18 Kasım 2017 Cumartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Nazım’la Paris’te tanıştım”
16 Nisan 2012 Pazartesi 09:49

“Nazım’la Paris’te tanıştım”

“Ben Paris’e giderken Orhan Kemal bana “Gidersen orada Nâzım’la karşılaşırsın” demişti

Yurdagül BEYOĞLU

Tesadüfleri seviyorum ben. Hele hele insanın hiç ummadığı anda, planlasa dahi görüşmesinin zor olduğu biriyle karşılaşması müthiş bir şey. Sevgili Hıfzı Topuz’la karşılaşmamız gibi…

 

Girne Amerikan Üniversite’sinde gerçekleştirilecek bir panele katılmak için gelmiş Hıfzı Hoca. Öğrendim, gittim, bütün gün boş anını bekledim, yakaladım konuştum. (Yakaladım derken, Hıfzı Hocam o denli kibar ve mütevazı ki kimsenin sorusunu yanıtsız bırakmadı. Tek sorun programı aksatmadan uygun vakit bulmaktı.”

 

Ne var ki ben hazırlıksızdım. Birçok kitabını okuduğum, bilgi ve birikimine hayran olduğum Hıfzı Hoca’ya “sizin kitaplarınızı okuyorum” dediğimde “hangilerini; romanları mı yoksa araştırmaları mı” sorusuna maruz kalacağımı bilmediğimden tökezledim birden.

 

“Romanları” dedim, okuma tarzımı eleştirmesini göze alarak. Hocam sordu, “hangi romanları? Nazım Hikmet’i okudun mu? (Hava kurşun gibi ağır), Atatürk’ü okudun mu? (Bana Atatürk’ü anlattılar) ”

 

“Onları okumadım” dedim… “Ama Taif'te Ölüm’ü, Hatice Sultan’ı, Gazi ve Fikriye’yi okudum…” İstediği yanıt değildi biliyorum ama hocamın rahat tavrı benim mahcubiyetime galebe çalınca güzel bir sohbet çıktı ortaya.

 

Ve dönem kitaplarını, o dönemde, o ortamda yaşamışcasına anlatan Hocamın gerçekte kitabına konu olan kişilerin birçoğuyla dost olduğunu öğrendim. Bunlardan bazıları,Nazım Hikmet, Nazım Hikmet’in eşi Vera, Orhan Kemal, Pertev Naili Boratav, Nazım Hikmet’in dostları Vala Nurettin (Va-Nü) ve eşi Müzehher, Güzin ve Abidin Dino,  Avni Arbaş, Yıldız ve Zekeriya Sertel, Nejad Devrim, Bedri Rahmi Eyuboğlu,  Ahmet Taner Kışlalı, Necati Cumalı, İsmail Cem, Melih Cevdet Anday, Müşerref Hekimoğlu, Abdi İpekçi,  Zülfü Livaneli ve Ertuğrul Özkök, Sebahattin Ali…

 

Soru: Kitaplarınız genelde bir dönemi ve gerçek yaşamdan kesitleri anlatıyor. Bir yaşamı tüm gerçekliğiyle ortaya sermek çok zor olmuyor mu?

Ben dostlarımın bana gönderdiği mektupların hepsini saklarım. 1937 yılından beri de günce tutarım. (Hala daha tutuyorum) Bunlar benim için hareket noktası olur. Günceler, mektuplar… Birde, biriyle konuşurken ilginç olan anıları unutmaz, 30 sene sonra kullanırım. Mesela konuştuğumuz dönemde aramızda kalsın demiştir, bende açıklamamışımdır. Zamanı gelince bunları yazarım. Onun yanı sıra o dönemle ilgili ne kadar kitap varsa okurum. Örneğin Nazım’la ilgili 110 kitap vardır. Bu çalışmalardan sonra orijinallik katarım.

 

Soru: Nazım Hikmet’le tanışıyor muydunuz?

Nazım’ı çocukken okumuştum. Sonra dostum oldu. Paris’te birlikte çok dolaştık. Anılarını anlattı, bende not aldım. Ben Paris’e giderken Orhan Kemal bana “Gidersen orada Nâzım’la karşılaşırsın” demişti. Nazım o zaman Moskova’da olduğu için tanışma ümidim yoktu. Ancak bir zaman sonra Nâzım Paris’e geldi ve Abidin Dino bizi tanıştırdı. Orhan Kemal’in selamını kendisine söyledim.  Ondan sonra Nâzım’la Paris’te çok dolaştık. Sabahattin Eyuboğlu, Behice Boran, Niyazi Ağırnaslı, Nadir Nadi, Hasan Âli Yücel’de Paris anılarımın içindedir.

