18 Kasım 2017 Cumartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Konservatuara girebilmek için sınav sorularını çözmedim…”
06 Mart 2012 Salı 10:16

“Konservatuara girebilmek için sınav sorularını çözmedim…”

Osman Alkaş ile Öyle bir geçer zaman ki dizisinden, sokaktaki insanın tepkisine kadar her şeyi konuştuk

Yurdagül BEYOĞLU

Osman Alkaş, namı-diğer Ekrem Tatlıoğlu. KKTC’deki başarılı performansını Öyle bir geçer zamanki dizisiyle taçlandıran Alkaş, Kıbrıs Türkü’nün gururu. Sadri Alışık’ın filmleriyle yolunu çizen Alkaş’ın konservatuara gitmesi pek kolay olmuyor. “Oğlumuz doktor, avukat olsun” hayalleri kuran anne “kızlarla mı öpüşeceksin” diyerek karşı çıkıyor Alkaş’a.

 

Başarılı bir öğrenci olan Alkaş, sınavda soruları yanıtlamak yerine, toto oynayınca hayaline kavuşuyor.

 

Alkaş ile babasının Darülbedayi hayranlığından, ilk şiir okuyuşuna, Şubat’ın 39’unda işten atılışından, Lefkoşa Belediye Tiyatrosunun kuruluşuna, Öyle bir geçer zaman ki dizisinden, sokaktaki insanın tepkisine kadar her şeyi konuştuk.

 

Soru: Sizi tanıyabilir miyiz?

1955 yılında Lefkoşa Ortaköy’de doğdum. İlkokulu Ortaköy’de, ortaokul ve liseyi Türk Lisesinde okudum. Ardından Ankara Devlet Konservatuarı. 1973 yılında başladım konservatuara. İlk senenin yaz tatilinde Barış Harekâtı oldu. Birkaç ay harekâtta görev yaptıktan sonra tekrar okula döndüm ve 1976 yılında mezun oldum.

 

Soru: Konservatuara gitmeye nasıl karar verdiniz?

Başa dönersek; Küçük yaştayken Ortaköy’deki Konak Sineması’na giderdik. Haftada bir sinema gecemiz vardı. Oradaki Türk filmlerini izlediğimde çok heyecanlandığımı, çok zevk aldığımı hatırlıyorum. Oyuncular içinde en çok Sadri Alışık’ı beğenirdim. O benim idolümdü. Alışıldık kalıp karakterlerden değildi. Hem komedyendi, hem de trajediyi, dramı çok iyi oynardı. Eve gider, Sadri Alışık’ın rolünü kendi kendime tekrarlardım.

 

“Babaannem gözyaşlarını tutamadı”

İlkokulda yılsonu müsamerelerinde şiir okurdum, okul piyeslerinde oynardım. İlk rolüm ya ay dedeydi, ya güneşti, tam hatırlamıyorum. Başımızdaki şapkayla, “ben şu kadar dönerim” gibi şeyler söylemiştik. Bir müsamerede de şiir okumuştum. Okulun avlusundaydık. Rahmetli babaannemde gelmişti. Ben şiir okurken babaannemin gözünden yaş aktığını gördüm. Eve gidince niye ağladığını sordum. “Güzel okumadım mı” dedim. Babaannem, “duygulandım, çok güzel okudun” cevabını verdi. Belli ki içime ilk düşen damla oydu.

 

“Babam Darülbedayi’nin peşinde…”

Ailemizde sanatçı yoktu ancak Darülbedayi Kıbrıs’a turneye geldiğinde babam bunların peşinden Larnaka’ya,  Limasol’a kısaca onlar nereye giderse gidermiş. Hatta “karım beni aldatırsa” diye bir oyun varmış o zamanlar. Arada ondan replikler söylerdi. Herhalde bunlar beni yüreklendirdi ki, bunun meslek olabileceği kafama yerleşti. Ortaokul lise çağlarında da görev aldığımda okuldaki hocalarım çok iyi oynuyorsun gibi sözlerle beni yüreklendirirdi.

