20 Kasım 2017 Pazartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mahkeme hayal kırıklığı!
13 Aralık 2012 Perşembe 09:10

Mahkeme hayal kırıklığı!

Eski bir Mahkeme Yargıcı, “İrsen Küçük’ün UBP Parti Genel Başkanı yetkilerini kullanmaktan men” kararını Haberdar’ a özel değerlendirdi

Lefkoşa Kaza Mahkemesi’nin UBP kurultayına ilişkin aldığı “İrsen Küçük’ün UBP Parti Genel Başkanı yetkilerini kullanmaktan men” kararını Haberdar’ a özel değerlendiren eski bir Mahkeme Yargıcı “bir hukukçu olarak hayal kırıklığına uğradığını” söyledi.

 

Dünyadaki saygın yargı organlarının siyasi konuların dışında kalmaya özen gösterdiğini vurgulayan adı gizli yargıç, yetkisi olmadığı ve hiç gerekmediği halde mahkemenin aldığı kararla taraf olma durumuna düştüğünü belirterek karar gerekçelerinin ise bir hukukçuyu tatmin etmekten uzak olduğunun altını çizdi.

 

Mahkemenin davayı görebilmesi için hiçbir yasadan yetki almadığına işaret eden yargıç, ‘salt çoğunluk’ tartışmalarının odağını oluşturan UBP tüzüğünün 28’inci maddesine ilişkin iki farklı yorumun olduğunu “ancak tüzüğün 115’inci maddesi gereği bir yorum şartsa, bu konuda parti meclisi yetkiliydi” dedi.

 

Gerçekte davayı dinlemenin, ara emri kararını vermekten çok daha kolay olduğunu anlatan yargıç, “Lefkoşa Kaza Mahkemesi Başkanı Emine Dizdarlı, 2-3 gün içinde esas davayı karara bağlayıp, gereksiz tartışmaları çöpe atabilirdi, duruşma çok daha erken sonuçlanabilirdi” şeklinde konuştu.

 

Vatan MEHMET

Lefkoşa Kaza Mahkemesi’nin UBP kurultayına ilişkin aldığı “İrsen Küçük’ün UBP Parti Genel Başkanı yetkilerini kullanmaktan men” kararını Haberdar’ a özel değerlendiren eski bir Mahkeme Yargıcı “bir hukukçu olarak hayal kırıklığına uğradığını” söyledi.

 

Dünyadaki saygın yargı organlarının siyasi konuların dışında kalmaya özen gösterdiğini vurgulayan adı gizli yargıç, yetkisi olmadığı ve hiç gerekmediği halde mahkemenin aldığı kararla taraf olma durumuna düştüğünü belirterek karar gerekçelerinin ise bir hukukçuyu tatmin etmekten uzak olduğunun altını çizdi.

 

Mahkemenin davayı görebilmesi için hiçbir yasadan yetki almadığına işaret eden yargıç, ‘salt çoğunluk’ tartışmalarının odağını oluşturan UBP tüzüğünün 28’inci maddesine ilişkin iki farklı yorumun olduğunu “ancak tüzüğün 115’inci maddesi gereği bir yorum şartsa, bu konuda parti meclisi yetkiliydi” dedi.

 

Gerçekte davayı dinlemenin, ara emri kararını vermekten çok daha kolay olduğunu anlatan yargıç, “Lefkoşa Kaza Mahkemesi Başkanı Emine Dizdarlı, 2-3 gün içinde esas davayı karara bağlayıp, gereksiz tartışmaları çöpe atabilirdi, duruşma çok daha erken sonuçlanabilirdi” şeklinde konuştu.