 

“Nazım’ın heykelini Havana’ya götürdük”

Nedense Nazım’la olan anılarımı yazmaya gerek görmemiştim. Bundan bir buçuk sene önce heykeltıraş Mehmet Aksoy Nazım’ın heykelini yapmıştı. Bizde bu heykeli Havana’ya (Küba) götürdük. Orada Nazım’ı tanıyan tek bendim. Ben Nazım’la olan anılarımızı anlattım. “Niye yazmıyorsun” dediler. Kitapta bizzat benim yaşadıklarım yazıyor. Nazım’ın eşi Vera’yı tandım. Dostum Faik Bercavi iki sene Bursa Hapishanesinde yatmış Nazım’la. Ayrıca Vala Nurettin ve eşi Müzehher benim dostlarımdı. Onlar Nazım’ı ziyaret ettiklerinde bize anlatırlardı. Bunlardan dinlediklerim ve anılarımla bu kitabı oluşturdum. Nazım’ın hapishane anılarını anlatan 4 kitap var. O yüzden ben onlara girmedim. İnsan olarak Nazım’ı ele aldım.

Nazım’dan sonra kitap yazmak zor olacaktı. Kimi yazayım diye düşündüm. Çünkü yazacağım çok güçlü olmalıydı. O yüzden Tevfik Fikret’i yazmaya başladım.



Soru: Köklerinizin saraya dayandığını, bir romanınıza konu olan Meyyale'nin torunu olduğunuzu biliyoruz. Doğuştan şanslı olan bir çocuktunuz. Bu size ne gibi ayrıcalıklar sağladı?

Eğitimli bir aileydik. Ailenin kızları Dame de Sion'da, erkekleri Galatasaray’da okurdu.  Ailenin en küçüğüydüm. Rahat bir çocukluk geçirdik. Annem okuma alışkanlığını aşılamıştı. Okuma yazma bilmeden bile Tevfik Fikret’in şiirlerini okuyabiliyordum. İyi bir öğrenci oldum. Bende ailenin diğer erkekleri gibi Galatasaray Lisesi'ne girdim. Buradan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne yazıldım ama hep gazeteci olmak istiyordum.

 

Soru: Bizim ancak kitaplardan tanıdığımız kişilerle dostluğunuz vardı. Kimlerdi bunlar?

Yukarıda da söylediğim gibi Orhan Kemal arkadaşımdı. Kemal’i de bana Melih Cevdet Anday tanıştırmıştı. Melih’le biz Akşam gazetesinde beraber çalışıyorduk. Dışişleri eski Bakanı Hasan Esat Işık kuzenimdi. Güzin ve Abidin Dino, Avni Arbaş, Yıldız ve Zekeriya Sertel, Pertev Naili Boratav, Hasan Işık, Nejad Devrim, Gülgün ve Üstün Üstündağ, Eren ve Bedri Rahmi Eyuboğlu, Hilda, Necati ve Berin Cumalı, Erdoğan Teziç ve Merih İpek, Canan ve Ahmet Tangün, Ali Atmaca, İsmail Cem, Melih Cevdet Anday, Abdi İpekçi, Ferruh Doğan, Tülay German ve Erdem Buri, Gönül Gökdoğan, Ahmet Taner Kışlalı, Tansu ve Ertuğrul Özkök, Korkmaz Alemdar, Kaya Ardıç, Nevin Menemencioğlu, Mukadder Sezgin, Cahit Kayra, Memduh Aytur, Reşad ve Halûk Ceyhan, Zeynep Oral, İsmail Hakkı Birler, Ülker ve Zülfü Livaneli evime sık sık gelip gidenler arasındaydı.

 

Soru: KKTC deyince aklınıza ne geliyor?

Kıbrıs deyince aklıma hemen bir anı geliyor. Kıbrıs Türkünün bağımsızlığına kavuştuğu günlerde TRT’de radyodan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısıydım. O tarihte Paris’e gittim. Beni devlet kanalında bir oturuma çıkardılar. Orada Kıbrıslı Türk yoktu. Bir ben, birde Rum gazeteci vardı. Ben plan yaptım, Rumlar tarafından katledilen aileyi anlatacaktım. (Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ve çocuklarının katledilmesini)Türklerin nasıl baskı altında tutulduklarını, çektikleri acıyı anlatacaktım. Rum gazeteci konuştu, bana söz hakkı verilmedi. Söylemek istediğimin hiçbirini söyleyemedim. Ve bu olay benim içimde uhde olarak kaldı. Aklıma geldikçe canım sıkılır ben nasıl anlatamadım diye…

 

“Ecevit çıkartma yapılacağında beni aradı”

Kıbrıs’la ilgili bir başka anımda şu: Kuzenim Hasan Esat Işık Barış Harekatı döneminde Milli Savunma Bakanıydı. Çıkartma yapılacağında Bülent Ecevit beni aradı. “Bakanlar Kurulunda toplantıdayız. Toplantı bir süre daha devam edecek. Tamamlanmadan bir şey yayınlamayın, bizi bekleyin” dedi. Meğer çıkarma yapıyorlarmış ve dikkatleri başka yöne çekmek için  bana öyle söylemiş.

