24 Kasım 2017 Cuma
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Merkel’in amacı ne?
20 Haziran 2013 Perşembe 11:29

Merkel’in amacı ne?

Almanya’nın AB üyeliği konusunda takındığı tavırda ‘Gezi olayları’ etkili mi, yoksa bahane mi?

Almanya’da Başbakan Angela Merkel’in liderliğini yaptığı Hıristiyan Demokrat Parti (CDU) ve ortağı Hıristiyan Sosyal Birlik Parti (CSU), 22 Eylül’de yapılacak genel seçimler için hazırladığı seçim bildirgesinde Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine kesin bir dille karşı çıktı. Taslak metinde, “AB ve Türkiye arasında güçlü bir işbirliği arzusundayız. Aynı zamanda dış konular ve güvenlik hususunda da yakın stratejik işbirliğinden yanayız” ifadesine yer verildi. Böylece Almanya, Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinde 3 yıl sonra açılacak olan yeni fasıla engel koymuş oldu.

Uzmanlara sorduk: Almanya’nın bu tavrında Gezi olayları bahane mi, yoksa kökten bir karşı çıkış devam ediyor mu?

"Bak oğlum git' demeyi çok iyi biliriz"
AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış:
Türkiye 3 yılda bir fasıl açmadı ama AB sürecindeki kararlılığından hiçbir şekilde geri adım atmadı. Çünkü bizim için önemli olan Almanya'daki otoban standartlarını Türkiye'nin 81 ilinde gerçekleştirebilmek. İsveç'teki insan hakları, ifade özgürlüğü standartlarını, İngiltere'deki eğitim standartlarını, İtalya'daki moda ve marka standartlarını, Fransa'daki gıda, hijyen standartlarını 76 milyon vatandaşımızın hizmetine sunmak. Onlar fasıl açsa da açmasa da Türkiye büyümeye devam edecek, zenginleşmeye, şeffaflaşmaya, kalkınmaya devam edecek ama bu fasıl açılmamasının Avrupa'ya da maliyetleri olur. Onun için o ülkeler de kendi hesaplarını, kitaplarını iyi yapsınlar. Hesabın kitabın en iyi yapıldığı yerden, Kayseri'den onlara bir çağrıda bulunmak istiyorum. Bu işin hesabını iyi yaparlarsa şunu göreceklerdir: Bugün Türkiye'nin AB'ye olan ihtiyacından çok daha fazla AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı vardır. Onun için biraz dikkat etsinler. Biz daha önce olduğu gibi gerektiğinde 'Bak oğlum git' demeyi çok iyi biliriz. Herkes ona göre hesabını kitabını yapsın.

"Bilinen tepki ancak AB'den vazgeçemeyiz"
TBMM Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Grubu Üyesi ve CHP Samsun Milletvekili Ahmet Haluk Koç:
Almanya'daki o siyasi partiler zaten öteden beri Türkiye'nin AB üyeliği konusunda negatif tutumları belli olan partiler. Daha önceki federal seçim bildirgelerinde de tıpkı Sarkozy gibi bu tutum vardı. Ama şüphesiz ki bu Gezi olayları, Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda Batıda birtakım soru işaretleri uyandırdı. Avrupa Konseyi, AB ve organları tarafından sorgulanır hale getirildi. Burada Başbakan'ın duygusallığa kapılmaması gerekiyor. Bizim Türkiye içerisindeki eleştirilerimiz ayrı ama AB konusunda Türkiye'nin önünün kapanmaması gerekiyor. Türkiye mutlaka tam üyelik sürecini zorlamak zorunda. Gerek Bağış'ın üslubu, gerek Başbakan'ın, AB Komisyonu üyesi Stefan Füle için 'Bir adam geldi' tarzındaki ifadesi, AB organlarının orantısız şiddet kullanımı konusundaki uyarılar karşısında 'Ben sizi tanımıyorum' gibi tepkilerine sebep oldu. Bunlar, telafi edilmesi zor açıklamalar. Türkiye, AB'ye üye olma konusundaki geleneksel politikasını herşeye rağmen sürdürmek zorunda. Hiçbirimiz, demokrasi konusunda halüsinasyon göremeyiz, demokrasi ilizyonu yapamayız. Olanı yansıtmak zorundayız ki AB kriterlerine, Avrupa Konseyi'nin İnsan Hakları Sözleşmesine uygun tavırlar sergileyelim Türkiye olarak.

