19 Ağustos 2017 Cumartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Toplum olarak dibe vurmalıyız”
08 Temmuz 2013 Pazartesi 09:50

“Toplum olarak dibe vurmalıyız”

Sohbetlerimizin bu haftaki konuğu genç, dinamik pırıl pırıl bir tiyatro sanatçısı. Toplumuyla barışık, yaşadıklarını kabullenmeyen, hedefleri ve söyleyecek çok sözü olan bir sanatçı Hatice Tezcan

İsmet özgüren

Fotoğraflar: Onur Evrensel

Sohbetlerimizin bu haftaki konuğu genç, dinamik pırıl pırıl bir tiyatro sanatçısı. Toplumuyla barışık, yaşadıklarını kabullenmeyen, hedefleri ve söyleyecek çok sözü olan bir sanatçı Hatice Tezcan. Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nda yakaladığı çıkışı yüreğindeki insan sevgisiyle katlayıp Sosyal Sorumluluk Projelerine de başarıyla imza atacak kadar hem yüreği hem de enerjisi olan bir sanatçı Hatice Tezcan. Hatice Tezcan’la o yoğun iş temposu içinde yaptık söyleşimizi. Yüzündeki tebessüm, yüreğindeki enerji adete bir şelale coşkusuyla bize de aktı. Tezcan ve bu ülkenin aydın insanları sayesinde  yarınlarımız adına hem umutlandık hem de gururlandık.

 

“Toplumu ateşlemek lazım”

Yoğun bir tempo içerisindesiniz?

Yoğun bir tempo içerisindeyim. Tam tiyatro sezonu bitti derken bir sürü iş çıktı ama bunlarla uğraşmak çok zevkli.

 

SOS yararına yapılan gece çok başarılı geçti. Kendi ülke koşullarımıza baktığımız zaman büyük bir başarı elde ettiniz.

Fazlasıyla işin içerisinde olduğumuz için o gece çok fazla fark edemedim. Çok enerjik bir program oldu başından sonuna kadar izledik diye güzel tepkiler aldık. 3 saat gibi bir sürede neredeyse 52 bin TL para toplandı.

 

Demek ki toplum istese böyle şeyler yapabiliyor

Toplumu ateşlemek lazım böyle konularda. Biraz tutuk bir milletiz, konuşamayız, kendimizi ifade edemeyiz. Sırf bu yüzden canlı yayında telefonla arayamayan çok insan var. Aman adım duyulacak, aman sesim duyulacak diye çekinen çok insan var. İsteyip de aramayan çok insan var.

 

“İncir Çekirdeği’nden kimseye söz etmedim”

Güzel bir televizyon deneyimi yaşadınız. Bir televizyoncu olarak çok beğendim.

Mesleğim gereği tiyatro sanatçısı olarak birçok programa konuk olarak davet edildim. Yaptığım işten ve oyunlardan bahsettim ve süreklilik arzeden bir şey olmadı. Cemal Yıldırım böyle bir şey teklif ettiğinde ilk tepkim yapamam oldu. Bir de inanmayacaksınız ama benim sosyal fobim var. İnsan karşısına çıkıp konuşmak fobim var. Tiyatroda mesela ben kendim değilim. Tiyatroda bir karakteri canlandırıyorsunuz. Bir maskeniz var. Başlardan yapamayacağım dedim ve sonra denerim dedim.

 6’ncı programı çektik. İlk günden bugüne kadar olan farkı görüyorum. Yavaş yavaş sevmeye başladım. İtiraf ediyorum ki ilk başta sevemedim. Sevemediğim için de ne sosyal paylaşım sitelerinde, ne yakın çevremde olumsuz tepki alırım biri izler beğenmez diye hiç reklamını yapmadım.

 

Siz sahnede bir markasınız. Belli bir duruşunuz var isminiz var toplumda. Televizyon karşısına çıkmak risk midir? Gerçi çok güzel tuttu ama tam tersi de olabilirdi.