 

“Kızlarla mı öpüşeceksin”

Bir gün edebiyat öğretmenime “okulu bitirince tiyatroya gireceğim” dedim. “Sakın girme” dedi bana. “Niye hocam… O kadar yüreklendirdiniz… Kötü müyüm?..” diye sorunca hocam, “ne iş yaparsan yap o işin okulunu oku” dedi. Ben o zamana kadar oyunculuğun okulu olduğunu bilmiyordum. Aileme gittim söyledim. Konservatuar diye bir okul varmış dedim. Annem itiraz etti, “kızlarla mı öpüşeceksin” diyerek… Ben de “tüm öpüşme rollerini bana mı verecekler” dedim.

 

“ÖSS sınavında toto oynadım”

ÖSS sınavına girdim. Annem doktor, babam avukat olmamı istiyordu. Konservatuara girmek istediğimden soruları cevaplamadım, toto oynadım. O sene sınav iptal edildi. İkinci sınavda da yine toto oynadım. Anneme, “sınavda başarılı olamadım, konservatuara gireyim” dedim. Kalktım, tek başıma Ankara’ya gittim. Köyden indim şehre gibi… Benden bir yıl öncede Çetin Özen ile Yaşar Ersoy gitmişti. Bülent Günkut da sınava girmiş ama kazanamamış. Ankara’da Devlet Tiyatrosu’ndan İlyas Avcı’yla görüştüm. İlyas Avcı bana bir parça verdi, “oku” dedi. Biraz düzeltme yaptı okurken. “Aferin, Türkçen güzel. Haftaya ezberle, gel…” Ertesi hafta kapısını çaldım. Kapıyı güzel bir kız açtı. Arkasında yine güzel bir kız duruyor. “İlyas Bey’in evini aradım ama yanlış oldu galiba” dedim. Bir yandan da “kızları mı acaba” diye düşünüyorum.

 

“Zuhal Olcay ve Derya Baykal kapıyı açtı”

Arkadan hocanın “gel Kıbrıslı” diyen sesi duyuldu. “Oturun kızlar” dedi ve kızlara “kendinizi niye tanıtmadınız?” diye sordu. Kızlardan biri, “ben Zuhal Olcay” dedi. Diğeri, “ben Derya Baykal…” Bana“oyna parçanı” dedi İlyas Hoca. Kızlar ikinci sınıftalar ve ben onların önünde parçamı oynayacağım. İnanılmaz bir sıkıntı… Oynadım. “Nasıl bizim Kıbrıslı” diye sordu. Kızlar beğendiklerini söylediler. “Sen kazanırsın, tamam” dedi hoca. Daha sonra ikinci parçayı verdi, ona da çalıştım, konservatuara girdim.

 

“Asker üniformalarıyla ikinci sınıftayım”

Annem, “madem bu sene sınavı kazanamadın, boşta kalma, git, seneye girersin” diyordu. Öbür sene Barış harekâtı oldu, Mağusa’dan asker üniformalarıyla ikinci sınıfa gittim. Sonra mezun olduk geldik. Genç bir tiyatrocusun... Hemen sahneye çıkalım diye düşünüyorsun. Baktık ki buradaki devlet tiyatrosu sinek avlıyor. Yaşar’la konuştuk. Tiyatro bu değil ki, ne yapalım? O zaman ÇAĞDER diye bir dernek kuruldu. Tiyatro bölümünü çalıştırmaya başladık. Bir oyun hazırladık. Dönemin Belediye Başkanı Mustafa Akıncı Kültür Sanat Festivali yapmak istiyordu. Bizim oyunun prova aşamaları bitti, festival başladı. İlk gecemiz ve Mısırlızade tıklım tıklım. Halkın daha önce karşılaşmadığı bir oyun. Hemen akabinde benim ve Yaşar’ın Devlet Tiyatrosu’ndaki işimize son verildi.

