19 Ağustos 2017 Cumartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Kimlik bolluğu kimliksiz yaptı”
22 Temmuz 2013 Pazartesi 09:30

“Kimlik bolluğu kimliksiz yaptı”

Kıbrıs’ı kaleme alıp Kıbrıslılara okutup, Türkiye’ye anlatmayı başaran Aciman’la bu hafta gerçekleşen söyleşimiz “dost sohbeti” kıvamında geçti

İsmet ÖZGÜREN

Foto:Onur EVRENSEL

Stella Aciman... Sürekli üreten, dinamik, yürekli ve ondan öte yüreği insan sevgisi ile dolu, karakterli bir yazar. Aslen Yahudi asıllı olan ve Türkiye Cumhuriyeti’nde dünyaya gelip İstanbul’da büyüyen Aciman, sizden benden daha çok bir Kıbrıslı Türk. Ömrünün son 10 yılını KKTC’de geçiren Stella Aciman’la yolumuz ortak dostumuz sevgili Mehtap sayesinde kesişti. İyi bir yazar olmasının yanında, kocaman yüreğinde dostluk denen o kutsal paylaşımı koruyup kollayabilmesi, duygularını karşısındakine hissettirebilmesi en çok saygı duyulacak yanı Stella Aciman’ın.

Kalabalık bir şehri, büyük bir kaybın ardından terk edip huzuruna kapılıp geldiği Kıbrıs’ı kaleme alıp Kıbrıslılara okutup, Türkiye’ye anlatmayı başaran Aciman’la bu hafta gerçekleşen söyleşimiz “dost sohbeti” kıvamında geçti.

Sözlerle ifadenin imkansız olduğu Stella Acıman’la “2003 yılında geldiğimde yerim burası dedim ve kaldım” dediği Kıbrıs’ı, kitaplarını konuştuk, O’nun gözünden Ada’ya baktık...

 

Neden Kıbrıs? Kaç yıldır buradasınız?

10 yılı geçti. 2003 yılında geldiğimde yerim burası dedim ve kaldım. Yıllarını Türkiye’de geçirmiş birisi olarak Kıbrıs son derece huzurlu geldi bana. Kaos yok, sakin. 2003 yılı benim için bir dönüm yılıydı. Hem annemi kaybettim, hem bir hükümet değişikliği yaşandı. Hiç istemediğim bir hükümet geldi. Bütün bunlar üst üste eklenince burasının bakir olması çok hoşuma gitti. Ondan sonra da artık İstanbul’a her döndüğümde, burayı özlediğimi hissettim. 3 gün sonra adayı özlemeye başladım.

 

Sizde bir ada düşkünlüğü var…

Ada düşkünlüğünden öte ben küçük yerleri seviyorum. Tatil beldeleri hoşuma gidiyor. Doğayı seviyorum, doğayla iç içe yaşamayı seviyorum. Elimi uzattığım anda denize, ağaca, toprağa değmem lazım. Burada bunların ötesinde inanılmaz bir tarih ve kültür var. Bütün bunlar hepsi bir arada olunca burada kalmak gerektiğine inandım.

 

“Türkiye’dekiler Kıbrıs’la ilgili birşey bilmiyorlar”

Toplamda kaç kitap oldu?

Toplamda 4 kitap oldu. Şu anda 5’inci üzerinde çalışıyorum. 2014’te o çıkacak. 3’üncü kitabımı Kıbrıs’ta bitirdim. 4’üncü kitap zaten Orada Bir Ada Var Uzakta tamamen Kıbrıs’la alakalı bir kitaptı. Şimdi yazdığım kitap yine azınlıklarla ilgili ve Kıbrıs’ta geçiyor. Kıbrıs’ın tarihi mekanlarını da kitabın içinde bol miktarda kullanıyorum.

