21 Kasım 2017 Salı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Oğlumdan üç yıl ayrı kaldım”
13 Mayıs 2012 Pazar 12:15

“Oğlumdan üç yıl ayrı kaldım”

Bu haftaki Pazar röportajımızı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Şerife Ünverdi’yle gerçekleştiriyoruz

Yurdagül BEYOĞLU

Sümerce'denHititçe'ye  çevrilmiş bir edebi bir yazıtta bundan binlerce yıl önce bir Hititli erkek evladın, anneye olan sevgisi şöyle dile getiriliyor:


"O bal gibidir… O semanın yükseklerinde bir yıldızdır... O mavi ebruli lapislazuli taşıdır. O kral kızının süslü mücevher kutusudur. O saf gümüşten bir halka yüzüktür. O şahane ritondur. O kurşun yüzüktür. O altından yapılmış varaktır. O boynun üzerinde titreşen, örgüden yapılmış bir gerdanlıktır. O mavi lapislazuli taşından levhanın üzerinde yükselen, su mermerinden yontulmuş heykelciktir. O işlenmiş bir fildişi paket gibi ışıltı doludur. Annem benim için ekin zamanının ilk suları, yağmur gibidir. O bereketli hasattır. O arzulanan bereket dolu bir bahçe gibidir. O iyi şeylerle dolu, sulanarak beslenmiş çam ağacı gibidir...


O senenin ilk meyvesi, ilk ayın ürünüdür. O bellenmiş toprak parçalarına dalga dalga sularını akıtan su yolu gibidir. O Talmun şehrinin balı, hurmasıdır. O bir adak gibi seyredilmek için bir tanedir. O, bolluk ve sevinç içinde gelen kral oğulları gibidir. O zevkle birleşmiş sevinç gibidir. O arzuya doyamamış seven kadın gibidir. O bir mutluluk habercisidir..."

 

Bundan binlerce yıl önce kazınmış bu yazıtlar. Binlerce yıl sonra da yine aynı duyguların dile getirileceğine hiç kuşku yok zira annelik bambaşka bir hissiyat, bambaşka bir haleti ruhiye. Kişi her ne konuma erişirse erişsin en önemli vasfı annelik. Velev ki Bakan olsun…

 

Bu haftaki Pazar röportajımızı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Şerife Ünverdi’yle gerçekleştiriyoruz. Sürekli koşuşturma halinde olan Ünverdi’yi Meclis kulisinde yakalayabiliyorum ancak. Yakalamak derken yanlış anlaşılmasın, beni reddetmedi elbet fakat güler yüzü, kimseye hayır diyemeyen tavrı ve yardımseverliğiyle tanınan Ünverdi’yi o yoğunluk içinde röportaj için oturtabilmek zor.

 

Bakan Ünverdi’yle çocukluğundan, Bakanlığa uzanan hayatı tüm kesiti ile ortaya sererken, en fazla çocuklar kısmında kalıyoruz. Zaten anneler günü vesile olmasa da Ünverdi’nin unutamadığı anılar çocuklarıyla ilgili olan bölümde.

 

TMT’de yönetici olan babasının üzerlerinde saklayarak gizlice geçirdiği silahları, üniversite son sınıfta doğan bebeğini annesinin götürüşünü, altı aylığına götürülen bebeğin üç yıl anneannesinin yanında kalışını ve anneanneye alışan bebeğin kendisine Şerife anne diye hitap edişini konuşuyoruz Ünverdi’yle…

Ve unutamadığı anıları…

 

“Çocuklar çabuk alışıyor…”

Soru: Bize kendinizi tanıtır mısınız?

1955 yılında Lefkoşa’da doğdum. Üç kardeşiz. İki kız, bir erkek. Ben alenin ilk çocuğuydum. Annem ev hanımı, babam ilkokul öğretmeniydi. Bana anneannemin adı olan Şerife’yi koydukları için anneannem tarafından çok ilgi ve sevgi gördüm. İlkokula yaşıtlarımdan bir yıl önce başlayınca eğitimimi de bir yıl önce tamamlamış oldum. Büyükbabam da ilkokul öğretmeniydi ve birinci sınıfa onun sınıfında başlamıştım. Ağırdağ İlkokulu’nda… Aslında bu bir adaptasyon süreciydi fakat orada kendimden büyük olanlara ve derslere uyum sağlayınca okul hayatım başlamış oldu.

 

“Dedem beni diğer öğrencilerden ayırt etmezdi”

Dedemin sınıfında olmak çok güzeldi ama dedem beni diğer öğrencilerden ayırt etmezdi. İlkokulu Ağırdağ ilkokulunda okuduktan sonra ikinci sınıfta babamın orada olması dolayısıyla Selimiye ilkokuluna gittim. Üçüncü sınıfı Bağlıköy’de okudum çünkü babam Bağlıköy’e tayin olmuştu. Dördüncü sınıfa geldiğimde babam Baf’a bağlı Aydın köyüne gönderilince dördüncü sınıfı orada okudum. Benim okul serüvenim orada da bitmedi. Beşinci sınıfı Sedat Simavi ilkokulunda, altıncı sınıfı ise Atatürk ilkokulunda okudum.