 

“Aradığım gerekçeleri bulabilmiş değilim”

“KKTC’de ciddi sorunlar yaşayan kurumlarımız arasında yargının en iyi durumda olduğunu düşünürdüm; ancak bu iyi niyetli eleştirilerin yapılmaması anlamına gelmez” diyen yargıç söyle dedi;

 

“UBP kurultayına ilişkin Lefkoşa Kaza Mahkemesi Başkanı Sayın Emine Dizdarlı’nın kararını büyük ümitlerle okudum; bir hukukçuyu tatmin edecek gerekçeler aradım; Maalesef aradığım gerekçeleri bulabilmiş değilim. Aksine büyük hayal kırıklığına uğradım…”

 

İngiliz Hukuku’na göre “emsali” yok…

Ülkemizde İngiliz Hukuk sisteminin uygulandığını hatırlatan yargıç, İngiliz hukukunun tarafsızlık ilkesine bağlılığıyla tanındığını, bu yüzden de özellikle siyasi tartışmalardan uzak durmasıyla bilindiğini kaydetti.

 

Kurultaya dair halkın ikiye bölünmüş olduğunu, ancak mahkemenin karar üreterek hiç gereği yokken siyasetin bir parçası haline geldiğini vurgulayan yargıç, İngiliz hukukunun emsal kararlara dayandığını ancak İngiliz tarihinde hiçbir mahkemenin siyasi bir partinin tüzüğünü yorumlayıp, kimin yetkilerini kullanıp kullanamayacağına karar vermemiş olduğunu söyledi.

 

Dava, hangi yasadan alınan izinle görüldü?

Mahkemenin, açılan herhangi bir davayı görebilmesi için ‘bir yasanın o mahkemenin öyle bir davayı görmesine izin vermesi’ gerektiğine dikkat çeken yargıç “Kaza Mahkemesi’nin görebileceği davalar arasında siyasi bir partinin tüzüğünün yorumu yoktur. Tüzüğün yorumu nedeniyle çıkan anlaşmazlığı kaza mahkemesinin görmeye yetkili olduğunu gösterecek hiçbir yasa yoktur. Yargıç Sayın Dizdarlı da böyle bir yasanın olmadığının bilincindedir… Bu nedenle yargı yetkisini çok farklı alanlarda aramıştır” dedi.

 

“Kaza mahkemesi dinlemezse kim dinleyecek” fikriyle…

Haberdar’a konuşan yargıç, Kaza Mahkemesi’nin ilgili davayı dinlemeye nasıl karar verdiğini de özetledi;

“Kaza Mahkemesi yetkisi olup olmadığını saptamak için önce anayasa mahkemesinin, yüksek idare mahkemesinin yetkilerini inceledi ve bu tür bir davayı görmeye yetkileri olmadığını saptadı. O zaman bir mahkemenin bu konuyu dinleyebilmesi gerekir. ‘Anayasa Mahkemesi ve Yüksek İdare Mahkemesi dinleyemeyeceğine göre bir başka mahkemenin mutlaka görme yetkisi olmalı, o da kaza mahkemesi olabilir’ şeklinde bir karar verdi.”

 

Mahkemenin ‘yetkiniz yok’ itirazına gerekçesi…

Dünyadaki bütün saygın yargı organlarının siyasi konuların dışında kalmaya çalıştığının altını çizen yargıç, ‘Mahkemenin yetkisi olmadığına’ ilişkin davalı itirazına gösterilen gerekçeyi de hatırlatarak şöyle devam etti;

“Bakın kararında neler söylüyor: ‘Davalı kaza mahkemesinin yetkisi olmadığını iddia etmiştir. Yaşadığımız bu ülke ‘bir usta bir memleket’ şeklinde idare ediliyor olsaydı bu iddia doğru olabilirdi. Yine yaşadığımız ülke rejimi ‘diktatörlük’ rejimi olarak nitelendirilebilse bu iddia doğru olabilir. Ancak anayasamızın dayandığı temel görüş ve ilkeler buna cevap vermez. Davalının görüşünün doğru olduğunu düşünürsek KKTC’deki siyasi partiler anayasaları olan tüzüklerine aykırı davranmaları halinde haksızlığa uğrayan hiçbir üye ve/veya delege hiçbir zaman hakkını hukuki zeminde arayamayacaktır. Bu nedenle hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde böyle bir yoruma itibar etmek olası değildir.”

