24 Kasım 2017 Cuma
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Taksim kabus  olmaktan çıktı”
24 Mayıs 2012 Perşembe 10:35

“Taksim kabus olmaktan çıktı”

Ayrılma fikrini ve ayrı yaşama fikrini benimseyen genç kuşaklar ve orta sınıf insanlar var

Yurdagül BEYOĞLU

Akademisyen Dr. Niyazi Kızılyürek Lefkoşa Türk Belediyesi’nde yaşananlardan, müzakerelere, dünyadaki siyasi yaşamdan, Güney Kıbrıs’ta yapılacak seçimlere kadar birçok konuyu Hasan Erçakıca’nın BRT’de hazırlayıp sunduğu Düşünce Fırtınası adlı programında çarpıcı  değerlendirmelerde bulundu.

 

Güney Kıbrıs’ta yapılacak seçimlerde Anastasiadis'in zayıf federasyon ve NATO üyeliği’nin yeni çözüm umudu olarak görüldüğünü ifade eden Kızılyürek, “Bunlar Türk tarafınca hemen kabul edilebilecek yaklaşımlar” şeklinde konuştu. LTB’de yaşananları da değerlendiren Kızılyürek, “Kıbrıs sorunu çözülürse kurumlar daha iyi işleyecek diye bir şey yok. Güney’de de kurumlar iyi çalışmıyor” dedi. Rum gençleri arasında taksim fikrinin gün geçtikçe yaygınlaştığına da dikkat çeken Kızılyürek, “taksim kabus olmaktan çıktı” dedi.

Kıbrıs Üniversitesi akademisyenlerinden Dr. Niyazi Kızılyürek LTB yaşananların tüm dünyada yaşananlardan farkı olmadığını kaydetti. “Gördüğünüz kriz biraz dünyalı bir kriz. Çok bize has değil. Bazı görüntüler ‘Öfkeliler Hareketi’ni çağrıştırıyor bana bu öfkeliler İspanya, İtalya ve Portekiz’de de var. Dünyalı olmak ekonomik kriz içinde boğuşma, geleceğinden endişe duyma, gelirin düşmesi demek. İnsan toplulukları sıkıntılar dünyanın bir gerçeği bu nedenle olup bitenler çok dünyadan ayrı değil. Bu aynı zamanda Kıbrıs Türk Toplumu kurumlarının işleyişi ile ilgili. Burada kurumlar ve zihniyetler ilişkisi önemli. Bir kurum ne zaman kurum olarak asli işlevini yerine getiremiyor” diyen Kızılyürek, kurumlar ve zihniyetler arasında örtüşme olmayınca da krizden söz edebildiğini kaydetti.

 

“Müzakereler öldü”

Hasan Erçakıca’nın “Bazı kesimler Kıbrıs konusu çözümlense biz bu sorunları yaşamayız diyor. Downer geri geldi Hristofyas ile de görüşmeler yaptı. Herkes merak ediyor görüşmeler bitti bitmedi askıda mı?” şeklindeki sorusunu yanıtlayan Kızılyürek, Kıbrıs sorunu çözüldüğü takdirde kurumlar daha iyi işleyecek diye bir şey olmadığını kaydetti.

 

Kurumların işlemesinin bir zihniyet meselesi olduğuna işaret eden Kızılyürek şu ifadeleri kullandı;

 

“Kıbrıs sorunu çözülünce kurumlar iyi işleyecek diye bir şey yok. Güneyde de tüm kurumlar iyi çalışmıyor. Kurumların iyi çalışması bir zihniyet meselesidir. Yani kağıt üstünde iyi anlaşmalar yapılmış olsa bile bunun işlemesinde sorunlar olabilir.”

 

Sorunların kronikleştiğini,  o yüzdende kalıcı çözümler üretmek gerektiğini ifade eden Kızılyürek, “Kesin söyleyeyim müzakereler öldü. 2008 yılında başlayan bizim bildiğimiz sizin de içinde bulunduğunuz parçası olduğunuz dönem Annan Planı’ndan sonra Talat ve Hristofyas ile başlayan dönem bitti. Gelinen noktada taraflar bir kez daha anlaşamadıklarını tespit ediyorlar” dedi.

