20 Eylül 2017 Çarşamba
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Saray, saraylığını bilmeli”
24 Mayıs 2013 Cuma 10:30

“Saray, saraylığını bilmeli”

Haberdar Genel Yayın Yönetmeni Rasıh Reşat’a özel bir mülakat veren İkinci Cumhurbaşkanı Talat, erken seçimle son şeklini alan iç siyasetimizdeki çalkantıların baş aktörü olarak nitelendirdiği Cumhurbaşkanı Eroğlu’na ateş püskürdü…

Haberdar Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rasıh Reşat’a özel bir mülakat veren İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, erken seçimle son şeklini alan iç siyasetimizdeki çalkantıların baş aktörü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’na ateş püskürdü.

“Elini ayağını bir türlü partiden çekmeyen Eroğlu, çok kötü şeyler yaptı. Saray, saraylığını bilmeli” diyen 2. Cumhurbaşkanı Talat, Eroğlu’nun “nihayetinde hükmedemediğim UBP’yi o zaman bölerim” anlayışıyla hareket ederek demokrasimize çok büyük darbe vurduğunu söyledi.

“Seçim hayırlı olsun ama hiç uygun bir zaman değil” şeklinde konuşan Talat, ülkede erken seçimlerin bu kadar sık yapılmasını kesinlikle doğru bulmadığını ancak tüm tarafların birbirine girmesi nedeniyle bu noktaya gelindiğini, CTP’nin de durumdan  ‘erken seçim tezi’ bakımından yararlanarak sarayın entrikasını yutmadığını belirtti

Yaşanan gelişmeler nedeniyle ertelenen CTP kurultayında taraf olmadığını, hatta kurultayda gönlünden geçen kişinin bile bundan haberi olmadığını ifade eden Talat, Cumhurbaşkanı Eroğlu’nu, Rum lider Anastasiadis’in görüşmelerde “zemin kabul etmeyen” anlayışına da duyarsız kalmakla suçladı.

“Anastasiadis hayal kırıklığı, korka sıkıla eşli yemek peşinde koşan BM de laçka” diyen Talat, “Kıbrıs sorununda tarafların, konunun üzerine çok ciddiyetle gitmediğini gözlemliyorum. Türk tarafı çok daha aktif olmalı, dünyayı ayağa kaldırmalı” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylığının şartlara bağlı olduğuna dikkat çeken Talat, “eğer Kıbrıs sorununun çözümü mümkün olabilecekse, eğer bu noktada bir rol oynayabileceksem ve eğer seçime yakın vakitte bunu görürsem aday olurum” dedi.

 

“Duruşum erken seçimden yana değildi”

“Benim şahsi duruşum erken seçimden yana değildi ama 2013’te bir erken seçim beklerdim. Çünkü UBP ülkeyi kötü yönetiyordu bunun sonucunda ya daha fazla gidemeyeceğini ya da uzun süre giderse durumun daha da kötüleşeceğini sezdiği anda ne kurtarırsam kârdır diyerek erken seçime gider diye düşünüyordum… Genelde de erken seçime giden partiler böyle düşünür… Ne kurtarırsam kârdır der… Yükselişte olan parti bunu yapmaz ama düşüşte olan parti bunu yapabilir, yapması da doğrudur. Ama ben bir partili gözüyle bakmayan, ülke çıkarları açısından bakan bir kişi olarak erken seçimlerin bu kadar sık olmasını doğru bulmuyorum aksi halde Anayasa neden 5 yılda bir seçim der? Hiç 5 yıl gören hükümet olmadı... CTP 5 yıl kaldı ama onu da bir yıl erken bitirdi, çünkü 6 kalacaktı… Dolayısıyla bu yanlış bir durumdur… Erken seçim yanlısı değildim… Ama çaresiz kalındığına göre ve bütün taraflar erken seçimden kaçamadığına göre bu şekilde yapılması da doğaldır diye düşünüyorum”

 

“Saray saraylığını bilmeli…”

“Benim burada en çok yadırgadığım sarayın bu işin içine girmesidir... Bunu hem ayıp görüyorum hem de siyasi yaşamımız ve demokrasimize çok büyük darbe olarak görürüm… Saray saraylığını bilmeli… O, Cumhurbaşkanı’dır. Cumhurbaşkanı bir siyasi partinin iç işlerine bu kadar müdahil olmamalı. Bir partinin iç işleriyle ilgili Cumhurbaşkanı basın toplantısı yapıyor. Kıbrıs sorunuyla ilgili de dişe dokunur hiçbir şey söylemedi. Sadece şeklen konuştu tamamen -iç politikayla ilgili- en iyi UBP’li benim dedi. Şu anda yönetimdeki UBP’liler gerçek UBP’li değil, dedi. İnanılmaz şeyler söyledi.  Sonuçta beni bile karıştırdı söylediklerinin içine, inanılır gibi değil…”

