27 Mayıs 2017 Cumartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Sanatçı çok yalnız!”
16 Eylül 2013 Pazartesi 09:00

“Sanatçı çok yalnız!”

Kıbrıs’taki sanatçılar yaşadıkları zorluklarla sanatlarını icra etmeye çalışırlarken, Kuzey Kıbrıs’ta heykellere şekil veren ilk kadın heykeltıraşımız Zehra Şonya, “Kıbrıs’ta sanatçı çok yalnız, devlet ortada yok” dedi…

Eniz ORAKCIOĞLU

Kuzey Kıbrıs’ta sanat yapmanın zor olduğunu her fırsatta dile getiren sanatçılar, yaşadıkları zorlukların yanında çok yalnız kaldıklarını da söylüyorlar. KuzeyKıbrıs’ın ilk kadın heykeltıraşı ve aynı zamanda Akdeniz Avrupa Sanat Derneği(EMAA) Başkanı olan Zehra Şonya, Haberdar Gazetesi’ne sanatçıların yaşadıkları zorlukları, heykel ve çağdaş sanatlara bakış açımızı değerlendirdi. Taş ve metallerden değişik figürler yaratan Zehra Şonya, son zamanlarda çağdaş sanata yöneldiğini söyleyerek, çalışmalarında da Kıbrıs’ta yaşanan birçok politik ve toplumsal olaylardan etkilendiğini belirtti.

 

“Akla erkek egemen profil geliyor”

HeykeltıraşZehra Şonya, “Heykel denince akla erkek egemen bir profil geliyor” diyerek, “Kıbrıs’a geldiğim ilk senelerde kadın olmamdan kaynaklanan güvensizlikten dolayı bazı projeleri bana vermeme gibi durumlarla karşılaştım. Zaman içinde yaptıklarımla bir güven kazandım tabi, ama en başta biraz zor oldu. Kadın heykeltıraş ve sanatçı olmak Kıbrıs’ta gerçekten zor. Bunun dışında büyük kütlelerle başa çıkmak taş yontmak, metal bükmek konusunda bir sorun yaşamadım. Kadın olmanın bu bağlamda bir sorun ve bir zorluk teşkil ettiğini düşünmüyorum. Çünkü bazı teknikler var ki çok az kaba kuvvet harcayarak taşı istediğiniz gibi yontabilirsiniz” diye konuştu.

 

“Sanatçı doğulmaz, olunur!”

Zehra Şonya, sanatçı olmak gibi bir hayalinin ve idealinin hiçbir zaman olmadığını söyleyerek, “Bütün sanatçıların anlattığı gibi çocukken şöyle yapardım diyebileceğim bir hikâyemde hiç olmadı. Annemin ısrarı ile güzel sanatlara hazırlandım. Onun kafasında benim okuyup resim öğretmeni olmam ve memur olmam vardı. Herkes gibi okulda resim yapardım, çok büyük bir yeteneğimin olduğunu hala daha düşünmüyorum. Çalışkan biriyim. Sanatla uğraştığınızda zaman içerisinde belli başlı duyarlılıklarınız, zihniniz ve yetileriniz gelişiyor. Ben sanatçı doğulduğuna değil olunduğuna inanıyorum” dedi. Heykeli seçme sebebini ise şu şekilde anlatan Şonya; “Güzel sanatlara hazırlanırken ve hangi bölümü seçeyim diye düşünürken, kafamda soru işaretleri olduğu bir dönemde Camille Claudel diye heykeltıraş bir kadının hayatıyla ilgili bir film izledim. Sonunda kadının delirip ve heykellerini parçaladığı filmden etkilenip heykel bölümünü seçtim” dedi.

 

“Karma sergilere yöneldim”

On senedir bireysel sergi açmadığını kaydeden Şonya, daha çok karma sergilere yöneldiğini, en son 2005’te Nicolas Panayi ile birlikte ışıklarla ilgili özel bir sergi açtığını belirtti. Uzunca bir süredir dernek yoğunlukları ve diğer projelerin yoğunlukları sebebiyle sergi açamadığını söyleyen Şonya, on senedir birçok şey yapmama rağmen, yoğunluktan dolayı kendisine ait bireysel bir sergi açamadığını fark ettiğini, bu sebepten dolayı da bir sergi açma kararı aldığını ve sergiyle ilgili çalışmalara başladığını kaydetti.

 

“Özgür bir çizgiye geçiş”

Şonya, sanatsal serüvenine taşla ilgili akademik kuralların daha fazla hükmetmeye çalıştığı bir noktada başladığını kaydederek, “Şu anda biraz daha farklı teknik ve materyaller kullanan, sosyal ve toplumsal sorunlarla ilişkili olan, politik ve belki de feminist yaklaşımların daha fazla sezildiği bir yola giriyorum. Kıbrıs’a geldikten sonra politik ve sosyal olayların bendeki etkisiyle birlikte akademik eğitimden, daha özgür diyebileceğimiz bir çizgi kayma ve kulvar değişimi oldu. Çalışmalarımın temelinde; sorunlarda benzerlik olmasına rağmen hem biçim dili, hem de malzeme dili açısından bir değişim söz konusu” şeklinde konuştu.

