21 Kasım 2017 Salı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Öyle Bir Geçer Zamanki” dizisinin perde arkası
07 Mart 2012 Çarşamba 12:35

“Öyle Bir Geçer Zamanki” dizisinin perde arkası

Başarılı sanatçı Osman Alkaş’la yapılan röportajın ikinci bölümünü yayınlıyoruz

Yurdagül BEYOĞLU

“Bizim ülkemizde tiyatrocular memur yasası kapsamında değerlendiriliyor”

Tabi sanatçı okuyacak, akademik formasyonu olacak ama sanatçının çalışma koşulları farklıdır. Bizim ülkemizde hala 7/79 sayılı personel yasası kapsamında değerlendiriliyor. Memur yasası yani. Sanatçının çalışma koşulları, formasyonu farklıdır oysa. Biz Belediye Tiyatrosu olarak yeni bir Tiyatro Yasası üzerinde çok çalıştık. Hala ısrarla üzerinde duruyoruz. Tiyatronun kendi bütçesi, personel, sanatçı, teknik personel eğitimi, turneler gibi unsurları belli bir takım prensiplere oturtacak bir yasaya ihtiyacımız var. Bu yasanın çok kavgasını verdik. Bu ülkede sanatın, tiyatronun gelişebilmesi için “Sanat Yasası” diyebileceğimiz bir yasaya ihtiyaç var. Bu en büyük eksikliklerimizden biridir.



“Sanat için binaya ihtiyaç var”

Bir başka konu; Belediye tiyatrosunun iki isteği var. Biri yasa değişikliği, diğeri bina. Sanat için binaya ihtiyacımız var. O bina yapıldığında Lefkoşa’da eksiklik giderilmiş olacak. Bu noktada TC Büyükelçiliği ve LTB başkanı Cemal Bulutoğuluları’na teşekkür ederim. Binanın yapımında onların katkılarını anmadan olmaz.



Soru: Öyle bir geçer zaman ki dizisine girişiniz nasıl oldu?

Ben bundan önce Gölgeler ve Suretler’de oynamıştım. Çok güzel bir filmdi. Önümüzdeki günlerde Nümberg, Los Angales ve Beyrut’taki festivallere gidecek. Bu katıldığı yerlerde iddiası olduğu için en iyi erkek oyuncu, en iyi kadın oyuncu, en iyi yönetmen gibi dallarda ödül gelirse şaşırmayalım.



“Öyle bir geçer zaman ki ile Gölgeler ve Suretler’in montajı aynı yerde yapılınca…”

Filmin montajı, Öyle bir geçer zaman ki’nin montajının yapıldığı yerde yapılıyordu. 12. bölümden itibaren eski İçişleri Bakanı karakteri aranıyormuş. Sert görünümlü, otoriter bir karakter… Filmi montajda görmüşler, “tam istediğimiz gibi biri” demişler. Bana ulaştılar, tiyatrodaki işlerimi aksatmamak koşuluyla kabul edebileceğimi söyledim.



“Torba programından kameralara alışıktım”

Orada başarılı olduysam Torba programı dolayısıyla kameraya alışık oluşumdan. Kameraya yabancı olmamam rol çözümlemesinde bana sürat kazandırdı. Çabuk adapte oldum.



Soru: Dizide kötü bir adamı canlandırıyorsunuz. Nasıl tepkiler aldınız?

Yaygın olarak karşılaştığım tepki, “ne kadar kötü adamsın” sözleri oluyor. Sonra da “ama iyi oynuyorsun” diyorlar. Kıbrıslı Türk sanatçı olduğum için farklı bir pozisyonum var. Bir sorumluluk… Başarısız olursam “vay be, sanatçımız gitti, başarısız oldu” diyebileceklerini göz önüne alıyorum. Ben de bu ilgiye, bu sevgiye layık olmaya, insanları hayal kırıklığına uğratmamaya çalışıyorum.