 

“Anayasa’nın gereğini yapacaksınız”

“Güya ben de karışmışım CTP’nin içine. Ben iddia ediyorum asla karışmadım. Karışmayı da delilik görürüm. Cumhurbaşkanı olduğunuz için anayasa gereği çalışma saatlerinizi –ki çalışma 24 saat bazen- partide harcayamazsınız. Hatta kendinizi ait gördüğünüz partiye haftada bir bile gidemezsiniz. O zaman o partiye etkinizi nasıl sürdüreceksiniz? Bu mümkün değildir. O yüzden Anayasa’nın gereğini yapacaksınız ve ben onu yaptım… Ben partiye -çok istenmesine rağmen- dönmedim, evet dönmedim ama gölge başkan da olmadım. 24 saatimi orada harcamam söz konusu olamayacağına göre ben ne kadar orayı yönetiyorum iddiasında bulunsam da bu saçma bir iddia olur ve hem benim için hem partim için zararlı olur… Ama şu olur; gelirler, telefon açarlar, fikir tartışırlar vs bu olur, bu her zaman olur, şimdi de oluyor… Ama onunla yetinirim. Öte yandan her partide güç odakları olur, ben hiçbirinin yanında durmam neden durayım ki. Ben tüm partiyi kucaklamak zorundayım…”

 

“CTP entrikalara girmedi...”

“Onun için ben Sayın Eroğlu’nun davranışını yadırgıyorum… Çok kötü şeyler yaptı. UBP’yi bölmek için elinden geleni yaptı ki şu an da UBP, delegeleriyle birlikte ortadan bölünmüştür… Cumhurbaşkanı Eroğlu, bu bir yarısını alıp başka bir oluşuma gitme niyetiyle organize etti ve bu noktada CTP, DP ve TDP’nin katılımını sağlamaya çalıştı ve CTP, madem maksat erken seçimdir öyleyse daha da erken seçim’ tavrını takındılar ve buraya gelindi. CTP’nin bu tavrını da doğrusu doğru buluyorum. Çünkü CTP, entrikalara girmedi… CTP, bu durumdan ‘erken seçim tezi’ bakımından yararlandı, Sayın Eroğlu’nun entrikalarına yardımcı olarak bölünmüş partide Eroğlucu bir UBP yaratacak çabalara, ya da İrsen Küçük başbakanlıktan gitsin de yerine Ahmet Kâşif başbakan olsun ve Eylül’e kadar siyasi ortam ona göre hazırlansın ve öyle seçime gidilsin entrikasına pirim vermedi… Bu CTP’ye, benim bildiğim CTP’ye yakışan bir tavır oldu. Aksi halde Eroğlu’nu destekler bir duruma gelecekti…”

 

“Güvensizliğe ‘evet’ normal”

Mehmet Ali Talat, ana muhalefet partisi CTP-BG’nin Güvensizlik Önergesine ‘evet’ kararını da değerlendirdi ve bunu ilkeli olarak niteledi.

“Hayırlısı olsun ama erken seçim uygun bir zamanda da olmuyor” diyen Talat şöyle konuştu; “Güvensizlik önergesine evet kararı da çok normal çünkü siyasi partiler ilkeli davranmak zorunda. Zaten güvenmediğini ‘bir gün bile kalması zarardır’ diyerek söylüyordu. Dolayısıyla güvensizlik önergesine ne diyecekti? Evet diyecekti tabiî ki. Doğruya doğru, yanlışa da yanlış, demek durumundayım… Erken seçim konusunda olduğu gibi. Ama gelin görün ki süreç buraya sürükledi ve bu seçim oluyor… Hayırlısı olsun ama uygun bir zamanda da olmuyor ama ne yapalım bunu da düzeltmek mümkün değildi. Eroğlu, partiyi kendine bağlı tutmaya çalıştı ama başaramadı. O zaman ben de bölerim diyerek elini ayağını soktu partinin içine ve ikiye bölündü. Eroğlu bu pozisyonunu sürdürdükçe bu hükümet nasıl devam edebilirdi… Kurultayı hatırlayalım...”

 

“Cumhurbaşkanı delegeleri nasıl arayabilir?”

