19 Kasım 2017 Pazar
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kültürel mirasımız yok oluyor!
02 Mayıs 2011 Pazartesi 11:04

Kültürel mirasımız yok oluyor!

Tarihi binanın yıkılması kararı başta mimarlar olmak üzere tarihi değerleri önemseyenlerin tepkisine neden oldu...

Simge ÇERKEZOĞLU

 

Değişen yaşam biçimleri, teknolojik ilerlemeler ve ekonomik sistemdeki farklılıklar kuşkusuz şehirlerin siluetinde değişikliklere yol açıyor. Başkent Lefkoşa’da değişime uğrayan şehirlerin başında geliyor. Ancak değişim yaşanırken geçmişi temsil eden yapılar da neyin nasıl hatırlanacağı noktasında toplumsal bellek oluşturmakta büyük önem taşıyor. Sanayi Holding Türk-Teks Fabrikası da geçmişte günümüze kalan önemli bir ‘kültür mirası’ olarak karşımıza çıkıyor. Haberdar gazetesi olarak Lefkoşa değişirken neler yapılabileceğini ve yıkımı söz konusu olan Sanayi Holding binasının nasıl korunabileceğini Doğu Akdeniz Üniversitesi’nden üç akademisyenle, Prof. Dr. Şebnem Hoşkara (Mimarlık Fak. Dekanı), Yrd. Doç Dr. Kağan Günçe (İç Mimarlık Bölüm Başkanı) ve Doç. Dr. Özlem Türker’le konuştuk.

 

 

Hayatın değiştiği gibi kentlerin değişimi de kaçınılmaz görünüyor. Bu değişim içinde tarih nasıl korunmalı?

 

ŞH: Kentlerin dinamik yapıları vardır ve durağan değildirler. Kentlerin dinamizmi hem binalarda hem de binalar arasındaki boşluklarda yaşayan insanlar tarafından oluşturulur. Kentlerin üzerine kuruldukları yerler ise sabittir, değişmez; geçmişten bugüne oluşan bir tarihleri vardır. Söz konusu binalar ve yaşam biçimlerinin de sürekliliği vardır. Bina ve alan ölçeğinde kentin bütünü gelecek nesillere aktarılmak üzere yapılandırılmalı, kent ve kültürümüzün “gelecek nesillerden ödünç alındığı” unutulmamalıdır. Tarihsel zenginliklerimiz geleceğe aktarılmalı, mevcut kaynaklarımız doğru kullanılarak tüketilmemelidir. Binalar eskidi diye kenara atılmamalı, yıkılmamalı ve çağdaş kullanımlara olanak verecek şekilde yeniden işlevlendirilerek geleceğe aktarılmalıdır. Burada anlatmak istediğimiz, binaların veya kentsel alanların müze olarak kullanımları değil, yeniden işlevlendirilerek kullanılmalarıdır.

 

KG: Kentler, dinamik oldukları kadar devinen bir yapıya sahiptirler. Dinamik ve devinen yapıya sahip olan kentlerin gelişimi tarihi olanın üzerinde değil tarihi dokunun yanında gelişim göstermelidir. Surlar İçi’nde gelişmeye başlayan Lefkoşa kenti, gelişimini surlar dışına taşarak sağlıklı bir başlangıçla sürdürürken 1974 sonrasında yanlış politikalarla sağlıksız bir yapıya kavuşmuştur.

 

ÖT: Dünyada özellikle çekim noktası olan tüm kentler kendilerini korumayı başaran kentlerdir. Geçmişi reddederek dünya literatüründe yer almak ya da ülkeye turist çekmek mümkün değil.

 

KG: Günümüzde ‘modern kent’ dendiği zaman ilk akla gelenlerden biri Dubai’dir. Ancak onlar bile az olan tarihlerine sarılmaya, tutunmaya çalışıyorlar. Geçmişe sahip çıkarak gelişiyorlar. Mimari değerler, kentlere ait belleklerdirler. ‘Kültürel süreklilik’ için yaşatılarak korunmalıdırlar.

 

ŞH: Bu tür kentler, geleceğe dönük yeni imaj yaratırken geçmişlerini de koruyorlar.

