21 Kasım 2017 Salı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Paradokslar ülkesi İtalya!
07 Ağustos 2012 Salı 10:17

Paradokslar ülkesi İtalya!

Her ülkenin mutlaka gidilip görülmesi gereken yerleri var, her ülke şahsına münhasır ancak İtalya bir başka

Her ülkenin mutlaka gidilip görülmesi gereken yerleri var, her ülke şahsına münhasır ancak İtalya bir başka.

Okula başlayan çocukların kendi ülkelerindeden başka tanıyabildikleri yegane ülke olan İtalya tam bir paradokslar ülkesi… Kimi durumlarda- burun kıvırarak- “bumuydu” diye söylenmeye başladığınız anda gözünüze ilişen bir yapı sizi çark ettiriyor. Zira İtalya  için “geçmişi bugüne zedelemeden taşıyan yegane ülke” demek mümkün.

Mütevazi evlerden, şatolara, pis sokaklardan göz kamaştırıcı sanat eserlerine kadar birçok farklılığı bünyesinde taşıyan İtalya mutlaka görülmesi gereken bir ülke. Ülkenin dört bir yanında çeşitli örnekleriyle karşımıza çıkan sanat eserleri parmak ısırtırken, Romeo ile Jülyet’in evinde romantik duygular tavan yapıyor. Katedraller, çeşmeler, gotik tarzı binalar, sanat eserleri ile süslü meydanlarda yapılacak gezintiler bize büyülü fotoğraf kareleri sunuyor.

Dante’nin evini gezmek, Leonardo Da Vinci’nin yaşadığı sokaklarda dolaşmak, Rönesans dönemine uzanmanın verdiği şahane hissin yanında birde hesaplaşma var…

 

“Biz neden koruyamadık” hesaplaşması… Bu hesaplaşmanın temelinde müşteri velinimetimizdir sözünün hiçbir alanda uygulanmadığı bir turizm anlayışına duyulan gizli kıskançlık yatıyor. Zira İtalyanlar turist gelsin diye kendilerini paralamıyor çünkü turist zaten geliyor. Geçmişten geleceğe köprü olan bu ülkede kötü servis, pis tuvaletler, ilgisiz mağaza sahipleri sizi soğutamıyor.

 

Masa örtüsüne para, şehre girişe vergi

Kötü davranıyorlar gidiyorsunuz, kötü hizmet veriyorlar gidiyorsunuz, otelden çıkışta ödediğiniz meblağın üstüne vergi alıyor gidiyorsunuz, şehre girişlerde para alıyor gidiyorsunuz, restoranda yediğiniz içtiğinizin üstüne birde masa örtüsü parası koyuyor yine gidiyorsunuz çünkü size verdikleri aldıklarından çok daha fazla…

 

Özlemini duyduğumuz turizm

Turizm, tam bizim turizmcilerin kulağını çınlatacak türden. Geçtiğimiz gün bir restoran sahibinin, “burada (KKTC’de)her şey dahil sistem olmaz. Turist otelde yiyip içtiği için dışarı çıkma gereği duymuyor. Dolayısıyla ne bir restorana gidiyor, ne hediyelik eşya satan dükkana” sözleri İtalya’da yapılan turizmin özlemini duyduğumuz turizm olduğunu anlatıyor.

Nasıl mı? İtalya’da oteller sadece kahvaltı veriyor ama o kahvaltıda tam değil çünkü İtalyanlar bizim gibi yumurtalı, menemenli, börekli kahvaltı etmiyor. O yüzden bize verilen kahvaltı kruvasan, reçel, bal, tereyağı ve kek türlerinden ibaret. Kahvaltıda salamda var ama domuz eti olacağı gerekçesiyle onlara da el uzatan pek yok ki zaten rehberimiz domuz eti olduğu konusunda uyarıyor.

 

Turizm örnek alınmalı

Yani sabah kahvaltısı dahil öğle yemeğini de, akşam yemeğini de dışarıda yiyorsunuz. Tabi yoruldukça bir cafeye oturuyor, hem dinleniyor, hem de içecek, tatlı, aperatif atıştırmalıklar sipariş ediyorsunuz. Zaten “çok yoruldum, şuradaki marketten bir kola/ su alayım da bir ağaç gölgesine oturayım” durumu yok, çünkü etrafta bizdeki gibi adım başı market yok.

