23 Kasım 2017 Perşembe
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Suni sevgili olmak, yapmacık çözüm”
03 Ocak 2012 Salı 10:45

“Suni sevgili olmak, yapmacık çözüm”

Ozan Ceyhun, Haberdar’a verdiği demeçte KKTC’nin Avrupa’da çok fazla bilinmediğini, “Kıbrıs’ta savaş var mı?” diye soranlar olduğu açıkladı…

Yurdagül BEYOĞLU


KKTC’nin gönüllü elçisi sıfatıyla birçok etkinlikte yer alan Ozan Ceyhun, KKTC’nin Avrupa’da çok fazla bilinmediğini kaydediyor. “Kıbrıs’ta savaş var mı diye soranlar var” ifadesini kullanan Ceyhun, Kıbrıs Türkü’nün haklılığını anlatmakta zorlandığını belirtiyor.


Kıbrıs’ın Kuzey’inin bazı Avrupalılarca ‘işgal bölgesi’ olarak tanımlandığına dikkat çeken Ceyhun, “Öncelikle Barış Harekatını anlatmamız gerekiyor. Biz ‘eğer Barış Harekatı olmasaydı, Yunanistan’a demokrasi gelmezdi’ diyoruz. Şaşkınlıkla dinliyorlar” diyor.


Ülkenin tanıtımı için kitap fuarlarının çok önemli bir fırsat olduğunu da vurgulayan Ceyhun şu ifadeleri kullanıyor: “Turizm Fuarı önemlidir ancak Frankfurt kitap fuarı daha önemlidir. Burası KKTC’nin entelektüel kesim tarafından keşfedilmesi için iyi bir fırsat. Para kazanan insan kitaba da para harcar. Bir kitap fuarında ummadığınız kadar çok insanı tatil yapmak üzere ülkenize kazandırabilirsiniz. Güney ucuz turistlerin, Kuzey ise paralı turistlerin tercihi olabilir…”



Soru: Siz Alman Yeşiller Partisi adına Avrupa Parlamentosu'nda görev aldınız ve Almanya’da yaşıyorsunuz? KKTC oradan baktığınızda nasıl görünüyor?

KKTC diye bir yer hala bilinmiyor. Buraya gelecek olan Almanlar “Savaş var mı, rahat gezebilir miyim” diye sorabiliyor. Geldiklerinde ise çok şaşırıyorlar. Kıbrıs denince de ilk olarak akla gelen Kıbrıslı Türkler değil. Güneyi Kıbrıs olarak, Kuzey Kıbrıs’ı ise “Türkiye’nin işgal ettiği bölge” olarak biliyorlar. Burada bütün öyküyü anlatmak gerekiyor. Öncelikle Barış Harekâtını anlatmak… Biz “eğer Barış Harekâtı olmasaydı, Yunanistan’a demokrasi gelmezdi” diyoruz. Yunanistan’da Albaylar cuntasının yönetimi ele geçirdiğini, Türkiye’nin Barış Harekâtından sonra Yunanistan’a demokrasi geldiğini anlatıyoruz. “Yunanistan’ın AB sürecini Türkiye başlattı. Türkiye’nin harekâtından sonra, Papandreu iktidara geldi, Yunanistan’ın AB ile arası düzeldi” diyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerinin çok önemli bir misyonu olduğunu, Türk askeri müdahale etmemiş olsaydı Kıbrıslı Rumların da can güvenliğinin olmayacağını söylüyoruz. Bunları anlatınca çok şaşırıyorlar ama anlıyorlar da. Dolayısıyla bu gerçekliklerin altını çizmek gerekiyor.



“Doğu Akdeniz’in en güzel sahilleri Kıbrıs’ta”

Ayrıca buranın, Doğu Akdeniz’in en güzel sahillere sahip olduğunu, güneşin ve denizin altın değerinde olduğunu anlatmamız lazım. KKTC’nin bunlar olumlu yönleri. Olumsuz yönleri de var tabi.



Soru: Olumsuz yönler neler?

Direkt uçuşların olmaması ve çok fazla butik otelin bulunmaması. Daha çok butik otellere ihtiyacımız var. Almanya’dan, Fransa’dan gelecek, iyi şarap içecek, para harcayacak ve harcadığı paranın karşılığını almak isteyecek turistler için kaliteli butik oteller gerekiyor. Tatile gelen kişinin çanak çömlek yapabileceği, resim yapabileceği, yoga yapabileceği ortamların oluşturulması lazım. Kişiler tatilde sanat alanında faaliyetlerde bulunabilmeli. İtalya Toscana bunlarla yaşıyor. Oraya giden turist parasını öder, iyi şarap içer, güzel yemek yer, para hesabı yapmaz. “Nerede ucuz şarap var” demez. Bizimde bir Toscana yaratmamız gerekiyor. Otel sahipleri de müşterilerin taleplerini anlayabilecek kapasitede olmalı. Butik otel sanatı ayrı bir şey. Tuncel Kurtiz gibi birinin butik otel açması lazım. Otelde anlı şanlı gurme olacak.



Soru: Sizce neden kendimizi anlatmakta ve tanıtmakta zorlanıyoruz?

