18 Kasım 2017 Cumartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Melez parayla olmaz!
21 Aralık 2012 Cuma 09:30

Melez parayla olmaz!

Prof. Dr. Semra Paşazade, Türkiye ile imzalanan Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü’nü Haberdar’a değerlendirdi…

Vatan MEHMET

Ekonomiden sağlığa eğitimden istihdama kadar birçok konuda ‘korumacılığa dayalı’ ilişkilerin miadını doldurduğunu vurgulayan Prof. Dr. Semra Paşazade, Türkiye ile imzalanan Sürdürülebilir Ekonomik Programı Haberdar’a değerlendirdi…

 

Toplumun büyük bir kesiminin kazancının Türk Lirası olduğunu ancak kira, mülk edinme, araba alımı gibi lüks tüketimde Sterlin ya da Euro’nun geçerli olduğuna dikkat çeken Paşazade, “paketin en büyük eksikliği adadaki çok kültürlü-melez para politikalarının getirmiş olduğu kaosa yanıt vermemiş olmasıdır” dedi.

 

“Kendi yaptığımıza değil, Türkiye’nin ne diyeceğine bakıyoruz. Bırakılan boşluklar başkaları tarafından doldurulduğunda da kıyameti koparıyoruz” diyen Paşazade, Türkiye-KKTC ilişkilerinde bir ‘konfor kırılması’ yaşandığına işaret etti.

 

Paşazade, kriz anlarında bir takım radikal önlemler alınırken hem toplumda yaşanan eşitsizlikleri hem de iş dünyasının sürdürülebilir olmasını sağlamayı hedeflemek gerektiğini kaydetti.

 

Haberdar: Geçtiğimiz haftalarda TC-KKTC arasında imzalanan Sürdürülebilir Ekonomik Programa olumlu olumsuz tepkiler var nasıl değerlendiriyorsunuz? 

“Başbakan ve Bakanlardan oluşan ekibin Ankara’da imzaladığı paket olumlu/olumsuz tepki aldı…  Öyle veya böyle önemli olan bu paketin hem ekonomik hem de toplumsal sorunlara ne kadar cevap verdiğidir.  

 

Çünkü ekonomik- toplumsal gerçeklilikle kültürel alan arasındaki ayrılma birbirine karşıt iki durum doğurur.  Bütünleşme olmaksızın güçlü bir katılım ve tersi, yani katılım olmaksızın bütünleşme…  Anlıyacağınız ne ekonomiyi toplumdan ne de toplumu ekonomik projelerden uzak tutabiliyorsunuz…  Her ikisi de bir bütünlük içerisinde hareket etmektedirler. Bu nedenledir ki kriz anlarında bir takım radikal önlemler alınırken hem toplumda yaşanan eşitsizlikleri hem de iş dünyasının sürdürebilir olmasını sağlamayı hedef almak gerekir. Aksi takdirde iş dünyasının ‘kısmi memnuniyetinin’ ömrü uzun olmaz.

 

Onlar da kısa bir süre sonra ‘güvensiz vatandaş’  kervanına katılırlar. Çünkü Türkiye-KKTC ilişkilerinde bir konfor kırılması var.”

 

‘Çok kültürlü’ para politikası…

Haberdar: ‘Konfor kırılmasını’ biraz açar mısınız?

“Artık eskiden olduğu gibi ekonomiden sağlığa eğitimden istihdama kadar birçok konuda ‘korumacılığa dayalı ilişkiler’ miadını doldurmuştur.  Ekonomik önlemler paketi daha çok Türkiyeli mütahit ve iş adamlarının önünü açmaktadır diye düşünüyorum… Bunu da doğal karşılıyorum. Ancak burada doğal olmıyan devletin bu yatırımların sınırlarını çizememesidir.  Birçok insan gibi bana ters gelen muhalefet-iktidar açısından vatandaşların birçok konuda duyduğu kaygıları es geçmesidir. Bugün ülkede melez diyebileceğimiz çok kültürlü bir para politikası vardır ve kaygı uyandırmaktadır…”

 

“Çok kültürlü para kaosuna yanıt yok”