İçten içe ben o riski göz önünde bulundurarak insanlara haber vermedim. Neredeyse tiyatrodaki arkadaşlarıma bile haber vermeden sadece çok yakınımdakiler şahit olanlar gördü. Bana sorduklarında televizyonda program yapıyormuşsun diye, ben de sizden sakladığım için değil sadece kendime güvenemediğim için bu işin reklamını yapamadım bütün mesele bu. Ben yaptığım işten çok övünürüm. İçinde bulunduğum işleri her zaman desteklerim. Gerek kendi yönettiğim, gerekse arkadaşlarımın yönettiği projelerde reklamını yapıp bundan söz etmek benim için büyük bir zevktir.

 

Benim gözlemlediğim çok rahat bir performans var ve kendinizi oynuyorsunuz orada…

Programın içinde de ben kelimesini sıklıkla kullanırım. Samimi bir şey olmasını istiyorum çünkü ben özel hayatımda da samimiyetten yanayım. Çıkıp da olmadığım biriymiş gibi sahte sahte gülümsemelerle bir program yapamazdım zaten.

 

Sizseniz seyirci sizi kabul eder. Sanırım bu noktada sahneye benzer yönleri de var. Her tiyatro sanatçısı bir star olamaz. Televizyonun da böyle bir şey olduğunu düşünüyorum.

Sahneden teknikleri farklı başka bir platform var televizyonda. Ben açıkçası bu işi eğlenmek için yapıyorum. Haftanın bir gününü bu çekimlere ayırmak farklı insanlarla sohbet etmek hem bu yazın eğlencesi oldu hem de benim için farklı bir deneyim oldu.

 

İnşallah devamı gelir. Toplumun içi boş değil de dolu ve doğru şeyleri alması gerektiğini düşünenlerdenim çünkü onlar sizin gibi bir sanatçı oraya çıktığında toplumu doğru olarak bilgilendirilmeli…

İncir Çekirdeği programında genelde alanında uzman kişilerle röportajlar yaptık. Kişisel olarak da konuştuk. Örneğin SOS Geliştirme Sorumlusu Cemil Hafız ile bir program yaptık. Genel bir kavram üzerine SOS Çocuk evleri üzerine, hayır kurumları üzerine konuştuk ama Cemil beyin nasıl bir baba olduğunu da, çocuğa nasıl yaklaştığını da, çocuk onun için ne ifade eder diye de sordum. Dolayısıyla böyle oturalım da siyasi bir haber yapalım değil. Beni birgün ısrarla bir radyo programına davet ettiler. Belli ki benim hakkımda hiçbirşey bilmiyor çünkü o dönemde benim yeni doğum yaptığım bir döneme denk geldi ve gittiğimde bugünlerde neler yapıyorsunuz gibi bir soru sordu.

 

“Dibe vurmayı bekliyoruz”

Bir sanatçı duyarlılığıyla, sahnede toplumun yaşadıklarını mizahi yönle anlatan birisi olarak nedir KKTC’nin bugün yaşadığı durum?

En son yaptığımız iş Kabare Kıbrıs 6 ay kapalı gişe oynadık. Girne’de neredeyse 2 bin kişi amfi tiyatroda izledi. Oyundan çıkıp da söyleşi yaptığımız seyirci güldük ama utandık da yaşadıklarımıza diyor. Orada konuların o kadar üstüne gittik ki o kadar gerçek şeyleri gösterdik ki insanlar diyor ki güldüm ama güldüğüm için kendimden utandım. Yabancı bir arkadaşımız izledi ve yanındakilere dönüp utandınız mı diye sordu. Evet utanıyoruz ama benim en çok eleştirdiğim konu herkes çok konuşuyor ama kimse elini taşın altına sokmak istemiyor.

 

Toplum içine mi kapandı? Bir yılgınlık umursamazlık ortamı mı var toplumda?

