22 Kasım 2017 Çarşamba
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Sanatçı feryadı !
29 Ağustos 2011 Pazartesi 11:18

Sanatçı feryadı !

Haberdar'a konuşan duayen tiyatro sanatçımız, tiyatronun ülkemizdeki yerini ve devletin tiyatroya yaklaşımını şöyle değerlendirdi:

Simge ÇERKEZOĞLU

 

Güçlü sesi ve sarsılmaz duruşu ile yıllardır ülke tiyatrosuna emek veren Yaşar Ersoy bu yıl bir kez daha “perde” diyerek Kıbrıs Tiyatro Festivali’ni başlatmanın haklı gururunu ve heyecanını yaşıyor. Festivalin amacını “en umutsuz anlarda umudu parlatmak, yaşama sevincini yükseltmek ve karamsar günlerde tiyatronun ışığıyla aydınlanmak” sözleriyle anlatan Ersoy, toplum olarak ‘Anka Kuşu’ gibi umudu yeniden canlandıracağımız günleri bekliyor.

 

Dokuz yılın ardından hala tiyatro festivali yapabilmeyi “insan kalmakta direnmek” olarak ifade eden Ersoy içinde yaşadığımız hayatı sanatçı gözü ile yeniden kurgulayarak kimseden çekinmeden inadına “özgürlük” diyerek bizlerle paylaştı.

 

 

Bir düş gördük bu güne geldik

 

Lefkoşa Türk Belediyesi Çağdaş Belediyecilik çerçevesinde düzenlediği Kıbrıs Tiyatro Festivali’nin dokuzuncusu 6-9 Eylül tarihleri arasında gerçekleşiyor. Dokuz yıl önce bu yola ilk çıkışlarını “düş görmek” olarak açıklayan Ersoy ideallerini gerçekleştirmek için Lefkoşa Belediye Tiyatrosu olarak ülkeye tiyatro festivali kazandırmayı kendilerine ilke edindiklerini söyledi. Tüm çabalar sonucunda 2003 yılında başlayan festivalin yazarlar tarafından toplumun yüz akı olarak değerlendirildiğin hatırlatan Ersoy böylesi sıkıntılı günlerde festival yapmak “insan kalmakta direnmektir” dedi. “Tiyatro insanı insanla anlatan, insanı insanla düşündüren, insanı eğlendiren değişim ve gelişim sürecine sokan toplumsal bir sanattır.”

 

Her şeyin metalaştığı, insani değerlerin yitirildiği dönemde tiyatro yapmanın daha da önemli olduğunun altının çizildiği söyleşide Ersoy izleyicileri “tiyatronun ışığı ile aydınlanmaya” çağırdı.

 

 

9. Kıbrıs Tiyatro Festival programı

 

Bu yıl yine birbirinden güzel oyunların yer alacağı festivalde kriter olarak “toplumun meselelerine, insanın sorunlarına ve dünyanın gündemine göre” oyunlar seçildi. Festival Komitesi Başkanı Yaşar Ersoy eğlence ile birlikte sorunların aydınlanması yeni bakış açısıyla değerlendirilmesi ve bir anlamda yüzleşme sağlanması amacı ile seçilen oyunların tiyatro sanatının toplumsal işlevini de yerine getirmeye çalıştığına işaret etti.

 

Açılış oyununu “muhteşem bir oyun” sözleriyle tanımlayan Ersoy oyun için yetmiş yedi kişiden oluşan kalabalık bir topluluğun ülkede bulunacağını hatırlattı. “Ölüleri Gömün oyunu toplumun gündemine damga vuracak ödüllü muhteşem bir oyun. Sıcak savaşları yaşayan dünyanın ve ülkemizin buradan çıkaracağı çok dersler olacaktır.” Diğer bir oyun ise İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun Profesyonel isimli oyunu. Yugoslavya’daki büyük dönüşümün anlatıldığı oyunda bir entelektüelin yaşam öyküsü kara komedi olarak hikâyelendiriliyor. Ersoy “baskı altında tutulan rejimlerde insanların nasıl fişlendiği kara mizahla anlatılıyor” dedi.