 

“Biz komünistlik yapmışız”

Gerekçe, biz komünistlik yapmışız, milleti satmışız. Türkiye’de öğrenci hareketinin içindeydik, onu sebep gösterdiler. Aslında Devlet Tiyatroları Müdürü kendine yedirememişti. Burada tiyatro varken, üç baldırı çıplak ortalığı kırsın geçirsin! Hilmi Özen işten çıkarılma yazısını yazdı. Benimkine Bakan imza atmıştı. İşten çıkarılma tarihim 39 Eylül 1980’di! Avukatımız Fuat Veziroğlu’ydu. Buna itiraz edelim dedik, Veziroğlu, “ona etsek başka yönden bir bahane bulurlar” deyince vazgeçtik ama mahkemenin de dikkatini çektik.

 

“Doğum günümde Belediye Tiyatrosu’nu kurduk”

3 Kasım 1980 tarihinde, yani doğum günümde Mustafa Akıncı’nın onayıyla Belediye Tiyatrosu’nu kuruluşuyla ilgili görevlendirme yazısını aldık. Yaşar’da 6 Kasım’da doğmuştu. Dolayısıyla ikimizin doğum ayına denk düşen bir tarihti. Yaşar Ersoy, Erol Refikoğlu ve eşi Işın Refikoğlu’yla birlikte kurduk Belediye tiyatrosunu. Erol, devlet tiyatrosundan huzursuzluk nedeniyle yaşı gelmeden emekli olmak zorunda kalmış. Eşi hala tiyatroda çalışıyor ama onun hakkında da soruşturma açıldığı için o da istifa etmiş. Tabi tiyatroda dört kişiyle çalışmak kolay değil. Dekor yaptık, ışık yaptık, yönetmenlik yaptık, turne organize ettik.

 

“Yokluklar içinde oluşturulan tiyatro”

Kostümlerimizi kendimiz yaptık. Sandalye masalarımızı evden taşıdık. Para yok. Şimdiki Nostalji Bar’ın olduğu yer Belediye’ye ait bir garajdı. Belediyenin arabaları filan tamir edilirdi. Akıncı bize, “o garajı boşaltıyorum ama sahnesi yok. Yapabilirseniz, orayı tiyatro binası haline getirin” dedi. Orman Dairesi’nden kütükler aldık.  Tahta kabukları vardır ya onların temizlerinden… Sahnenin boyu 2.40, tam sunta boyuydu. Aşağı yukarı 5 metre genişliği vardı. Kulis niyetine tuvaletin yanında paravanla kestiğimiz bir yeri kullanıyorduk. Yerden nem çıkar, çatı akıtır. Kaç defa kostümlerimiz ıslandı. Orayı ısıtmak için salonun ortasına yakın bir yere odun sobası kurduk.

 

“Seyirci sobanın yanından yer isterdi”

Bilen seyirci sobanın yanını isterdi. Çayımızı, kahvemizi, yemeğimizi sobanın üzerinde yapardık. Zaten günümüzün büyük kısmı orada geçerdi. 5 yıl çalıştıktan sonra şimdiki yerimize geçtik. İlk defa gala yapacağız, protokolü davet ettik. Turan Güneş var, İnal Batu var, Kuvvet Komutanları var. Turhan Fevzioğlu var, Rauf Denktaş var, Nejat Konuk var. Biz gündüzden arazöz getirttik, her yeri yıkattık. Sobamızı da yaktık, misafirleri bekliyoruz. Kapının önüne ampuller taktık aydınlansın ortalık diye. Anton Cehov’un Sevgili Doktor oyununu oynayacağız. Çok heyecanlıyız.

 

“Güvenlik görevlileri salona daldı”

 İlk kez gala yapıyoruz ve çok değerli bir protokol var. Oyun esnasında dışarıda yağmur başlıyor. Dışarıdaki ampullere yağan yağmur kısa devre yaptırınca elektrik gidiyor. Nasıl o güvenlik görevlileri takur tukur salona dalıyor. Korkuyorum, çünkü hala bizimle ilgili yazılar yazılıyordu. Komünistler, vatan hainleri diye… Protokol orada. “İster misin akıllarına, tabancayı çekerse, bomba patlatılırsa devletin protokolü gider” gibi şeyler gelsin” diye düşünüyorum. Müthiş bir gerginlik oldu bende.