“Siz İstanbullu değilmisiniz…”

İstanbul’da vatandaşlar durdurup sohbet ediyor, diziden bahsediyor, “siz İstanbullusunuz değil mi?” diye soruyorlar. Ben, “hayır Kıbrıslıyım” deyince de çok şaşırıyorlar. Oysa ben oyuncuyum. Onun eğitimini aldım. Karadenizliyi de oynarım, Rum’u da oynarım. Oynadığım karakter düzgün Türkçe konuştuğu için ben de düzgün Türkçe konuşuyorum. Kıbrıs’ta da böyle tepkiler alıyorum. Beni senelerce Torba programında espriler yapan adam olarak gördükleri için “niye astığı astık, kestiği kestik bu rolü kabul ettin” diyorlar. Daha önce de tiyatroda böyle roller almıştım ama televizyon daha yaygın bir kitleye ulaştığı için etki alanı daha geniş.



Soru: Dizi bir fenomen oldu. Bize de bu diziyle ilgili tüyolar verebilir misiniz?

Coşkun Irmak ne yazacak bilmiyorum. Ona sormak lazım. (Gülüyor) Şunu söyleyeyim; Hikayenin açılabileceği yer çok fazla. Daha önce Aylin ve Soner üzerindeydi, bu aralar Mete’yle sevgilisi üzerinde. Senaryo öyle bir şey ki bir süre sonra karakter kendi kendini yürütmeye başlıyor. Ancak şunu söyleyebilirim, Coşkun Bey sürpriz seven bir insan. Dolayısıyla dizi de sürprizlere açık.



Soru: Dizi de yaşadığınız ilginç olaylar var mı?

12. bölümü çekiyorduk. Oğlum evde oturuyor, ben eve geleceğim. Oğlum hata yapmış, ben kızacağım. Diklenince de ben bir tokat atacağım, sandalyeye çökecek. Hakan’ı oynayan Salih’le ilk buluşmamız. “Tanışır tanışmaz tokadın tadına bakacaksın ama ne yapalım” dedim. Yetenekli, saygılı bir çocuk Salih. Aynı sahneyi 6-7 defa çekiyorsunuz. İlk sahneyi çekerken, geri plandan dikleniyor, ben tokat atıyorum. Yaşadığım ev çok şaşalı. Sandalyeler, koltuklar son derece gösterişli. Ben tokat attım, sandalyeye çökecek. Fazla mı geldi bilmiyorum. Çökmesiyle sandalyenin arkasının kırılması bir oluyor. Salih kesmemizi beklemiş tabi. Bende tiyatrodan kalma alışkanlıkla kesmeden rolüme devam ediyorum. Parmağımı sallıyorum bu arada.



“Abi n’aptın, dağıttın beni”

Bitince Salih “abi n’aptın, dağıttın beni. Sandalye kırıldı, parmağını soka soka oynuyorsun. Çok geçekçi oldu, korktum” dedi.



Soru: Bunca yıllık tiyatrocu olmanıza rağmen diziler daha fazla popülarite getiriyor. Bazı sanatçılar rahatça yolda yürüyemediklerinden yakınıyorlar. Dizi sizin hayatınızda da bir şeyleri değiştirdi mi?


Hayatımda değişiklik olmadı. Sadece eskisi gibi rahat dolaşamıyorum. Birde 10 günün 3-4 gününü İstanbul’da geçirmek zorunda kalmam yollarda çok fazla zaman geçirmeme neden oluyor. İnsanın özünün değişmemesi gerektiğine inanıyorum. İki dizide yer aldım diye “ben oldum” havalarında gezmek bize yakışmaz. Sizi seyirci yaratır. Sevgisini kazandığınız bu insanları küçümserseniz hem kişiliğinizden olursunuz, hem de sizi sevenlere ihanet etmiş olursunuz.


“Hastaneye gittim, bana diziyi soruyorlar”

Annem hastanede yatıyor. Hastaneye gidiyorum, üzgünüm ama insanlar diziyi soruyorlar. Ben onları reddedemem ki, insanlar nerden bilsin üzgünsünüz, hastasınız.



Soru: Bir dönem dizisinde oynuyorsunuz. Kullandığınız evler, arabalar gerçek mi?