 

12 Eylül’de izleyici ile buluşacak Dullar oyunu ise “adından da anlaşılacağı gibi dul kalmış kadınların dulluk hikâyelerini eğlenceli olarak müzikal türünde seyirciyle paylaşıyor.” Dul olmanın sorgulandığı oyun İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahneleniyor.

 

Bir diğer oyun olan İstibdat Kumpanyası “baskı rejimlerinin gülünç hallerini ironik ve eğlenceli olarak seyirciye yansıtıyor.” Politik tiyatronun öncülerinden olan Ankara Sanat Tiyatrosu’nun sahneleyeceği oyunu ise “ağlanacak halimize gülmek” olarak özetledi.

 

Ersoy arıca Giderayak oyunu “yenidünya düzeni olan Neo-Kapitalist sistemde rantatörlerin nasıl ortaya çıktığını ve emeği nasıl sömürdüğünü anlatırken, insanlıktan umudu olanları özelikle bu oyunu izlemeli” diyerek yorumladı.

 

Genco Erkal’ın uyarladığı ve tek başına oynadığı, Aziz Nesin’nin öykü şiir, masal ve taşlamalarından oluşan oyun Nereye Gidiyoruz yaşadığımız toplumun çelişki ve çıkmazlarına yanıt arıyor. Ersoy, oyunda Nereye Gidiyoruz sorunun cevabının gizlendiğini iddia ederek yıllar öncesinden yazılmış metinlerin şaşırtıcı şekilde bugün hala güncelliğini koruduğunu hatırlattı.

 

Türkiye’nin gizli kalmış gerçeklerinin anlatıldığı Quintet Bir Dönüşün Beşlemesi ise 12 Eylül askeri darbesinde yurt dışına kaçmak zorunda kalan genç bir kadının hikayesini ve aradan geçen yıllarda ülkeye dönmesiyle yaşananları anlatıyor. Ersoy’a göre oyunda “askeri darbe ile o günün Türkiye’si bir aydının penceresinden yeniden sorgulanıyor”.

 

Kapanış oyunu olan Vanya Dayı ise dünya klasikleri arasında yer alan Rus yazar Anton Çehov’un başyapıtı. Ersoy göre oyun “Monotonluk, umutsuzluk tembellik ve mutsuzlukla kuşatılmış toplumların ve insanların halleri… Ayrıca burada küçük insanların yaşamında yaptığı yanlışları içe dönük duygu ve düşünceleri izleme olanağına sahip olacaksınız”.

 

Bu yılkı festivalde yeni açılımların da söz konusu olduğunu hatırlatan Ersoy, gösterilerin yanı sıra atölye çalışmalarının da gerçekleştirileceğini sözlerine ekledi. “Reji Atölyesi usta yönetmen Yücel Erten yönetiminde yapılacak.”

 

Bir diğer çalışma ise Metin Dramaturgisi ve Sahneye Yansıması Atölyesi.

 

Yazarlık ve tiyatro sanatı il ilgilenenler bu çerçevede Prof. Dr. Ödemir Nutku ve Prof. Dr. Hülya Nutku’tan dersler alabilecek ve onların deneyimlerinden yararlanabilecekler. Ersoy bilgi için 2278782 numaralı telefona müracaat edilebileceğini atölye çalışmalarının Lefkoşa Belediye Tiyatrosunda, oyunların ise Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi’nde olacağını hatırlattı.

 

 

“Bir devlet ki…”

 

Tüm bunların dışında Devletin tiyatroya bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Devletin tiyatroya bakış açısını anlatmak için sadece somut bir örnek yeterli. Bir devlet ki “Devletin Tiyatro binasını” 13 yıl yanık ve enkaz olarak bırakabiliyor. Bir Devlet ki sanatçısını 7.79 sayılı personel yasasına göre çalıştırabiliyor. Bir Devlet ki sanata, sanatçıya ve tiyatroya ölümcül ilgisizlik gösteriyor. Kültür kurultaylarında oy birliği ile alınan ve Resmi Gazete’de yayınlanan kararları hayata geçirmiyor. Bunlar Devletin kültüre sanata bakışını ve politikasını ortaya koyuyor.

 

 

Basın bu tablonun neresinde yer alıyor?