 

Burada yaşamanın yanı sıra elçi misyonuyla da çalışıyorsun diyebiliriz…

Öyleyim aslında. Çünkü 2003’te Kıbrıs’a ilk defa geldim. Hiçbir şey bilmiyordum. Şimdi Kıbrıs’ın her şeyini biliyorum. Ama Türkiye’dekiler hala bilmiyorlar. Orada Bir Ada Var Uzakta kitabım bu bakımdan Türkiye açısından çok iyi oldu. Yakın çevremdeki insanlar bile, ki bunlar okuyan, araştıran insanlar olmasına rağmen biz Kıbrıs’la ilgili hiçbir şey bilmiyormuşuz dediler.

 

Bu büyük bir sorun değil mi? 20 Temmuz’un yıldönümünde 75 milyon içerisinde kaç kişi Kıbrıs’ı tam olarak biliyor? Buradan oraya baktığında farklı, oradan buraya baktığında farklı. İkilem mi yaşıyor iki halk?

Kıbrıs işlerine gelince yavru vatan muamelesi görür. İşlerine gelmediği zaman besleme de olur. Ama hırsızın hiç mi suçu yok dersen. Sen yeterince kendini tanıtamıyorsan anlatamıyorsan o zaman bazı şeyleri içeride de aramak lazım. Bırakın başka yerleri Kıbrıs’ın Türkiye’de bile yeterince tanıtıldığından emin değilim.

 

Kıbrıs Türkü’nün bu iki arada bir derede kalma durumu, tanınmamışlığı, buradan baktığında buradaki insanları nasıl değerlendiriyorsun?

Çok zor bir durum. Açıkçası çok üzülüyorum. Herhalde dünyada bu kadar çok kimliğe sahip olup kendi kimliğine sahip olmayan tek ülke burasıdır. Kıbrıs Cumhuriyeti kimliği var, Türkiye Cumhuriyeti kimliği var, tanınmasa da bir KKTC kimliği var. Hiçbirinin elle tutulur bir şeyi yok. Bu çok zor ve üzücü bir durum. İnsanlar kendi topraklarında yabancı gibiler.

 

“İnsanlar umutlarını kaybettiler”

Yazar gözüyle baktığınızda Kıbrıslı Türklerde bir usanmışlık, bir hüzün gözlemliyor musunuz?

Uzun senelerdir var. Kapılar açıldığında ben buradaydım. En büyük coşku o zamandı. Umut vardı o zaman. O bittikten sonra umutlar da tükendi. Artık bugün çevremde barışla ilgili, iki toplumla ilgili konuşan çok fazla kimse kalmadı. İnsanlar umutlarını kaybettiler herhalde. Artık ne olursa olsun, olmazsa da olmasın gözüyle bakıyor insanlar. O hale geldi. Benim gözümle bakınca ben de umut görmüyorum. İsteseler tabii ki yaparlar…

 

Sıkışmış, sıkıştıkça da sinirleri bozulan, patlama noktasında olan bir halktan söz ediyoruz. Peki bu mevcut yapı sürdürülebilir midir?

Bu da bilinmez bir durum ve sürdürülebilir değil tabii ki. Ben belli bir yaşa geldim. Benim için bir şeyler önemini kaybetti. Ama geriden gelen bir gençlik, çocuklarımız var. İnsanların torunları var. Kimse çocukları açısından bir gelecek göremiyor. Çevremdeki arkadaşlarım çocuklarını yurt dışına gönderiyor. Peki kim kalacak burada. Ama insanlar ne yapsınlar? Bu şekilde sürdürmek de mümkün değil. Ama nasıl bir şey olur onu da bilemiyorum.

 

“Hangi hükümet gelirse gelsin aynı şeyler olacak”

Siyasi çalkantıları, siyasi istikrarsızlığı ve siyasette yaşanan etik dışı davranışları nasıl değerlendiriyorsunuz?

