her geçen gün gelişen teknolojiye de ayak uydurarak daha iyisini ortaya koymak durumundadır. Teknolojinin yanında kendisini geliştirmek zorundadır. Zira aranjörlerimiz, stüdyolarımız ve sanatçılarımız da kendilerini geliştirmek durumundadır. Biz iyi şeyler ortaya koyacağız ki radyolar da hatırı sayılır bir miktarda kendi sanatçısına yer vermek zorundadır. Türkiye’de bir müzik değeri taşımayan, mantar gibi üreyen eserleri 7’den 70’e herkes biliyor. Bu sürekli radyolarımızda TV’lerimizde döndürülmesinden kaynaklanıyor.

 

“Karşılıklı alışveriş...”

Bizim sanatçılarımızın da eserleri o sıklıkta radyolarda döndürülürse ada halkı kendi sanatçısının eserleriyle çok rahat tanışabilir. Sanatçılar da yaptıkları işi daha kaliteli bir noktaya taşımalı ki talep görebilsin. İnsanlara iyi şeyler sunarsanız, radyolar çalıyor, TV’ler koyuyor diyecekseniz ve benim bir sorumluluğum var diyerek çalışmalarınız daha kaliteli bir noktaya getireceksiniz. Karşılıklı bir alışveriştir bu…

 

“Kendi kendimize çelme takıyoruz”

Yurtdışına açılabilen ender sanatçılardan birisiniz. Ambargolar altında, izolasyonlarla başarılı olabilmek için nedir gerekli olan vizyon mudur, öngörü müdür, kararlılık mıdır, bıkmadan usanmadan çalışmak mıdır?

Hepsinin birleşimi aslında. Kendimi yurt dışına açılabildiğim için şanslı sayıyorum. Ancak bu şansın yanında emek harcamakla, ciddi anlamda şartlar aksini gösterse bile inadına kendinizi göstermeye çalışmakla ilgilidir. Bazen sadece izolasyonlar değil, kendi içimizde de toplum içinde kendi kendimize de çelme takabiliyoruz. Tüm bu olumsuzluklara rağmen kendimizi göstermemiz gerekiyor.

Bu işe başlarken her şeyden önce bu işi profesyonel olarak yapmaya karar verdim. Bu işi kendi mesleğim haline getirmek istiyorum. En iyi verimi nasıl alabileceksem o şartları oluşturarak bu işe girmeye karar verdim. Bunun eğitimlerini alarak başlamak istedim. Yeteneğinizin yanında almış olduğunuz eğitim, elde edeceğiniz ürünü etkileyen ve arttıran bir unsurdur. Kendimi sadece okulla bırakmayıp orkestralarda ve işin mutfağında geliştirdim.

 

“2002’de profesyonel bir kadro kurdum”

Doktora eğitimime devam ediyorum. 2002 yılından beri profesyonel bir kadro kurarak, Kıbrıs standartlarında büyük sayılacak bir ekip bir araya getirdim. İşin güzel tarafı kendi branşlarında profesyonel olan kişiler benim konserlerimde bir araya geldi. Çok geniş bir kadromuz var. Konserlerime hazırlanırken en az bir kostüm değişmeye çalışırım ve bu artabilir. Giyeceğim kıyafetlerin çizimine dikimine, saçımdan makyajıma, halkla ilişkilerinden, dansçısına müzisyenine, gerekirse teknik ekibe kadar geniş bir kadroyla çalışıyorum.

 

“Başarının sırrı inanmak ve çalışmaktır”

Nedir başarının sırrı dediğiniz zaman inanmak ve çalışmaktır. Bunun yanı sıra sektörler tam oturmadığı için her şeyiyle ben ilgilenmek durumundayım. Muhakkak ki bir bütünü oluşturuyoruz. Dönüp baktığım zaman bu benim tırnaklarımla kazıyarak, birinin bana sunduğu veya hediye ettiği bir şey değil. İlerisi nasıl olur diye düşünerek, çalışarak ve sürekli öngörüde bulunarak buraya geldim. Para kazanmayı düşünerek değil, yaptığım işle insanların gönüllerinde yer edinmeyi kendime amaç edinerek geldiğim bir noktadır. Şu anda geldiğim noktadan çok mutluyum. Günün sonunda çok yorulsanız da yaptığınız iş neticesinde bütün yorgunlukları unutuyorsunuz ve her şeyi değdi diyorsunuz.

 

“Sanatçı, toplumun önünde yürüyendir”

Ciddi manada profesyonelliğin bir maddi yükü var. Geniş bir kadronuz var ve profesyonellik için bu maddi yükü nasıl karşılıyorsunuz?