Bir umursamazlık söz konusu. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın durumu söz konusu. O patlama noktasını, dibe vurma noktasını bekliyoruz. Gerçekten bizim toplum olarak dibe vurmamız gerekiyor. Daha inmedik demek ki. Çıkamadığımıza göre daha inmedik onu görebiliyoruz. Herkes konuşuyor şikayet ediyor ama dene bakalım koy elini taşın altına. Herkes torpilden şikayet eder ama hayatında torpil yaptırmayan kimse yoktur.

 

Sanatçı duyarlıdır, isyankardır… Bir annesiniz bu ülkeyi terk etmek gibi bir niyetiniz var mı?

Öyle bir niyetim olmadı. 17 yaşındayken Ankara’ya okumaya gittiğimde de niyetim geri dönmekti. Hiçbir zaman da geleceğimi başka bir ülkede görmedim. Çok uzun vadeli planlar yapan biri değilim. Mesela emekliliğimi göremiyorum 10 sene sonra neredeyim, hangi işi yapıyorum göremiyorum. Ama biliyorum ki ben bu topraklarda üretmeye devam edeceğim buna eminim.

 

Bu da ekstra bir rahatsızlık yaratıyor mu?

Kesinlikle yaratıyor. Tiyatro sanatı bir aracı olma sanatıdır. Çünkü bir metne hayat verip ortaya bir şey koyuyoruz. Ben sonuçta ressam değilim tek başıma çalışıp da bu düzene isyan edebileyim. Ya da bir roman yazarı değilim isyan edebileyim. Ben bir şeye aracılık yapıyorum ve canlandırıyorum. Ete kemiğe büründürüyorum onu sahnede. Zaten Lefkoşa Türk Belediye Tiyatrosunun böyle bir misyonu var. Toplumcu gerçekçi bir tiyatro. Benim doğduğum yıl olan 1980’de kuruldu ve 33 yıldır da bunun için uğraşıyor. Bir şekilde bir şey söylüyoruz, bir kıvılcım yakıyoruz, birini uyandırıyoruz. O da çok önemli. Evet 109 kişilik küçücük bir salonumuz var ve 109 kişinin aynı anda aydınlanmasını bekleyemeyiz. Ama en azından bir kişi, evine gidip yastığı başına koyduğunda düşündürebilmek çok önemli. Zaten tiyatronun kazanılmış bir izleyici kitlesi var.

 

“Sandığa gidip görevimi yapacağım”

Bugünlerde konuşulan sandığa gidilsin mi gidilmesin mi? Hatice Tezcan hangi pencereden bakıyor siyasete? Toplumun sizlerden alacağı mesajlar önemli insanlar ne yapmalı?

Ben hiçbir şekilde reddetmiyorum. Çünkü derya içinde yaşayıp da deryaya girmeyen bir balık gibi oluruz. Ben bu toplumda yaşıyorsam ve birileri bana hizmet etmek için bir mevkiye gelmek istiyorsa bunu reddedemem. Ben çadırda, elektriksiz, susuz, eğitimsiz yaşamıyorum sonuçta. Bir dağ başında yaşasaydım keyfimi bozmazdım ve sandığa gitmezdim. Eleştirip de oturanlardan olmayacağım. Sabah erken saatlerde sandığa giderek vatandaşlık görevimi yerine getireceğim.

 

Önceki Meclis’te yer alan milletvekillerimizin büyük bir çoğu yeniden aday buna ne diyorsunuz?

Aç gözlülükten başka bir şey değil. Bu aç gözlülüktür. Bu büyük bir egoya sahip olmak demektir. Birazcık ta kendinizi dev aynasında görmeyin. Çünkü o dev aynası size gerçeği göstermiyor. Başarıp başaramadıklarınızı ve ne verdiğinizi görün. Çünkü hizmet için oradasınız. Onlar gelip geçicidir. Halk olduğu yerde duruyor. Halkın iradesini göstermesi lazım o noktada.

 

“Kadınlar bile kadınlara engel”

Bir Pazar günü Meclis’te bir milletvekili elindeki dolarlarla Meclis kürsüsünde rüşvet aldığını iddia etti. O kareyi gördüğünüzde duygularınız neydi ne hissettiniz?