“Bence ekonomik paketin in en büyük eksiği çok kültürlü para politikalarının getirmiş olduğu kaosa yanıt vermediğidir... Bildiğiniz gibi adada mal/mülk ve araba alımı gibi lüks tüketim maddelerinin fiyatları ya Euro veya Sterlin üzerindendir. Bu çok kültürlü para politikası aynı zamanda eğitim kurumlarında da kendini göstermektedir. Bu da toplumun büyük bir kesiminin kazanacı Türk Lirasına endeksli olduğundan düzensiz olduğu kadar güvensiz bir tablo ortaya çıkarıyor... Ayrıca vatandaşlar arası eşitlikten de söz etmek zorlaşır…”

 

Liberal ekonominin sınırları ve İngiltere örneği…

“Bildiğiniz gibi İngiltere AB’de olmasına rağmen Euro para biriminin dışındadır ve bu ülkede Euro ile değil alış veriş yapmak resmi para kurumlarının dışında parayı Sterlin’e değiştiremezsiniz... Çünkü hem vatandaşın para kaybetmesini engeller hem vergi kontrol sisteminin denetimini zayıflatmaz hem de en önemlisi toplum bütünlüğünü korur.  Anlıyacağınız serbest piyasanın sınırları çizilir ve birey bu düzen içerisinde kendi geleceğinin projesini inşa emeye çalışır. Bizde siyasi aktörler serbest piyasa ekonomisinin veya liberal ekonominin sınırlarını çizmekte zorlanmaktadırlar...”

 

“Serbest pazar pek de özgür değil…”

“Kısacası Devlet ve özel sektör daha çok çalışanına Türk Lirası üzerinden ödeme yaptığından tükettiği dövize dayalı alış/verişlerde kurun hareketliliğinde para kaybederler. Bu kayıp ayni zamanda yaşam şekline de yansır. Bu çok kültürlü para politikası farklı sosyal grupların entegrasyonunu haliyle zorlaştırmaya devam edecektir. Bir ülkeye reform getirirken sınırların da belirlenmesi gerekir. Siyasi aktörlerin hayal ettiği gibi serbest pazar pek de onların anladığı anlamda özgür değildir. Hatta şöyle de düşünebiliriz tüm özgürlükler gibi onun da sınırları vardır.  Olması da gerekir çünkü yaşam şekillerinin referans noktası olan para insanları kendi içerisinde böler ve toplumsal bütünlüğe zarar verir...”

 

Kendimize bakmıyoruz, sonra da kızıyoruz…

Haberdar: Komşumuz Güney Kıbrıs da dar bir boğazdan geçiyor…

“Sayın Maliye Bakanı Ersin Tatar Rum kesiminde yaşanan ekonomik kriz sonucu Kıbrıslı Türklerin işlerini kaybettiklerini açıklarken önemli bir gerçeğin altını çizdi… Aynı zamanda bazı gazetelerde sağlık konusunda Güney Kıbrıs’ın Kuzeye artık parasız hastane hizmeti veremeyeceğini yazıyor. Bu içeride yaşanmakta olan sorunlar zincirine bir yenisinin eklenmesi demektir.         

 

Bu durum karşısında Güney Kıbrıs’ın politikacıları hep birilerini suçlayarak mikrofonu ellerine alırlar ve saatlerce ekranda gürültü yaparlar. Hristofyas’a göre yaşanmakta olan ekonomik krizin nedeni Avrupa Birliği’dir. Ancak “Euro –Zone” krizinden bî-haber…”

 

“Suç hep dışarda aranıyor...”

 “Ayrıca banka uzmanlarının para spekülatörlerine kendilerini kaptırıp Yunanistan bankalarına yatırdıkları paranın buhar olacağını bilmeleri gerekiyordu. İşte size siyasi parti aidiyetinin uzmanlığın üzerinde görülmesinin kaçınılmaz sonucu olduğunu düşünen yok... Suç hep dışarıdan aranıyor, içerideki ekonomik yapıya ve toplumsal dinamiklere bakan yok.  Bizde de durum aynı… Kendi yaptığımıza değil Türkiye’nin ne diyeceğine bakıyoruz… Bırakılan boşluklar ise başkaları tarafından doldurulduğunda da kıyameti koparıyoruz… Anlayacağınız kendi toplumunun bilinçaltını yönetemeyen liderler, hep başkaları tarafından yönetilmeye mahkûmdurlar”