Küçük bir toplum olmasından dolayı Kıbrıs’ta konser vererek bir hayat geçimini sağlayamazsınız. O sirkülasyon olmaz. Yaptığınız işin ciddiyetine ve uluslararası boyuta ulaştığını gören insanlar sizinle bazı işbirliklerine girebiliyor. Bizim bir canlı yayın ekibimiz var. Bu ekiple karşılıklı işbirliğine gidiyoruz ve birbirimize para harcamadan ne kazandırabiliriz diye yola çıkıyoruz. Herkes kendi dalında ortaya bir şeyler koyuyor ve günün sonunda hepimiz bir şeyler kazanıyoruz. Onlar adada bir ilki yapmanın heyecanını ve reklamını yaparken ben geniş bir kitleye seslenebiliyorum.

 

“Giderlerimizi biz kendimiz karşılıyoruz”

Bütçemizi ve giderlerimizi biz tamamen kendimiz karşılıyoruz. Sponsorlu çalışmıyorum. Benim şahsi girişimlerimle dönen bir yapı var. Benimle birlikte yürüyen ekibim de bilirler ki para hiçbir zaman birinci öncelikli değildir. Tabii ki profesyonelliğin bir gelir getirmesi gerekir ancak önemli olan işinizi ciddi bir şekilde yapabilmek zaten kazanç daha sonra kendiliğinden gelir. Yurt dışında yaptığımız çalışmalarda profesyonellik çok daha oturmuş bir vaziyette. Yurt dışında emeğimizin karşılığını çok daha fazla alabiliyorsunuz.

 

Bir yılda yurt içi ve yurt dışında kaç konser planlıyorsunuz?

Sosyal sorumluluk projelerine çok önem verip bu gibi projelerde yer almaya çalışıyorum. Toplumsal projelerde herhangi bir ücret beklemeden gerçekleştirilir. Bir vatandaş ve sanatçı olmanın görevidir sosyal projelerde bulunmak. Bu yıl şu kadar konser yapmamız lazım diye bir kotamız yoktur. Yeni albüm çıkardığınız zaman o albümün tanıtımı için konser sayınız değişir. ‘Umut’ albümüm 2009’da çıkmıştı ve yeni albüm çalışmalarına da başladık. Bu sürece rağmen hala daha yurt içi ve dışından konser teklifleri alıyoruz. Bu da demek oluyor ki insanlara parçalarımızı sevdirerek tüketmeden gitmişiz. Gidişattan mutluyuz sonuçta demek ki yaptığımız işler değer görüyor.

 

“Ülkem için içim acıyor”

Sanatçı toplumun önünde yürüyendir, yön verendir, isyan edendir, baş kaldırandır. Bugün Umut Albayrak toplumun içinde bulunduğu duruma baktığı zaman ne hissediyor? Topluma ne mesaj veriyor?

Bu soruyu kime yöneltseniz cevabı içim acıyor olur. Ülkenin gelmiş olduğu durum içler acısı bir noktada. İç siyaset zaten karmakarışık olmuş durumda. Bu bilinmezlik insanları doğal olarak demoralize ediyor ve inançları da kalmıyor. Yarın ne olacak kaygısıyla yaşıyor insanlar. Birazcık artık silkinip kendimize gelmemiz gerekiyor. Günü değil, yarını değil, ileriyi de hesaba katarak bazı kararlar almamız gerekir. Ülke bence son dönemlerde hiç olmadığı kadar sıkıntılar yaşadı. 40 yıldır zaten sıkıntılarla yürüyen, hiçbir zaman kendi ayakları üzerinde duramayan bir yapıdaydık. Onun üzerine bu son yıllarda bu yanlışların arttığını görmek insanlarda birçok şeye karşı umutsuzluk, vurdumduymazlık gibi düşünceler yeşermesine neden oldu.

 

“İnsanlar inadına sahip çıkmalı”

Bence insanlar inadına ülkesine, değerlerine ve kültürüne sahip çıkmak durumundalar. Yanlışlarını görüp geçmişten ders alıp aynı hatalara bir daha düşmeden hareket etmeliler. Ülkeyi olmak istedikleri noktaya taşımak için demokratik yollarla oylarını kullanıp ortaya koymalılar. Önümüzde bir seçim süreci var.

 

“Sandığa gitmezseniz güçlüyü desteklersiniz”

Peki seçimde vatandaş sandığa gitmeli değil mi?