 

“Yaptığım çalışmalar acıyla ilişkili”

İlham kaynaklarının çok çeşitli olabileceğini kaydeden Şonya, bazen bir çivinin estetik yapısı veya sert bir malzemenin yumuşak bir malzemeyi katledişi, bir tecavüz olayı, bazen başka bir sanatçının etkisi, bazen okuduğunuz veya uğraştığınız bir kavramla ilgili bir şeylerin ilham kaynağı olabileceğini belirtti. Şonya, “Genelde yaptığım çalışmaların acıyla ilişkili olduğunu düşünüyorum” dedi. Malzemenin de kendisini etkileyebileceğini söyleyen Şonya, daha çok acı veren, ya da üstesinden gelemediği bir sorunun kendisine ilham kaynağım olduğuna dikkat çekti. Şonya, son açacağı sergide temanın olumsuz olduğunu, ilk sergilerinde çalışmalarının olumsuz olarak adlandırılamayacağını da dile getirdi.

 

“Sanatçı yalnız mücadele ediyor”

Kıbrıs’ta sanatın ve sanatçının çok sorunu olduğunu söyleyen Şonya, sanatın bir zemin işi olduğuna ve sanatçının yalnız başına bir varlık olmadığına dikkat çekerek, “Bizde olmayan sanat kuruluşlarına ihtiyaç var. Devletin oluşturması gereken mekanizmaların olduğu, özellikle genç sanatçılara imkân tanıyacak başka bir mekanizmanın olması gerekli. Yurt dışı ile ilgili temaslar için başka bir mekanizma gerekli. Kıbrıs’ta sanatçı çok yalnız, devlet ortada yok. Sanat kurumları olsa bile iyi çalışmıyor. Çünkü kurumlaşamamışlar ve para yok. Sponsorlar festivallere para yatırıyorlar. Fakat daha az izleyicisi olan, kitleleri etkileme gücü az olan sanatlara çok da para yatırmıyorlar. Görsel sanatçı her açıdan çok yalnız mücadele ediyor. Maalesef açtığı sergiden de para kazanmıyor” dedi.

 

“Sanat yapmaya çalışan biriyim”

EMAA Başkanı Zehra Şonya, Kıbrıs’ta çok fazla heykelle uğraşan insan olmadığını söyleyerek, “Seramikçilerin heykel denemeleri var heykel yaptıklarını zannediyorlar, ama bana göre onlar pek de heykel sayılmaz. Heykel figüratiflik demek değildir. heykel üç boyutta, kütlelerle ve uzay boşluğuyla ilgili bir şeydir. Bende son dönemlerde o tip işler yapmıyorum. Çünkü Kıbrıs’ta heykellere çok fazla rağbet yok. Ben iyi bir heykelci sayılabilirim, ama son dönemlerde kendimi heykelciden çok sanat yapmaya çalışan biri olarak tanımlıyorum. Çağdaş sanatla ilgileniyorum. Heykelde kütlesel bir şeyle uğraşıyorsun, çağdaş sanatta kavramlarla uğraşıyorsun. Kütle ve kavram bir araya gelebilir tabii ki ama son dönemlerde yaptığım işlere baktığımda üç boyutu, mekânı ve uzayı kullanıyorum ama kendimi heykelciden çok bir sanatçı olarak var etmeye çalışıyorum gibi geliyor” diye konuştu.

 

“Kıbrıs’ta sanat tamamen varoluşsal bir durum”

Kıbrıs’ta sanattan hiç para kazanmadığını ve kazanacağını da düşünmediğini belirten Şonya, “Kıbrıs’ta sanatın tamamen varoluşsal bir durum olduğunu, sanatçı olmanın şahsın sanatla ilgili takındığı ideolojik bir durum. En kolay ressamlar iş satıyor. Fakat onlara da baktığınız zaman sattıkları tablolarla sergisinin maliyetini bile çıkaramıyor. Sanat bir zanaat olarak, bir meslek olarak veya gelir getirici bir şey olarak görülebilecek bir durum değildir” dedi.

 

“Sorunları çözmede yetenek kazandım”

Sanatı icra ederken çok fazla sorunla karşı karşıya kaldıklarını belirten Şonya, teknik sorunların ve maddi yetersizliklerin olduğunu söyledi. Kıbrıs’ta sanatçı çok yalnız olduğu için, kendi sorunlarını da kendi çözme yolunda büyük bir yetenek kazandığına dikkat çeken Şonya, “Maddi koşullar daha iyi olsa kendi açımdan çok daha başarılı olabileceğimi düşünüyorum. Şu anda tamamen bireysel olarak gücüm, teknik becerim ve maddi koşullarım kadarını yapabiliyorum. Bu şartlar değişik olsa çok daha farklı noktada olabilirdim” dedi.