Yaşanan gelişmeler nedeniyle ertelenen CTP kurultayında taraf olmadığını, hatta kurultayda gönlünden geçen kişinin bile bundan haberi olmadığını ifade eden Talat şunları söyledi;

“Çok güvenilir bir yerden biliyorum ki Eroğlu, delegeleri birkaç kez bizzat kendisi aradı. Bu nasıl olabilir? Bir cumhurbaşkanı bir parti delegesini nasıl arayabilir şuna oy ver diye. Yani ben CTP kurultayında arayacaktım da falana ver filana verme mi diyecektim. Ne münasebet. Ben CTP kurultayında taraf değilim. Elbette benim de gönlümden geçen var ama inanın kendisi bilmez bunu…”

 

Ankara’dan arandığım doğru değil

Geçtiğimiz günlerde Tweter ortamında yayılan TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini telefonla aradığına dair iddialar için ise Mehmet Ali Talat, “Doğru değil. Bir gazeteci arkadaşımız bir iddia diye atmış ortaya Tweter’dan. Tamamen yalan, böyle bir şey hiç olmadı. Benim yadırgadığım, tüm gazeteciler bana ulaşabildiği halde bana sormadan tweet attı ve her tarafa da yaydı. Böyle bir şey kesinlikle yok…” dedi.

 

“Anastasiadis hayal kırıklığı”

“Anastasiadis’in böyle davranmasını beklemiyordum, korka sıkıla eşli yemek peşinde koşan BM de laçka” diyen Talat, “Kıbrıs sorununda tarafların, konunun üzerine çok ciddiyetle gitmediğini gözlemliyorum. Türk tarafı çok daha aktif olmalı, dünyayı ayağa kaldırmalı” şeklinde konuştu.

Talat sözlerini şöyle sürdürdü; “Şu sıralarda beni üzen bir şey var. Güney Kıbrıs basınında yayımlanan 77 sayfalık metin. Diyor ki bir kararın bakanlar kurulundan geçebilmesi için en az 1 Kıbrıslı Türk Bakanın onayı gereklidir. Hayır… Biz, 2 Kıbrıslı Türk Bakanın şeklinde anlaştık 1 değil. Hristofyas da defalarca tekrarladı. Ama bu metinde 1 rakamı geçiyor. O yüzden sanki bazı hatalar var gibi geliyor…Bu hatalı olduğuna göre başka hatalarda olabilir diyerek daha uzun boylu incelemekten vazgeçtim.. Tabi esas konu şudur; Anastasiadis diyor ki bu görüşmelere esas zemin teşkil edemez. Ne demek bu? Yani bundan sonra her Cumhurbaşkanı seçildiğinde sil baştan başlanacak. Görüşmelere zemin teşkil edecek demeliydi ama istemediğimiz şeyleri de Türk tarafıyla tartışacağım demeliydi. Ne münasebet. Her değişimde bu mu olacak? Zaten denk de gelmiyor iki tarafın cumhurbaşkanı görev süreleri. Anastasiadis Eroğlu’nun 3’üncü yılında seçildi. Görüşmeler başlasa 1,5 yıl sürecek… Hatta daha az… Çözemeyecekler sonra bizde seçim olacak başka biri seçilecek, bu başka biri dönecek ve ‘zemindir değildir’ diyerek en baştan alacak. Böyle şey olur mu? Bu bana işin üzen yanı. Ben Anastasiadis doğrusu böyle davranacağını beklemiyordum…”

 

“Anastasiadis’e sözlerini yedirmek lazım”

Kıbrıs Sorununa ilişkin Türk tarafının sessizliğine üzüldüğünü dile getiren Talat, “Türk tarafı hareketlenmeli hatta isyan etmeli” şeklinde konuştu.

Talat, Anastasiadis’in ‘zemin teşkil edemez’ söylemine dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü;

“Burada ‘ne oluyor diyerek, böyle saçma şey olmaz diyerek’ görev bize düşer… Yani Sayın Cumhurbaşkanı diplomatik tüm çabaları ortaya koyarak, Türkiye’yi de uyararak dört dönmeli tüm dünyada… Türkiye diplomasisinin bir şey yapabilmesi için buranın hareketlenmesi lazım… Anastasiadis’in ‘zemin teşkil edemez’ söylemini kendisine yedirmek lazım… Hani Annan Planı zemin değildir çünkü oylandı, reddedildi, tamam… Ama ondan sonra ki cumhurbaşkanının görüşerek getirdiği yer zemin değil mi? Öyle değilse nedir? Olamaz böyle bir şey… O yüzden Türk tarafı hareketlenmeli hatta isyan etmeli... Güney Kıbrıs’ın en büyük destekçisi Rus ve Fransızları da çağırmalı ve sormalı “dün Hristofyas vardı demokrasi bunu gerektirir diyordunuz… Ama demokraside devamlılık da var. Devletler bütün taahhütlerini ret mi eder?

