22 Kasım 2017 Çarşamba
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Sporcu kimliğim geldi
14 Mayıs 2012 Pazartesi 09:43

Sporcu kimliğim geldi

Adam babama dönerek “Sakın!”diyerek kalkıp yürümeye başladı

Elif ŞEN

Henüz küçücük bir çocukken, daha dünyayı, kendini, hayatı bilmezken geçirdiği bir kaza sonucunda engelli bir yaşama adım atıyor Ahmet Akdeniz. Ailesini derin üzüntülere boğan talihsiz kaza O’nu yaşamdan koparmıyor ama. Eğitimi, iyi bir işi çok sevdiği eşi ve kızıyla hayata dört elle sarılıp pes etmeden yürüyor yolunda. Mustafa Çelik’le tanışması ise O’nun hayatındaki dönüm noktası oluyor. Mustafa Çelik’in önerisiyle başladığı tekerlekli sandalye basketbolunda önemli bir sporcu şimdi. Ahmet Akdeniz, hem ülkesini hem de Türkiye’yi başarılara taşıyor diğer engelli arkadaşlarına örnek oluyor. “Engelli kimliğim gitti, sporcu kimliğim geldi” dediği sporu, hayatını Haberdar Gazetesi’ne anlatan Akdeniz’le pes etmeden yürümeyi konuşuyoruz.

 

Çok klasik bir başlangıç olacak ama ilk önce sizden bahsetmek istiyorum. Kendinizi tanıtır mısınız?

1975 yılında Osmaniye’de doğdum. 1976’da ailemle birlikte Kıbrıs’a geldik. 8 Kişilik ailenin altınca çocuğuyum. Başımdan geçen bir kaza sonucunda engelli oldum. En büyük ablamın düğünü olacaktı. Tam da bir gün öncesinde başıma gelen talihsiz bir kaza hayatımın seyrini değiştirdi.  5 yaşındaydım. Yaşadığımız yerin sokağı oldukça dar bir sokaktı. Çok iyi hatırlıyorum evimize misafir gelecekti. Annem babam bana çok güzel bir ayakkabı almıştı ve henüz giyememiştim. 23 Mayıs 1980. Oynayarak, kaldırımın üzerinden gidiyordum. Yolda karşı karşıya gelen kamyon ve taksi dar yoldan geçemeyince kamyon kaldırımın üzerine çıktı. Benim bacağım ezildi.

 

“En çok babam üzüldü”

Bu yaşanan kaza en çok babamı derinden etkilemişti. Beş kızın ardından gelen erkek çocuk olduğum için bana babam çok fazla kıymet verirdi. Yaşanan kazadan çok büyük üzüntüler yaşadı babam. 18 gün hastanede yattıktan sonra ayağımı diz altından kestiler. Yapılan ameliyatın ardından dizim çalışmıyordu. Ankara’ya gittik, olmadı. Doktorlar ayağımı dizin üzerinden keseceklerini söylediler. Ameliyat günü belirlendi, babamdan imzalar alındı. 

 

Bankta oturan adam ‘Sakın!’ dedi

Babamla ameliyattan bir gün önce parkta bir bankta oturuyordum.  Yanımıza bir geldi ve ne olduğunu sordu babama. Babam da durumu anlattı benim ertesi gün ameliyat olacağımı söyledi. Adam babama dönerek “Sakın!”diyerek kalkıp yürümeye başladı. Ardından tekrar babamım yanına döndü. “Bende bir şeyler fark ettin mi?” diye sordu. Babam da “Hayır” dedi. O zaman bacağındaki protezi gösterdi. “Eğer bu ameliyat yapılırsa çocuk yürürken zorluk çekecek. Dizden değil, kalçadan hareket etmesi gerekir” şeklinde konuştu.  Babama özel bir hastane adı vererek oraya gitmemizi söyledi. Babam ameliyatın yapılması için verdiği izni geri çekti. Özel hastaneyle görüşüldü. 1982 yılında o zamanın parasıyla 64 bin TL para istedi hastane bizden. Babam elçilikle görüştü. Uzunca bir süren mücadelen sonra elçilik yardım etti ve benim ameliyatım gerçekleştirildi. Ameliyattan 4 gün sonra sağlığıma kavuşmuştum. 2-3 yıl sonra da benim diz fonksiyonlarım tamamen yerine gelmeye başladı.