 

Soru: Her öğretim yılını başka bir okulda okumak zor olmadı mı? Nasıl adapte oldunuz?

Pek zor oldu diyemem çünkü çocuklar çabuk alışıyor. Hem her sınıfı başka bir yerde okumak benim zenginliğim oldu. Farklı arkadaşlar edindim, farklı adetler ve ananelerle tanıştım. Aynı toplumun insanları arasında bile kültür ve bakış farkları olabildiğini görmek, toplumu kucaklamak adına çok önemli. Belki de siyaseti bu denli benimsemiş olmam da çok farklı insanları tanımış olmanın da etkisi var.

 

“15 yaşına kadar hiç denize giremedik”

Tüm çocukluğumuz savaş yılları içinde sıkıntılarla geçti. İlginçtir ki ada ülkesinde yaşamamıza rağmen ben 15 yaşıma kadar denize giremedim. Babamın öğretmen olduğu köylerde deniz yoktu ve etrafımız Rumlarla sarılı olduğu için hiçbir yere gidemezdik. Seyahat özgürlüğümüz yoktu. Kıstırılmış gibiydik.

 

“Üzerimdeki bıçağı hiç unutamam”

Babam İbrahim Bıyıkoğlu Türk halkının varoluş mücadelesi için oluşturulan TMT’nin kurucularındandı. Her gittiği köyde çalışmalarını sürdürürdü ancak biz bunları çok detaylı bilmezdik. Babamın gizli gizli askeri eğitim yaptırdığını çok sonraları öğrendim. Öğretmenliğin yanında askeri eğitim de veriyormuş. Dediğim gibi bunu çok bilmiyordum fakat hissediyordum. Aydın Köy’deyken şehre, şehirden Aydın Köy’e giderken gerektiğinde arabamızla silah taşırdık. Babam bu silahları arabanın çok gizli yerlerine saklardı. Bir keresinde benim üzerime de bir bıçak vermişti. O bıçaktan ben bir şeyler olduğunu anladım. Annemin üzerine de tabanca sakladığını, bu şekilde silahları gerekli yerlere götürdüklerini yıllar sonra öğrendim.

 

“Ninem yemeden içmeden kısıp bana piyano almıştı”

Çocukluğum tüm bu olumsuzluklara rağmen çok güzel geçti diyebilirim. Köylerde çocuk olmak doğayla iç içe olmak demektir. Bizde bunun tadını çıkardık. Lingiri denen bir çocuk oyunu vardı. Erkek çocukların oyunuydu ama ben lingiri oynamayı çok severdim. Kardeşlerimle lingiri oynardık. Çocukluğumun en mutlu eden olayı ise bana piyano alınması. Müziğe olan düşkünlüğümü bilen anneannem piyano dersleri için okula gittiğimi görünce dayanamamış olmalı ki o ekonomik sıkıntı içinde her şeyinden kısıp bana piyano almıştı. Bu beni çok mutlu etmişti. 12 yaşındaydım o zaman. Hayat içinde birçok şeye sahip oldum ama bu piyanoyu görünce duyduğum mutluluğu hiç unutmadım.

 

“Şubat tatilinde doğum yaptım”

Ortaokula Lefkoşa Kız Lisesinde başladım ve oradan mezun oldum. Fen bölümündeydim. Liseden sonra girdiğim üniversite seçme sınavında İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ne girdim. Daha önce üniversiteye kontenjanla giriliyordu. Sınavla giriş o yıl başladı ve ben sınavı kazandım. İstanbul’a gittiğimde üç yıl Fındıkzade’deki Kıbrıs Kız Yurdunda kaldım. Dördüncü yıl evlenip eve çıktım. Evlendiğimde öğrenciydim.

 

“6 aylığına gönderdim 3 yıl ayrı kaldım”

Son sınıfta doğum yaptım. Doğumum Şubat tatiline denk gelince sene kaybım olmadı. 12 günlük bir kayıpla okula devam ettim. Annem çocuğumu üç aylıkken Kıbrıs’a götürdü. O yıl mezun olacaktım ve mezun olabilmek için çocuğumdan altı ay ayrı kalmam gerekiyordu. Altı aylığına diye gönderdiğim çocuğumdan maalesef üç yıl ayrı kaldım çünkü okulu bitirip işe başladığımda annem çocuğumu bana vermek istemedi. Okul bitince özel bir poliklinikte işe başlamıştım. Çocuğun bakıcıya verilmesine annemin yüreği el vermeyince, ben Kıbrıs’a dönene kadar üç yıl baktı. Eminim ki annem benden daha iyi bakmıştı ama yine de küçücük bir çocuktan ayrılmak çok zordu benim için.  

