18 Ekim 2017 Çarşamba
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Ülkemizi yeterince SEVMİYORUZ”
18 Nisan 2011 Pazartesi 15:28

“Ülkemizi yeterince SEVMİYORUZ”

Yeşil Barış Hareketi Başkanı Doğan Sahir, satır aralarında kalan çevre sorunlarını Haberdar’a anlattı...

Simge ÇERKEZOĞLU

 

Ülke gündemine bakıldığında çevre konusu hep ikinci planda kalmakta ve süregelen hayatta küçük bir detay olamaktan öteye gidememktedir. Bu doğrultuda halkı bilgilendirmede eksiklikler yaşanırken çevresel kayıpların azalabilmesi yönünde yeterince çaba gösterilmemektedir. Oysa tek bir kişinin bile çevre konusunda gösterdiği mücadele; büyük kitlelere ulaşarak güzel günlere yönelik bir adım olabilir.

 

Haberdar gazetesi olarak çevreye dair satır arasında kalmış pek çok konuyu Yeşil Barış Hareketi Başkanı, mimar Doğan Sahir’le konuşup yeniden gündeme taşıdık.

 

Öncelikle son günlerde en çok tartışılan konuyu Girne’ye yapılması planlanan gökdelenlerden ve neden bu projeye karşı olduğunuzdan konuşalım;

 

Bu tip yüksek binalar kentlerin fonksiyonlarını ciddi bie şekilde değiştirip, şekillendirerek olumsuz sonuçlar yaratmaktadır. Eğer gerçekten bir ihtiyaç varsa bu şekilde kitlesel baskılara maruz kalmamak için önceden planlanarak bu şekilde bir yapılanmaya girmek lazım. Ancak özellikle Girne’de Beyaz Bölge’de bu şekilde bir yapıya gerek fiziki gerekse de fonksyonel olarak gereksinim olmadığı gibi her türli alt yapının; su, elektirik ve kanalizasyon tamamen atıl hale gelerek yeniden yatırıma gidilmesi sonucunu da beraberinde getirecektir. Tüm bu çalışmalar şehirdeki yaşam kalitesini bozarak, herşeyin yeniden inşa edilmesine sebeb olacaktır. Girne Akdeniz’de önemli bie liman kentidir. Tarihsel olarak St. Hilarion Kalesi, Bella Pais Manastırı ve Girne Kalesi ile birçok farklı dönemlerden tarihi içinde barındırmaktadır. Oysa Girne’ye ‘prestij’ diye getirilmeye çalışılan bu gökdelenler şehrin karakterini tamamen zedeleyip varolan kalite ve şöhretine de büyük zararlar verecektir. Binaların hava akımında yaratacakları değişiklikler de iklimsel olarak yaşam standartlarını da olumsuz etkileyecektir. O nedenle söz konusu projeye karşıyız ve sonuna kadar mücadele atmeye devan edecegiz.

 

 

“Çevre konusunun parti,

millet ya da dini yoktur”

 

UBP hükümetinin çevre politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Ulusal Birlik Partisi hükümeti seçim bildirilerinde çevre konusuna hiç yer vermedi. ‘Bireyselliğin herşeyin önünde tutulacağı’ ifadesi de kamusal bakışın ve ülkesel değerleri ikinci plana itildiğinin ifadesidir. Emirnamelerin kalkacak olması seçim bildirilerinde de yayınlanmıştı. Oysa neredeyse 25 yıl geçiken kentsel ve bölgesel değişiklik planlarının bir an önce hayata geçmesi ve değişikliklerin bu planlar doğrultusunda hayat bulması bekleniyordu. Enerji konusuna gelince ise halen yenilenebilir enerji konusunda herhangi bir çalışma bulunmamktadır. Tarımsal faaliyetlere baktığımızda orman arazileri yetersiz olmasına rağmen başka maksatlarla kullanılarak olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. Kuşkusuz hedefimiz partiler değildir. Çevre konusunun parti, millet, din ya da ülke sınırı yoktur. Doğrunun yanında yanlışların karşısında durmak Yeşil Barış hareketinin misyonudur.

 

“Yeşil alan yoksunluğu

sıcaklığı etkiliyor”

 

Lefkoşa’daki Cumhuriyet Parkı’na bina inşaa edilmesine karşı olduğunuzu biliyoruz. Nedenlerini birkez daha açıklar mısınız?