 

ÖT: Aslında kısa sürede çok yüksek ve ileri teknoloji yapılarla ün kazanan Dubai kenti bile yerini son zamanlarda Abu Dhabi’ye bıraktı. ‘Modern’ yapılarla veya gökdelenler ile popüler olmak modadaki gibi hızlı eskiyor. Yerine daha yenileri, daha modernleri, daha yüksekleri yapılınca önceden yapılanların modası geçiyor. Ancak tarihsel, kültürel zenginlikleriyle var olan kentler eskimiyor.

 

ŞH: Bu noktada, tüm bu söylediklerimizin temelinin “planlı gelişim” olduğunu vurgulamak gerek. Planlı gelişmeye dair her şey Kuzey Kıbrıs’ta kısıtlayıcı eylemler gibi algılanıyor. Planlar aslında geleceğe yönelik yapılacakların çerçevesidir. Nasıl ki hayatımızla ilgili geleceğe yönelik planlar yapıyorsak, imar planları da kentlerimizin geleceğine yönelik vizyonları içeren planlardır. Ülkeye dair esas sıkıntı, uzun dönemli vizyon ve plan olmaması, gelişimin günlük kararlarla ve kişisel kazançlar için sağlanmaya çalışılmasıdır. Bunun sonucunda da toplumsal çıkarlar önde tutulmak yerine kişisel çıkarlar ön plana alınmaktadır; hatta var olan planlar bile kişisel çıkarlar uğruna delinebilmektedir.

 

 

“Eski üzerine gelişim değil tarihi dokunun yanında gelişim önemli”

 

Sanayi Holding Türk Teks fabrikası konusunda yapmış olduğunuz çalışmalarınız var. Biraz da bu konudan bahsedelim… Henüz resmen açıklanmamış olmasına rağmen, Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları yıkılacağını ifade etti.

 

KG: Bu tür yapılar, kişiler ile şehirler arasında bağdır. Hatta kişiden öte toplumla geçmiş arasında köprü görevi görmektedirler. Köprüleri yıkmak bir anlamda geçmişle olan bağları koparmak anlamına gelmektedir. Sanayi Holding Türk Teks yapısı ile hemen hemen tüm toplum bireylerinin doğrudan veya dolaylı olarak yaşanmış bir geçmişi vardır. Varlığının devamı ile yıllar sonra da o yaşanmışlığın olduğunu hissetmeye devam edeceğiz. Sanayi Holding’in yok olduğunu düşününce, geçmişle olan bağlarımızdan birinin daha kopacağını hissediyoruz. Kültürümüzün yansıması olan bu yapı aynı zamanda yaşanan sosyal, kültürel, ekonomik, politik, teknolojik vb olayların, yani tarihin şahidi ve sembolüdür. Binanın varlığı ile teknolojik gelişimin evreleri ortaya çıkarken üretim biçimimizi yansıtan önemli bir değer olarak karşımıza çıkıyor. Endüstri mirasımızın en önemli sembollerinden biri olan bu binanın, toplumumuzun üretkenliğinin ve çalışkanlığının da simgesi olduğu unutulmamalıdır.

 

ŞH: Literatürde ‘endüstri mirası’ olarak tanımlanan önemli bir örnek Sanayi Holding Türk Teks Fabrikası.

 

ÖT: Tabi biz de geçmişe ait tüm binaların korunmasını savunmuyoruz. Belli değerleri taşıyan yapılar ve çevreler korunmalı. Sanayi Holdingbinasının, hem mimari olarak önemli, hem de Kıbrıs Türk halkının üretiminin simgesi olarak önemli. Sosyal tarihimizin bir parçası… Türk Teks fabrikasının sembolik değeri görünen bu bina kompleksinin çok ötesinde, çünkü Kuzey Kıbrıs’ın birçok noktasına yayılmış olan ve 1974’ten 1987 yılına kadar faaliyet gösteren Sanayi Holding Fabrika binalarının tümü burada yer alan ‘merkez’ binasından yönetilmekteydi.

 