 

“Downer işsiz kalmasın diye ortaya bir şeyler atıyor”

Görüşmelerin 1968 yılından bu yana devam ettiğini anımsatan Kızılyürek, 1974 sonrasından bu güne beş- altı Genel Sekreterin geçtiğini kaydetti. Uluslararası konferans konusuna da değinen Kızılyürek, “Downer’in ortaya attığı uluslararası konferans konusu yok öyle bir şey. O işsiz kalmasın diye bir şeyler ortaya atıyor bence. O da sonuçta işsiz kalma kaygısı içinde” yorumunu yaptı.

 

“Taraflar masada hayal kırıklıklarını yaşıyor”

Kıbrıs sorununun sonuçlanamamasının temel nedeninin masada sadece siyasi sorunların neticelendirmeye çalışılmaması olduğunu savunan Kızılyürek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Taraflar masada travmalarını, hafızalarını, yaralanmışlıklarını kendilerinin yaşadığı haksız müdahaleleri, beklentilerini ve hayal kırıklıklarını yaşıyor. Böyle de bir alana giriyoruz işte. İki toplumun da yani liderler müzakere ederken ortaya federal devletin çatısını çıkarmıyorlar sadece.”

 

“Haksızlığa sadece kendisi uğramış gibi…”

Kızılyürek, Hasan Erçakıca’nın, “Sonuçta sıklıkla söylediğimiz bir şey var. Fransız ve Almanlar ikinci dünya harbinde o kadar birbirlerini boğazladılar ki. Bir de birinci dünya harbinde, çok kısa süreli iki harp. Sonuçta AB gibi birlik ortaya çıktı. Olabiliyor demek ki ama biz her şeyimizi masaya taşıyoruz” sözleri üzerine de şunları söyledi: “Evet. Ham olarak taşıyoruz şöyle ki işlenmemiş bir travma olarak. Kurban sadece kendisi, haksızlığa sadece kendisi uğramış onun okumalarını yapar şekilde. İşte böyle olunca da öteki ile sağlıklı bir ilişki kuramıyorsunuz. En ufak bir özdeşleşme yok. Ötekinin de kaygı korku ve endişelerini, giderici çıkar koruyucu onun için de adil olacak bir yerden de konuşamadığımız için aynı ezberleri tekrarlayıp duruyoruz. Bu nokta fevkalade önemli bence. Bu işin sosyo psikolojik boyutu. Sosyo politik boyutuna gelecek olursak da bir tür çözümsüzlük dengesinin oluştuğunu görüyoruz. Siyasi elitlerin, orta sınıfların çıkarlarını eşleştirdikleri bir alanda buluyorlar kendilerine. Yani bunlar ayrı ayrı baktığınız zaman Kıbrıs Türk ve Rum toplumunu ayrı ayrı yönetmek yani iki toplumlu doğan devleti ayrı ayrı yönetmeye çalışıyorsun anlamı taşıyor.

 

“Çözümsüzlükten en fazla zarar gören Kıbrıs Türkü”

 Burada düpedüz bir iktidar var. Bir tarafta bir memur bir orta sınıf kadrosu var, oradan beslenen oradan kimliğini bulan bir yurttaşlık haklarını icra eden Dünya’ya bağlanmış, AB üye olan bunun içinde Euro bölgesine girmiş taraf. Çözümsüzlük dengesi diyeceğimiz sosyopolitik ortamda Rum tarafı bu durumda, bir de Türk tarafına baktığınız zaman kendi bölgesinde yaşıyor bir devlet mekanizması, yönetim mekanizması işliyor, dışarıdan tanınmasa bile onun içinde insanlar var. Tarihsel travmaları olan güvenlik ihtiyacını Türk askeri ile karşılayan falan. Böyle baktığınızda sanki ilk bakışta statükodan çok da tedirgin değillermiş gibi görünüyor. Ben bunun böyle olduğuna inanmıyorum. Özellikle de Kıbrıslı Türkler için durumun hoş olduğuna inanmıyorum. Çözümsüzlük dengesinden Türkiye memnun olabilir Kıbrıs Rum kesimi de memnun olabilir yani en azından üç aktörden ikisi mutlu. Ama Kıbrıs Türk toplumu bundan en fazla zarar göre taraf belki de.”