 

“Anneme anne, bana da Şerife anne diyordu”

Oğlum anneme öyle bir alıştı ki üç yıl sonra ülkeye kesin dönüş yaptığımda bizim yanımıza gelmek istemedi. Onu -renkli televizyon yeni çıktığı için- ancak renkli televizyon alarak ikna edebildik. Uzun bir süre anneme anne, bana da Şerife anne dedi oğlum. Yurda döndükten sonra şimdiki muayenehanemi açtım. Ardından da ikinci oğlumu dünyaya getirdim. Çok yoğun bir meslek hayatım oldu. Ülkeme, ailemin yanına dönmek beni çok mutlu etmişti. Çocuklarımın arasında üç yaş olduğu için iyi anlaşıyorlardı. Bende ayrım yapmadığım için aralarında hiç kıskançlık olmadı.

 

“Oğlumun anneme düşkünlüğü devam ediyor”

Büyük oğlumun anneannesine olan düşkünlüğü hala devam ediyor. Benim anneannemle olan ilişkim gibi büyük oğlumun anneannesiyle olan ilişkisi farklı boyuttadır.

 

Soru: Bugün anneler günü, dolayısıyla sizin annenizle ilişkinizi soralım. Nasıl bir ilişkiniz var?

Uzun saatlere yayılan meslek hayatımda annem ve ailem benim en büyük desteğim oldu. Annem benim bütün sorumluluklarımı üstlendi. Ve bu sorumlulukları mecburiyetten değil severek üstlendi. Bize ve çocuklarıma iyi bir eğitim vermek ve geliştirmek için elinden gelen çabayı sarf etti. Ben inanıyorum ki tüm anneler benim annem gibi özverili ve fedakardır. Eminim ki çocukları için ellerinden geleni yaparlar. Tüm annelerin anneler gününü kutluyorum.

 

Soru: İstanbul’da olduğunuz dönem sağ sol çatışmalarının had safhada olduğu bir dönemdi. Sizde etkilendiniz mi?

Benim öğrenciliğim döneminde sağ sol çatışmaları vardı ancak mezun olduğum 1976-77 yılında daha da arttı. Arkadaşlarım bir takım çalışmalar içinde olsa da öğrenciliğimin üçüncü yılında eve taşındığım için bu tür çalışmaların içinde olmadım. Zaten bizim okul yoğun bir çalışma istediğinden bu tür şeylere pek vakit olmazdı. Saat 08.00’den akşam 17.30’a kadar okuldaydık. Hiç durmamacısına çalışırdık o saatlerde. Ankara’da daha çok olay oluyordu.

 

“Kadın olarak değil halkın temsilcisi olarak görüyorum”

Soru: Siyasete nasıl girdiniz?

1980 yılında yurda kesin dönüş yaptıktan sonra muayenehanemi açıp meslek hayatıma başladım. Bu dönemde tüm ailemin üyesi olduğu UBP’de kendimi buldum. Zaten siyasi olarak görüşümü yansıtan bir partiydi UBP. Delegelikle siyasi yaşamıma adım atmış oldum. 1994 yılında Ulusal Birlik Partisi’nden yerel seçimlere katılıp Belediye Meclis üyesi  seçildim. 1994-1998 yılları arasında Lefkoşa Türk Belediyesi Meclis üyesi olarak görev yaptım.1998’de Belediye seçimlerine katılmak istemedim.  Partim 2003 genel seçimlerinde beni kontenjan adayı olarak göstermek istedi. Partimin ve halkımın destekleriyle o yıl milletvekili seçildim. Ardından 20 Şubat 2005 ve 19 Nisan 2009 Erken Genel Seçimlerinde Ulusal Birlik Partisi’nden Lefkoşa Milletvekili seçildim. 2011 yılında ise bakanlık göreviyle onurlandırıldım. İkinci İrsen Küçük hükümetinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı oldum.

 

Soru: Siyasette kadın olmanın zorlukları var mı?

Siyasette kadın olmanın herhangi bir zorluğunu veya ayrıcalığını yaşamadım. Zaten mesleğim dolayısıyla yoğun tempoda çalışmaya alışkın olduğum için siyaset beni zorlamadı. Meclis’te ve Bakanlık koltuğunda kendimi kadın olarak değil, halkın temsilcisi olarak görüyorum.

 

Soru: Unutamadığınız anılarınız var mı?

Unutamadığım anılar çok ama birini sürekli anlatırım. Sınavda not alabilmek için yaptığımız dişi hastaya takacağız, hocada hastanın ağzında görecek. Tam dişi takacağım sıra altın krom kaydı düştü. Hasta da bende kromu arıyoruz. Bir türlü bulamadık. Sıra bana gelince hocaya kaybettiğimi söyledim. “O dersten sınıfta kaldım” diye düşünüp ağlıyorum. Dişi takacağım kadın 10 dakika sonra geldi, göğsünden çıkardığını söyleyerek kromu bana uzattı. Dünyalar benim olmuştu o an. Sınıfta kaldım diye düşünürken dişi taktım, dersten geçtim.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