Bana o gün o miktar az geldi gibime geldi. Bunlar hep bir oyununun parçası gibi görünüyor dışarıdan. Kimse kimseyi ahmak yerine koymasın ve kandırmaya çalışmasın. Komik hala düşüyoruz bunları yapınca. Bunlarla bir şey kazanmıyoruz, bir başarı elde etmiyoruz. Siyaset böyle değildir.

 

Geçici bir süre kadın Başbakanımız olması ve teknokrat hükümet hakkında neler düşünüyorsunuz?

Dışarıda duyduğum kadarıyla insanlarda hep bu şekilde devam etse gibi bir düşünce var. Sanki yıllardır yapılamayan çalışmaların kısa sürede yapılması gayet iyi görünüyor. Bence herhangibir şekilde bağımsız hareket edebilme yeteneğini gösteriyor bana. Biri sizin arkanızda durup da şunu yap bunu yap, bu koltukta oturmak için şu hamleyi yap diye yönetmiyordur. Tabii işin içeriğini bilemiyorum ama ben buradan baktığım zaman düzgün bir şey görüyorum. Umarım değişim iyi yönde olur.

 

Parlemantoda kadın sayısının artması, ülkede bir şeyleri değiştirebilecek bir unsur mudur?

İlla kadın olacak deyip de başka bir şeye dönüşmesi kimseyi tatmin etmez. Biz bu kadın erkek eşitliği konusunda henüz emekleme konumundayız. Henüz bir başarı sağladığımızı söyleyemeyiz. Bizde kadın annedir, öğretmendir, mesai çalışan kişidir, evi yönetecektir ve başka bir şeye karışmayacaktır. Aday olan eşine kravatını ve mendili takıp televizyona gönderecektir. Hala bu pencereden baktığımız için kadınlar bile kadınlara engel oluyor. Eşitlik eşitlik diye çırpınıyoruz ama daha yolun başındayız.

 

“Oğlumu Londra sahnesinde hayal ediyorum”

Genç dinamik bir tiyatro sanatçısı ve aynı zamanda bir annesiniz… Zor mu?

Oğlum 4 yaşına giriyor. Sahne standart bir hayat ve memuriyet hayatı değil. Ama insan alışıyor. Çocuklar özellikle çok rahat uyum sağlıyor. Mesela benim oğlum hiçbir zaman arkamdan ağlamıyor annecim ben işe gidiyorum dediğimde. Beni hiç izlemedi ama bebekliğimden beri benim yönettiğim çocuk oyunlarını izledi. Tiyatroyla haşır neşir oldu.

 

Çocuğunuz tiyatroya yetenekli mi?

Kargaya yavrusu tatlı gelirmiş. Baktığım zaman benim çocuğum da dünyanın en yetenekli ve tatlı çocuğu.

 

Peki siz o yolda yürümesini istiyor musunuz?

Bir sahne sanatıyla uğraşmasını çok isterim. Müzisyen olmasını, kompozitör olmasını çok isterim. Öyle bir şey hayal ediyorum. Kendimi hep böyle Londra’da bir konser salonunun en ön sırasında şapkamla, çığlık kıyamet oğlumu alkışladığımı hayal ediyorum.

 

Peki neden tiyatro?

Tiyatronun okulunun olduğunu bilmediğim zamanlarda bile tiyatroyu istiyordum. Bu heralde bir 20 küsür sene önceydi. Yani çeyrek asır önce oyuncu olmak istiyordum. Büyüyünce ne olacağım diye kitaplarımız vardı. Ben o kitapları hala saklarım oyuncu ve rejisörü daire içine almışım. Bu bahsettiğim ilkokul 1 veya 2’nci sınıf. Evde sürekli oyunlar oynardım. Evde annemle baş başa yaşıyorduk ve her gece süslenip, topuklu ayakkabıları giyip, makyaj yapıp kapıyı çalardım ve her gece başkası olarak eve girerdim. Çok severdim oyun oynamayı her çocuk gibi. Büyüyünce de oyun oynamaya devam etmek istedim sadece. Şu anda oynuyorum ve üstelik para bile veriyorlar.

