23 Kasım 2017 Perşembe
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Sıcak çorbadan soğuk dondurma yemek gibi”
13 Mayıs 2012 Pazar 12:10

“Sıcak çorbadan soğuk dondurma yemek gibi”

O bir anne tıpkı diğer anneler gibi. Ama yürüdüğü yol, biraz daha meşakkatli, daha zordu diğer annelerden farklı olarak…

Elif ŞEN

O bir anne… Bütün anneler gibi fedakar, özverili ve mücadeleci… Ama bütün annelerden biraz daha farklı. İlk evladı Ahmet’in engelli olduğunu öğrenince değişen hayatında her türlü çabayı ve emeği esirgemeden, yorulmadan, isyan etmeden yapmış Saffet Bilgili. Bir anne olarak yapılması gereken her şeyi yapmış çocuğu için. Aslında en çok da onun desteği ile eğitimini tamamlayan biricik yavrusu ülkede bir ilke de imza atarak tüm engellilerin de umudu olmuş…

 

Oğluyla birlikte yaşama bağlılığın, azmin insan hayatında ne denli önemli olduğunu anlatıyor bu yaşam hikâyesi. O bir anne… Anneler gününe özel yaptığımız bu söyleşide hayatın istedikten sonra hiçbir engel tanımadığını anlatıyor bize. Hayat ne sunarsa sunsun, engel tanımayan yaşam hikayeleri bütün engelleri yok sayarak yaşanıyor. Bir annenin kocaman yüreği, ailesi için yılmadan çarpıyor…

 

“İngiliz doktorlar düzelmeyecek dedi”

Hayattaki anneler her zaman fedakârdır ama sizinki çok daha farklı ve özel bir fedakârlık. Engelli bir evladı yetiştirip, üniversiteden mezun ettiniz. Tüm bu sürecin başlangıcına dönmek istiyorum. Bu yaşam yolculuğu nasıl başladı?

1983 yılında Ahmet dünyaya geldi. Doğum travması yüzünden engelli olarak doğdu. Tabii biz hemen bunu fark etmedik. Bebeğimiz 6 aylık olduğunda hareketlerinde değişikler oluğunu gözlemledik. Doktora gittiğimizde bize annelerin bir takım telaşlarının olabileceğini, bebeğin normal olduğunu söylediler. Bu cevap bize yeterli gelmedi. Türkiye’de de doktora gittik. Orada da bize bebeğin 3 yaşına geldiğinde bazı şeylerin tam olarak anlaşılabileceğini söylediler.

 

“3 yaşında ilk teşhis konuldu”

 Ahmet 3 yaşına geldiği zaman Hacettepe’ye gittik. Orada gerekli tetkikler yapıldıktan sonra beyin sisteminde yoğun tahribat oluştuğu söylendi. Bütün bunlar yaşandığında henüz 24 yaşındaydım. Belki de psikolojik bir desteğe ihtiyacım vardı. Kabullenme, ne yapacağını belirlemek ilk etapta kolay olmadı. O dönemlerde Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Spastikler Derneği’nin fahri başkanıydı. Durum hakkında O’na bilgiler verince İngiltere’den özel doktorlar getirdi. Tekrar kontroller yapıldı. Türkiye’deki doktorlar bize düzelebileceği konusunda bir ümit vermişti.

 

“Kesinlikle düzelmeyecek denildi”

İngiliz doktorlar ise kesinlikle Ahmet’in düzelmeyeceğini söylediler. İlgi gösterin, temiz tutun, yalnız bırakmayın dediler. Bana, “Henüz çok gençsin, bir çocuk daha doğur” gibi önerilerde de bulundular. 1986 yılında ikinci kez anne oldum. Bir kızım oldu. Ahmet annemin de yardımlarıyla özel refakatçi desteğiyle özel okula gidiyordu. Zaman ilerledikçe Ahmet de büyüyor ve ben çocuklarım için ne yapacağım konusunda zorlanıyordum.

 

“Zor günler geçiriyorduk”

 İletişim kuramıyor, zor günler geçiriyorduk. Eşim de psikolojik travma geçiriyordu. O dönem kesinlikle eminim ki psikolojik destek almamız gerekiyordu. Var olan gerçekleri değiştiremeyeceğimizi, olanı böyle kabul etmemiz gerektiği konusunda artık eşimle hemfikirdik. Artık bundan sonrasında birlikte nasıl hareket edebileceğimizi, yolumuzu nasıl çizeceğimizi düşündük.