ŞH: Bu bina, sosyal, mimari, ekonomik ve kentsel tarih açısından büyük önem taşıyan bir bina… Uluslar arası anlamda ‘koruma’ ile ilgilenen kurumlar var. ICOMOS, UNESCO gibi… Koruma için belirli sınıflamalar var. Toplumların soyut ve somut kültür değerleri koruma altındadır. Soyut kültür, gelenek, görenek ve sosyal yaşamı içerirken; somut kültür; binalar, yapılı çevre, kentler ve objelerdir. Onlar da kendi içinde dini yapılar, anıtlar, sivil mimari ve endüstriyel yapılar olarak sınıflandırılırlar. Bunların uluslararası tanımlamaları vardır. Listelenmiş farklı tarihi binalar vardır. Endüstriyel kültür mirasına bir örnektir Sanayi Holding binası. Ancak KKTC’de “Endüstri Mirası Kavramı” ne yazık ki henüz gündemde değil. Yasal bir çerçeveye alınmamış. Gelişmiş ülkelerde kriterlere uyan bu tip binalar listelenir. Nasıl eski tarihi eserlere dokunulmazsa bu tip binalara da dokunulmamalıdır. DAÜ Mimarlık Fakültesi’nde sürdürdüğümüz projede Sanayi Holding dahil Kuzey Kıbrıs’taki tüm endüstri yapılarını belgelemeye çalışıyoruz.

 

KG: Belgelenmedikleri için, endüstriyel miraslarımızdan sayılabilen ‘Severis Un Fabrikası, ondan önce de AÖF arazisinde yer alan ‘tütün fabrikası’ yıkılmıştır. Bunlar gibi pek çok yapı sayılabilir. Sanayi Holding Türk Teks yapı kompleksi için planlanan yıkım kararının ivedilikle ele alınıp kaderinin benzerlerinden farklı olması sağlanmalı çünkü yıkılması, bellek yitirtilmesi anlamını da taşımaktadır.

 

ÖT: Endüstriyel yapılar yıkılırken çevre kirliliği de unutulmaması gereken bir konu. Buradan Çevre Dairesi’ne çağrıda bulunuyorum. Burası dokuma ve boya fabrikası olarak kullanılıyordu. Bina yıkılırken şu anda toprağın altında saklı duran bu kimyasal atıklar da doğaya karışacak.

 

KG: Sanayi Holding gibi yapılar, yeniden kullanım için potansiyelleri yüksek binalardır. Geniş açıklıkları, yüksek tavanları ile yeniden işlevlendirmeye açık yapılardırlar. Binanın gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için, uygun bir işlevle yeniden kullanıma açılması ve kent hayatına kazandırılması gerekmektedir. Böylelikle özgün kimliği de korunması sağlanabilir. Bu konuda dünyadaki en başarılı örnekler arasında Londra’da bulunan Tate Modern Sanatlar Galerisi, İstanbul’da bulunan Santral İstanbul Enerji Müzesi ve İstanbul Modern Sanat Müzesi sayılabilir.

 

 

“Sanayi Holding çok önemli”

 

Neden yenileme yerine yıkmayı seçiyoruz. Yıkıp yerine yenisini yapmak daha mı az maliyetli acaba?

 

ÖT: Sadece rakamsal bakıldığında yıkmak daha ucuz görünebilir belki. Yenileme pahalı bir işlem, ancak bunun karşılığında çok şey, en önemlisi de kültürümüzü, geçmişimizi, kimliğimizi ve belleğimizi kazanıyoruz. Bunlar parayla ölçülemeyecek ‘paha biçilemez’ denilebilecek değerler.

 

KG: Söz konusu yapıya yıkılmalı gözüyle değil; ‘yenilenmeli’, ‘yeniden işlevlendirilmeli’ yaklaşımı ile bakılmalıdır. DAÜ Mimarlık Fakültesi’nde “Kuzey Kıbrıs’taki Endüstriyel Mimari Mirasın Belgelenmesi Projesi” isimli bir araştırma projesi yürütmekteyiz. Sanayi Holding de bu proje kapsamında ele alınmıştır. Bu projede, binanın Kuzey Kıbrıs’ın ihtiyacı olan ‘modern sanat müzesi olarak’ projelendirilmesi düşünülmektedir.

 

ŞH: Tam olarak doğru yöntem, binanın bulunduğu konuma, eskime durumuna, mekansal özelliklerine ve varsa plan kararlarına bakıp ne olacağına ona göre karar vermek aslında. Bina şu anda ofis olarak kullanılıyor. Yıkılıp yerine yeniden ofisler yapılacak. Bulunduğu bölge mevcut İmar Planı çerçevesinde karma kullanım ve ticarete yönelik kullanılan bölge. Bina da, zaten şu anda böyle kullanılıyor, kullanımı devam edebilir ve restore edilebilir. Ancak, eğer kentin bu parçası, yeniden yapılandırılacaksa, o zaman da, ‘Kentsel Tasarım Projeleri’ yapılarak, binaya uygun işlevler verilebilir.