“Tiyatroda benim ilk öğrendiğim kelime meşakat”

 

Zor değil mi?

Gerçekten çok zor. Meşakat benim öğrendiğim ilk kelimelerden birisidir. 1994 yılında Gençlik Tiyatrosu’nda çalışmaya başladım. O zaman görüyorsunuz ki tiyatro uğruna bir şeylerden vazgeçmek gerekiyor. Mesela çalışmalar var diye bir arkadaşınızın doğum günü partisine gidemezsiniz. Eğer o partiye gitmeyi tercih ederseniz orada görev alamayacaksınız. Böyle bir seçim konuyor önünüze. Daha sonra bunu ciddiye aldıkça bu seçtiğin şeyle ilgili okuman gerekiyor. Bununla ilgili okuyabilecek misin? Okuyamazsan gene o işin bir parçası olamazsın. Şunu da zaman zaman sorguluyorum. Tiyatro oyuncuların hayatında bir numara ve en başta. Eşiniz doğum yapar siz sahnedesiniz. Evlenirsiniz üç saat sonra provadasınız. Bunun örnekleri olduğu için söylüyorum. Balayına gidemezsiniz. Kafanıza göre çocuk doğuramazsınız. Yani etik olarak tabi ki insan olarak tabi ki vardır. Bir oyuncu bunu yapamaz, yapmaz. İşte meşakatli olma durumu burada başlıyor. Mesela bir bayramda tatil programı yapamazsınız. Mutlaka bir oyun ya da prova vardır. Mesela Osman Alkaş babasını kaybetti o akşam oyuna çıktı, üstelik komedi oyunu oynadı. Bunları insani midir diye sorguluyoruz. Mesela bir doktor beyin cerrahı babasını kaybettiği gün ameliyata girer mi? İnsan kurtarma açısından hekimlikten daha öte bir meslek yoktur. Ancak tiyatro daha katı olabiliyor zaman zaman. Hayatta bir numara olabiliyor. Yine bir arkadaşımız hiçbir doğum gününde çocuğunun yanında olamadı. Çünkü biz her sene çocuk oyunları festivaline gittik. Düşünün siz başka çocuklara hizmet etmek için, onları gülümsetebilmek, onların ufuklarını açmak için bir yerdesiniz ama çocuğunuz sizden ayrı doğum günü kutluyor.

 

Kaç yıldır bu sahne tozuyla haşır neşirsiniz?

Neredeyse 20 yıldır Lefkoşa Belediye Tiyatrosunun içindeyim. Özellikle Gençlik Tiyatrosu çok önemli bir okul. Profesyonel olarak tiyatroda 12’nci yılım. Çünkü Lefkoşa Belediye Tiyatrosunun gençlik ekibi sadece oyuncu yetiştirmiyor. Aynı zamanda iyi birer birey, iyi birer seyirci, iyi birer kendini ifade edebilen genç nesil yetiştiriyor. Geçenlerde İncir Çekirdeği programını LTB Tiyatrosunun Gençlik ekibiyle yaptım. Yaklaşık 18 kişilik bir ekipti. O kadar pırıl pırıl gençler o kadar inançlıydılar ki… onları gördüğüm zaman tüylerim diken diken oldu. Provalarını izlediğim de benim görmek istediğim, şahit olmak istediğim gençlik budur dedim. Onlarla konuştuğum zaman provaya çok uzun süreler ayırmışlar. Evdeki tepkiyi anne babalarının tepkisini sordum. Bir amacınız var, evet ben tiyatroya gidiyorum ve sorumluluklarımın bilincindeyim. Fark etmeye başladım ki hayat yiyip içip gezmek tozmak, faces book’ta çetleşmek değil başka bir şeyi keşfettim. Ve amaç oluyor çocuklar için. Ben oyuncu olmak istiyorum diyor. Oyuncu olmak için liseden düzgün bir dereceyle mezun olmak gerekir ve diyor ki demek ki çalışmam lazım. Bu okullar 1000 kişinin arasından 10 kişinin seçildiği okullar. O zaman diyor ki ‘demek ki entelektüel düzeyimi de geliştirmem lazım’. O zaman da kitaba sarılıyor ve bir şekilde donanıyor. Dikkat ederseniz hayatta amacı olan insanlar bir yere gelebiliyor.