 

“Sarkozy’nin seçilmemesi önemli bir konu”

Kızılyürek Fransa’da Nicholas Sarkozy’in yeniden seçilememesinin ve seçimi Fransua Holland’ın kazanmasının üzerinde durulması gereken bir olay olduğunu söyledi. “Türk AB ilişkilerinde yavaş yavaş canlanmaya geçeceği” yorumunu yapan Kızılyürek,  “Zaten sayın Fule’nin Ankara’da olumlu bir havaya girmesi, pozitif gündem üstünden yeniden bir ısınmaya geçilmesi konusuna yeniden bakmak gerektiğini düşündürüyor. Burada yeniden bir ısınma var. Bir canlanma olacağını düşünüyorum. Bu önemli bir şey. Diğer önemli nokta ise bizim yakın bölgemizde yaşanan duyuru niteliğindeki haberlerdir” şeklinde konuştu.

 

“Uzun vadede İsrail- Türkiye gerginliği görülmüyor”

 İsrail- Kıbrıs Cumhuriyeti ilişkilerinin, Türkiye- İsrail, İran ve Suriye ilişkileri düşünüldüğü takdirde bölgede çok uzun vadeli olarak bölgede İsrail Türkiye gerginliğini yaratacağını düşünmediğini dile getiren Kızılyürek, “yani Suriye ve İran gerilimleri, Amerika’nın oradaki gerilimleri bu iki müttefiki olan Türkiye ve İsrail’i yavaş yavaş yeniden bir noktada buluşmaya getirecektir diye düşünmekteyim” dedi.

 

“Kıbrıs o zaman gündeme gelir”

İsrail jetlerinin KKTC’de uçuş yapmalarını da değerlendiren Kızılyürek şunları söyledi; Biz resmin bu gününe bakacağız. Ayrıca bir doğalgaz konusu var. Bölgedeki doğalgaz çok önemli bir konu. Çünkü onun önemli kullanımı rasyonel bir Kıbrıs ve Yunanistan aksinin üzerinden yapılamaz. Sadece öyle yapıldığı durumda bir gerginlik doğabilir. Hem rasyonel kullanımı onu dengeye sokar oradan AB ulaşmak, hem de demin anlattığım şartlardan ötürü Türkiye İsrail gerginliği olmaz diye düşünüyorum. Buralara baktığımız zaman daha jeopolitik bir durum ortaya çıkar ve Kıbrıs sorunu ancak o zaman gündeme gelebilir.”

 

“Türkiye şemsiyeyi kabul etti”

İsrail Türkiye ilişkilerinin kötüleşmediğini belirten Kızılyürek, Çünkü orada herkes şunu biliyor ki. İsrail’i korumaya yönelik olan Nato’nun nükleer şemsiyesini Türkiye de kabul ediyor. Yani güvenlik meselesinde bir ihtimam olabilir” şeklinde konuştu.

 

“Kıbrıslı siyasilerin yetkileri ve istekleri yok”

Gelişmeler ışığında Kıbrıs sorununun yeniden bir çözüm ortamına girmesinin iç faktörlerle değil daha çok dış faktör kaynaklı olacağı öngörüsünde bulunan Kızılyürek,  “bir tarafı AB ayağı olacak yeni hareketlenme olacaksa üç veya beş yıl içinde diğer ayağı da bölgedeki diğer hareketlenmeler olacak gibi. İçerden Kıbrıslı siyasi elitlerin Kıbrıs’taki dengeyi bozmaya ne yeterince yetkileri ne istekleri var zaten” dedi.

 

“Meçhulleri oynuyoruz”

Arap Baharının ne yönde gelişeceğinin kestirilmesinin imkansız olduğunu kaydeden Kızılyürek, Arap Baharı’nın Laik, Demokratik bir rejime dönüşüp dönüşmeyeceğinin büyük bir soru işareti olduğunun altını çizdi. “Ayrıca İsrail’e bakış daha saldırgan mı olacak eski Arap rejimlerine rağmen yoksa daha uzlaşmaya dönük mü olacak, o da bir meçhul. Orada tamamen meçhulleri oynuyoruz. Onun için tamamen onun üstünden bir şey konuşmak çok kolay değil. Yani Türkiye’nin de öyle bir müphem alan üstünden kalıcı politika üretmesi zaten mümkün değil. Orada temkinli olmak durumunda. Ama başka şeyler var, yani bir Suriye var” diyen Kızılyürek, istikrarsızlığın bu müphemlerden kaynaklandığını söyledi.