 

Basın destek olmaya çalışıyor. Festivallerde de yaptığımız çalışmalarda da bizleri desteklemeye tanıtmaya uğraşıyor. Ancak bunu çok az sayıda duyarlı gazete ve gazeteciler yapıyor. Ülkemizde güzel şeyler de yapılmaktadır. Gençlerimiz sanatsal kültürel ve sportif anlamda güzel işler yapıyor. Ancak yapılan güzel işler ne yazık ki gazetelerimizin ön sayfalarında yer almıyor. Toplumumuza iyi bir örnek olarak sunulmuyor. Ama kötü işler tecavüz, hırsızlık kumar ve uyuşturucu kötülük adına toplumda ne varsa gazetelerin ön sayfalarında yer buluyor. Medyanın bu konuda kendine çeki düzen vermesi gerekiyor. Ülkemizde yapılmakta olan güzel işleri de topluma iyi örnek olarak sunmalı hem gençleri hem yetişkinleri güzel şeyler yapmaya özendirmeliyiz. Zaman zaman değerli haberlerle değersiz haberleri yan yana koyarak sapla samanı da karıştırıyorlar. Bir konuyu gerektiği gibi araştırmadan da yazabiliyorlar. Elbette her gazeteci bu kapsamda değil. Basın etiği ile yapanları tenzih ediyorum.

 

 

 

Olmamak süreciyle karşı karşıyayız”

 

Halk tüm bunların arasında hangi noktada acaba?

 

Şu yaşadığımız çalkantılı, çelişkili ve belirsiz günlerde dokuzuncu Kıbrıs Tiyatro Festival’ini düzenliyoruz. Geçtiğimiz yıllarda toplum olarak Hamlet’in surunu olan “Olmak ya da Olmamak” sürecini geride bırakarak olmamak süreci ile karşı karşıya kaldığımızı vurgulamıştım. İşte bu gerçek bizi her geçen gün her geçen yıl daha da fazla kavurmaktadır. Toplum acıya acıya kanaya kanaya her geçen gün yıkım üstüne yıkım yaşamaktadır. Sosyal, ekonomik ve siyasal anlamda yaşanan yıkım içinde bizler Anka Kuşu gibi umudu yeniden doğurarak ve bunun gerekliliğine inanarak elimizden geleni yapma bahtiyarlığını göstermeliyiz. Zor günlerde bizleri sevindiren olgu 6 Eylül’de başlayan ve bir ay sürecek tiyatro festivali biletleri şimdiden bitmek üzere. Çok heyecanlıyım. Daha büyük sevdalara ve kavgalara yöneliyorum. Eğer halkımız, seyircimiz tüm yıkımlar içinde toplumsal gündemi olan bu festival programını sahipleniyorsa biz sanatçılara daha büyük görevler düşüyor. Bahsettiğim umut insan olmak ve direnmeyi daha da yukarılara taşıyabilmek için. Halkımızın ilgisi büyük ancak yönetenlerin tüm hükümet edenlerin duyarsızlığı ortadadır…

 

 

“Kültür Bakanlığı tabeladan ibaret”

 

Kültür Bakanlığı ise sadece tabeladan ibaret kalmıştır. Bugün ülkemizde bir çok gazeteci yazarın da yazdığı gibi KKTC’de futbol seyircisini tiyatro seyircisi geçmiştir. Ancak yönetenler popülist yaklaşımlarla sadece futbolla ilgilenmekte, futbol kulüpleri üzerinden siyaset yapmaya çalışmaktadırlar. Bu ülkede seyircinin hem nitelik hem nicelik açısından geliştiğinin en güzel kanıtı otuz iki yıldır tiyatro yapan Lefkoşa Belediye Tiyatrosu ve düzenlediği festivaldir. Ancak yönetenler bu tür etkinliklere katılmak yerine butik kurdelesini koro halinde kesmeyi tercih ediyorlar.

 

 

KKTC’de yeterince tiyatro sanatçısı yetişiyor mu?