Dedim ya, İtalyanlar turizm adına hiçbir şey yapmıyor. Zaten (anlatanların yalancısıyız) turizm fuarlarına bile gitmezlermiş. Gerek olmadığını daracık sokaklardaki insan selinden anlıyoruz.

 

Aşıklar şehri

Detayları yazının aralarına serpiştirmek ümidiyle gezimize başlayalım; İtalya’da ilk durağımız Verona. yaklaşık 2 buçuk saat süren yolculuktan sonra İtalya’dayız. THY’nin TK3289 sefer sayılı uçağıyla yapıyoruz yolculuğumuzu. Burada THY’ye bir teşekkür göndermeden olmaz. Omleti, böreği ve sınırsız ikramıyla şahane bir yolculuk yaşattı bize. Hostesler/ kabin amirleri güleryüzlü, hizmet kusursuz. THY övgüyü hak ediyor doğrusu.

Verona’ya dönersek, ilk hayal kırıklığımı havaalanında yaşadığımı söylemeliyim, çünkü havaalanı dökülüyor. Verona Havaalanıyla hemen hemen aynı büyüklükte olan Ercan Havaalanını kıyaslıyorum ister istemez. Ercan mukayese edilmeyecek denli temiz ve konforlu. Hemen sık sık kurduğum klişe cümleyi tekrarlıyorum orada. “AB ülkesi olunca kuş konduruyorlar sanırız. Bir bizim havaalaanlarımıza bak, bir buna...”

Havaalanının yanında birde tren garı var. Tren garının salaş cafesinde birer kahver içtikten sonra başlıyoruz Verona’yı gezmeye.

Erbe Meydanı Roma döneminde halkın toplandığı forum olarak kullanılmış. Kuzeyde üzerinde San Marco Aslanı bulunan uzun bir sütun var. Sütun 1523'de dikilmiş. Meydanın ortasında hediyelik eşya satın alabileceğiniz, etrafında da kahve içebileceğiniz, yemek yiyebileceğiniz kafeler/restoranlar mevcut. Meydan tarih kokuyor ancak burada hayranlıkla izlediğimiz binaların, daha sonra göreceklerimizin yarısı bile olmadığını bilmiyoruz tabi. Belediye binası tam meydanda. Meydanın orta bölümündeki her tarafından su akan Madonna çeşmesi 1368 yılında yapılmış.

 

“Canlı heykeller şahane”

Meydanı gezdikten ve canlı heykellerle fotoğraflar çekildikten sonra biraz dinlenmek için bir cafeye otururuyoruz. Canlı heykel demişken biraz açalım. İtalya’da her tür canlı heykeli görmeniz mümkün. Bebek kılığında olan, glatyatör kılığında olan, prenses kılığında olan, mumya kılığında olan heykellerin yanı sıra, boşlukta bağdaş kurup oturan Hint fakirlerine de rastlamak mümkün. Bu kişiler durarak ya da sizinle fotoğraf çektirerek para kazanıyor. Bizim ilgimizi en çok çeken bir bebek ve havada bağdaş kuran Hint fakiri oluyor.

 

 

“Romeo ve Jülyet’in yaşadığı ev”

Biraz dinlendikten sonra Jülyet'in Evine (Casa di Giuliette) geliyoruz. Bilindiği üzere Şekspir'in meşhur Romeo ve Jülyet hikâyesi Verona'da geçiyor. Belki bu yüzden bazı yazarlar Verona'yı "Aşıklar Şehri" olarak nitelendiriyor. Ünlü aşıkların burada yaşayıp yaşamadıklarından emin olmasakta binlerce insanın gelip burayı gezmesi eserdeki olayın yaşanmış olabileceğini akla getiriyor. Evi ziyaret etmek için adam başı 6 Euro ödüyoruz. Evin içinde Romeo ile Jülyet’in giysileri, fotoğrafları, sandalyeleri, şömineleri ve yatakları var.Ayrıca evden Jülyet’e mesaj atabiliyorsunuz. İtalya’da ticari zeka nüthiş. Evin bahçesinde hediyelik eşya satan küçük bir dükkan var. Oradan magnet, kartpostal alıyoruz günün anısına. Bahçede Jülyet'in bir heykeli var. Evi gezmeyenler o heykelle fotoğraf çektiriyor.