 

“Sanat ile kitleler arasındaki ilişkiyi kuvvetlendiriyor”

Zehra Şonya, 2003’den beri EMAA Derneği’nde (Akdeniz Avrupa Sanat Derneği) aktif olarak çalıştığını belirterek şunları söyledi: “Derneğin dönem dönem başkanlığını ve başkan yardımcılığını yaptım. EMAA Derneği’nin kurulma nedeni Kıbrıs’taki sanatçıların yurt dışı faaliyetlerinin yolunu açmaktı. Çünkü bireysellikler ve yurt dışı ilişkileri işe yaramıyordu, kurum olması gerekliydi. EMAA, o dönemde aktif bir sanat derneği olmadığı için de Nilgün Güney tarafından kurdu. EMAA kurulduğunda da, şimdide gençleri merkeze almaya çalışan ve biraz da genç bakışla, çağdaş sanatla ilgili dertleri olan bir dernek idi. Hala daha bu tarafını koruyor. Bununla birlikte sadece bir sanatçı derneği değil, sanata ilgi duyan, sanat severlerinde içinde olabileceği bir dernektir. EMAA derneği son dönemlerde projelerini sanatçı odaklı yapmıyor. Sanat ile kitleler arasındaki ilişkiyi kuvvetlendirmek adına çocuklardan yetişkinlere kadar özelikle çağdaş sanatı biraz daha yaymaya ve çalışıyor.”

 

“Bir çeşit sorgulama süreci olacak”

Şonya, uzunca süredir sanat yaptığını ve uluslararası etkinliklere fazlaca katıldığını söyleyerek, “Hiçbir sergimle ilgili bir katalogum olmadığı için Sanat Tarihçi Zeynep Yasa Yaman ile birlikte çalışmalarımı ve sergilerimi bir kitap haline getirme kararı aldık.  Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünde öğretim görevlisi Zeynep Yasa Yaman ile birlikte böyle bir çalışma yapalım diye yola koyulduk. Kitapta yer alacak olanlar on yıl içerisinde yaptığım ve sergilediğim çalışmalarım. Böyle bir kitap hazırlamak için bu kadar zaman beklememin bir sebebi de sponsor ihtiyacıydı. Kitapla ilgili birçok kalemi Cumhurbaşkanlığı üstlendi, şu anda bir, iki sponsora daha ihtiyacımız var. Kısacası on seneyi görünür yapmak ve bu on senede ne yaptığımı görmek istedim. Benim için bu kitap bir çeşit sorgulama süreci on senede neler yaptım ve bundan sonraki on sene için neler yapabilirim” dedi.

 

“Sergi biraz acıtacak”

Şonya, “Bu yılın Ekim ayında uzun bir süreden sonra açmayı düşündüğüm ve hazırlıklarına yoğun bir tempoyla sürdürdüğüm serginin biraz acılı olduğunu düşünüyorum” diyerek sözlerini şöyle noktaladı: “Serginin bazı insanları rahatsız edebileceğini düşünüyorum. Ama Kıbrıs’ta yaşamak benim için böyle bir şey, yani rahatsız edici. Kendi adıma uzunca bir süredir bu rahatsız edici durumdan kurtulamadım. Kıbrıs’ın belirsiz politik ortamı, karmaşası, kaosu, hiçbir şeyin tam yerine oturmaması, gece kulüpleri, kadınların öldürülmesi ve çocukların tecavüze uğraması beni çok fazla etkiliyor. Açacağımız son sergide de bunların etkilenmelerinin olduğunu düşünüyorum. Son dönemlerde feminist bir eğilimim var. Toplumsal cinsiyetle ilgileniyorum ve ayrımcılığın her türlüsüne karşıyım. Kesinlikle bir erkeğin bir kadından üstün olduğunu veya bir kadının bir erkekten üstün olduğunu düşünmüyorum. Son dönemlerde bunlar beni kötü etkiliyor. Kısacası ben sergi ile ilgili iyi bir iş yaptığıma inanıyorum fakat insanların çalışmaların karşısına geçip çok güzel diyebileceklerini düşünmüyorum. Aksine serginin biraz acıtacağını söyleyebilirim.”

 

Zehra Şonya kimdir?

1972 Yılında Kıbrıs’ın Limasol kentinde doğdu. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü'nden Bölüm ve Fakülte birincisi olarak mezun oldu. Yüksek Lisan programını Araştırma görevlisi olarak bitirerek 2001 de Adaya dönüş yaptı. 2001-2003 yılları arasında D.A.Ü Sanat Tarihi ve Arkeoloji Bölümünde seçmeli heykel dersleri verdi. DAÜ-Kıbrıs Araştırmaları Merkezinde Görsel Sanatlarla ilgili (arşiv, sanal müze, web sayfası oluşturma, paneller ve söyleşiler dizisi, görsel sanatları kitaplaştırma projesi v.s), projeler üzerinde çalışmaktadır. Ayrıca yeni bir oluşum olan

EMAA’nın (Akdeniz Avrupa Sanat Derneği) başkanlığını ve yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. Şu anda da derneğin proje sorumlusu ve altı ayda bir çıkan sanat dergisinin yayın yönetmenliğini yapmaktadır. Birçok ulusal ve uluslararası sergilere davet edilen Şonya’nın aldığı ödüller dışında, sanat üzerine yazdığı yazıları ve dış mekân çalışmaları da bulunmaktadır.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