 

İş dünyasının sesi…

“Bu ekonomik paket vesilesiyle iki farklı televizyon ekranlarında merhum Cumhurbaşkanı Özalın ekonomi danışmanı Sayın Bülent Şemiler’i ve iş adamı Sayın Asım Dedezade’yi izledim… İkisi de kendi konularında önemli sorunları dile getirdiler.  Sayın Dedezade,  toprak dağılımındaki eşitsizliğe vurgu yaparken hala bugün ‘2500 kişinin güneyde mal bırakıp eşdeğer maldan yararlanmadığını’ söylüyor. Haklı olarak partizanca dağıtılan mülklerin ‘bu kişilerin haklarından verildiğini’ hatırlatıyor. Bu da haliyle ekonomik gerçeklerin toplum bütünlüğüne yönelik olmadığını gerçeğinin ta kendisidir. Ayrıca sürekli birilerinin hakları üzerinde oynanarak toplumdaki eşitsizliği artırmaktayız… Siyasetçiler ise kendi çevrelerinden alacakları oylarla saltanat günlerinin sürekliliğini hayal etmektedirler. Belki de bu nedenledir ki toplum arasında ekonomik paketin bir diğer ismi ‘cek-cak’ olarak da adlandırılmaktadır diye düşünüyorum…”

 

Elde bir kapital var ama!..

“Sayın Şemiler diğer siyasi parti temsilcileri ile çıkmış olduğu proğramı izlerken, muhalefetin dünyadaki ekonomik gelişmelerden bir haber olduğunu bir kez daha anlamış olduk. Sayın Şemilerin devlet tarafından teşvik edilen ‘zeytin üretiminin’  terk edildiğini ve yatırım yapan kişilerin üretiminin âtıl vaziyetde olduğunu söyledi. Anladığım kadarı ile Sayın Şemiler iki türlü yatırımın buharlaşma tehlikesine vurgu yapmak istemiştir... Devletin üretim için verdiği teşvik bir de kişinin yatırımının boşa gitme tehlikesinin altını çizdi. Anlıyacağınız elde bir kapital var ancak ivedilikle paraya çevrilmesi gerekir. Bu da ancak ‘organik projelerle’ ve dışarıdan alınacak ‘know-how’la mümkün olabileceğini dile getirdi.  Bunun hem devlet projelerindeki süreklilik hem de yatırım güvencesi açısından önemli olduğunu düşünenlerdenim. Muhalefet ise iktidara geldikleri zaman ‘zeytin ağaçlarını’ sökeceklerini ve yerine ‘fıstık’ üretimine gireceklerini söylemekle yetindi. Anlıyacağınız mikrofonu eline geçiren politikacılar ‘akıl tutulmasına’ uğruyorlar. Bir kere zeytin ağaçları yasal olarak koruma altındadır.”

 

Yeniyi inşa edeyim derken…

“İkincisi yeniyi inşa etmek için hep var olanı yok etmeye çalışıyoruz. Herhalde siyaset yapayım derken rasyonel düşünceden uzaklaşıyorlar… Ayrıca burada yasaları anlamakta da zorlanıyoruz galiba. Bir taraftan mahkeme koridorlarında meşruluk arayan, beğenmediği hâkim kararları ile istinafa giden devlet… Diğer yandan kendini yasaların üzerinde gören muhalefet… Hâlbuki yasaları koyan kendileri… Uygulayanların ise başkalarının olmasını beklemek yaşadığımız iç-çatışmalara bir yenisinin eklenmesi demektir…”

 

Kanayan yara: Sağlık ve Eğitim Kurumları…

“Kıbrıs’ta modern toplumu kurumlar düzeyinde okumayı çoktan unuttuk bile… Bunun sonucunda modern toplumu yönetim biçimiyle değil tükettiği markaya göre belirlemeye çalışıyoruz.  Hâlbuki kurumlarla yaşam şekillerini birbirinden ayırmak mümkün değildir… Anlayacağınız her şeyin en iyisini tüketmeye çalışır ancak en ilkel bir şekilde de yönetiliriz.  Meclis aritmetiğine baktığınız zaman doktorlar ilk sırada yer almaktadırlar. Ancak sağlık konusunda meclise ve sağlık kurumlarının doğru yöntemin yerleşmesine katkı koymazlar. Bu da demokrasinin paradoksundan sadece bir tanesidir…”