 

“Her şeyi devletten beklemiyorum”

Sizler bu noktada bu kadar sorumlu davranıyorken, devletin bu noktada yeterince yatırım yaptığına şahit oldunuz mu ve beklentiniz ne?

Şahit olmadık. Ancak benim her şeyi devlet yapsın diye de bir beklentim yok. O zaman göbekten bağlı olursunuz. Biraz da bu işlerin bağımsız yürütülmesi gerektiğine inanıyorum. Eğer devlet her şeyi himayesi altına alırsa o zaman her şeyi kontrol edebilir ve hükmeder. Ben böyle bir şey yaşamak istemiyorum. Varsın bağımsız olayım eğer maddiyatsa daha az para kazanayım ama bana hükmedesin. Ben içimdekini daha rahat bir biçimde söyleyebileyim ve karşı durabileyim. Onun egemenliği altında bir şeye girersem benim için kabul edilmez bir durumdur.Fakat eğitim konusunda daha aktif davranılabilir. Mesela bir dramanın okullara girmesi, sanat olaylarının sadece sosyal sorumluluk projelerinin kapsamında olmaması gerekir. Çocukların daha çok iç içe vakit geçirmeleri gerekir. Mesela çocuklarımıza kitap okuyun diyoruz ama evde kitap okumuyoruz. Bunun sorumluluğunu kim alacak. Devletin eğitim konusunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekir. Tam bir eğitim olması gerekir. Saat 2’den sonraya drama bilgisi koyup çocukların sanat yönünün gelişmesine önem vermeliyiz. Sadece resimden ya da tiyatrodan bahsetmiyorum. El sanatlarından da bahsediyorum.

Biz takıntılı bir şekilde bütün çocuklarımızı üniversiteye gönderelim diyoruz ama ben bir tane marangoz bulamıyorum. Ara elaman sıkıntısı var. Çocuğun yeteneği olsa bile engelleniyor. Üniversitede oku da bir torpil buluruz memur olursun bakanlıkta bir yere gelirsin mantığıyla hareket ediliyor. Halbuki o çocuk belki de Kıbrıs’ın en başarılı marangozu olacak ve büyük işler yapacak. Buna engel oluyoruz. Parasız kalma konusu mu bilemiyorum ama bu ara eleman konusunda biraz takıntılıyız.

Halbuki ne yapacaksa iyi yapsın. Ben kendi oğlum için Londra’da konser versin diyorum ama mutlu olacaksa yapsın, beni mutlu etmek için yapmasın. Makinist de olabilir, sadece yorulduğu için endişe duyabilirim başka hiçbir şey için endişe duymam. O yüzden bir şeyi seçerken kimin için istiyoruz sorusu çok önemli. Toplumdaki çocuk konusunu çok önemsiyorum. Sırf kendi egomuzu tatmin etmek için çocukları kullanmayalım. En çok beni yaralayan rahatsız eden çocukları kullanma meselesi.

 

O söylediğiniz istismara girer aslında.

Kesinlikle istismara girer. Her çocuk da kendi anne babasına karşı yeterince açık olmayabilir. Benim anne babam evde kitap okumuyorsa okul ortamı bunu bana aşılamalı. O eğitimi orada almalıyım. Düzgün insan olabilme kriterleri için okul yeterli olabilmeli. Öyle bir eğitim sistemi hayal ediyorum. Yemesinden içmesinden, çocuğa kazandıracağı özgüvenden, bir sanat eserini nasıl yorumlaması gerektiğinden bir bilimsel araştırmanın nasıl yapılması gerektiğini öğretmeli. Çocuklarımız tek başına ödev yapmasını bilmiyor. Ben kendi çocuğumu kuzum diye severim ve Deniz Çakır arkadaşım büyüyünce koyun olmasın da diyor.