10 senedir buradayım ve bu uzun bir zaman. Bir kadın başbakan ve yapılan icraatlar ortada. Ben diyorum ki keşke teknokrat hükümet kalsa da şu güzellikler birazcık daha devam etse… Tabii ki bu böyle olmayacak ve gelecekte neler olacağını göreceğiz. Türkiye buradakilerin ellerine bir oyuncak vermiş. Alın siz burada hükümetçilik oynayın biz gerisini hallederiz demiş. Bu çok kötü bir durumdur. Her zaman söylüyorum Kıbrıs Türkü bunu hak etmiyor. Çok açık, burası Türkiye’nin bir alt kanadı. Hangi hükümet gelirse gelsin aynı şeyler olacak. Ufacık bir istekleri yapmama durumunda, maaşlar ödenecek mi ödenmeyecek mi tehdidiyle karşı karşıya kalınıyor.

Mesela geçenlerde bir ayakkabı fabrikası sahibiyle röportaj yaptım. Adam, “74’ten önce burada 72 tane ayakkabı fabrikası vardı” diyor. Burada bir üretim vardı. Sen bütün bu üretimi sıfıra indirirsen halk ne yapacak memur olacak. O yüzden Kıbrıs Türk’ü açısından doğru bulmadığım bir idare şekli var. Ama siyasi tablo da hiç iç açıcı değil. Ayıp bile diyemiyorum artık. Bu yaşananlar çok çirkin olaylar. İnsana zaten yakıştıramıyorum ama Kıbrıs Türkü’ne hiç yakıştıramıyorum.

 

Şu anda hükümetin başı bir kadın. Siyaseti erkek hegemonyasından çıkartıp biraz kadın eli değdirsek, bazı şeyleri daha kişilikli değişken bir yapıya oturtabiliriz miyiz?

Partilerin aday listelerine baktığımızda yine çok az kadın aday var. Mecliste ne kadar çok kadın olursa doğal olarak erkekler kendilerine çeki düzen verecekler. Onun için kadın çok önemli. Burada kadınların yaptığı tek şey kapı kapı dolaşarak eşleri için oy toplamak. Kadın kollarının vazifesi burada bu. Böyle bir şey olmaz ve olmamalı artık. Böyle bir toplumda olmamalı. Bu Türkiye’de bile yok. Kadın kollarının başka işi yok mu?

 

Bir kitabınızda bu ülkenin kadınlarını yazdınız. Bizim kadınımızın profilini de iyi biliyorsunuz. Mücadeleyse mücadele, zekaysa zeka, girişkenlik… Meziyet var aslında değil mi?

Olmaz mı? Okuma oranının yüzde 99.9 olan bir ülkenin kadınlarından bahsediyoruz. Ne değerli insanlar var? Onu sorguluyorum işte. Neden bu insanlar bir şeyleri düzeltme açısından politikaya atılmıyorlar? Bazı şeyler o kadar ortada ki, “Biz bu çirkefin içine girip kendimizi mi rezil edelim” diyorlar. Meclise baktığın zaman adam gibi duran, her şeyi doğru dürüst yapan bir meclis yok ki burada. O, ona bağırıyor, o onun kirli çamaşırlarını ortaya döküyor. Son zamanlarda yaşananlar inanılır gibi değil.

 

Meclistekilerin 47’si 48’i yeniden aday. Bunu nasıl yorumlamak lazım?

Oy vereceğin insan yok ki. Alternatifin yok. Bazı yeni şeyler var. İnsanların çoğu bu seçimde kişilere oy verecek. Benim çevremde gördüğüm budur. E bu da iyi bir şey değil. Ama insanlar haklı. Aynısı gelecekse niye düşürdünüz be kardeşim.

