20 Kasım 2017 Pazartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Listeleri de uydurma, savundukları da”
25 Haziran 2012 Pazartesi 09:48

“Listeleri de uydurma, savundukları da”

Kayıplar Komitesi eski başkanı Rüstem Tatar, o belgeleri Haberdar Gazetesi’ne sundu

Yurdagül BEYOĞLU

Kıbrıs Cumhuriyeti yetkilileri Avrupa Konseyi’ne bir memorandum göndererek Türkiye’nin kayıp kişilerin akıbetinin belirlenmesi amacıyla yapılan çalışmalarda olumsuz tavrının devam ettiğini savundu. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 11 sayfalık memorandumdaki “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kıbrıs’ın Türkiye’ye karşı davasında aldığı karara rağmen Türkiye kayıp kişilerin akıbetinin belirlenmesi amacıyla araştırmalarda bulunmuyor, aynı zamanda yapılan çalışmalara engeller çıkarıyor ve zorluklar yaratıyor” ifadelerini Haberdar Gazetesi’ne değerlendiren Kayıplar Komitesi eski başkanı Rüstem Tatar, Rumların kayıplar konusunu çözmek değil, Türkiye aleyhine kullanmak amacıyla hareket ettiklerini söyledi.

 

Rumların kayıplar konunda sürekli yalan söylediklerini ifade eden Tatar, o belgeleri Haberdar Gazetesi’ne sundu.

 

Güney Kıbrıs, Avrupa Konseyi’ne bir memorandum göndererek Türkiye’nin kayıp kişilerin akıbetinin belirlenmesi amacıyla yapılan çalışmalarda olumsuz tavır aldığı iddiasında bulundu. Bu konuyla ilgili neler söyleyeceksiniz?

Ben bu konuya 22 yılımı verdim. Üç doktora tezi yazacak kadar evrakım ve bilgim var. Burada ikinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve yeni başkan Gülden hanımın (Plümer Küçük) ihmali, bilgisizliği vardır. İyi niyetle hareket ettiklerinden kuşkum yok ancak Kayıp Şahıslar Komitesi’nin mahiyetini, geçmişini, ne zaman hangi mevzuata göre kurulduğunu, hangi aşamalardan geçtiğini, Rumların nasıl mutabık kalınan mevzuatın dışına çıktıklarını, devraldıkları tarihteki durumu iyice bilmediklerinden yanlış davranıyorlar. Talat Bey Gülden hanımı bu göreve getirdiğinde, Gülden Hanım bir ay boyunca benden mevzuatı öğrenecekti. Olmadı. Talat Bey’de Gülden Hanımın bu şekilde devralmasına pek önem vermedi. Esas sorun şu: Kayıplar konusu Kıbrıs sorununun bir neticesidir ve bu sorunla iç içedir. Rumlar tezleri itibarıyla Kıbrıs sorunu halledilmeden bu sorunun çözüme kavuşturulmasına müsaade etmeyecektir.

 

“TC aleyhine kullanmak için uzatıyorlar”

Rumlar zaten bu sorunu çözmek niyetinde değil. TC aleyhine kullanmak niyetiyle uzatıyor. Bu konuyu bir baskı unsuru olarak görmüşler ve birçok taktikle Avrupa’ya taşımışlar, lehlerine kararlar çıkarmışlardır. O kararlar sorunun temeline ilişkin değildir. Bazı kayıp Rumların Türkiye’de görüldüğü gibi iddialarda bulunurlar ki, konuyu Türkiye’ye taşısınlar, tazminat alabilsinler! Ortaya koydukları iddialarının çoğu uydurmadır.