 

Gerekçe ile mahkeme taraf oldu…

Mahkemenin, davalının ‘yetkiniz yok’ itirazına karşı gösterdiği gerekçeyi de eleştiren yargıç “bu gerekçe, siyasetten uzak durması ve tarafsızlığını koruması gereken mahkemelerimize yarar sağlayabilir mi?” şeklinde sordu;

“Bu gerekçeye göre yasalar yetki vermese bile KKTC’deki siyasi partilerin tüzüklerinde haksızlığa uğradığını iddia eden herkesin açtığı her davayı kaza mahkemeleri görmeye yetkilidir. Bu görüş bu güne kadar saygı duyduğumuz mahkemelerimizi siyasetin bir parçası haline getirmekten başka ne anlama gelebilir dersiniz? Böyle bir yaklaşım siyasetten uzak durması ve tarafsızlığını koruması gereken mahkemelerimize yarar sağlayabilir mi?”

28’inci madde ve

yorumlanan iki görüş…

 

“Parti genel başkanı, kurultayda gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile seçilir. İlk turda salt çoğunluk sağlanamazsa, seçime en çok oy alan iki aday arasında bir hafta sonra yinelenir ve ikinci tur oylamaya gidilir” şeklindeki UBP tüzüğünün 28. maddesini hatırlatan yargıç, 28’inci maddeye ilişkin iki farklı yorumun ortaya çıktığını, kişilerin siyasi görüşüne göre her iki yorumun da doğru kabul edilebileceğini, ancak tüzüğün 115’inci maddesi gereği “eğer yorum gerekiyorsa, bu konuda parti meclisinin yorum yapması gerekiyordu” şeklinde konuştu.

 

Ahmet Kâşif cephesinin yorumu

Adı gizli yargıç, Ahmet Kâşif ve avukatlarının 28’inci madde yorumunu nakletti;

“UBP kurultayının tüm delege sayısı 1427, kurultaya katılanların sayısı ise 1402 idi. Sayın İrsen Küçük 704 oy aldı. Katılanların yarıdan bir fazlası 701 idi. Yani Sayın İrsen Küçük katılanların yarıdan fazlasının oyunu almasına rağmen tüm delegelerin yarıdan fazlasının oyunu alamadı. Sayın Ahmet Kâşif taraftarlarının görüşüne göre, 28. madde açıktır. Sayın İrsen Küçük, tüm delegelerin yarıdan fazlasının oyunu alamamıştır. Şu halde en fazla oy alan iki aday arasında bir hafta sonra ikinci bir oylama yapılması gerekir.”  

 

İrsen Küçük cephesinin yorumu

“Sayın Kâşif taraftarlarının ilk bakışta doğru gibi görünen görüşü tartışmaya açıktır” diyen eski Mahkeme Yargıcı, İrsen Küçük tarafının iddiasının da “28. madde en fazla oy alan iki aday dediğine göre bu madde ikiden fazla adayın bulunması halinde uygulanmak için tüzüğe konmuştur. İki adayın olması halinde 28. maddenin uygulanması söz konusu değildir. O zaman genel ilkenin uygulanması gerekir. Tüzük partinin parti meclisi ve disiplin kurulu gibi organların seçiminde hazır olanların yarıdan fazlasının oyunu yeterli bulduğuna göre burada da aynı oran yeterli olmalıdır. Dolayısıyla seçimi Sayın İrsen Küçük kazanmıştır. Nitekim UBP kurultayının geçmiş seçimlerinde de bu yorum kabul edilmiş ve sadece iki adayın bulunduğu seçimlerde katılanların yarıdan fazlasının oyu yeterli kabul edilmiştir” şeklinde ortaya çıktığını kaydetti.