 

“İnal Batu sigortayı tamir ediyor”

Büyükelçi İnal Batu “sakin olalım. Sigortalar atmıştır” dedi ve giriş kapısının yanındaki sigortayı çakmak ışığında sigortayı bizzat tamir etti. Oyuna başladık.  Elektrik kesilmeden önce ben, “bu kulübeyi elimle yaptım. Yağmurlu havalarda aşağı doğru kaymaya başlar” demiştim. Oyun başlayınca “ben size demedim mi bu kulübeyi ben yaptım. Yağmurlu havalarda kayar gider diye, bazen de elektrikler sönüyor işte. Neyse kaldığımız yerden devam edelim…” deyince bir alkış koptu tabi orda.

 

“Parayı veren benim”

Bir gün İnal Batu bizi çağırdı. “Gelin çocuklar. Elçiliğin arkasındaki yeri size tahsis edelim çalışın” dedi. Biz Batu’ya binanın yönetimini kime vereceğini sorduk. Eğitim Bakanlığına verileceğini söyledi Batu. “Biz hükümetle geçinemiyoruz. Bizi bırakmazlar orada” deyince, “parayı veren benim” dedi. Nitekim Batu gidince o binayı bize kullandırmadılar. Oyunlarımızı bir süre Mısırlızade sinemasında oynadık. Belediye’nin olduğu yer sinemaydı. Hakkı Atun İskan Bakanıydı. Biz Nostalji barın olduğu binayı ona verdik, sinemayı aldık. Binanın açılışını, bizim işten ayrılmamıza sebep olan şahıs ve Rauf Bey yapmıştı.

 

“Burhan Yetkili Belediye tiyatrosuna en fazla katkı koyan kişiydi”

10-15 sene boyunca baskılar ve ekonomik sıkıntılar peşimizi bırakmadı. Muhalif partiler seçimleri protesto ettiler. UBP tek başına seçime gitti ve kazandı. Burhan Yetkili Belediye Başkanı oldu. Yetkili, Belediye Başkanlığı döneminde Belediye Tiyatrosuna en fazla katkıda bulunan başkan oldu. Bizim endişelerimizi boşa çıkardı. Akıncı Belediye Tiyatrosu’nu kuran, Yetkili’de önünü açan kişidir.

 

“Tiyatrocular memur yasası kapsamında değerlendiriliyor”

Tabi sanatçı okuyacak, akademik formasyonu olacak ama sanatçının çalışma koşulları farklıdır. Bizim ülkemizde hala 7/79 sayılı personel yasası kapsamında değerlendiriliyor. Memur yasası yani. Sanatçının çalışma koşulları, formasyonu farklıdır oysa. Biz Belediye Tiyatrosu olarak yeni bir Tiyatro Yasası üzerinde çok çalıştık. Hala ısrarla üzerinde duruyoruz. Tiyatronun kendi bütçesi, personel, sanatçı, teknik personel eğitimi, turneler gibi unsurları belli bir takım prensiplere oturtacak bir yasaya ihtiyacımız var. Bu yasanın çok kavgasını verdik. Bu ülkede sanatın, tiyatronun gelişebilmesi için “Sanat Yasası” diyebileceğimiz bir yasaya ihtiyaç var. Bu en büyük eksikliklerimizden biridir.

 

“Sanat için binaya ihtiyaç var”

Bir başka konu; Belediye tiyatrosunun iki isteği var. Biri yasa demiştik, diğeri bina. Sanat için binaya ihtiyacımız var. O bina yapıldığında Lefkoşa’da eksiklik giderilmiş olacak. Bu noktada TC Büyükelçiliği ve LTB başkanı Cemal Bulutoğulları’na teşekkür ederim. Binanın yapımında onların katkılarını anmadan olmaz.

 

'Öyle Bir Geçer Zamanki'nin perde arkası yarın...

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