21 Kasım 2017 Salı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Taksim kâbus olmaktan çıktı” (2)
25 Mayıs 2012 Cuma 10:33

“Taksim kâbus olmaktan çıktı” (2)

Akademisyen Dr. Niyazi Kızılyürek yaptığı çarpıcı değerlendirmelerin bugün ikinci ve son bölümünü yayınlıyoruz

Yurdagül BEYOĞLU

Akademisyen Dr. Niyazi Kızılyürek Lefkoşa Türk Belediyesi’nde yaşananlardan, müzakerelere, dünyadaki siyasi yaşamdan, Güney Kıbrıs’ta yapılacak seçimlere kadar birçok konuyu Hasan Erçakıca’nın BRT’de hazırlayıp sunduğu Düşünce Fırtınası adlı programında yaptığı çarpıcı değerlendirmelerin bugün ikinci ve son bölümünü yayınlıyoruz.

 

Güney Kıbrıs’ta yapılacak seçimlerde Anastasiadis'in zayıf federasyon ve NATO Üyeliği’nin yeni çözüm umudu olarak görüldüğünü ifade eden Kızılyürek, “Bunlar Türk tarafınca hemen kabul edilebilecek yaklaşımlar” şeklinde konuştu. Rum gençleri arasında taksim fikrinin gün geçtikçe yaygınlaştığına da dikkat çeken Kızılyürek, “taksim kabus olmaktan çıktı” dedi.

 

“Rum tarafı düş kırıklığı içinde”

Avrupa’nın siyaseten ve ekonomik politikalar açısından kendini yenilediğine işaret eden Kızılyürek, Avrupa’nın kendisi artık bir vizyon edinmek zorunda olduğunun farkında olduğu söyledi. “Yani bu 27 ülkeli Avrupa’nın kalamayacağı, Balkanlar işte Hırvatistan ve diğerleri geliyorlar nasıl bir Avrupa olacağı, burada artık fiilen ortaya çıkmış bir gerçeklik vardır. Artık çok vitesli Avrupa’dan söz ediyoruz. Yani çeşitli halkalardan oluşan, Avrupa bölgesi böyle onun etrafında başka bir halka, yine başka bir halkta. O bakımdan imtiyazlı ortaklık tarihe karışmış bir öneridir Türkiye için. Türkiye bu halkalardan birinde yer alacaktır” diyen Kızılyürek,  bu düşüncenin Avrupa’yı rahatlattığını kaydetti. Türkiye’nin AB’de üyeliğe doğru adım attığı andan itibaren Kıbrıs sorunun da bir şekilde çözülmesi gerekeceğini vurgulayan Kızılyürek, Türkiye’nin Avrupa’dan vazgeçemeyeceğini savundu.

 

“AB üyeliğinin kazanımları bitti”

Kızılyürek AB’ye 2004 yılında resmen ve fiilen üye olan Kıbrıs Rum tarafının sekiz yıldır Avrupa Birliği’ni Türkiye’ye karşı ya da kendi lehine bir çözüm ortamı yaratmak adına ne kadar kullanabildiğini sordu. Bu noktada Rum tarafının tam bir düş kırıklığı içinde olduğunu dile getiren Kızılyürek şöyle dedi; “Yurttaş diyor ki biz oraya girdik ama Kıbrıs konusunda hiçbir şey olmadığı gibi hiçbir beklentimiz karşılanmadı. Bir tane Türk askeri çekilmedi, barış konusunda en ufak bir ilerleme olmadı orada her şey olduğu gibi duruyor. O bakımdan AB üyeliğinin kazanımlarının fiilen bittiğini söylüyor Kıbrıs Rum toplumu ve Kıbrıs Rum siyasi elitleri.”