 

“Başarılı bir öğrenci oldum”

 Okul hayatım boyunca hep başarılı bir öğrenci oldum. Liseyi bitirdim ama yaşadığım özel sıkıntılarım yüzünden üniversite eğitimine devam etmedim. İş hayatına geçtim.

 

“Tekerlekleri yalnız başına inen Mustafa Çelik’di”

 

Çok iyi hatırlıyorum. Yıl 1997 iş yerindeyim. Biri geldi ve görüşmeler yapıyor. Beni de çağırdılar. Bana “Biz tekerlekli sandalye basketbolu yapıyoruz. Sen de yapar mısın?” diye sordu. İstemiyorum diyerek cevabımı verdim. O anda bana ters gelmişti. Yanımızdan ayrıldı. Giderken arkasından bakıyordum. Koridorun sonunda üç basamaklı merdiveni tekerlekli sandalyesiyle hiç kimseden yardım almadan indi. Tık tık tık diye sandalyesinin önünü havaya kaldırdı ve indi. Şaşırdım… Peşinden gitmeye başladım. Arabasına yine yardım almadan bindi. Yanına gittim gördüklerim beni o kadar etkilemişti ki sordum. Bana “Spor yaparsan sen de böyle olursun” dedi. Karşıma çıkan bu adam Mustafa Çelik’ti.

 

“Sandalyeye bir oturdum, bir daha kalkamadım”

Mustafa Çelik spor yapmak için o sandalyeye bir oturttu, bir daha kalkamadım. Ben 1999 yılında takıma girebildim. İlk önce almam gereken eğitimlerimi tamamladım. Toptan önce sandalyeyi sürebilmek gerekiyor. Bir basketbolcu için top, engelli biri için ise sandalye önemlidir. Takıma girdiğim yıl, Arçelik  1’inci Uluslar arası Tekerlekli Basketbol Turnuvası vardı. 8 ayrı ülkeden arkadaşlarımız geldi. Benim de aynı tarihlerde düğünüm vardı. Bütün arkadaşlar düğünüme gelmiş, harika bir paylaşım yaşanmıştı. 2 ay sonra İsrail’e gittim. Orada spor bizde daha da pekişti. Artık yaptığım işi ne denli doğru olduğundan emindim.  Bir engellinin mutlaka sporla, sanatla ya da herhangi bir grubun içerisinde yer alması gerektiğini düşünüyorum. Engelli bir uğraşıyla meşgul olduğu zaman kendini daha huzurlu, daha mutlu hissediyor.

 

 

“Sporla özgüvenim yerime geldi”

 

Spor hayatına başlamadan önce ülkedeki diğer engellilerle iletişiminiz var mıydı?

Yoktu. Ben hiçbir zaman içine kapanık, karamsar bir insan olmadım. Her zaman pozitiftim ama spor bana müthiş katkı sağladı. Çok büyük bir özgüven geldi. Şu an hayatımda farklı sorumluluklarım olsa da spor benim için olmazsa olmaz.

 

Siz sağlıklı bir yaşamdan engelli bir hayata geçenlerdensiniz. Bu süreçte hiç yaşadığınız hayal kırıklıklarınız oldu mu?

Küçük yaşta başıma gelmesi benim için avantajdı aslında. Yaşadıklarımı, başıma gelenleri çok kolay kabullendim.Çünkü sağlıklı bir insan olmanın hazzına varmadan engelli oldum. Ama zaten bütün gençler için sıkıntı olan blue çağlarında farklı sıkıntılarım olmuştu. Ama spor sayesinde bunları atlattım. Çalıştığım kurumda bana her zaman büyük destek gösterdi. Ama yine saygı ve rahmetle anmak isterim Mustafa Çelik bu ülkede engelliye birçok şey kazandırdı. O engelli insanlara üretebilme kabiliyetini verdi. Engelli kimliğimden beni alıp,  sporcu kimliği kazandırdı bana. Engelli insanın da her şeyi yapabileceğini anlattı bana. Biz uluslar arası platformlarda 70 milyonluk Türkiye’yi temsil ettik. Bize böyle gururlar, hazlar yaşattı. Bu başarılar ve yaşadıklarımızla engeller aşılıyor.