Ben gitmesi taraftarıyım. Gitmediğiniz zaman ben suya sabuna dokunmadım, benim bu çıkan sonuçta hiçbir sorumluluğum yoktur yanlıştır. O zaman güçlüyü desteklemiş olursunuz. Bundan birkaç yıl sonra şikâyet etme hakkınız olmaz çünkü sürece müdahil olmamış olursunuz. Bu herkesin en demokratik hakkıdır.  İnsanların oylarını çocuğu işe giriyor diye, ya da bir kilo kömüre satar duruma gelmeleri beni çok üzüyor. Oy verebilmek çok kutsal bir görevdir. O sizin yarılarınızla alakalı bir karardır. Bizde her şeyin içi boşaltıldığı gibi siyasetin de içi boşaltıldı. Dolayısıyla insanlar oy vermeyi çok önemli bir olay olarak görmezler ve Ahmet gider Mehmet gelir diye bakarlar. Bence halkımız sandığa giderek, kendisine yakın hissettiği kendi hayalindeki ülkeyi yaratabilecek olan partiye ya da kişiye oy vermelidir. Bu bizim vatandaşlık görevimizdir.

 

“Kendi ayakları üzerinde durmayan ülkenin evlatlarıyız”

Ülkemizi çok kritik bir hale getirdik. Kendi ayakları üzerinde duramayan bir ülkenin evlatlarıyız. Yurt dışına çıktığınız zaman bir yere gitmek isterseniz 3-4 tane pasaport taşımak zorundasınız ve hiçbiri de kendi ülkenize ait değil. Resmen çantayı açtığınız zaman ajanlar gibisiniz. Ben kendi ülkemin pasaportuyla, herhangi bir kimlik göstermeden tüm Kıbrıs’ta gezebilmek istiyorum. Dolayısıyla ben ivedi çözüm gerektiğine inanıyorum. Kıbrıs için iki taraftaki insanlar için çıkış yolu çözümden geçer.

 

“Elimizde sihirli değnek yok...”

Kıbrıs’ta artık çözümün olması lazım. Kıbrıs insanının kendi ayakları üzerinde durabilir noktaya gelmesi lazımdır. İnsanımızın da bu düzelme sürecinin çok kısa sürmeyeceğini bilmesi lazım. Başa kim gelirse gelsin kısa sürede bu işi çözemeyebilir. Elimizde bir sihirli değnek de yok. Ekonomimizde bahsedildiği uçmuyor. Ancak öngörüde bulunursanız, çocuklarınızı işe sokmak için birilerine yalvarmak zorunda kalmazsanız. Bugün bunu yaparsanız yarın torunlarınızı kurtarırsınız.

 

“Bu çok zor değil...”

Daha şeffaf bir yapının olduğu herkesin iyi olduğu alanda işini yaptığı, herkesin her işi yapmadığı, hak edenin işe girebildiği bir yapı olması lazım. Bu çok zor değil ve dünyada örneklerini görebiliyoruz. Dünyadan hep kötü örnekleri kendimize alıyoruz. İyi örnekleri hiç almıyoruz. Genel seçimlerde bize yakışan Kıbrıs insanına, kültürüne sahip çıkabilecek ve çözümü gerçekleştirecek bir yapıyı oluşturmamız lazım. Bir Kıbrıslı olarak bir anlaşma görmek istiyorum. Ülkemin her yerinde özgürce kimlik göstermeden dolaşabilmek istiyorum.

 

“Bu mısrayı konserlerimde okuyorum”

Dolabımda çocukken bir şiir vardı: “Yurdunu sevmeliymiş insan, öyle diyor hep babam, benim yurdum ikiye bölünmüş ortasından, hangi yarısını sevmeli insan”

Bu mısrayı konserlerimde de okuyorum. Eminim ki silkinip kendimize gelerek daha güzel günlere gideceğiz.

 

“Umudu kaybetmemek lazım”

Sizce Kıbrıs konusunda yakın gelecekte bir umut var mı?

Her zaman umudumu korudum. Her şeyin kolay olmayacağını bilenlerdendim. Referandum sürecinde de her şeyin çok kolay çözülmeyeceğini biliyordum. En azından çözüm adına isteğimizi ortaya koyup dünyaya bir farkındalık gösterdiğimiz için mutluyum. İnsanlar kısa sürede olmayacağının farkında olmaları lazım ve umutlarını kaybetmemeleri lazım.

 

“40 yıllık sorunu 6 ayda çözemezsiniz”

Bu iki ay içerisinde çözülecek bir sorun değildir. Umudunuzu koruyacaksınız, inadına sebat edeceksiniz. Zorluklar önümüze elbette ki karşımıza çıkacaktır. 40 yıldır ilgilenmediğiniz bir sorunu 6 ayda çözemezsiniz. Masaya otururken iki tarafın da çözüme niyeti olması lazım. Sadece gidip gelip yemek yemekle olacak iş değildir. Kararlı bir şekilde o masaya oturarak çocuklarımız için, gelecek nesiller için bu sıkıntıyı aşmamız lazım.