 

“Rumlar AB üyeliğinde düş kırıklığı yaşadılar”

Bütün istatistiklerin Kıbrıs Rum toplumunun AB üyeliğinden büyük bir düş kırıklığı yaşadığını gösterdiğini belirten Kızılyürek, geçen sekiz yıllık süre içinde beklentilerin hiçbiri karşılanmadığı gibi başka ekonomik sorunların da çıktığını söyledi. O nedenle Kıbrıs Rum toplumundan hiçbir siyasi elit grubunun “artık böyle Türkiye’ye AB üyeliği üstünden oyun kurarız” fikri olmadığını kaydeden Kızılyürek, . “O bitti. Başka büyük bir hadise bekleyebilirsiniz. Yani yanılsamalı beklentiler hep olur. Yani yaralı toplumlar kendilerine bir yanılsama üretip onun üstünden teselli olmayı çok iyi becerirler yaralı bireyler gibi. Travmatik bireyler gibi yani bu böyle…”

 

“Anastasiadis ilk kez bilinenin dışına çıktı”

Niyazi Kızılyürek, seçime hazırlanan Rum tarafında önemli şeyler olduğuna dikkat çekti. “Orada ilk defa bir aday diğer bütün bildiğimiz dil ve söylem dışında bir şey konuşuyor. Bu Sayın Nikos Anastasiyadis’dir. Anastasiyadis iki tane önemli noktayla gündeme gelmeye hazırlanıyor. Birincisi aslında Türk tarafının ezelden beri tezi olan gerçek federal modele yatkın olduğunu söylüyor, hatta bu konuda yayınladığı makaleler bile var gazetelerde …” diyen Kızılyürek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Anastasiyadis’in mantığı şudur; İşleyebilir bir çözüm olabilmesi için merkeze vereceğimiz yetkileri mümkün olduğu kadar azaltmamız lazım. Bu ülkede her şey çok ters olduğu için ben yıllardır hep şey dedim: Nüfus olarak küçük ve de ekonomik olarak daha fakir olan tarafın merkezi güçlü federasyon istemesi lazım deyip duruyordum. Neyse şimdi geliyoruz yani.

 

“Kıbrıs’ın NATO üyeliği gündeme geliyor”

 İkinci şey daha da önemli bundan. Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin NATO üyeliğini gündeme getiriyor ilk defa. Şimdi bakın demin büyük bir jeopolitik bir oyun olursa çözüm olur demiştim. Şimdi AB’ye girdik olmadı, oraya girdik olmadı, buraya girdik olmadı şimdi bakınız nasıl bir tablo. AB üyesisiniz, Türkiye AB üyesi olmak yolunda süratle ilerliyor düşünün üç yıl içinde filan, hepimiz NATO üyesiyiz ve Kıbrıs Sorunu diye bir sorunu mu konuşacağız? Bir şekilde Anastasiyadis’in formülü bu. Bu adamın seçimi kazanıp kazanmayacağını bilmiyoruz. Hatta şu anda seçimi kazanmasın diye Hristofyas’ın kendini bile harcadığını görüyoruz. AKEL’in hemen ret cephesi ile o bildiğimiz eski ittifak politikalarına DİKO ile EDEK’e hemen işte Sayın Karoyan ile Andros Kiprianu ile görüşme yaptılar ortak aday arıyorlar, yani bunlara bakmak lazım. Şunu söyleyeyim eğer oradan yani hiçbir ilüzyona ve yanılsamaya yer bırakmamak için eğer gene AKEL’in 2003’de yaptığı hata gibi hani Tasos Papadopulos gibi benzer birini yani ret cephesinden birini Cumhurbaşkanı yaparsa uluslararası topluluk Kıbrıs konusunda kılını kıpırdatmaz. Yani bırakın inisiyatif almayı, çözümü zorlamayı, dönüp bakmaz bile.