 

 Tüm aile bir kişiye kayıtlı…

“Devlette veya özel sektörde çalışan evli çiftlerden eğitim ve sağlık gibi vergiler peşin kesilir. Farklı iş gücünde çalışanların aileleri evde birden fazla kişi çalışmasına rağmen tüm aile bir kişiye kayıtlıdır. Bir kişinin yapmış olduğu sağlık ve eğitim vergileriyle tüm aile hizmet almaktadır. Bunun kontrol edilmemesi yine topum bütünlüğüne zarar verir. Bir an önce bu eşitsizliği ortadan kaldıracak radikal önlemler almak zorundayız.  Eğitim kurumları içinde bu geçerlidir… Bir taraftan iki kişiden ayrı ayrı vergi alınarak tek ödeme yapıp ikinci iş gücünü vergisiz ve kaçak yapan bireyin hızmetine sunarız Devlet kurumlarının bir an önce tek vergi ile bir aileden kaç kişinin hizmet alacağını sınırlaması gerekir. Ben inanıyorum ki bu önlem yürürlüğe girdiği zaman kaçak çalışan diğer aile üyeleri yatırımlarını yapacaklardır.”

 

ABD ilk kez sosyal devlete doğru…

“Amerika’da Obama iktidara gelirken radikal reformlar uygulayarak özellikle sağlık konusunda ‘obamacare’ diye bilinen sistemi getirmiştir. Böylelikle Amerika’nın tarihinde ilk kez sosyal devlete doğru gidildi ancak bunu yaparken de Wall Street’i unutmadı… Kısacası küresel krize karşı hem iş dünyasını hem de eğitim ve sağlık gibi konularda ‘orta direğe’ destek verdi.

 

Böylelikle ‘precoria’ diye adlandırılan ‘çalışan fakire’ destek verdi. Daha da öte ‘orta direğin’ de arka sokaklara çekilmesini önlemeye çalıştı.”

 

“Üniversiteler mihenk taşı, zenginlik…”

“Sayıları giderek artan Üniversitelerimiz de iki önemli sorun mevcuttur. Birincisi sağlık diğeri de toplu taşımacılık.  Devlet Avrupa’da olduğu gibi Üniversitelerin öğrenciden almış olduğu sağlık sigortası ücretini kendine bağlar aradaki farkı sponsörü olur ve bu kurumlara doktor ve hemşire göndererek sorunu çözer. Türkiye ve farklı ülkelerden gelen bu öğrenciler sağlık kurumlarına mesafeli yaşamaktadırlar. Devletin artık kendi sınırları içerisindeki farklı kültürlerle ve ırklarla birlikte yaşamaya alışması gerekir. Bu sorun YDÜ Tıp Fakültesi ve Hastanesi olduğu için sorun teşkil etmiyor ancak geriye kalan 6 üniversitede ‘sağlık’ bir sorun olarak durmaktadır.

 

Fransa, Üniversite öğrencisinden almış olduğu sağlık harcını devlete yatırır ve farkını da devlet karşılar.  Genelde devletin katkısı kampüse gönderdiği doktor, hemşire-ilaçtan ibarettir…

 

Aksi taktirde giderek melezleşen eğitim kurumlarını kendi toplumuna entegre etmesi zorlaşır. Aynı zamanda öğrenciler arası eşitsizlik yaratır. Kıbrıslılar doktora daha kolay ulaşırken yabancılar için ulaşılması zor bir hak olur.  Toplu taşımacılıkta da kampüs olan bölgelere günün her saatinde servisin olması gerekiyor.  Üniversitelerimiz hem adaya getirdikleri kültür kapitaliyle hem de gençliğin farklı kültürlere ait olmalarının bir zenginlik olduğunu düşünüyorum.”

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