Kullanılan evlerin büyük bir çoğunluğu gerçek. Cemile’nin oturduğu ev Beykoz’da. Ali Kaptan’ın evi de Beykoz’da ancak iki ev birbirine dizide göründüğü kadar yakın değil. 40-45 dakikalık bir ara var yürüyüş mesafesiyle. Benim evim Kartal-Pendik tarafında. Hastane binası Üsküdar’da. İzinler alınıyor, paralar ödeniyor. Bayağı maliyetli bir iş. Bu bir sektör haline gelmiş. Bu gibi binaları, köşkleri kiralayıp, film setlerine açıyorlar. Kullanılan arabalarda kiralık. Bu işle uğraşan şirketler var. Kullandığımız arabaları kiralıyorlar. Meraklıları bu arabaları iyi durumda bırakmış.



“Benim arabam Marilyn Monroe arabası”

Benim dizide kullandığım, 45-46 yılı, seri üretime girmemiş el yapımı bir araba. Tüm dünyada toplam 50-60 tane yapılmış. Türkiye’de 2-3 tane var. Bir bu çalışır durumda. Kelebek camları bile otomatik. Marilyn Monroe’ninkinden. Kostümlerimiz özel yapılıyor. Terzihanelerimiz var. Sanat ekibimiz her mekanda, en küçük ayrıntıyı bile düşünüyor. Çok ciddi bir iş. İki ekiple çalışıyoruz. Biri Zeynep Oral Tan’ın ekibi, diğeri Deniz Koloş’un. Her biri 40-50 kişilik iki ekip. Işıkçısından, elektrikçisine, şoföründen kostümcüsüne kadar her şey var. Dizide çalışanların sayısı oyuncu kadrosu hariç 300’ü buluyor.



“Dizi Türkiye’de bir sanayi oldu”

Diziler, Türkiye’de bir sanayi haline gelmeye başladı. Artık milyon dolarlardan söz ediliyor bu sektörde. Yılda 200 civarında dizi çekilmekte. Kişiler 16-18 saat çalışıyorlar dizileri çekmek için. Tabi harcanan para çok olunca gelirinde çok olması için ticari kurallar işliyor. Reytingler filan… Reyting kaygısıyla sanatsal değerinin çok altında yapılan diziler var. Dolayısıyla gösteri sanatı doping dediğimiz şeylere yöneliyor; kadın gibi, silah gibi… Ben inanıyorum ki, çok değil, 3-5 sene sonra reyting kaygısı yerini sanatsal kaygıya bırakacak. Diziler daha estetik, daha kansız olacak. En azından öyle olmasını istiyorum.



Soru: Dizi oyuncularının çok astronomik paralar aldığı söylenir. Bunlar doğru mu? Yoksa alınan ücretler abartılıyor mu?

Ne kadar para aldıklarını bilmiyorum ama şunu söyleyebilirim; Oyuncular çok zor şartlarda çalışıyorlar. Günde 18 saat çalıştıkları oluyor. Eğer başrol oyuncusuysanız neredeyse 24 saat oradasınız. Ben küçük bir sahne için bile iki gün harcıyorsam,- verirlerse- bu parayı hak ediyorlar. Bir dizi oyuncusu kaç kez başrol alabilir? Belki birkaç kez. O çalışma şartları içinde hak edilen bir para diye düşünüyorum. Bundan 4-5 yıl önce rakamların daha fazla olduğu söyleniyor. Birde oyuncuların bir kısmı tiyatroda da oynuyor. Ben tiyatrodan çekime, çekimden tiyatroya giden birçok arkadaşımı biliyorum. Çok yıpratıcı bir çalışma temposu içindeler.


“Sette Cemile’ye doğum günü”

Oyuncuların özel hayatı yok. Bacak bacak üstüne atıp keyif yapacak durumda değiller. Geçenlerde Cemile’yi canlandıran Ayça Bingöl’ün doğum günüydü. Sabahın 08.30’unda sete gelmiş, gecenin yarısına kadar sette. Annesi pasta yapmış, sete getirdi, sette doğum günü kutladık.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