 

“AKEL federasyon yapmak zorundayız diyor”

Bir kere burada oturmuş güçler var, bunlar bu güçler. Bunun dışında bir AKEL var, der ki çözüm şart çünkü her gün daha kolayca Taksim’e akıyor hayatın kendisi. Bu bir felaket olacak. Federasyonu yapmak zorundayız diyen. Bir de buna benzer hatta daha sert bir yerden hatta konuşan DISY ve DİSİ’nin başındaki Anastasiyadis var, yani çözümsüzlük bir felakettir biz bunu oynayamayız. Burada aslında söylenen nedir?”

 

“Bu bir rüya”

Erçakıca’nın “Şimdi yani Kıbrıs Türk halkı içerisinde bazen şöyle umutlar beliriyor: AKEL ile DİSİ bir olur, sorun çözümlenir” şeklindeki sözlerini değerlendiren Kızılyürek, bunun bir rüya olduğunu kaydetti. Bunu bir rüya yazısı olarak yazdığını söyleyen Kızılyürek, “tuhaf bir rüyadır, keşke onun zemini ve koşulları olsaydı. Maalesef siyasetin Güney Kıbrıs’taki mantığı buna açık değil dolayısıyla DİSİ ile AKEL’in yarıştığı, kıran kırana yukarıda yarıştığı bir savaş var ve merkezin ağırlığı da oylarından çok fazla olmuş oluyor. Merkez partilerin toplam oyları yüzde 25 ise ki onu aşmıyor, yüzde 27-28 olabilir. Onu hatırlayınız.  Papadopoulos geçen seçimde ikinci tura geçememişti, yüzde 29’da falan kalmıştı. Bu kesimin ağırlığı her zaman şeyden dolayı artıyor. Bu DISY AKEL kavgasından dolayı artıyor. Şimdi AKEL, DİSİ’yi hükümet etmemek için icap ederse Kıbrıs sorununu çözümsüzlüğe mahkûm etmekte bir beis görmez. Yani 2003’ü hatırla mesela. Papadopoulos’u iktidar yaparsınız, yani en engebeli en dinamik süreçte…”yorumunu yaptı.

 

“Hristofyas’ın kararı kolay bir karar değildi”

Hristofyas’ın aday olmayacağını resmen açıklamasının sancılı ve uzun bir süreç olduğunu kaydeden Niyazi Kızılyürek, “Öyle kolay bir karar değildi o. Kendisinin çok bunu arzu ettiği ve istediği söyleniyor ama sonunda rakamların yapılan bütün sondaj çalışmalarını gösterdiği bir şey vardı: İkinci tura geçme şansı bile yoktu, öyle görünüyordu. Mecburen bırakmak zorunda kaldı. Şimdi bu ortamda siyaset sahnesi hareketlendi” dedi.

 

 Kızılyürek AKEL’in şimdiden Anastasiadis’in iki önerisinden vurmaya başladığını ifade etti. “Siz gevşek federasyon istiyorsunuz ve NATO deyip duruyorsunuz” eleştirilerinin geldiğini kaydeden Kızılyürek, “bizi NATO’ya sokmaya kalkışmanız toplumumuzun başına felaket getirir diyorlar” şeklinde konuştu.

 

“DİKO ikiye bölünmüş vaziyette”

Erçakıca’nın “Şimdi burada aritmetik bir toplam yaptığımızda, Anastasiadis’in seçilme şansı böylece ortadan kalkmış oluyor” sözlerini de değerlendiren Kızılyürek şu ifadeleri kullandı: “Ama eğer bu dört parti hepsi AKEL’e giderse! Tam onu anlatacağım. Durumun böyle olmadığını görüyoruz. Nitekim, DİKO şu anda ikiye bölünmüş vaziyette. Başkan Karoyan AKEL ile gitmek istiyor, Papadopoulos’un oğlu Nikolas Papadopoulos kesinlikle AKEL ile işbirliğine karşı çıkıyor. Nitekim, başkanına çok sert eleştiri yaptı dün itibarıyla daha. Bu arada EDEK Başkanı Omirou, hiçbir koşulda AKEL ile işbirliğine yanaşmıyor. Böyle anlaşılıyor ki eğer DİKO ile AKEL işbirliği yaparsa Omiru kendisi birinci tura katılacak, ikinci turda da herhalde bunu krize çevirecek Anastasiadis’e giderek. O bakımdan böyle oyun içinde oyun olduğu için şu anda net bir tablo karşımızda yok.”