 

“Ben çözüme inanıyorum”

Ben çözüm olacağına inanıyorum. Olmak da zorundadır zaten başka çaremiz yoktur. Diğer türlü bir şeyler hep eksik kalacak. Hep bir sıkıntı söz konusu olacak. Tamamen sorunları aşmak istiyorsanız temiz bir sayfa açarak, önünüzdeki sıkıntıları aşacaksınız ve geleceği inşa edeceksiniz.

 

“İktidar halkına kulak vermeli”

Türkiye’de bugün yaşananlar umut veriyor mu size?

Zaten dünya ayaklandı, Türkiye ayaklandı. İnsanların tehlikeleri görüp birbirlerine destek vermesi kendi kendine örgütlenmesi aslında umut veriyor. Birlikte kendi ülkeleri için kendi gelecekleri için gelecek nesiller için toplanıp hareket ediyor olmaları büyük ümit veriyor. Yönetimin sergilediği tutum da insanın inancını kırıyor moralini bozuyor. Yönetim kademesi de umarım ki en kısa zamanda uzlaşıcı bir yapıyla bu sıkıntılarını dinlemeye başlar ve halkının ne dediğine de kulak tıkamak yerine açabilir. Dünya zaten çalkalandı. Ümit ediyorum ki en yakın zamanda biraz daha sağduyulu kişiler halkı dinlemeye başlar.

 

Bir politikacı kızı olmak nasıl bir duygu?

Keyifli bir şey. Evde küçüklüğümüzden beri ufak bir demokrasi örneğini sergiliyoruz. Mesela kardeşim de ben de hiçbir zaman ailemiz söyledi diye bir şey yapmadık. Kendi kararlarımızı sebep sonuç ilişkisi kurarak hep kendimiz verebildik. Katılmadığımız durumlarda da anne ve babamıza ben buna katılmıyorum diyebilme hakkına da sahip olduk. Demokrasi bizde aile içinde başladı. Babamın ülkesine, vatanına hizmet eden ve bu konuda gerçekten gayret sarf edip bir şeyler yapmaya çalıştığını görüyorum. Onun gibi insanların politikada yer alması gerekiyor. Biz şanslıyız ki bizi yetiştirirken bize yol gösterdi. Topluma da ışık tutması açısından onun Meclis’te olması önemli.

 

“Fanatik olmasam da Galatasaraylıyım”

Sporla ilgileniyor musunuz?

Küçüklüğümde sporun her dalıyla ilgilendim. Ancak ortaokula başladığımda keman da çaldığım için, öğretmenim ellerime zarar gelmemesi için “Müzik mi spor mu seç” dedi. Bir müddet atletizme devam ettim ondan sonra benim gönlümde müzik yatıyor diyerek müziği seçtim.

Çok fanatik olmasam da Galatasaraylıyım. Tabii kendi bölge takımlarımızdan da Yeniboğaziçi’ni, Mağusa Türk Gücü’nü, Dumlupınar’ı destekliyorum. Kendi ülkemizin takımlarına destek vermemiz lazım. Ben tenis hayranıyım. İstanbul’da düzenlenen bayanlar tenis şampiyonasına gitmeyi planlıyorum.

 

“Büyük onur ve deneyim”

Zülfü Livaneli ile aynı sahneyi paylaştınız. Dünyaca ünlü sanatçılarla aynı sahnede yer almış bir sanatçı olmak nasıl bir duygu?

Her şeyden önce o insanlarla aynı sahnede yer almak çok büyük bir onur. Çünkü o insanlar küçüklüğümüzden beri dinlediğimiz, yalnızca müzikleriyle değil duruşlarıyla da, dünyaya bakış açılarıyla, dünya görüşleriyle de örnek aldığımız insanlar. Onlarla aynı havayı solumak, sahnede neler yaptıklarını yakından gözlemleyebilmek muhakkak ki iş hayatınıza da kendi duruşunuza da bir şeyler katıyor. Mesela sevgili Livaneli ile 3 konser yaptık ve devam edeceğiz. Tabii ki biraz daha titiz ve özenli olmanızı sağlıyor. Kendi sanat yaşamınızda da uygulamaya çalışıyorsunuz. İnsanlarla nasıl ilişki kurduklarını ve gerçek sanatçının nasıl olması gerektiğini birinci elden deneyimliyorsunuz.

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