 

Yeşil alan olarak planı olan tek şehrimiz Lefkoşa’da Cumhuriyet Parkı adeta akciğer görevi görmektedir. 1980’li yıllardan bu yana bu alanın yeşil alan olabilmesi için büyük mücadeleler verdik. Yeşil Barış Hareketi olarak yöre halkı ve bazı siyasi partilerin desteği ile eylemlere katıldık. O günden bugüne betonlaşmayı durdurmayı başardık. Tıp Fakültesi yapılmaküzereyken kurtarıp, Lefkoşa kentine nadir olan bir alan kazandırdık. %30 yeşil alana sahip kentlerede aynı gün içinde yapılan sıcaklık ölçümlerinde yedi dereceye çıkabilen sıcaklık farkı hissedilmektedir. Yazın Lefkoşa’da sıcaklığın 44 dereceye kadar çıkma yeşil alan yoksunluğudur. Dolayısı ile son günlerde parkın küçültülüp betonlaştırılması gündeme gelince tepkimiz büyük oldu. Başkentte tek sorun bu park değil. Yeşil alan olarak belirlenen hiçbir yer bu şekilde kalmadı. Büyük yeşil alanlar otopark yapılarak betonlaştırılmış, ya da gecekondu tipi binalar yapılarak çarpık kentleşmeye ortam yaratılmıştır. Üstelik bu yönelişler yerel yönetimler tarafından da destek görmüştür. Bu hem yasalara hem de anayasaya aykırıdır. Yeşil alan olmayışının diğer bir önemli sonucu sosyal paylaşımın azalmasını ve toplumsal ayrışmanın yaşanmasıdır.

 

“Su problemi olan

ülkeye büyük zarar”

 

Halkın bireysel olarak yeşillendirme çabalarına ne diyorsunuz?

İnsanlar kendi özel alanlarını yeşilendirerek katkı yapmaya çalışıyorlar. Ancak su problemi olan ülkede daha büyük zarar veriyorlar. Bir metrekarelik bir çim alan için 4-7 ton arasında suya ihtiyaç vardır. Bu küçük örnek bile kaynakları nasıl israf ettiğimizin kanıtıdır. Bunun yanında bu bitkileri yetiştirmek için kullandığımız kimyasallar da yağmur suları ile doğaya karışarak ciddi zararlara yol açmaktadır. İklim şartlarına uygun bitkiler ve fazla su istemeyen bitkiler yetiştirmek daha doğru bir tercih olacaktır.

 

 

Mersin Akkuyu’ya kurulması planlanan nükleer santral ile ilgili düşünceleriniz nelerdir? Türkiye’deki çevre örgütleri ile görüş alışverisindebulunuyor musunuz?

 

90’lı yılların başından beri Mersin’de kurulması planlanan santrale toplumsal tepkiler var. Yeşil Barış Hareketi Türkiye’de Doğu Akdeniz Çevre Platformu (DAÇE) ve üst kuruluşlar ile eylemlere katılmış ve destek olmuş ve bu tip yatırımların sakıncalarına dikkat çekmeye çalışmıştır. Son Japonya felaketinin ardından da zaten nükleer santralerin sakıncaları bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Sadece insan hayatını değil çevresindeki bölgeleri her açıdan olumsuz etkileyen bu santrallerin yaratacağı sonuçlar maalesef ülkemiz tarafından yeterince tepkiyle karşılanmamıştır. Adayı birinci derecede etkileyebilecek olan bu tehlike herşeyi tamamen yok edebilecek boyutlardadır.

 

“Bizler ülkemizi yeterince sevmiyoruz”

 

Çevre konusundan bahsedip de Beşparmak dağlarından bahsetmemek olmaz. Bunun önüne geçilemeyecek mi?

 

Beşparmaklar milyonlarca yılda oluşmuş, ülkemizin en zengin floraya sahip endemiklerinin olduğu dağlarıdır. Ne yazık ki birkaç saniyede dinamitlenerek tahrip edilmeye devam ediliyor. Çok özenilerek yapılıyor iddilaraına rağmen bu konuda bir olumlu adım gözlemlemek mümkün değil. Çünkü tahrip edilen doğal alanları yerine koymak zaten mümkün değil ve güçümüzün ötesindedir. Çok asgariye indirilmesi gereken bu faaliyet para hırsı ve bireysel kazançlar uğruna feda edilmektedir.

 

 

Yetkililerin bu konudaki savunması ‘ihtiyacın bir noktada karşılanmasını sağlamak durumundayız’ yönünde oluyor. Sizce ihtiyacımız bitecek mi?

 

Aslında ülkenin ihtiyaçlarından çok elde edilen kum ve çakıl Orta Doğu ve Güney Kıbrıs’a ihraç edilmek maksadı ile kullanılıyor ve tahribatlar bu sebeble sürüyor. Bu ülkeler kandi dağlarını delmek yerine bizden alırken bizler ülkemizi yeterince sevmiyoruz. Para için herşeyi satabiliyor ve çocuklarımızın geleceğini hiçe sayıyoruz. Adalarda dogal kaynakların ve rezervlerin çok sınırlı olduğu gerçeğinden hareket ederek bu tür kaynakların özenle korunması ve zorunlu hallerde sadece kendi gereksinimlerimizi karşılamak için dikkatlice kullnılması düşünülmelidir. Ülkemizde ise bunun tersini görmek çok acı vericidir.

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