 

“Alt komitede Rum var”

Mahkemelerde birçok oyun döner. Örneğin Türk kayıplar konusu AİHM’e intikal ettirilirken mahkeme usulüne göre ilk müracaatlar bir alt komiteye incelettirilir ve uygulamalar esas mahkemeye havale edilir. Bu bizim ispatlı, şahitli kanıtlanmış davamız alt komite tarafından zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle reddedildi çünkü alt komitede bir Rum görev yapıyordu. Bir Rum’un kayıplarla ilgili müracaatta görevlendirilmesinin imkanı yoktur. Rumlar maalesef her türlü taktiğe ve desiseye başvurmuşlardır.

 

“Makarios bombayı takdis etmişti”

Bu hile ve desiseli hareketler Makarios’u hatırlatıyor. Düşünün dini lider bombayı takdis ediyor, “milli davalarda her şey mübahtır” diyordu. Bomba insan öldürmek için ve onu takdis ediyor! İlke yok, her yol mübah! O yüzden Avrupa’yı kandırmak kolay.

 

Kayıplar Komitesi nasıl, ne zaman kuruldu?

Makarios sürgündeydi. Dönünce 12 Şubat 1977’de Rauf Denktaş’la Makarios arasında bir zirve toplantısı yapıldı. Bu toplantıda Makarios Kayıplar konusunu gündeme getirdi. Denktaş Bey kendisine bu sorunun kendisi ve kilise arasında incelendiğini, bu incelemeye uluslar arası Kızılhaç temsilcisinin katıldığını, bu itibarla konunun çözüme kavuşturulduğu inancını belirtti ve sadece açıklığa kavuşturulmamış 20-25 vaka olduğunu söyledi. Makaios 20-25 kişi için araştırma yapılmasını önerdi. (Daha sonra bu rakamı 2 binlere çıkaracaklardı) Denktaş Bey bunu reddetmedi. Rum tarafında daha sonra Cumhurbaşkanı olan Papadopulos, Makaios’un tutumuna karşı çıktı ve konunun BM genel kuruluna götürülmesini önerdi. Makarios bu öneriyi kabul etti. Dolayısıyla aynı yılın sonuna doğru müracaat ettiler ve bir araştırma komitesi kurulması yönünde prensip olarak mutabakata varmakla birlikte oluşumu hakkında -komite nasıl çalışacak, yetkileri ne olacak- iki taraf arasında mutabakat sağlanamadığı için 1978 yılında konu BM’de yeniden gündeme geldi. Bu defa mutabakat sağlandı, uluslar arası Kızılhaç örgütünün katılımıyla müzakereler başladı. Neticede 1981 yılında bu komitenin kurulması üzerinde mutabık kalındı.

 

“Bir Rum, bir Türk bir de bağımsız üye”

Komite, 23 Nisan 1981’de, 13 maddelik görev talimatıyla kuruldu. Komitede, iki taraftan birer temsilcinin dışında kıdemli bir şahsın ve Kızılhaç örgütünün önereceği, BM genel sekreterinin atayacağı üçüncü üye adı altında bağımsız bir uzman yer alacaktı. Çalışma usülleri ve yasal mevzuat çalışmaları1984 yılında tamamlandı. Bu mevzuat, komite üyeleri ve özellikle uzman Kızılhaç temsilcisi tarafından hazırlandı.

 

“Rumların amacı farklıydı”

Esas amaç belli olmakla birlikte Rumlar farklı düşüncelere sahip olduğundan komitenin kuruluşu gecikti. Komite 14 Mart 1984 yılında ilk toplantısını yaptı. Ben komiteye o yıl girdim. Özeti, Rumlar 1619 kaybımız var dediler. Bizim kaybımız 582 idi. Rumlar “Bu kayıpların Türklerin elinde olduğunu farz ediyoruz. Eğer Türk tarafı bunların herhangi birinin ölü olduğunu söylüyorsa cesedini veya kanıtlanırını ibraz etsin, teşhis edilsin, böylece o kişinin akıbeti belirlensin” dediler. Oysa BM’nin önderliğinde yapılan mevzuatta böyle bir şey yok. Ceset bulma durumu yok… Anlaşmanın ruhu neydi? Bu üç kişi, uzmanların yardımıyla elde ettikleri bilgileri değerlendirerek, eğer kayıp bir şahsın ölü olduğu kanaatine varırlarsa o meyanda bir tutanak tutulacak, ailesine bildirilecek.