 

115. maddeye göre yorum hakkı parti meclisinde…

Parti tüzüğünün 115. maddesinde açıkça “bu tüzük kurallarını yorumlama ve boşluk olması halinde, ilke kararı alma yetisi parti meclisindedir” yazdığını hatırlatan yargıç “gerçekte kaza mahkemesinin dinlediği davada bu iki görüşten hangisinin doğru olup olmadığı önemli dahi değildir… Önemli olan bu konuda tüzüğün yorumunun gerekli olup olmadığıdır. Herkes siyasi tercihine göre bu görüşlerden birine katılabilir… Eğer tüzüğün yorumu gerekiyorsa, bu konuda parti meclisinin yorum yapması gerekiyordu” dedi.

 

“Siyasi organ henüz son sözü söylememişti”

Mahkemeye giden anlaşmazlığın parti tüzüğünün farklı yorumuna dayandığını anlatan yargıç sözlerini şöyle sürdürdü;

“Taraftarlardan biri 28’inci maddeyi farklı yorumlamaktadır. Daha ilginci geçmiş seçimlerde de 28’inci madde farklı yorumlanmıştı... Dolayısıyla parti meclisinin bu konuda bir karar vermesi ve bir ilke belirlemesi gerekiyordu… Buna göre siyasi organ henüz son sözü söylememişti. Kaza mahkemesinin bu davayı dinlemeye yetkisi olsa bile konu henüz davayı dinleme aşamasına gelmemişti.”

 

“Dizdarlı’nın karşı karşıya kaldığı tek soru vardı”

“Tüzüğün yorumu gerektiğinden parti meclisinin kararı beklenmeliydi” diyen yargıç, Lefkoşa Kaza Mahkemesi Başkanı Dizdarlı’nın önünde tek bir sorunun olduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu;

“Kanımca Sayın Emine Dizdarlı’nın bu davada yanıtlaması gereken bir tek soru vardı.

‘Tüzüğün yorumuna ilişkin bir soru ile karşı karşıya mıyım?’.

Bu olayda tüzüğün yorumunun gerekli olduğu açıktır… Dolayısıyla parti meclisinin karar vermesini beklemek gerekiyordu. Hem hukuk kuralları, hem mahkemelerin kendi saygınlığı için siyasi durumlardan uzak durması gereği bunu zorunlu kılıyordu.”

“Ara emri

gereksizdi…”

 

Uzun sürecek davalarda, geçen süre zarfında yeni durumların oluşarak sonucu etkilemesinin mümkün olduğu hallerde ‘mevcut durumu korumak için ara emri’ alındığını anlatan yargıç, “Gerçekte davayı dinlemek ara emri kararı vermekten çok daha kolaydı ve duruşma çok daha erken sonuçlanabilirdi” dedi.

“Dizdarlı, 2-3 gün içinde esas davayı karara bağlayıp, gereksiz tartışmaları çöpe atabilirdi” diyen yargıç şöyle dedi;

“Burada uzun sürecek bir dava yoktu... Belirttiğim soruyu yanıtlamak ve ortada bir tüzük maddesinin yorumu sorunu olup olmadığına karar vermek için birkaç günlük değerlendirme yeterliydi. Gerçekte davayı dinlemek ara emri kararı vermekten çok daha kolaydı ve duruşma çok daha erken sonuçlanabilirdi… Sayın Dizdarlı, 2-3 gün içinde esas davayı karar bağlayıp gereksiz tartışmaları çöpe atabilirdi.”

 

“İstinafın kararını bekleyebilirdi”

“Diyelim ki ortada bir tüzüğün yorumu konusu olmadı; Sayın İrsen Küçük’ün seçilmesinin tüzüğe aykırı olduğu ve davayı dinlemeye yetkili olduğu kanısına vardı ve bu yönde karar verdi… İstinafın konuyu değerlendirmesine kadar mevcut durumun değişmemesi için bazı küçük önlemler alıp istinafın kararını bekleyebilirdi.

O zaman herkes hem fikir olmasa bile bu tarafsız, adil karara saygı duyacak ve mahkemelerimize duyulan güven artacaktı.”

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