 

“Engelli kabuğunda çıkmalı”

Engellerin sporla ortadan kalktığını ifade ettiniz. Peki genel olarak toplumun engelliye bakışı, ya da engellinin toplumda duruşu hakkındaki görüşleriniz nasıl?

Ben biraz engelli vatandaşın elini taşın altına koymadığını düşünüyorum. Engelli biraz kendi kabuğunun içerisinde yaşıyor. Kabuğunda çıkarak, biraz daha aktif olması gerekli. Dernekler, hobiler uğraşabilirler. Ülkede örnek o kadar çok nitelikli engelli vatandaşımız var ki. Bizim takımımızda TC’de milli oyuncularımız vardı. Ben hayatta bütün istediklerimi yaptım. Hayatımda spor olmasaydı ne kadarını yapabilirdim bilmiyorum. Spor, müthiş şeyler kattı bana.

 

Sizden sonraki kuşaklardan gelen gençler oluyor mu? Örnek alarak yardım almak isteyenler var mı?

Kesinlikle geliyor. Asıl olması gereken mevzu insanları ikna etmek, kilit nokta bu. Gerekirse defalarca gidip gelmek lazım. Bunu bizim camiadakiler yapacak. Bunu bizler yapacağız, bu bizim borcumuz. Biz nasıl hayata kazandırıldıysak bizim de onlara yapmamız gerekir. Bizi hayatın içerisine Mustafa Çelik kazandırdı, bizim de gençleri hayata kazandırmak borcumuzdur. Sporla kendimi sağlıklı insanlardan bile daha iyi hissediyorum.

 

“Sizi yeneceğim dedi, yendi”

Sizlerle paylaşmak istediğim bir hikayem var. Çalışmaya başladıktan sonra gitmediğim üniversite tahsilimi tamamladım. Yakın Doğu Üniversitesi’nde eğitim gördüm. Okulda engelli bir öğrenci arkadaşımız vardı. Cevat Karagöl. Mustafa Çelik, hepimize epeyce şeyler öğretmişti. Kendini geliştirip birçok şey öğrendi. Bu arkadaşımız Orduluydu. Bir gün bize “ben kendi memleketime gideceğim. Takım kuracağım ve sizi yeneceğim” dedi. Aradan 6- 7 yıl geçti. Takımını kurdu, ligleri başarıyla tamamladı ve Süper Lig’de karşımıza çıktı. Çok büyük gurur duyduk. Gittik ve bizi yendi o arkadaş. Düşünün; bir insan bu işi öğreniyor, örgütlüyor ve sizi yeniyor. Bu karşılaşma 2007 yılında olmuştu.

 

“Amacım alternatif yaratmak”

Bir yıl sonra tekrar Ordu’ya yolumuz düştü. Arkadaşım bana havalı tabancayla ilgilendiğinden bahsetti. Nasıl oluyor diye ilgimi çekti. Beni poligona götürdü, atışlar yaptırdı. Bana bu işi yapabileceğimi söyledi. Bir ay sonrasında Aksaray’da havalı tabanca şampiyonasına katıldım. 470 puan aldım. Eğer 480 puan almayı başarabilseydim milli takıma alınacaktım. Henüz hiçbir bilgim yoktu. Ardından düzenlenen yarışmalara katılmaya devam ettim. Ülkemizde ‘Havalı Tabanca Atış Takımı’nı kurdum. Şu anda 6 kişiyiz. Bakın basketbol bir performans sporu. Bütün engelliler, her zaman bunu yapamıyor. Bir alternatif yaratmaktı amacım.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