 

“Ailelere baskı yaparlardı, kabul etmeyin diye”

Kural bu olmakla birlikte Rum tarafı bu komite çalışmalarını devamlı aksattı ve çok az sayıda kayıp kişi dosyası sundu komiteye. Ailelere baskı yaparlardı “kabul etmeyin” diye. Komite bir sene çalışmadı. Benimde incelemelerim vardı, mutabakat olmadığı için karar verilemedi. “Bu vakaları bırakın, yeni vakalar sunun” dedik ama Rum buna da karşı geldi. Bu konuyla ilgili tartışma oldu komitede. Rum’un taktikleriyle vakalar karara bağlanamadı.

 

 Rumlar komite kurmalarına rağmen neden sonuçlandırmak istemediler vakaları?

Meğer Rum’un dosyaları yokmuş. Rakamlarda uydurma. Bu listeyi yayınlamak zorunda kaldıklarında sağ olanlar çıktı. Biri geldi “benim babam sağ. Nasıl girdi bu listeye” dedi. Bunlar ortaya çıkınca rezil oldular. Kim evine dönmediyse “kayıptır, Türkiye’de hesap verecek” dediler. Amaç Türkiye’yi mahkum ettirmekti. Bu savaşı başlattılar, savaşta ölenleri de kayıp kabul ettiler. Bir genç Hilton otel’de yedek asker. 20 Temmuz’da çıkarma olacağı haberini alınca bu çocuğu “gidiniz ve Türk çıkarmasını önleyiniz” diyerek Acapulco tarafındaki birliklere gönderdiler.  Bu ateşin içine gitti, bir daha dönmedi. Rum’a dedim; “sen götürdün. Bu gencin sağ olduğunu mu varsayıyorsun?”

 

“Gazeteci özür diledi”

Çok enteresan bir olay da Mayıs 1998’de ortaya çıktı. Genç bir kadın… Andriyani Charalambos… Kocası harpten gelmez, Rumlar “Türklerin elindedir” derler. Bu kadını Avrupa’ya götürür, ağlatır sızlatırlar propaganda için. Güney Kıbrıs’ta çıkan bir gazete var. Bu kadının hikayesini yazar. Birde ortaya çıkar ki, bu adam savaşta öldü ve Kıbrıs’ta gömülüdür. Rum hükümeti bunu gizler. Kadın bunu ve mezarın yerini öğrenir, bir arkadaşıyla mezarı kazar, kocasını çıkarır. Kandırılan kadın Rum hükümetini dava eder. Bunlar ortaya çıkınca gazeteci de “beni kullandılar, sizi yanılttım” diyerek tüm okuyucularından özür diler. Bu örnekler ne yalancı bir toplum olduklarını gösteriyor.

 

“Ölüyse cesedini getirin diyor”

Onlarda “öldüyse cesedini getirin” diyor. Her savaşın sonunda “şu kadar ölü, şu kadar kayıp” denir ama kayıpları da ölü farz ederler. Bunlar hala sağ farz ediyor ve Türkiye’de mezar açılmasını istiyorlar. Mesele sorunu canlı tutmak, TC aleyhine propaganda yapmak. Yarın da Adana’da esirlerin tutulduğu yeri kazmak isteyecekler. Türkiye’yi zora sokmak için Avrupa’da bu oyuna geliyor maalesef.  Talat Bey “Kıbrıs sorununu çözeceğim, bunun içinde bu sorunu da çözeceğim” diye geldi. Başbakan olduğunda Kayıplar konusunun Başbakan tarafından yürütülmesine dair bir karar aldı. Esasında şöyle oldu; Anastadiadis Talat Başbakan olduğunda tebrik etmeye geldi, “Tatar’la Rum üyeyi görevden alalım” teklifini yaptı. Ben bunu resmi tutanakta gördüm. Talat Bey’in ne cevap verdiği yok tutanakta. Orada “22 yıl hizmet verdi. Biz memnunuz” demesi gerekirken sessiz kaldı.