 

Çıkışta duvara asılı telefonlar gözümüze çarpıyor. Oyuncak telefon görüntüsündeler ama değil. Üzerlerinde Romeo ve Jülyet'in resimleri var. Meğer para atıp Romeo ve Jülyet’le ilgili birşeyler dinliyormuşuz. Biz fotoğraf çektirmekle yetindik.

 

Uyumsuz giysiler avantaj oluyor

Verona’da gezeceğiniz heryer birbirine yakın. Jülyet’in evinden çıktıktan sonra kendimizi dünyanın ünlü markalarının bulunduğu dar sokakta buluyoruz. Kalabalıktan, zar zor ilerleyebiliyoruz. Birde buna rehberimizin“çantalarınıza sahip çıkın. İtalya’da hırsızlar çok profesyoneldir. 100 metreden profilinizi çeker, Gözlüğünüzden, ayakkabınızdan çantanızdaki parayı hesap edebilir, hissettirmeden cüzdanınızı alır” tembihi eklenince kalabalıkta yürümek eziyet halini alıyor. Çantaya sarılmış bir vaziyette ilerlerken tek rahat ettiğim husus giyimimle uyumlu olmayan spor ayakkabılarım. Zira uyum düşünecek halde olmadığımdan hırsızın istediği profili de sergilemiş değilim.

 

 

“Soyulursanız gurur duyun”

Burada bir parantez açıp rehberimiz İsmail Beyi (Erbaş) anlatmam gerek. İsmail Bey için hayatımda gördüğüm en iyi rehber diyebilirim. O denli bilgili yani. (Kendisine sormadım, turdaki bazı arkadaşların deyişine göre üniversitede okutmanlık yapmış, doktorası var.) Müthiş tarih bilgisine espri yeteneğini de katan İsmail Bey tüm yolculuk boyunca tarihe meraklı olmayanların bile ilgisini toplamayı başarıyor. İsmail Bey arabaya biner binmez bizi uyarıyor: “İtalyanlar sıcakkanlıdır, paylaşmayı severler. O yüzden çantalarınaza sahip çıkın. Her turda bir soyulan olur. Geçen hafta kimse soyulmadığına göre bu hafta iki kişi soyulacak. Hırsızlar size bakar bakmaz profilinizi çıkarırlar. O yüzden soyulursanız üzülmeyin, gurur duyun.

 

“Biz sömürge değiliz, niye başkasının dilini kullanalım”

İtalyanlar İngilizce konuşmaz. ‘Biz sömürge değiliz, niye başkasının dilini konuşalım’ diye düşünürler. İngilizce bilmemelerine şaşırmayın. Şarküteri ürünlerinin büyük çoğunluğu domuz etidir. Domuz yemiyorsanız dikkat edin. Sabah kahvaltılarında hayal kırıklığına uğramamanız için uyarayım, İtalyanlar tatlı kahvaltı ederler. Zeytin yemezler ama deli gibi zeytinyağı tüketirler.

 

“9 dedilerse 9’da orada olacaksınız. Ne beş dakika önce, ne bir dakika sonra”

Zaman konusu çok önemlidir. 9 dediyse 9’dur. Ne beş dakika önce, ne bir dakika ileridir. O yüzden saatlerinizi bize göre ayarlayın ve size verilen saatte otobüsün yanında olun...”

 

Venedik’e yolculuk

Verona turumuzun ardından akşamüstü Venedik’teki otelimize doğru hareket ediyoruz. Havaalanına gitmek için saat 03.00’de kalktığımızdan Verona- Venedik yolunun ne kadar sürdüğünün farkında değilim. Oteldeki kekli, reçelli sabah kahvaltımızın ardından İtalya’ya özgü vapuretto denilen teknelerle Venedik’in kalbi San Marco meydanına geliyoruz. Ünlü cafelere ve şık mağazalara ev sahipliği yapan San Marco meydanına... Bu meydandaki ünlü San Marco aslanı ve San Teodoros heykelleriyle süslü dev sütunlar İstanbul’dan getirilmiş. Venedik Cumhuriyeti’nin devlet kilisesi olan bazilikayı görüyoruz. Burada 12 havariden biri olan San Marco’nun kemikleri muhafaza ediliyormuş. Daha sonra Dükler Sarayını görüyoruz. Venedik’in güç sembolü olan saray hem dükanın ikamet yeri, hem de Hükümet konağı olarak kullanılıyormuş. Yine aynı meydanda çan kulesini ve saat kulesini görüyoruz.