Merkel, bayrağı Sarkozy'den devraldı
Gazeteci yazar Prof. Dr. Güngör Uras:
Biz üyelik şartlarını yerine getirdiğimizi iddia ederken 'ekonomik durumumuzu' öne çıkarıyoruz. 'Ekonomik durumumuz' iyi diyoruz ama bir de insan hakları konusuna bakmamız lazım. Batı dünyasında, Türkiye'nin tam üyeliğine karşı çıkma oluşumu hep vardı. Şimdi Sarközy'den bayrağı eline alan Bayan Merkel önde yürüyor. Almanya'da da mahalli seçim var ve bunu koz olarak kullanıyor. Türkiye'deki sivil toplum hareketi bunların elini güçlendirdi. Koz olarak ortaya çıktı. Mühim olan sokak eylemler değil ama Kopenhag Bildirgesi, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını garanti altına alan istikrarlı bir kurumsallaşma şartı da arıyor. Yalnızca ekonomide iyi olmak yetmiyor.

Türkiye'yi propaganda aracı olarak kullanıyorlar
TBMM Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Grubu Üyesi MHP Genel Başkan Yardımcısı Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş:
"AB'nin iki lokomotif ülkesi Almanya ve Fransa'nın son yıllarda Türkiye ile alakalı sergiledikleri tutum, genel bir devlet politikasından çok, oralarda iktidarda olan zihniyetlerle ilişkilidir. Benimsenen mantık Sarkozy-Merkel ekseninin bir ürünüdür. "İmtiyazlı ortaklık" iddiası öncelikle bu iki lider tarafından öne sürülmüş ve aşırı sağın yükselişini engellemek adına iç siyaset malzemesi yapılmıştır. Geçtiğimiz günlerde Fransa'da aşırı sağcı bir militan vahşi bir cinayet işledi. Almanya'nın neo-nazi yapılara ilişkin sabıkası zaten ortadadır. Bizim önerimiz; Türkiye'yi propaganda aracı getirmek yerine, Merkel'in ülkesindeki ırkçılık olgusuna çözüm bulması istikametindedir."

"AB ülkelerinden gelen eleştirilere hükümetin verdiği sert yanıt etkilemiştir"
Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mahmut Bali Aykan:
Gezi Parkı olaylarının etkisi olduğunu tahmin ederim. Hollandayı bir yana bırakalım ama şu anki Almanya yönetimi, Türkiye'nin AB üyeliği yolunda ilerlemesi konusunda arzulu değil. Ama Merkel Hükumeti şu ana kadar ahde vefa çerçevesinde bu müzakerelerin ilerlemesine de engel olmuyor. Fakat son olaylar karşısında Avrupa'dan gelen eleştirilere Türkiye Hükumeti'nin cevabı sert ve AB normuna da uygun olmayan bir biçimde tecelli etti. Dolayısıyla Almanya'nın ve Hollanda'nın da bu müzakerelerin ve bu faslının açılmasını şimdilik ertelemelerini, biraz da bu olayların yarattığı vesilerle açıklamamız doğru olur.

AB kapısı Türkiye'ye açılsın istiyoruz
Almanya Yeşiller Partisi Genel Başkanı ve Federal Meclis Milletvekili Claudia Roth:
Yeşiller Partisi olarak AB kapısının Türkiye'ye kapatılmasını düşünmüyor, aksine sonuna kadar açılmasını istiyoruz. Yeni fasıllar açılsın. 23, 24. fasıl açılsın. Buyurun Tayip Bey, masaya oturalım ve müzakerelere başlayalım, temel hak ve özgürlükleri tartışalım. Demokrasi ve hukuk devleti yolunda nasıl ilerleyebiliriz, onu konuşalım. Burada sınırsız şiddetin tanığı olduk. Ancak, Taksim'de ve diğer illerde meydanlara çıkan insanlar Avrupalı. Yapılan gösteriler, en geniş tabanlı demokrasi hareketidir. Fikir özgürlüğü, basın özgürlüğü, haber alma özgürlüklerinin kısıtlanmamasını istiyorlar, toplantı ve gösteri yapma haklarının olmasını istiyorlardı. Bu özgürlükler konusunda mücadele ediyorlar, kaderlerini kendileri tayin etmek istiyorlar.

HAKSIZ VE GEREKSİZ’
Faruk LOĞOĞLU (CHP):
Eleştiriler haksız, yersiz, gereksiz ve anlamsızdır. Türkiye-AB katılım müzakereleri devam etmelidir.

‘YENİDEN DÜŞÜNÜLMELİ’
Zuhal TOPÇU (MHP):
Eğer bizi Avrupa Birliği’ne alacaklarsa dik olarak girmeliyiz. Türkiye’nin AB’ye girişi yeniden düşünülmelidir.

‘ERTELENMEMELİ’
Nazmi GÜR (BDP):
Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefi hiç bir biçim de sulandırılmamalı. Müzakere süreci ertelenmemeli ve devam etmelidir.

 

Haberturk

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