 

Sözlü dahi olsa…

“(Bunun örnekleri de var…) Bir ülkenin Dışişleri Bakanı sözlü olarak başka bir ülkenin Dışişleri bakanı ile anlaştı ve bir zaman sonra sözlü bir ifadeydi diyerek reddettiler… Uluslar arası divana gidildi ve ‘hayır geçerlidir’ kararı çıktı… Dışişleri bakanı Başbakan ve Cumhurbaşkanının sözleri dahi devletler hukukunda bağlayıcıdır… Onun için beni en çok üzerek birazda öfkelendiren budur ve bu konudaki sessizliğimizdir de…”

 

“BM laçka…”

Birleşmiş Milletlerin laçka bir tavır içinde olduğuna işaret eden Talat, eşlerle yapılması planlanan liderler yemeğine ilişkin usûlün yanlış olduğunu söyledi. Talat sözlerini şöyle sürdürdü;

“Kimse kusura bakmasın Birleşmiş milletlerde yanlış yapıyor. BM’nin bu kadar laçkalık yapacağını doğrusu beklemiyordum. BM şu anda uyuyor… Anastasiadis, Downer’i istemediğini söylüyor… Genel sekretere mektup yazıyor falan filan… Ne münasebet! …ve BM susarak korka korka, titreyerek bir yemek organize ediyor ve bunu da sosyal hale getirerek buna eşleri de katıyor. Bizim taraf da buna iş yemeği diyor… Eşlerin katıldığı yemek iş yemeği mi olur? Eşlerin katıldığı yemek, yeme-içme ahbaplıktır, iş yemeği olmaz… Biz ‘iş atfını’ yapmamalıyız Rum tarafı da ‘Türkler siyasi meseleler getirecekler’ diyerek katılmayacağız havasına girmemeli. BM hata yapıyor, bunu sosyal bir yemek haline getirmemeliydi? Anastasiadis ile Eroğlu birbirini tanımıyor muydu ki bir tanıştırma yemeği şeklinde bir sosyal yemek? Neden BM aracılığı ile yemek yiyecekler ki? BM demeli ki “ben sizin yemek aracınız değilim, ben Kıbrıs sorunuyla ilgili uluslararası kuruluşum ve bu maksatla sizi bir araya getiririm’ demeli…”

 

“Dünyayı ayağa kaldırmamız lazım”

“Hiçbiri Downer da Ban Ki Moon da öyle… Eşlerle yemek nedir? Ne anlamsız ne lüzumsuz şeyler bunlar… Ben 5 yıl cumhurbaşkanlığı yaptım, Genel Sekreterin adaya gelişi dışında bırakınız eşli, eşsiz bile Rum liderlerle yemek yemedim… Müzakere prosedürü içinde yemek randevularıyla çözülmez Kıbrıs sorunu… BM, bu işleri yumuşatma maksadıyla yapıyor ama yanlış yapıyor… Taraflar konunun üzerine çok ciddiyetle gitmiyor, benim anladığım bu… Ben Türk tarafının çok daha aktif olması gerektiğini düşünüyorum… Dünyayı ayağa kaldırmamız lazım”

 

Cumhurbaşkanlığı seçimleri…

İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, henüz erken olduğunu vurgulasa da cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin “yararlı olabileceğimi görürsem aday olurum” dedi.

“Cumhurbaşkanlığı seçimlerine çok var… Adaylığım şartlara bağlı. Ben cumhurbaşkanlığına ‘Kıbrıs sorunu’ bağlamında, o gözle bakarım. Nitekim Cumhurbaşkanının bizim sistemimizde –meclisin değil, halkın seçmesine rağmen- fonksiyonu yok… Bir tören paşalığıdır… Hatta bugün olduğu gibi kendisi dikkatli olmazsa iç politikanın da bir figürü haline gelebilir… Benim bu anlamda devletin başı olmak gibi bir heyecanım yok… Ben Kıbrıs Sorunu açısında bakarım… Eğer Kıbrıs sorununun çözümü mümkün olabilecekse, eğer bu noktada bir rol oynayabileceksem, eğer seçime yakın vakitte yararlı olabileceğimi görürsem aday olurum… Aksi halde buna soyunmam…”

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