 

 

Gondol keyfi

Ve Venedik’in sembolü gondollar. Gondolla geziyoruz. Hayretler içindeyiz. Suyun nasıl olupta bu binaları çökertmediğini düşünmekten etrafı gözlemeye fırsat bulmasakta gondol gezisi İtalya seyahatinin en güzel kısmı oluyor. Venedik’in büyüsüne kapılanlar sadece biz değiliz. Kayıtlara göre o gün şehre öğle vakti itibarıyle 50 bin kişi giriş yapmıştı.

 

 

Floransa’ya büyülenmek

Sabah kahvaltımızın ardından Floransa’ya hareket ediyoruz. Floransa’da ilk olarak Michelangelo tepesi’ni, Duamo Katedralini, Signoira Meydanını geziyoruz. Floransa’ya büyülenmemek elde değil. Dante’nin evini görmek, ibadet ettiği yerde dolaşmak, Michelangelo’nun oturduğu sokakta gezmek, Vivaldi’nin beste yaptığı kiliseye gitmek, Rönesans’ın başladığı yerlerde olmak müthiş bir duygu. Ayaklarımıza kara sular ininceye kadar gezip dolaştıktan sonra otele dönüyoruz. Yorgunuz ve tıka basa öğle yemeği yememize rağmen açız. Otele yakın biryerlerde restoran bulup karnımızı doyurabileceğimizi düşünüyoruz, yanılmışız.

 

 

Yaşlı İtalyan’ın peşine takılıp gidiyoruz...

Floransa’da akşamüstü yorgun argın otele dönüyoruz.  Sıkı bir öğle yemeği yememize rağmen açız. Otele yakın bir yerlerde restoran bulup karnımızı doyurabileceğimizi düşünüyoruz, yanılmışız. Hırsızlık korkusuyla yalnız çıkamıyoruz sokağa.  Yanımıza turdan birkaç kişiyi alıp yol boyu yürüdüğümüzde ise her yerin kapalı olduğunu görüyoruz. Rastladığımız yaşlı İtalyan’a İngilizce olarak nerede yemek yiyebileceğini sorduğumuzda İtalyanca yanıt veriyor bize. İfadesinden olumsuz bir yanıt geldiğini anlamamak mümkün değil. Tam teşekkür ederek yanından ayrılırken oradan birkaç kişiye restoran soruyor yaşlı amca. Öğreniyor sonunda. Bize, kendisini takip etmemizi söylüyor. Kalabalığız ya korkusuzca gidiyoruz peşinden.

 

Plastik sandalyeli muşamba örtülü restoran

Bizi eski çay bahçelerine benzeyen bir yere götürüyor yaşlı İtalyan. Plastik sandalyeler, çocukluğumuzda gördüğümüz muşamba örtüler var. Başta söylediğim gibi küçük bir Anadolu kasabasındaki çay bahçelerine benziyor. Kişilerde bizden birilerine. Menüden bir şeyler seçiyoruz. Nerden olduğumuzu soruyorlar. Türk olduğumuzu söyleyince çok şaşırıyorlar. Yemek bittikten sonra garson yanımıza gelerek restoran sahibinin bizle fotoğraf çektirmek istediğini söylüyor, kabul ediyoruz. Restoranın yaşlı sahibi ayağını sürüyerek bin bir zorlukla yanımıza oturup poz veriyor.

 

Gavur Floransa

Sabah kahvaltıdan sonra tekrar Floransa’yı gezmeye devam ediyoruz. Floransa, İtalya’nın diğer şehirleri gibi yürüyerek gezilebilecek şekilde konuşlanmış. O yüzden kolay geziliyor. Toskana'nın yuvarlak tepeleri ile çevrili olan Floransa'nın etkisinde kalmamak olanaksız. Rönesans'ın doğduğu yer olan Floransa Michelangelo, Leonardo da Vinci, Dante, Machiavelli, Galileo ve Medici'lerin şehri. Rönesanstan ötürü bir çoklarınca “Gavur Floransa” olarak nitelendiriliyor.

 


Açık hava müzesi

14. yüzyıla tarihlenen ve bir kapalı köprü olan Ponte Vecchio Fiorentina'nın sınır taşı konumunda. Heykellerle donatılmış bir açık hava müzesi gibi Floransa. Michelangelo ve Galileo'nun da mezarı Santa Croce Kilisesinde. Donatello, Giotto, Cimabue ve Brunelleschi tarafından yapılan çalışmaların bulunduğu yaklaşık 135 m uzunluğundaki Kilise, Floransa'nın eski mahallelerinden birisinde bulunuyor.