Lobi dediğinizde ilk söylenen, “paramız yok.” Oysa para bulunur. Nerelere bulmuyoruz ki… Niçin bir gazetemiz yok? 15 günde bir gazete çıkarsak, haftada bin adet başka ülkelere göndersek çok faydası olacağına inanıyorum. Berlin’de temsilcilik açmak önemli değil. Önemli olan o çalışanın oraya adapte olup, ülkeyi tanıtabilmesi. Söylediğim gibi tanıtım faaliyetleri çok pahalı değil. Yeter ki efektif ve doğru planlanıp uygulansın. Lobicilik yaldızlı dergiler ve hesapsızca birilerine dağıtılan paralarla yapılacak bir iş değil.



“Ülkenin saygın insanları tanıtsın”

KKTC’yi yabancı bir ülkede tanıtmak için önce o ülkenin saygın insanlarının kazandırılması lazım. Sayılan insanlar KKTC’yi saydırıp sevdirebilirler. Gazete ilanları, TV ilanları bu işin desteği, takviyesidir. Hiçbir devlet gazetelere ilan vererek imajını düzeltemedi. Öyle olsa İsrail en sevilen ülke olurdu ama öyle değil görüldüğü gibi. Kazanmak isterseniz köprülere ihtiyaç var. Köprülerde saygın şahsiyetlerle kurulur. Almanya’da eski şansölyesi Schröder “KKTC’de tatil yaptım, çok mutlu oldum” dese milyarlar dökerek yaptığınız tanıtımdan daha etkili olur. Almanların yarısının çok sevdiği şansölyenin sözü sizin anlatımınızdan çok daha inandırıcıdır. Bu tarz KKTC dostlarının kazanılması ve sayılarının artırılması gerekiyor.



“Ülkelerin önemli şahsiyetlerini KKTC’de ağırlamalıyız”

Bazen Başbakanlar, Bakanlar ve ülkenin önemli simalarını buranın en güzel otellerinde ağırlamak, onların konferanslarda konuşmalarını sağlamak, milyarlar dökülerek, son dakikada gelmekten vazgeçen bir şarkıcıya yapılan yatırımdan daha fazla getiri sağlayacaktır. Mesela Amerika’da Donna Leon diye bir yazar var. Yılda bir roman yazar, kapış kapış gider. Komiser Brunetti’nin Venedik Maceraları’nı yazmıştı. Donna Leon gibi bir yazarı kazanmak KKTC için en güzel tanıtımdır. Dünyada şöyle bir şey var; mesela Frankfurt kenti “Ben Donna Leon’u kent yazarı olarak seçtim”der. Leon bir yıl boyunca o kentte ağırlanır. Öyle bir yazarı “yılın yazarı” olarak onore edip kazanmak ne demektir? Bir yıl boyunca Girne’de kalsa yazacağı romanın adı “Özdil Komiserin Girne’deki maceraları” olur. Girne’yi, Kıbrıs Türkünün kültürünü, yemeklerini anlatır kitabında. Ben Venedik’i Donna Leon’dan öğrendim. Kitabından çok güzel yemek tarifleri aldım. Venedik’e gitsem yabancılık çekmem. Leon bir Amerikalı, İtalyan değil. Bu bir örnektir. Bu tip creative(yaratıcı) düşüncelere ihtiyaç var lobi çalışmalarında.



Soru: Siz TC ve KKTC siyasetçileriyle sıkı ilişkiler içindesiniz. Bu fikirlerinizi kendilerine ilettiniz mi?

Her seferinde konuşuyoruz. Türkiye’deki politikacılarla da görüşüyorum. Buradakilere de söylerim. Hep söylediğim bir başka şey daha var. Turizm Fuarı önemlidir ancak Frankfurt kitap fuarı daha önemlidir. Burası KKTC’nin entelektüel kesim tarafından keşfedilmesi için iyi bir fırsat. Para kazanan insan kitaba da para harcar. Okumasa bile, kütüphanesinde bulunması için kitap alır. Kuzey Kıbrıs’ın standının olması demek, sadece kitap sergilemek demek değildir. Bir kitap fuarında ummadığınız kadar çok insanı tatil yapmak üzere ülkenize kazandırabilirsiniz. Kitap okuyan insanlar iyi şarap içerler. Tabiatı izleyerek ve şarabı yudumlayarak kitap okumak bir keyiftir. Edebiyatla ilgilenenler ağızlarının tadını bilirler. Ağız tadını bilenler, bu adanın lezzetlerinden faydalanmayı da bileceklerdir. Güney ucuz turistlerin, Kuzey ise paralı turistlerin tercihi olabilir.