 

Eğitim adası diye övünüyoruz. Tek tip, yarış atı çocuklar yetiştiriyoruz.

Mezun adasıyız sadece. Çocuk 16 yaşına geldiği zaman ilerisi ile ilgili planını soruyorsunuz ve bilmem diyor. Bir sürü okul gördün ve iki sene sonra hayata atılacaksın nasıl bilmiyorsun. Tamam hiçbir şey için geç değil, belli bir yaştan sonra okul da değiştirilebilir meslek de mutlaka var. Ama o kadar şanslı olamayabiliriz.

 

“Giderek eksilmeye başladık”

Ambargolar, baskılar, izolasyonlar altında bir toplumda sanatçı olarak ah keşke bu sorunlar çözülseydi ve dünya vatandaşı olsaydık dediğiniz oluyor mu?

Bu çok ideal bir şey. Söyleyince gözlerimiz pırıl pırıl oluyor. Ama hazır mıyız biz buna? O alt yapımız var mı? Bence giderek eksilmeye başladık. Biraz da bunun arkasına sığınıyoruz gibi geliyor. Her şeyin bir anda düzeldiğini düşünün çok merak ediyorum neler olacak. Kim neler yapmak için adım atacak. Yoksa biz bir şey yapamayız diye mi kalacağız. Tamam herkesin ideali var, dışa açılacak, yapacak edecek ama hazırlıklı mıyız? İstekliyiz çok da potansiyel var. Sanat konusuna baktığımız zaman var ama o azim var mı? Açılmayınca şikâyet edilebilir. Şikâyet etmek daha kolaydır ama her şey bütün kapılar açık olduğunda o kapıdan geçip gidebilecek miyiz? Umarım geçebiliriz ben o kapı açılınca en önde koşacağım.

 

 

Sosyal sorumluluk projelerine katkı koyan ve seven bir sanatçısınız. Topluma yansıyan bir duruşunuz var. Sanki siz oranın bir parçasıymışsınız gibi…

 

Yaptığım her işte öyleyim. Kendimi oraya ait hissedemezsem yapamıyorum. SOS’in bir ortağı gibi davranıyorum. Daha önce de ortak çalışmalarımız oldu ama bu çok daha büyük bir şeydi. SOS’in bir ortağıyım. Aynı zamanda Limasol Sosyal Sorumluluk kurumuyla da çocuk konusunda iki yılı aşkın süredir çalışmalar yapıyorum. Konferanslar yaptık, bölge okullarını, yoksul ve yoksun okulları gezip kitap ve okuma alışkanlığı ile drama üzerine Bakanlığın ve psikologların desteği ile birlikte eğitimler verdikler. Onlar benim yönettiğim oyunlarına sponsor oldular. Çocuk konusunda bir duyarlılığım var. Benim yüksek lisans tezim de Oyun ve Çocuk konusundaydı. Oradan yola çıkarak bu benim gerçekten keşfedemediğim tarafımmış. Oyuncu olmak istedim ve iyi ki de oldum. Çocuk ve oyunla ilgili taraf da yüksek lisans yaparken keşfettiğim ve daha sonra da kendime bir sürü alan yarattığım konu oldu. Bundan da hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim. Limasol Sosyal Sorumluluk kazanç güden bir kurum değil. Onlarla birlikte çalışmak onların ciddiyetini görmek de çok önemli. Toplantılarımızda ne yaparsanız elimden gelen bütün desteği vereceğimi söyledim. Ne yapabilirsem yapacağım.

 

“Yurdumuzdan umudu kesmek yok”

İçinde yaşıyorsak umudu kesemeyiz. Keserseniz ölürsünüz. Nefes almaya devam edersiniz ama umudu kesmek doğru bir şey değil ve kesmeyeceğim.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