 

Vehbi Koç’un örnek aldığı tek insan...

Floransa deyince Medici ailesini es geçmek olmaz. Rahmetli Vehbi Koç’un “örnek aldığım tek insan” dediği baba Mecidi bugünkü Floransa’nın kurucusu sayılabilir. Çünkü Floransa Arno Nehri’nin kenarında M.Ö. 50 yılında kurulmuş, fakat ortaçağa gelince bir kültür, ekonomi, dolayısıyla sosyal merkez görünümüne bürünüyor. Tabii bunda en büyük pay, Medici ailesinin... Mecidiler 13. ve 17. yüzyıllar arasında Floransa' da yaşamış güçlü ve etkin bir aile. Aile üç papa (X. Leo, VII. Clement, XI. Leo), çok sayıda Floransa hükümdarı ve daha sonra Fransa kraliyet mensupları yetiştirmiş, ayrıca Rönesansı tetiklemiş.Çok zengin olan bu aile hem bankerlik ve ticaret yapıyor, hem de kazandıkları parayı şehirlerini güzelleştirmek için harcıyor. Leonardo Da Vinci, Michael Angelo gibi büyük ressam, düşünür ve heykeltıraşlar Mediciler sayesinde eserlerini yapmaya imkan bulmuşlar. Hatta o zamanın para birimi Florin de ismini bu kentten alıyor.

 

“İşe aldığınız kişi sizden üstün olsun ki sizi çalışmaya zorlasın”

Mecidi, Machiavelli’yi 33 yaşındayken “işe aldığınız adam sizin rakibiniz olsun ki sizi daha iyi çalışmaya zorlasın” mantığıyla Başbakan yapıyor. Machiavelli inanılmaz bir adam. “dünyada en önemli şey seçimdir” diyor. “Ne yaparsanız yapın ama seçilin...” Özeti “hükümet olmak için her yol mübah!”

 

İlk çatalı Mecidi ailesi buluyor

Dünyada ilk çatalı bulanlar da Medici ailesi. O zamana kadar el ile yenen yemekler yerine et ve sebzelere batırılan çatalı önerip, önce kendi ailelerinde kullanmışlar, daha sonra halk arasında yaygınlaşmış.

 

Pisa-Siena turu

Floransa’da bugün Pisa- Siena turuna katılacağız. Siena İtalya’da en yoğun sanat çalışmalarını yapıldığı ve en pahalı antikacıların bulunduğu bir kent. Siena’nın ardından Pisa’ya hareket ediyoruz. Pisa’yı anlatmaya gerek yok zaten. Klasik Pisa Kulesini itekleyerek düzeltme pozundan sonra Miracolo meydanını geziyoruz. Ve ardından San Gimignano’dayız. Bir Ortaçağ kenti olan San Gimignano’dan büyülenmemek elde değil. Tam Ortaçağdaki haliyle kalan bu kente yeni yapılan yapılarda aynı görünümde. Dar sokaklar, taş binalar zaman tünelindeymişsiniz hissini veriyor. Bilindiği gibi Toscana bölgesi deri ürünleriyle meşhur. Dolayısıyla Siena’da deri ürünlerin satıldığı dükkanlarla dolu. Dükkanlara girdiğinizde deri kokusu burnunuza vuruyor. Turdan kopmamak için alelacele birkaç dükkana girip çıkıyorum. Fiyatlar Türkiye’deki deri ürünlerin fiyatlarıyla aynı hatta biraz daha ucuz.

 

 

“Sizin de bir Floransa’nız varsa siz de paralı yapın”

Daha önce İtalya’da her şehre girildiğinde ayakbastı parası ödendiğini söylemiştik. Floransa’da da tabi. AB önce buna tepki göstermiş. Ancak İtalyanlar “sizin de bir Floransa’nız varsa siz de paralı yapın. Ne kadarsa biz parasını verip gezeceğiz” diyerek AB’nin bu restini geri püskürtünce Fransa’da “benim de Paris’im var. Ben de paralı yapacağım” demiş. Şimdi İspanya’da da bu uygulama mevcut. Bunları duyunca Napolyon’un “dünya bir ülke olsaydı, İstanbul başkent olurdu” sözlerini hatırlıyorum üzüntüyle.