 

“Burası yol geçen hanı gibi”

10 yıldır buradasınız. KKTC bugün çevresinden, kumarhanesine, cinayetlerine kadar birçok şeyle anılıyor. Endişe etmeye başladınız mı? Çünkü küçük bir ülke…

2003 ile 2013’ü kıyasladığım zaman ne yazık ki iyiye doğru bir gidiş olduğunu söyleyemeyeceğim. Tam tersi geldiğim zamandan daha geriye gidiyoruz. Bir kere çevre pisliği inanılmaz boyutlarda. Her şeyi devletten beklemek de yanlış. Sen araban kirlenmesin diye içtiğin sigaranın izmaritini dışarıya atıyorsun orada durmak lazım. Adaya geldiğimin ilk yılında, biri arabanın camında pet şişe attı ve arabamın camında patladı. Yani buna devlet ne yapsın. Bir laf vardır, herkes evinin önünü temizlese ülke tertemiz olur. Sen de ver birazcık çünkü bunun dönüşü sanadır. Onun haricinde yeterli kontroller yok. O yüzden hırsızı arsızı gelebiliyor. Buraya günübirlik gelip de soygun yapıp dönenler var.

 

Bu Türkiye’ye karşı bir tavır olarak değerlendirilmemeli değil mi?

Türkiye’de biri hırsızlık yaptığı zaman benim vatandaşımdır diyerek içeriye almıyor mu? Dünyanın neresine gidersen git hırsızlık yaptığın zaman hapsi boylarsın. Bu TC vatandaşıdır ben bunu almayım diye bir kural olur mu? Her hafta sonu denize gidiyorum. Sahili bırakın anayolda bir Allah’ın polisi olmaz mı? Hadi gündüz sıcak. Akşam saatinde de yok. Girne de dahil olmak üzere, Mağusa’da ben aylardır doğru düzgün bir çevirme görmedim. Bir ada olup bu kadar ölümlü trafik kazası olan nadir ülkelerden birisiyiz.

 

Ölümler ve trafik kazaları Avrupa standartlarının çok üzerine seyrediyor…

Denetim şart ve cezalar da en ağır şekilde olmalı. Mesela geçtiğimiz gün büyük bir çevre felaketi yaşandı. Mühendisler odası bir açıklama yaptı ve diyor ki ders alınmıyorsa öyle bir ceza vereceksin ki o zaman parayla cezalandıracaksın. Mesela Meksika Körfezi’nde yaşanan çevre felaketinde milyonlarca Dolar ceza kesildi. Hadi bakalım bir daha yapsın o firma aynı hatayı. Burası yol geçen hanı gibi. Kimse şu toprağına doğru düzgün sahip çıkmıyor.

 

Bunun suçu bizlerde yani…

Biraz da halkta tabii. Gazetelerde yazılıyor, TV’lerde gösteriliyor ama değişen bir şey yok. Her şey aynı hatta daha da kötüye gidiyor. Mesela şimdi seçim çok mu lazım? Bana göre çok fazla bir şey değişmeyecek. Tek parti olarak çıkarsa ki tercih ederim. Onu da göreceğiz. Ama bir koalisyon çıkarsa gene aynı olacak. O koltuk hırsını hiçbir zaman anlamadım. Oraya illa oturacak. Biraz yeni insanlara bırakın. “Biz yapamadık, bizden sonrakilere şans verelim bir de onlar denesinler” diyen yok. Yeni beyinler, genç insanlar yok.

 

Geçtiğimiz gün de Karpaz’da büyük bir orman yangını çıktı…

Bu memlekette her yer kolaylıkla yanar. Tutup da bira şişesini atıp parçalarsan, o bile yangın çıkarır. Sigara izmaritini pencereden attığın zaman yakar götürür. Her taraf ot nasıl yanmasın ki. Yanarken insanın ciğeri yanıyor aslında. Halk bunu hissetmeli ciğerinin bir kısmı yanıyor insanların. Beşparmaklara baktığımda kuru bir dağ görüyorum.  Yeşili nasıl bu kadar katledip de adanın adını nasıl çorak bir adaya çıkardılar hiç bilemiyorum.

 

“Yazmak çok da akıllı işi değil”

5’inci kitabı şu anda yazıyorsunuz. Ülke ortam olarak üretim noktasında yazmaya katkı veriyor mu?