 

“İsrail’le Türkiye’nin pozisyonları çok benziyor”

Kızılyürek sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi, İran ve Suriye var, iki önemli mesele. Bunlar ikisi de İsrail’le, burada İsrail’le Türkiye’nin pozisyonları çok benzer aslında. Çünkü Suriye zaten arkasında İran’ın olduğu bir kavga gibi görünüyor. Yani Suriye yabancı bir sahada futbol oynamakta gibi. Gerçek maç İran’dadır. Böyle bir şey var. Tabii bir de Irak parçalanma tehlikesi geçiren bir yerde falan. Bunlara baktığınızda Amerika’nın bu bölgede bu iki müttefikinin biraz da artık böyle çok derin olmayan gerekçelerle kavgalarını sürdürmelerini uzun vadeli olarak benimseyebileceğini zannetmiyorum. Yani Amerika’daki seçimden sonra tekrar kazanırsa şayet daha etkili bir şekilde bu iki komşu ve müttefik ülkeyi yakınlaştıracağını düşünüyorum. Yani o bir tarafa. O zaman da İsrail’le yumuşamaya giren bir Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki doğal gazı daha iyi tahayyül edeceğini düşünüyorum.”

 

“İster istemez Türkiye üzerinden iş yapmak isteyecek”

Bu noktada Rumların rolünün de çok önemli olacağını kaydeden Kızılyürek,  “İsrail-Türkiye yakınlaşmasının bir ihtimal olduğu hesaba katıldığında öyle bir şey karşısında Rum tarafının da ister istemez başka yani o rasyonel olana yöneleceğini, Türkiye üstünden iş yapmak, bu bölgeyi bir işbirliği ve barış havzasına dönüştürmek, gerilim havzası yapmamak gibi noktalara geçeceğimizi düşünüyorum” ifadesini kullandı.

 

“Avrupa’da Türkiye’nin önünü kesen dönem kapanıyor”

Programda AB-Türkiye ilişkileri de değinen Kızılyürek, “Avrupa’da Türkiye’nin önünü kesen siyasi güçlerin yükseldiği geçen bir on yıllık dönem var, Hristiyan Demokratlar var. Şimdi Avrupa’da bir dönem kapanıyor. Bu Hristiyan Demokratların başını çektiği bir yanıyla kültürel manada dar Avrupa yani Türk ve Müslüman’ı içinde göremediği, tahayyül edemediği bir Avrupa diğeri de neo liberal politikalar” dedi. Kızılyürek ayrıca, hem neo liberal politikaların sonunun geldiğini hem de Hristiyan Demokrat Avrupalıların hükmünün artık kaybolmaya başladığının görüldüğünü vurguladı.

 

“Sosyal demokratlar geri döndü”

Bunu “sosyal demokratların geri dönüşü” olarak nitelendiren Kızılyürek, Sosyal demokratların Türkiye’ye bakışının her zaman farklı olduğunu belirtti. Sosyal demokratların kültür dilini değil, kurumsal siyasal dili kullandıklarını söyleyen Kızılyürek şöyle konuştu: “Reformlarınızı yapınız, insan haklarına değer veriniz geliniz Müslüman mısınız, gayri-Müslüm müsünüz, ateist misiniz böyle bir şeyle ilgilenmez Avrupalı sosyal demokrat ya da yeşil, hatta liberal. Ama Hristiyan demokratlar işi getirip kültüre bağlıyorlar ki o kültür de metafizik bir kavram yani böyle rastgele yorumluyorlar. Benim çok başıma geldi yani Osmanlı geldi Viyana’yı işgal etti deyip o yüzden Avrupa’ya giremeyiz diyecek kadar böyle arangonist biryerden konuşanlar bile var.”

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