 

“Denizi, şehri kirlettiniz vergisi”

Rehberimiz bu verginin “denizi şehri kirlettiniz” mantığıyla alındığını söylüyor ve ekliyor: “Kriz devam ederse hava vergisi de alacaklar...”

 

“İtalyanlar krizden neden etkilendi”

Kriz demişken İtalya’daki ekonomik krizin halkı çok etkilediğini söyleyelim. O gün Belediye işçilerinin eylemi var. Romalı belediye işçilerinin açtığı pankartlar Lefkoşa Belediyesi’nde açılan pankartlardan pek farklı değil. “Aç bıraktınız” yazıyor İtalyanca. Rehberimiz turizmin bu denli gelişmiş olduğu İtalya’da halkın krizden neden bu kadar etkilendiklerini şu sözlerle açıklıyor: “İtalyanlar lüksü çok sever. Burada evde yemek pişmez. Bir İtalyan ailesi en az haftada beş kez dışarda yemek yer. Marka giyinir. Aldıkları 5 bin Euro maaş haftada beş gün dışarı çıkmalarına yetmiyor artık. Kriz dolayısıyla televizyonlarda ilk kez yemek programları yapılmaya başlandı. Yüksek yaşam standartına alışan İtalyanlar o yüzden krizden daha çok etkilendi. Türkiye’nin krizden daha az etkilenmesinin sebebi de bu.”

 

İtalya’da kedi yok

İtalya’da kedi yok. Çünkü Ortaçağ’da engizisyonda cadıların yakıldığı dönemde kediler de yok edilmiş. Sadece cadıların gömülü olduğu söylenen mezarlıkta kedi var. Mezarlık dışına nasıl çıkmıyorlar diye düşünürken aklıma daha önce okuduğum, “İtalya'da her yıl 60 bin kadar kara kedinin, uğursuz olduğu gibi batıl inançlar yüzünden katledildiği açıklandı. İtalya'daki hayvan hakları derneği AİDAA'dan yapılan yazılı açıklamada, "Aptalca batıl inançları olan insanlar tarafından öldürülen ya da satanik ayinlerde katledilen kara kedi vakaları bildiriliyor. Kara kediler en çok Cadılar Bayramı (Halloween) gecesi ortadan kayboluyor" denildi” haberi geliyor. 

 

Cadılar Mezarlığı

Cadılar Mezarlığının önünden geçerken rehberimiz ülkücülerin bozkurt işaretine benzer bir hareket yapıp, bizimde mezarlığa karşı o hareketi yapmamızı söylüyor. Meğer o “şeytana dur de” hareketiymiş. Hepimiz yapıyoruz. Mezarlık bölgesi öyle çok izbe bir yerde değil. Araçların sıkça geçtiği, trafiğin yoğun olduğu bir bölge. Bilmem doğru bilmem yanlış burada sık sık kaza olur, insanlar ölürmüş. Dolayısıyla uğursuz olarak nitelendirilen bu bölgede kiralar çok ucuzmuş. Ancak başka ülkelerden gelen öğrenciler ve yabancı işçiler otururmuş burada. Tabi geceleri hayalet görene kadar!

 

Büyücülük yaygın

Rehberimiz İtalya’da büyücülüğün çok yaygın olduğunu söylüyor. Avamından elitine her insan büyü yaptırabilirmiş. İnanışlar Türklerle birbirine çok benziyor. Tokat’ın bir köyündeki adetle Toscana’daki bir adetin aynı olduğunu görünce hayretler içinde kalıyoruz. Rehberimizin bize söylediği şu: “Bunları AB kuralları içinden çıkarırsanız bir hafta içinde Türkleşirler!”

 

Cezaevleri paralı

İtalya’da bir cezaevinin önünden geçerken rehberimiz İsmail Bey sayesinde cezaevlerinin paralı olduğunu öğreniyoruz. “Hapishaneye günlük 34 Euro ödüyor mahkumlar. O kadar paraları yoksa taş ocağında çalıştırılıyorlar. Çalışmazsanız ve para ödemezseniz yemek yok. Bizde F tipi cezaevi çıktığında mahkumlar isyan etmişti. İtalyanlar da zannetti ki Türkler eziyet ediyor. Gördüler, şaşırdılar.”