 

“Babam hep bu çocuk okuyacak derdi ama…”

Biz Ahmet 7 yaşına gelene kadar zekasının hangi derecede olduğunu bilemiyorduk. Önümüzde kapalı bir kutu vardı ve biz içinde ne olduğunu bilemiyorduk. Aramızda o döneme kadar her hangi bir iletişim yoktu. Spastikler Okulu’nda Ahmet’in öğretmeni Rengül Ener, Ahmet’in öğrenebilir durumda olduğunu söyledi. Dikdörtgen platform üzerine ilk önce alfabeyi yazarak iletişim kurmaya başlamıştık artık. Tüm bu yaşananlar Ahmet’in öğretmeni Rengül Hanım sayesinde oldu. Ahmet okumayı çözdükten sonra hep okudu. Bu dönemler babam vefat etti. Babam bize her zaman söylerdi. “Bu çocuk okuyacak, hepiniz göreceksiniz” biz buna ihtimal vermezdik ama dediği oldu.

 

“Normal bir liseye gitmesini istedik”

Lise dönemine gelince Ahmet’in normal bir lisede eğitim almasını istedik. İlk önce Anafartalar Lisesi’ne gözlemci olarak gönderdik Ahmet’i. O dönemde okuyan öğrenciler de çok fazla duyarlıydı. Okul müdürü Ahmet’in eğitimine burada devam edemeyeceği kararı vermesi üzerine olmadı. Bunun üzerine özel öğretmenler tutarak Ahmet’in eğitimine devam ettik.

 

“Bilgisayar sistemi getirttik”

İstanbul’da Sakıp Sabancı, engelli çocuklar için komplike bir eğitim merkezi açmıştı. Ahmet’i oraya götürdük. Biz o zamana kadar iletişimimizi tablo üzerinden sağlıyorduk. Gittiğimizde orada özel bilgisayar sistemlerinin olduğunu gördük. Yurt dışından gelen özel sistemlerdi. İrtibata geçerek Ahmet’e de bu sistemlerden getirttik. Şimdi Ahmet, internete giriyor, sosyal paylaşım sitelerini kullanıyor ve bütün yazışmalarını kendi başına yapabiliyor.

 

“Okulda tuvaleti gelmesin diye bütün gün aç kalırdı…”

Ahmet bütün bu eğitimlerin ardından üniversite eğitimini de tamamladı. Bu karar ve eğitim süreci nasıl gelişti?

Benim üç çocuğum var. Diğer ikisine en iyi imkânlarda eğitim hakkı tanındı. Bu noktada Ahmet’in de bu hakkı olduğuna karar verdik. İçinde uhde kalmasını istemedik. Hep birlikte çalışarak başardık. Kızım Ahmet’ten küçük olmasına rağmen üniversiteye önceden gitmişti. Kızımdan kalan testler, konu anlatımlı ders kitapçıkları vardı. O notlardan ve testlerden yararlanarak Ahmet, üniversiteye hazırlandı. Sınavları kazandı ve Yakın Doğu Üniversitesi’ne kayıt yaptırdı.

 

“Her türlü imkân sunuldu”

Ahmet’e her türlü imkân sunuldu. Zaten mimari açıdan bütün imkânlar düzgün bir şekilde yapılmıştı. Tek sorun bizim açımızdan ulaşımdı. Ne yazık ki özel bir araç olmadığı için gidip gelmemiz sorundu. Bu noktada da Rahmetli Mustafa Çelik, derneğin arabasını Ahmet’in ulaşımı için sundu. Mustafa Çelik olmasaydı okulu bitirmesi söz konusu olmayacaktı.

 

“Okula sağlıklı insanlar gibi gitti”

Ahmet okuluna tamamen sağlıklı insanlar gibi gitti. Arkadaşları ona çok yardımcı oldular.  Belki arkadaşları yemek yediremedi ama bir fincan kahve içirdiler. Bu bizim için çok önemliydi. Ahmet okuma konusunda inanılmaz azimli bir çocuktu. Bacak sondası takardık arkadaşları da ona yardımcı oluyordu. Hatta Ahmet, o kadar azimliydi ki bir gece önceden hiç yemek yemeden okula giderdi. Sırf büyük abdesti gelmesin, okulda zorlanmasın diye. Bütün gün ders saati bitene kadar yemek yemeden aç geçirirdi gününü.

 

“10 yaşında aşık oldu”

Sizin ya da Ahmet’in hiç yaşadığı kötü anlar, isyan noktasına gelinen duygu patlamaları oldu mu?