 

“Toprak kazıp ceset çıkarmayı ön plana çıkardılar”

Talat’la birlikte araştırma mekanizmasını terk ederek, toprak kazıp ceset çıkarma yoluna gittiler. Oysa bu mevzuatta yoktu. Yalancıktan orada yok, burayı da kazalım durumunu yapıyorlar. İkinci Dünya savaşından sonra da çıktı bu kayıplar konusu. Kayıplarla ilgili ne gibi prosedür uygulanacağı hususunda 6 Nisan 1950’de BM’nin New York’ta yapılan bir toplantıda aldığı karar neticelendi. Bir konvansiyon üzerinde mutabık kalındı. Yunanistan, Türkiye ve İngiltere tarafından imzalanan konvansiyon kayıp kişilerin ölü ilan edilmesiyle ilgiliydi. Bunun özü şuydu: “Bir kaybın ölü kabul edilmesi için beş kriter var. Ceset bulunmadan bu kriterler oluştuysa komisyon kayıp kişiyi ölü addeder.”

 

“Kayıp kişinin ölü addedilmesi için kriterler”

“Adı geçen şahsın 1939-1945 yılları arasında kaybolmuş olması”, “Residansı Avrupa, Asya veya Afrika olması, “aradan beş yıl geçmiş olmasına rağmen akıbeti, hakkında hiçbir bilgiye ulaşılamaması”, “kişi hakkında yeterli duyurunun yapılması” gibi kriterler var. Bu kriterler yerine geliyorsa ceset aramaya gerek yok. Kim söyledi bunu? Clerides’in görevden almak istediği Kızılhaç’ın eski hukuk danışmanı söyledi. Rumlar bunu kabul etmedi.

 

“Rumlar diğer üyeleri de istemediler”

1979-1984 yılları arasında Cloude Pilloud, 1985-1996 yılları arasında Paul Wurt, 1998 yılında ise Jean Pierre Ritter bu komitede yer aldı. Rumlar bunların üçünün de görevden alınmasını istediler. Cuellar’ın anılarında bu yer alır. Clerides, Cuellar’dan üçüncü üyenin görevden almalarını istediler, reddedildi. Uluslar arası Kızılhaç’ın tavsiye ettiği bir kişiydi bu. Her üçünün de görevden alınmasını istedi Rumlar. Cuellar “görevden alınması konusunda ısrar edebilirdim ama itimatsızlık o kadar derindi ki bu üyenin değişmesi hiçbir fayda sağlamayacaktı” diyor anılarında.

 

“Rumlar kabul etmeyince, bize ‘sizde reddedin’ dediler”

Jean Pierre Ritter en son atanan üyeydi. Fransız kökenli bir İsviçreli. Bu göreve başladığında etüt yaptı, konu nedir diye… Daha sonra komiteye kendi görüşlerini içeren bir paper sundu. Rum tarafı bunu reddetti. Ritter bunun üzerine bana bir yazı yazdı ki, hala dosyamdadır. “Rum tarafı reddetti. Lütfen bana yardımcı olmak için sizde reddedin” diyor. Düşünün adamın gönlü bizimledir ama öylesine baskı altındadır ki ne yapacağını bilmez. Bunun üzerine kitaplar yazılabilir. Bu uzmanlar Rum’dan öyle çekiniyor ki, Rum’u hizaya getireceğine, “sende reddet” diyebiliyor.

 

“İngiliz Dışişleri Bakanı’nın Özal’a yazdığı yazı”

İngiliz Dışişleri Bakanı Turgut Özal’a kayıplar konusunda yazı yazdı. Enteresandır, “kullanın ama nerden bulduğunuzu söylemeyin” diyor.