 

“Taksimi belirleyen genç kuşaklar var”

Kıbrıs Rum toplumunda ayrılma fikrini ve ayrı yaşama fikrini benimseyen genç kuşakların ve orta sınıf insanların bulunduğunu kaydeden Kızılyürek, artık taksimin bir kabus olmaktan çıktığını vurguladı. Anastasiyadis’in beslendiği yerin, kişilerin bölünme fikriyle giderek daha barışık olmaya başladıkları noktada başladığını ifade eden Kızılyürek, Rum toplumundaki bir sloganın çok sık duyulur hale geldiğinin altını çizerek şöyle dedi: “Mesela bir slogan var, o çok sık duyulur hale geldi. ‘Türkler oraya, biz buraya’ (cini boci emis boda) Kıbrıs ağzıyla söylenen bir slogan, kahvede duyabilirsin bunu. Şimdi bunu giderek dillendiren çok sayıda insan var.

 

“Genç kuşaklarda nostalji yok”

Genç kuşaklar zaten tamamen böyle. Hani Girne diye bir yer vardı, bizimdi filan diye bir nostalji de yok genç kuşaklarda. Başka insanlar bunlar, 74 sonrası insanlardır, hakikaten başka ülkenin insanlarıdır ve dolayısıyla Anastasiyadis şimdi şöyle bir gevşek federasyon dediği zaman ikna edici olan bir tarafı vardır ve diyor ki biz çok fazla işlerimize karıştırmayacağız, refahımızı paylaşmayacağız, belli oranda belli şeyleri paylaşacağız, sağlıklarını kendileri halletsin, yollarını, belediyelerini filan, üniversitelerini… Biz birkaç iş çözeceğiz. Nedir o? Dış politika, savunma, ekonomi. Zaten bunlara da Brüksel bakıyor, tamam mı. Ve biz böylece kendimizi güvenliğe almış oluruz. Yani, en büyük endişemiz olan güvenlik endişesi, işte 40 bin asker, yarın ne olacağı belli değil. Bu belirsizliği ortadan kaldırırız ve kalıcı bir huzur ve barış ortamına geçeriz.”

 

“Türkiye masaya oturacak zaten”

Anastasiadis’in ortaya koyduğu üçüncü bir boyut daha olduğunu kaydeden Kızılyürek, “Genişletilmiş müzakerelere varım diyor. Yani Kıbrıs müzakere istemiyor, Türkiye’yi masada istiyor” dedi. Anlaşmaya en fazla yaklaşılan dönemin genişletilmiş müzakere dönemi olduğunu ifade eden Kızılyürek sözlerini şöyle sürdürdü: “1972-1974 arasıdır bu. Sayın Profesör Aldıkaçtı Türkiye’nin anayasa uzmanı olarak masadaydı, Dekleris de ordaydı, çok önemli bir aynı zamanda çok da harika bir kitap yazdı müzakerelerle ilgili Dekleris. Yani, Anastasiadis bu örnekleri vererek siyaset yapıyor dolayısıyla şimdiden zeminini hazırlıyor. Yani o bakımdan Türkiye’nin o istediği şey, yani hızlı gitsin, orda bir sorun yok. Türkiye de masaya oturacak zaten.”