Ahmet çok özel bir çocuktu. Hiçbir zaman kompleksleri, bu denli uçlara gelecek sorunları olmadı. Ahmet daha 10 yaşındayken platonik olarak aşık olmuştu. Diğer iki çocuğumda böyle bir şey görmedim. Ahmet’in gerçekten hiç kompleksleri yoktur. Sürekli kitap okur, her hafta sonu maç izlemeye gider. Biz hiçbir zaman O’na sen engellisin dışarı çıkamazsın demedik.

 

“Birlikte gidebileceğimiz yerleri tercih ettik”

Aile olarak her zaman birlikte bir şeyler yapabileceğimiz yerleri tercih ettik. O’nu değil ama kendi adımıza bir takım kısıtlamaları yaşadık elbette. Örneğin hiçbir zaman hep birlikte denize, pikniğe gidemedik. Aslında hiçbir zaman tam anlamıyla bir aile olamadık. İstesek de olamadık…

Ahmet dünyayla o kadar barışık bir insan ki her işini kendi başına yapar. Bir gün anneannesinden para alarak düğüne gitmiş. Kuyruğa girerek tebrik edip gelmiş.

 

“Ben dilenci değilim. Parayı engelli kardeşlerime verin”

Ahmet çok da gururludur. Harun Denizkan’ın televizyon kanallarına çıktı. Programı izleyenler Ahmet’e para vermek istediler. Bu tutumlara çok fazla tepki gösterdi. “Ben dilenci değilim. Eğer para vereceklerse derneğe yardım yapsınlar. Diğer engelli kardeşlerim için dernek adına yatırsınlar paralarını” diye tepki gösterdi.

 

“Anneler anlar”

Üzücü olaylar elbette zaman içerisinde yaşanıyor. Bazen ulaşımını sağlayan araç derneğin yoğunluğundan dolayı Ahmet’i okula götüremezdi bazen. Üzülürdü… Ya da fotoğrafçılık derslerinde keşif için bazı geziler düzenlenirdi. Burkulurdu… Anlardım. Ben anneyim. Anne anlar… Anne çocuklarının gözünden anlar. Yıllarca tablolarla anlaştık. Bir düşünün o tablolarda olmasaydı sadece gözlerinden anlayacaktım. Anne her şeyi anlar.

 

“Sadece ben değil, herkes ağladı…”

Eminim ki sizin için de hayatın en özel anı mezuniyetti. Bütün anne ve babalar evlatlarının üniversite mezuniyetlerinde mutlaka gurur duyar ama sizin duygularınız herhalde çok daha yoğun olmuştur. Ahmet’in mezuniyeti size neler yaşattı?

O anda o kadar büyük bir duygu yoğunluğu vardı ki sadece ben değil, herkes ağladı. Hocalar ağladı, gelen televizyoncular ağladı, gazeteciler ağladı… Ahmet şeref listesine girdi. Bu yaşananlar KKTC’de bir ilktir. Ahmet imza attığı bu başarıdan sonra birçok engelli ailesi Rengül Hanım’ı arayarak çocuklarının başarılı olup olmayacağını sordular. İnsanların ümit çıtaları yükseldi.

 

“Çok farklı duygular yaşadım”

Bir engelli yeterli çabayı gösterirse, engellinin de okuyabileceğini anladım. Kızım da üniversiteden mezun oldu. Ortodontist oldu. Ama Ahmet’te çok daha farklı duygular yaşadım. Kızım gün geldi kapris yaptı, gün geldi mızıkçılık yaptı. Ahmet hiçbir zaman bunları yapmadı. O bambaşka bir çocuk. Bütün hocalarıyla iletişimi her zaman çok iyi oldu. İyi ki okutmuşum, iyi ki onunla bu yolda gitmişim. Her şeyden önce çocuğum kendini iyi hissetti. Hatta okul o denli iyi gelmişti ki bitince boşluğa düştü.

 

“Sıcak çorbanın üzerinden dondurma yemek gibi…”

Geriye dönüp baktığımda yaşadığım hiçbir şey kolay değildi. Ne kadar eğitimli, kültürlü olursan ol hiçbir şey bilmediğini anlıyorsun. Sıcak çorbanın üzerinde dondurma yemek gibi bir şey. Tarif etmesi zor, hiç bilmediğiniz duygular içerisinde yaşamaktı bütün bunlar. Ama sağlıklı olmaya, ayakta kalmaya mecburdum. 2 tane daha çocuğum var; bir eşim var. Onları ihmal edemezdim. Aile birliğini korumak zorundaydım. Kimi zaman maskelerle yaşadım ama hiçbir zaman bittim dediğim nokta olmadı. Ayakta kalmaya mecburdum.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