 

Eğitimli oyuncu yetişmesi için çok uğraş verdik. İlk kez 1990 yılında dönemin bakanı Eşber Serakıncı’nın da desteği ile planlı şekilde konservatuarlara sahne sanatları fakültelerine öğrenci göndermeye başladık. Mezun olanlar Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nda istihdam edildiler. Bu konuda daha sonraları aynı yöntemi Devlet Tiyatroları da seçti. Yeterli olmamakla birlikte birtakım çalışmalar yapıldı. Yakın Doğu Üniversitesi bünyesinde Sahne Sanatları Fakültesi açıldı. Ancak halen tiyatro sanatımıza devletin desteğini göremiyoruz. Tam tersi ölümcül bir ilgisizlik söz konusu… Bu doğrultuda planlamalar, programlamalar yapılmazsa Kıbrıs Türk Tiyatrosu’na yeterli derecede eğitimle genç yetiştiremeyeceğiz. Yeterli derecede imkân sağlayamayacağız. Bu nedenle devletin yasal düzenlemeleri yapması gerekiyor. Bunun yanında alt yapı geliştirmesi ama ötesine de karışmamsı gerektiğini de hatırlatırım. Sanat özgür, özerk ve bağımsız yapılır. Devletin veya yönetenlerin sanata, sanatçıya karışmak hadi değildir. Yöneticiler sadece yasal düzenlemeyi yapar ve sadece altyapı oluşturur. Bunun dışında hiçbir şeye karışamaz. Yıllardır özgürlük kavgası içerisindeyiz. Demokrasinin de gereği zaten bu değil midir?

 

 

“İdeallerimiz var…”

 

Tiyatro binanız sanırım inşa edilmeye devam ediyor…

 

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu olarak Kıbrıs Türk tiyatrosunun gelişimi için birtakım ideallerimiz vardır. Bu ideallerimiz özerk yasa yapılması, tiyatro festivali yapılması okullar arası tiyatro şenliği düzenlenmesi ve bir de tiyatro binasına kavuşmamızdır. Bu ideallerimizden biri olan tiyatro binası için 1990 yıllarda kavgaya başladık. O dönemde Atatürk Kültür Parkı, Fuar Alanı içerisinde inşaat için bize yer verildi. 1999 yılında devlet töreni ile temeli atıldı büyük nutuklar, vaatler verildi. Ancak birinci etap inşaatın tamamlanması ile para aktarımı durdu. 2005 yılına gelince dönemin Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak gerekçesiz olarak Başkent Tiyatro Projesi’ni bütçeden çıkardı. Dönemin Belediye Başkanı Kutlay Erk’de buna tepki gösterdi.Bu konuda yazılan yazılar mevcuttur. Kısa süre sonra alanın TED Kolejine verileceği duyuldu. Sonuçta Bakanlar Kurulu karar ile tiyatro binasının olduğu alan bu okula veridi. İlk etap inşaatı da dozerlerle yıkıldı. Bu kolej için başka yer mi yoktu? Bu devleti yönetenlerin kültür sanat anlayışlarının somut göstergesidir bu tutum. Ardından büyük mücadele ve protesto ile bugünkü Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları ve Belediye Meclis üyelerinin de oybirliğinde yeni bina projesine başladık. Bu bina Belediye Sarayı’nın yanında yer alıyor. Betonarme kısmı tamamlandı. Ekim ayı başında sonuç ihalesine çıkıp 2012 yılı sonunda binayı tamamlayıp hizmete açmayı planlıyoruz. Bu hem Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun hem de benim en büyük hayallerimden biridir. Başkent Lefkoşa’ya çağdaş anlamda tiyatro binası kazandırma. Ülkemiz tarihinde doğrudan tiyatro binası olarak projelendirilen ilk tiyatro binası olacak. Binayı bitirmek yurtseverlik görevimizdir. Bu toplumsal bir mücadeledir. İnanıyorum ki kültürel anlamda gelişmiş toplumlar diğer meselelerini daha rahat çözebilirler.

 

 

Politikacıların sanata olan ilgisini yeterli buluyor musunuz?

 

Politikacıların sanatla ilişkisi, meclis’te birbirlerini eleştirirlerken “edebiyat yapma” ya da “tiyatro yapma” şeklinde söylemlerinden, ya da sergi açılışlarında kurdele kesmekten ileriye gitmez. Keşke edebiyat yapabilseler… Tiyatrodan, sanattan anlayabilseler… O zaman ülkeyi daha sağlıklı yönetebileceklerdi…

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