 

“Fazıl Küçük gazeteye gelmişti”

Kıbrıslı Türk liderler son derece samimiydi. Rauf Denktaş’ı yurtdışındaki bir etkinlikte elinde yemek tepsisiyle görmüş, çok şaşırmıştım. 50’li yıllarda Akşam Gazetesi’nde istihbarat şefiydim. Fazıl Küçük gazeteye geldi. Gayet tonton bir adam. “Yalan yanlış anlatılıyor. Ben size doğruları anlatayım” dedi. Son derece samimiydi.

 

Soru: TC-KKTC ilişkileri son yıllarda eskisi kadar sıcak değil. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Şunu söylemeliyim ki TC şu ana Kuzey Kıbrıs için örnek alınacak bir devlet değil. O yüzden Kıbrıs Türkü’nün Türkiye’yi örnek almasını tavsiye etmiyorum. Biz kötü örnek olduk artık. Zaten Kıbrıs Türkü şu an bizden daha ileri. Bugünkü koşullara bizden daha iyi ayak uyduruyor. Onun yanında Kıbrıs konusunda taviz verildiğini ve yanlış politikalar üretildiğini düşünüyorum. Bazı konularda baskılar var. Kıbrıs’ın bağımsızlığı gözetilmeli.

 

Düşünce ayrılıkları düşmanlıklar gerektirmemeli. Tartışmalar ve polemikler hakarete, sövmeye dövüşe yol açmamalı.

 

“Atatürk çok sesli müziğin örneğini isteyince 20 bağlama getiren halkevi müdürü”

Bu noktada bir anekdotumu sizinle paylaşayım: Atatürk Halkevini kurmuştu. Halkevi müdürü Atatürk kendilerine ziyarete geldiğinde bağlama çalan bir kişiyi getirtip konser verdirdi. Atatürk müdüre ‘biz çok sesli müziğe geçtik. Onun örneklerini vermek lazım’ deyince Halkevi müdürü utanıyor ve 15-20 gün sonra Atatürk’ü tekrar çağırıyor. Atatürk gidiyor ki bu kez 20 bağlama!

 

 

Hıfzı Topuz’un özetle yaşam öyküsü

1923 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ni (1942), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni (1948) yılında bitirdi. Strasbourg Üniversitesi’nde devletler hukuku ve gazetecilik alanlarında yüksek lisans (1957-59) ve yine Strasbourg Hukuk Fakültesi’nde gazetecilik alanında doktorasını yaptı (1960). 1947-58 yılları arasında Akşam gazetesinde önce istihbarat şefi, sonra yazı işleri müdürü olarak çalıştı. İstanbul Gazeteciler Sendikası’nın kurucuları arasında yer aldı ve başkanlığını yaptı. Paris’te Unesco Genel Merkezi’nde Özgür Haber Dolaşımı şefi olarak çalıştı (1959-1983). Uluslararası gazetecilik örgütleri arasında mesleksel işbirliği, basın ahlâkı, gazetecilik eğitimi ve gazetecilerin korunması projelerini yönetti. Afrika ülkelerinde, Hindistan’da, Filipinler’de gazetecilik eğitimi seminerleri düzenledi. Kara Afrika'da kırsal basın projesini oluşturdu. 1962 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin, o zamanki adıyla Basın-Yayın Yüksek Okulu’nun kuruluşu için, Paris’te Unesco’nun merkezinde ilk projeleri hazırladı. 1974-75 yılları arasında TRT’de Radyolardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. 1986’da halen başkanlığını sürdürdüğü İletişim Araştırmaları Derneği’ni (İLAD) kurdu. Vatan, Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleriyle çeşitli dergilerde diziler ve inceleme yazıları yazdı. Anadolu Üniversitesi, Galatasaray ve İstanbul Üniversiteleri iletişim fakültelerinde basın, radyo-televizyon tarihi, uluslararası iletişim ve siyasal iletişim dersleri verdi.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