 


“KKTC’nin imaj sorunu var”

Bizler parayı böyle şeylere harcarsak paramız boşa gitmez. Niye “Kuzey Kıbrıs’ta Manastırlar” veya “Kuzey Kıbrıs’ta kaleler” diye bir kitabımız yok? Böyle bir kitap hazırlanır, Avrupa’da tanınmış bir şahsiyetin önsözüyle yayınlanırsa ne kadar ilgi çekeceğini düşünün.  Mesela ünlü bir mankeni de Manastırların içinde fotoğraflayıp, kitabı çok cazip hale getirebilirsiniz. Kaliteli iş pahalı olur. Bu işler için özen gerekiyor. Özen göstermezseniz başarılı olamazsınız. Her şeyin özü bu. Ucuza çıkaracağım düşüncesi içindeyseniz bir ülkenin imajını düzeltemezsiniz. KKTC’nin imaj sorunu var. İmajda yaratıcılık ve kaliteden geçiyor.



Soru: Politik açıdan nasıl görünüyoruz?

Politika olarak Türkiye sayesinde eskisinden iyiyiz. Türkiye’nin son 10 yıllık süreç içinde çok güçlü bir ülke haline gelmesi, ekonominin stabil duruşu, Başbakan Erdoğan’ın saygı görmesi, dünya ülkelerinin birçoğunun çıkarları gereği Kıbrıs konusunda otokontrollü olmalarını sağlıyor. Örneğin Rumlar bile Türkiye’nin “biz dönem başkanlığını tanımayız” sözlerine “anlayışlı planlar yaparız, mesele neyse çözeriz. 6 ayı geçiririz” şeklinde yaklaşıyorlar. Türkiye’yi kızdırmamaya özen gösteren bir üslupları var artık. Bu da Türkiye’nin gücünü gösteriyor.

 


“TC ve KKTC politikasını sonuna kadar destekliyoruz”

Türkiye’nin ve KKTC’nin politikasını sonuna kadar destekliyoruz. Rumlarla aynı göz hizasında, her iki halkın eşit olduğu adil bir çözüm yıllardır Türkiye’nin hedeflediği bir şey. Eğer Rum Kesimi gerçekten isterse Federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Türk ve Rum idareleriyle gerçekleşmesine Ne Türkiye ne de KKTC engel değil ancak çözümün sadece federal bir cumhuriyet olarak algılanmasını da anlayamıyorum. Görüşme sonunda başka bir çözümde gündeme gelebilir.



“Yapmacık bir çözüm”

 İrlanda adasında bir İrlanda Cumhuriyeti var. Aynı ada üzerinde Kuzey İrlanda Cumhuriyeti var. Tüm kanlı geçmişlerine, Katolik Protestan bağlılık ve düşmanlıklarına, İngiltere’ye bağlılık ve düşmanlıklarına rağmen barış içinde adayı paylaşıyorlar. Ne AB nezdinde, ne de BM nezdinde sorun yaşıyorlar. Sporda da sıkıntıları yok. İrlanda Cumhuriyeti plakalı arabasına atlayıp Belfast’a giden kadar, Kuzey İrlanda plakalı arabasıyla Dublin’de gezen var. Ve bunları normal karşılıyorsunuz. Kıbrıs adasında zaten 74’den önce de hiçbir ortak yaşantıları olmayan, modern Müslümanlar ve bağnaz ortodokslar olarak ayrı dünyaların insanı olan, dilleri aynı olmayan, Candan Erçetin’in ‘Melek’ şarkısını birlikte sarmaş dolaş dinleyemeyecek kadar kültürleri birbirine yabancı olan genç Türklerle, genç Rumları suni bir şekilde sevgili haline getirmek yapmacık bir çözüm olur.



“Kuzeyde bir Türk devlet, Güney’de Rum Devleti”

Oysa Kuzey’de bir Kıbrıs Türk Devleti, Güneyde de Kıbrıs Rum Devleti çatıları altında, barış içerisinde, karşılıklı ticari ilişkileri geliştirerek adayı ortak yaşam alanı olarak kullanmak, -farklı devlet organizasyonu altında da olsa- ortaklaşa tabiatı değerlendirerek/ koruyarak yaşamak mümkün. Bir tür Taiwan modeli. Özellikle ambargoların, engellemelerin bertaraf edilmesi Kıbrıslı Türkler için mükemmel bir çözüm olabilir.



“Dost olmak için ortak devlete gerek yok”

 Bu, Rumlarla birlikte şarkı söyleme, kadeh tokuşturmaya, komşuluk ilişkilerini geliştirmeye engel değildir. Bunlar olsun diye orak bir devlet kurmaya lüzum yok. Fransızlar, Almanlar yıllarca savaştılar, şimdi dost olarak yaşıyorlar. Almanya-Fransa devleti kurmadılar. Dost olmak için devlet kurmaya gerek yok. Benim çözümden anladığım bu. Biz barış içinde yaşamak istiyoruz. İllaki aynı çatı altında değil, ayrı çatı altında da barış ve huzur içinde yaşanabilir. Avrupalı politikacılar da bunları bilecek kadar akıllıdırlar. Kıbrıslı Türklerin buna inanması ve Avrupalı muhataplarımıza anlatmamız gerekiyor. “Çeklerle Slovaklar ayrıldı. Neden suni bir şekilde yapıştıramadınız? O zaman nedir burada derdiniz? Protestanlarla Katolikleri İrlanda’da bir arada yaşamaya zorlayamıyorsunuz burada sorununuz nedir? ” dediğinizde anlıyorlar.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