 

“Dünya Rumların lehine çalışıyor”

Tüm dünya Rum lehine çalıştığından ne yapsak zor. Rum öyle bir baskı yapar ki, etki altına alır. Rum hakimin böyle bir davada alt komitede yer alması, müracaatı incelemesi ve rapor yazması uygun mu? Rum aynı düşünceyle propaganda ve yalanlarına devam ediyor. Çünkü bu tarafta mücadele ruhu bitti. Konuyu kemik bulma uğraşısına getirdiler. Şimdi de komitenin yapısını değiştiriyorlar. BM ekseni dışına kayıyorlar. Mevzuata göre asıl amaç kimin öldürdüğü değil, sağ mı ölü mü onu tespit etmek. Rum bu konuyu uzatsın diye ölümü kemiğe bağladı. Hiçbir savaşta kayıpların tamamı bulunamamıştır. Bu İkinci Dünya Savaşında da böyledir, Irak Savaşında da böyledir. Rumlar İkinci Dünya Savaşı sonunda mutabık kalınan kriterleri kabul etmedi, kendi kriterlerini kabul ettirdi.

 

“İngiliz üye kayıplar konusunun Rumların saldırılarıyla başladığını söyledi”

İngiliz, kayıplar konusunun 1963 yılında Rumların Türk toplumuna saldırıyla başladığını söylüyor gayri resmi bir yazıda. Düşünün o kadar güçlüyüz aslında ama biz propagandanın önemini bilmediğimiz için bunları kullanamadık. O kayıplara karşı görevimizi yapamadık. Onlar toprak altına gitti, hikayelerini dahi yazamadık. Neden? Biz barış istiyoruz! Onları ortaya koysan barış engellenmez ki, tam tersi barışı takviye eder. Rumların vicdanını da harekete geçirmek lazım. Cristof Girod dördüncü BM temsilcisi. Silik, renksiz bir şahsiyet. O yüzden Rumların buna hiç saldırıları olmadı. Rumları okşar okşar, kalır, maaşını alır. O yüzden bu Kayıplar Komitesi BM etkisinden çıktı.

 

“Türklerin kayıpları dağılmış vaziyette”

Bakın haritaya (haritayı gösteriyor) Türklerin kayıpları ada geneline dağılmış vaziyette. Rumların ki ise Kuzey kıyılarında bu gösteriyor ki Rumların kayıp diye ortaya koydukları Barış Harekatında ölenlerdir. Oysa bizdekiler 1963’den sonra Muratağa, Atlılar, Sandallar, Türkeli ve birçok bölgede hunharca öldürülenlerdir. Muratağa ilkokulundaki talebelerin fotoğrafını göstermiştim, “bunlar köyümüzün çocuklarının fotoğrafıdır. 1 Eylül 1973’de çekildi. 1 Eylül 1974’de bu çocukların hiçbiri hayatta yoktu” diyerek.

 

 Rumlar memorandumda “Türkler askeri bölgelerin kazılmasına izin vermiyor” ifadesini kullanmışlar. Bu konuyla ilgili neler söyleyeceksiniz?

Nerde askeri bölge varsa kazmak isterler. Orada ceset olduğunu ispat etseler Türk ordusu hayır demeyecek. Bunların esas amacı nedir? Amasya’ya kadar gidip kazmak istiyorlar. Koşulsuz girelim istiyorlar. Türk, daha doğrusu İslam toplumuna karşı bir antipatisi olan Avrupa’yı da ikna ediyorlar bu konuda. Halbuki savaş dönemi, savaş mahalli olması bir kriter. Niçin kemik ister, bilir ki bulunmayacak, ebediyen devam edecek bu sorun. Git askeri savaş mahalline yolla, sonra laboratuarda teşhis et “bu Andrea’dır” diye… Dünya da bunlara destek vermekle daha hırçın hale getiriyor.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