 

 

Sürdürülebilir bir şehirleşme yönünde özellikle başkent Lefkoşa için neler yapılabilir?

 

ŞH: Lefkoşa KKTC’nde İmar planı olan tek şehir. Uzun süreç içinde gecikmeli olarak uygulamaya geçti bu plan da. Plana yönelik sürekli revizyon çalışmaları da var.

 

ÖT: Ancak ülkemizde imar planı ne yazık ki sürekli deliniyor…

 

ŞH: Lefkoşa dışındaki şehirler daha da kötü durumda. Gelişmeler, Emirname’lerle yürütülmeye çalışılıyor. Bunlar planlar yapılana kadar kullanılması gereken geçici çözümler, ancak ne yazık ki yirmi yıldır devam eden emirnameler var. Sürdürülebilir kentler için belli bir vizyon, amaç ve stratejiler lazım. Ortaya konan vizyona bağlı olarak, kimin, neyi, nasıl, hangi kaynaklarla yapacağı belirli olmalı planlama çalışmalarında. Ancak şu haliyle sadece yazılı raporlar olarak kalıyor planlar.

 

KG: Son zamanlarda Lefkoşa Belediye Başkanı’nın rastlantısal olarak seçtiği alanlara, imar planını dikkate almadan inşa etmek istediği yapıları hayata geçirmeye çalıştığını görüyoruz. Lefkoşa otobüs terminal alanına ‘külliye’ yapma isteği bunlardan sadece biri… İmar Planına bakılmadan değiştirilmeden, geliştirilmeden, noktasal çözümlemeler yapılmaya çalışılıyor. Ancak uzun vadede bunların zararını sadece Lefkoşa’da yaşayanlar değil tüm adada yaşayanlar görecek.

 

ÖT: Bence unutmamak gerekir ki Lefkoşa sadece Lefkoşalıların değil. Herkesin, tüm adanın başkenti. Bu konuda fikir söylemek sadece içinde yaşayanların hakkı değil.

 

ŞH: Hatta kültür mirası sadece burada yaşayanların değil Dünya’nın ortak mirası. Sanayi Holding’de bu şekilde düşünülmeli.

 

 

“Kültürel mirası anlamak için belli bakış açısı lazım”

 

Akademisyenler olarak şehir planlama ya da projeler konusunda sizlere danışılıyor mu? Fikriniz alınıp bu çerçevede bir şeyler yapılıyor mu?

 

ŞH: Kararlar politik, üst düzeyde alınıyor. KKTC’de altı üniversite’de beş tane Mimarlık Fakültesi bulunuyor. Ancak pek çok konuda hiçbirisine danışılmıyor. Lefkoşa İmar Planı revizyonunda görüş bildirmemiz istendi. Ama en başından sürece dahil etmek yerine plan tamamlandıktan sonra görüş istendi. Oysa biz Fakülte olarak çok önceden belediyelere ve diğer kurumlara hangi konularda yardımcı olabileceğimizi içeren yazılar gönderdik. Ancak hiçbir geri dönüş, yorum almadık. Kendi kendimize çabalıyoruz. DAÜ Mimarlık Fakültesi’nde Kuzey Kıbrıs kentlerine ve mimarisine dair pek yok üretilmiş araştırma, yüksek lisans, doktora tezleri ve makaleler var. Her biri hazır fikirler ancak raflarda durmaktan öteye gidemiyor. Araştırma sonuçlarımız ilgili kurumlara gönderiliyor ama yönetim değişiklikleri ile de unutulup gidiyor.

 

ÖT: Kültürel Mirası anlamak için belli bakış açısı lazım. Eğitim sistemimizde böyle bir program yok. Toplum ‘Kültürel Miras’ kavramının yeterince farkında değil. Bu mücadelede yalnız kalıyoruz. Ancak çok geç olmadan en azından Sanayi Holding’in eski çalışanlarından bir inisiyatif oluşturmalarını bekliyoruz.

 

KG: Bu tür toplumsal olaylarda akademisyenlere önemli görevler düşmektedir. Bizler gerektiğinde medyayı da kullanarak kamuoyu oluşturmaya çalışmaktayız. Her fırsatta, zamanla işlevini kaybeden Sanayi Holding binası gibi tarihi değere sahip yapıların çağdaş kullanım amacıyla değerlendirilebileceğini, dolayısı ile de toplumsal belleğe hizmet edeceğini kamuoyu önünde vurgulamalıyız.

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