 

“Kıbrıs Türk toplumunun statüsü yok”

Kızılyürek Kıbrıs Türkünün yanlış yapma hakkının olduğunu kaydetti.  “Kötü yönetici olmak çözüm olsun veya olmasın her zaman geçerlidir. Yani kötü yönetim yani “bad governance” her zaman yapabileceğiniz bir iştir. O bir kere bir yeti meselesidir. Başka türlü bir deneyim ama Kıbrıs Türk toplumunun çok iyi bir yönetim kurması zaten mümkün değil. Yani o hakkı da bu topluma tanımak lazım. Yanlışlar yapma hakkını da. Başka türlü anlatayım: Bu Kıbrıs sorunu ile tam içiçe geçiyor. Kıbrıs Türk Toplumu devlet organı, yurttaş olma, dünya ile alışveriş içinde etkileşim içinde iş yapma şansını sadece üç yılda ele geçirmiş bir toplumdur. 1960-1963” diyen Kızılyürek,  Kıbrıs Türk Toplumunun 1963’den beri statüsü olmayan bir toplum konumunda olduğunu ileri sürdü.

 

“Yurttaşlar vicdani denetim kurmalı”

Kıbrıs adasının yüzde 3’lük bölümünde yaşayan Kıbrıs Türkü’nün 74’ten sonra yüzde 37’lik bir alana yayıldığını anımsatan Kızılyürek şunları söyledi: “Ama statü bakımından bir adım ileriye gidemedi. Ne dünya devletleri ilene dünya ekonomisi ile yani ne siyaset, ne hukuk ne ekonomi alanlarında istişare eden ve karşılıklı etkileşim süreçleri içerisinde olan bir toplum. Bu tür bir toplumun mükemmel bir yönetim tecrübesini sergilemesini beklemek hakikaten tarih dışı bir yorum, yanlış bir yorum olur. Biz biraz düşe kalka ilerleyeceğiz aslında. Bir kere bunu söyleyeyim. Bundan sakın şu çıkmasın yani ben burada her türlü kötü yönetimi aklamak için bir tarih okuması yapıyorum diye değil. Çünkü tam da diğer nokta sorumlu olmak. Hesap verebilirlilik son derece önemli siyasette. Kıbrıs Türk siyasetinde seçilenlerin her an hesap verebilir konumda olmaları lazım. Bunu sağlayacak olan yurttaşlardır. Yurttaşların vicdani bir denetim kurmaları lazım siyasetçiler üzerinde.

 

“Vaatleriniz bunlardı diye sormalı”

 Mesela Berlin’de ve Paris’te uygulanan ve benim çok hoşuma giden bir modeldir; Size oy veren yurttaşlar bir jüri kuruyorlar ve sizi denetlemeye alıyorlar. ‘Vaatleriniz bunlardı, seçildikten sonra ne yapıyorsunuz…’ Vicdani bir denetimdir bu. Sizi tabii hapse atamaz, oyunu almış ama yurttaş vicdanen sizi öyle bir denetler ki, siz de orada iki defa düşünürsünüz verdiğiniz sözü yerine getirme konusunda. Şimdi Kıbrıs Türk yurttaşları siyasi elitleri denetlemenin vicdanen denetlemenin yollarını bulmalıdırlar. Bu fevkalade önemli bir meseledir. Ve bunun için Kıbrıs sorununun çözümünü beklemeye hiçbir ihtiyaç yoktur. Bu bir. İkincisi çözümsüzlük zamanında yapılacak şey Kıbrıs Türk toplumunun kurumsal, siyasi ve ekonomik ağırlığını çoğaltmak. Bakın burada bir ayırım yapacağım, Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik ağırlığını artıralım demiyorum, Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik ağırlığını diyorum.

