19 Kasım 2017 Pazar
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Tavşana kaç, tazıya tut”
09 Mayıs 2011 Pazartesi 12:09

“Tavşana kaç, tazıya tut”

CTP lideri Soyer’den Eroğlu ve UBP Hükümeti'ne eleştiri:

Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Cumhurbaşkanı Eroğlu ve UBP hükümetini ‘tavşana kaç, tazıya tut’ siyaseti izlediğini savundu.


Soyer, Büyükelçi Akça’nın da “kendi doğrularını herkese kabul ettirme çabasına girdiğini ve demokratik tartışmaya ve düşünmeye kapıyı kapadığını” iddia etti.

 

CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Parti Basın Bürosu aracılığıyla yaptığı yazılı açıklamada, ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Soyer, ekonomik krizin derinleşmesine bağlı olarak Kıbrıs Türk halkının demokratik varlığına ve konumuna dönük olumsuz gelişmelerin de artmakta olduğunu belirterek “Bu dönemde bir yandan Cumhurbaşkanı, öte taraftan da UBP hükümeti ‘tavşana kaç, tazıya tut’ siyaseti izlemektedir. Hem pakete karşıdırlar, hem de ‘uygulanması kaçınılmazdır’ tavrı izlemektedirler” dedi.


 


Soyer: Akça kapıyı kapadı

 

Soyer, Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Halil İbrahim Akça’nın da “kendi doğrularını herkese kabul ettirme çabasına girdiğini ve demokratik tartışmaya ve düşünmeye kapıyı kapadığını” iddia etti.Türkiye’deki genel seçim öncesi siyasi tansiyonun arttığı, ayrıca belli terör hareketlerinin geliştiği bir konjonktürde Büyükelçi Akça’nın verdiği demeçlerle, akılcı bir siyasi atmosfere ihtiyaç duyulan bu aşamada, tansiyon gerilimlerine yol açmakta olduğunu savunan CTP-BG Genel Başkanı Soyer, UBP Hükümetinin, “kroşe almış boksör gibi” bu süreci izlediğini, Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun ise kendi imzaladığı bu pakete karşı oluşan muhalefet havasının arkasına saklanmaya çalıştığını ileri sürdü.

 



CTP’nin tespitleri

Açıklamasında partisinin tespitlerine de yer veren CTP Genel Başkanı Soyer bunları şöyle sıraladı:Kıbrıs Türk halkının çözüm sürecinde BM Çözüm Planını ve AB üyeliğini savunan demokratik talebine dönük olarak, dün Kıbrıs’taki ve Türkiye’deki statükocular, aynen Sayın Büyükelçinin bugün yaptığı tespit gibi bu talebi halkımızın para ve Euro’yu cebine koymak için yaptıklarını söylüyorlardı. Şimdi gündeme gelen ekonomik programa dönük, Kıbrıs Türk halkının eleştirisini ve demokratik tepkisini, yani 28 Şubat ve 2 Mart mitinglerinin de Türkiye’den para istenmesi için yapıldığını ifade etmesi, aynen bu dünkü yaklaşıma benziyor. Ama bu kabul edilmezdir.Çünkü o meydana toplanan ve demokratik talebini dile getiren, ‘Toplumsal Varoluş’ temelinde buluşan on binlerce yurttaşımız, yalnızca memur ve öğretmen, yani kamu çalışanı değildi. Kamu çalışanlarıyla birlikte İnönü Meydanı’nı dolduran on binlerce yurttaş, esnaf, zanaatkâr, iş insanı, çiftçi, hayvancı, memur, öğretmen, işçi ve işsiz binlerce genç erkek ve kız ile onların, ülkelerinin ve evlatlarının geleceğinden endişeli anne ve babaları idi. Yapılan eylemlerin para için olduğunu ifade eden Sayın Akça’ya, Güney Kıbrıs basınını da takip etmesini öneririm. Çünkü Güney’de çözümsüzlük siyasetinin devamını ifade eden, 1963 statükosunun devamını öngören ve bu yüzden Federal Çözüme karşıt siyaset izleyen başta Kilise olmak üzere aşırı muhafazakâr çevreler bu demokratik hareketlenmeyi de aynen böyle tanımlamışlardı. ‘PARA’ için. Çünkü onlar da Kıbrıs Türk halkını, kendine dair demokratik iradesi olmayan ve ‘para guduzu’ bir güruh olarak takdim edip, Kıbrıs Rum halkının Federal çözüm istencini darbelemek istemektedirler. Tüm yurttaşlarımızın demokratik taleplerini, siyasi eşitlik ve kendi kendini yönetmek istençlerini para istemek olarak algılayan çevrelerin toplamına bir şey söylemek gerekmektedir.

 


“İnsani talep yadırganamz”


Evet, Kıbrıs Türk halkının dünyanın ve Avrupa’nın, Türkiye’nin ve Yunanistan’ın halkları gibi ekonomik ve toplumsal olarak huzurlu ve refah içinde yaşamak gibi insani bir talebi ve özlemi vardır. Bu insani talebini yadırgamak kabul edilmezdir. Evet, yurttaşlarımızın demokratik hukuk devleti ilkeleri ve sosyal adalet prensipleri içinde, toplumsal onuru, demokratik iradesi temelinde, ekonomik planlaması temelinde nüfus ve vatandaşlık kurallarının demokratik tartışma ortamlarından süzülerek, kendi yönetimleri tarafından şekillendirildiği ve kendi kendini yönetmek istediği bir ortama ulaşama gibi demokratik, vicdani ve meşru bir talebi vardır. Bu yüzden 40 yıldır süren Kıbrıs sorunu nedeni ile artık yerine getirdiği ‘Nöbetçilik’ görevinin sonlanmasını ve karşılıklı kabul edilen bir çözümle Federal ilkelerde onurla, kendi kendini yönetmek istemektedir. Dünyayla bütünleşmek istemektedir. Bu yüzden artık ikide bir para para diyerek yüzümüze vurulanlarla, onur ve kimliğin erozyona uğramasını, yurttaşlarımız kabul etmiyor.Bu yüzden UBP Hükümetini ve Cumhurbaşkanı Eroğlu’nu bunlara yol açmakla eleştirirken, bu zafiyetin üstünden, tüm halkımızın da aşağılanmasını kabul edilmez buluyoruz. Eleştiriyi yapacaksak biz yapacağız. Yolu bulacaksak biz bulacağız.”Açıklamasının sonunda, artık “Minnet ve Himmet” arasına sıkışılamayacağını, Kıbrıs Türk halkının, ne İngiliz Sömürge İdaresi’ne, ne Güney’in hâkimiyetçilerine, ne de kendi içindeki dikta heveslilerine boyun eğmeyerek toplumsal varlığı ve siyasi eşitliği için bugüne kadar başı dik durduğunu kaydeden Soyer “Kıbrıs Türk halkının, Ömer Seyfettin’in Diyet Hikâyesini yeniden okumasına kimse yol açmasın” dedi.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