 

“Aradaki fark şudur”

Aradaki fark şudur: Türkiye’den buraya gelen ve yerleşen bir sermaye, ha Türkiye piyasasında iş yapar, ha burada iş yapar. O ekonomik bir alan, para kazanır gider. Federal devletin ortağı ben olacağım. Kıbrıs Rum toplumuyla direkt etkileşim içinde olacak bir Kıbrıs Türk Toplumu olacaktır dolayısıyla onun güçlü olması, durumlarının güçlü olması, ekonomisinin sağlam olması, fevkalade önemli bir hadisedir. Ben bu açıdan ciddi eksiklikler görüyorum buraya bakıldığı zaman. Bu ayırımı yaparak siyaset yapmak gerekiyor yani çözümsüzlük koşullarında yapılacak siyasetin. Demokratikleşmeyi sonuna kadar ileri götürmek lazım bir, kurumlarını güçlendirmesi lazım ve Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik ağırlığını, sınıflarının tüketim gücünü işverenin para kazanma gücünü artırabileceği, sendikaların haklarını elde edebileceği yani orada tam dengeli bir sosyal refah devleti modelini benimsememiz lazım.

 

“Kuzey Kıbrıs’ta ekonomik alan yok”

Ama bu bir gerçektir ki Kuzey Kıbrıs’ta bir ekonomik alan yok. Yani ulaşım, dolaşım, tüketim gibi şeyler çok fazla rastladığımız bir şey değildir. Ama bunu güçlendirmenin yolları vardır. Örneğin Kıbrıs Türk toplumunu güçlü kılacaksanız. Bir takım korumacı tedbirler (bile) alacaksınız. Yani bu liberal dünyanın haline bakarak ille de liberalizmi uygulayacağız diye bir şey yok. Bu dönem için Kıbrıs Türk ekonomisi korumaya alınabilir. Protectionist politikalar uygulanabilir. Bu fevkalade mantıklı bir şeydir. Tabii diğer mesele kurumlar ve zihniyetler. Kurumları çalıştıran zihniyetlerin bir tür reform edilmesi. Reform sadece kurumları reform etmek değildir. Biz küçültelim kurumları, insanları dışarı atarım, hayır bu değil. Kurumların randımanını artırmak, kurumu ve onu çalıştıran zihniyeti bir düzeyde buluşturmayı gerektiriyor. Yani kamu reformu denilen şey kurumu küçültmek değil. Hadi evladım siz işsiz kalıyorsunuz düşüncesi, hiçbir bağlantısı yok bunun. Küçük de olsanız yine batarsınız alakası yok bunun. Şimdi bütün bunları söyledikten sonra gelelim Kıbrıs Sorunu ile ilgili bağlantılarına. Kıbrıs Türk toplumunun devletsiz bir toplum olmaya mahkum edilmiş olması yani uluslararası özne, anayasal özne ve hukuk öznesi olmaktan mahkum kalmasının temel nedeni Kıbrıs Sorunu’dur.”

 

“Denetleme alışkanlığımız yok”

Kıbrıs Türk toplumunu güçlendirmek için Demokratikleşme, Kamu reformu, Kıbrıs Türk toplumunun ekonomisini güçlendirme gibi adımların atılmasının gerekli olduğuna dikkat çeken Kızılyürek, buradaki birinci meselenin Kıbrıs Türk toplumunun kurumlarını güçlendirmek, demokrasisini genişletmektir, yurttaşlık bilinci üzerinden denetlemek olduğunu kaydetti. Yurttaşlık bilincinin önemine de dikkat çeken Kızılyürek şöyle konuştu: “Şimdi bakınız eğer yurttaşlık kavramı aktif olarak hayata geçen bir kavram değilse siz elitlerin ve prenslerin size ne yaparlarsa yapsınlar yani yurttaştır siyasetteki legitimasyon’u yani meşruiyeti belirleyen… Yurttaşın tavrıdır. Bizde tabii gene tarihi koşullardan ötürü yurttaşlık bilinci çok fazla değişmediği için bu tür sıkıntılar yaşıyoruz. Yani bir siyasi elit şunu vaat edebilir ama sonra bunu unutabilir. Denetleme alışkanlığımız yok çünkü başka türlü tarihsel koşullardan geliyoruz.”

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