Bir Pazar günü kalkıp Mağusa’ya denize gidiyoruz. Bu inanılmaz bir lüks. Bütün hayatını Türkiye’de geçirmiş birisi olarak benim yaptığım çok büyük bir lüks elbette. Buradan 40 dakikaya denize gidebiliyorsun, 10 dakika sonra gidip balığını yiyebiliyorsun ve 1 saat sonra da evinde oluyorsun. Türkiye’nin büyük şehirlerinde, İstanbul’da bunu yapabilmen mümkün değil. Paranın olup olmaması da önemli değil. Trafik her gün var ve kıpırdayamıyorsun. Pazar günü böyle bir şey yapmak istediğinde senin gibi düşünen milyonlarca insan var onlarla birlikte yollara dökülüyorsun. Burası o bakımdan son derece rahat. Hayatın rutin işlerini burada çok kısa sürede halledebileceğin sana çok fazla zaman kalıyor. O zamanı da yazmaya ayırıyorum.

 

Bir yazar o kadar zaman ne harcar? Maddi anlamda yazarlık insanı geçindirir mi? Yoksa başka uğraşların yanında mı yazarlık yapılır?

Yazmak çok da akıllı işi değil. Benim kitabım Türkiye’de yayınlandı. Türkiye’de yazdığı kitaplarla geçinen üç beş tane yazar var. Bunun haricinde maddi güçleri olanlar  vardır kendilerini tamamen yazarlığa vermişlerdir. Ya da yazarlığı ek iş olarak yapıyorlardır. Türkiye’de üç beş yazarın haricinde yazdığı kitapların geliriyle geçinen hiçbir yazar yoktur.

 

Yazarı yaşatan kitabın çok baskı yapması mıdır? Yayınevi daha mı çok kazanır?

Çok baskı yapan kitaplarda yayınevi de kazanır yazar da kazanır. Sekiz on yazar var öyle. Ona bakarsanız Türkiye’de de yayınlanan her kitap çok okunacak diye bir şey de yok. Eline kalem alan yazıyor. Sen kendi kitabını kendi paranla da basabiliyorsun. Bazı yayınevleri var öyle. Okunur mu okunmaz mı içeriğine bakmadan basıyor. Alacağı paraya bakıyor. Böyle bir sektöre dönüştü. İyi bir yayınevinde kitabını bastırmak istediğin zaman onların yayın kurulundan senin kitabının geçmesi lazım. Kıbrıs’ın dışa açılmasında, Türkiye’ye açılmasında ön ayak oluyorum. Doktor Filiz Besim’in “Tarihe Sözüm Var” kitabını Türkiye’de çıkarttık. Gürkan Uluçkan diye çok iyi yazan bir yazarın kitabı şu an Türkiye’de. Büyük bir ihtimalle o kitap da Türkiye’de çıkacak. Gürkan Uluçkan Kıbrıslı bir avukat ve önü gerçekten çok açık bir yazar.

 

Kıbrıslı Türkler’in kitaplara olan ilgisi nasıl?

Kitapevleriyle sürekli görüşüyorum ve onlara baktığımız zaman kitaba olan ilgi çok da yeterli değildir. Ama bana kalırsa kitap okunuyor diye düşünüyorum yoksa benim çevremdeki insanlar mı kitap okuyor bilemiyorum.

 

Kıbrıslı Türkler’den yazdığınız kitapların geri dönüşümünü alabildiniz mi?

‘Orada Bir Ada Var Uzakta’ kitabım çok kısa bir süre içerisinde iki baskı yaptı. 3 bin adet olarak basıldı, 2’nci baskı bin 500 adet basıldı. Kıbrıs için, Kıbrıs kitabı için çok büyük bir rakamdır bu. Benim derdim Türkiye’nin almasıydı. Burayı anlatmaktı benim gayem. İsmime güvendiğim için bu kadar çok baskı yaptık.

 

Türkiye’de arzu ettiğiniz ilgiyi gördünüz mü?

Büyük bir ilgi gördüm. Kitapla ilgili hiç ummadığım insanlardan mail aldım ve adayla ilgili biz bir şey bilmiyormuşuz diyorlar. Bu benim çok canımı sıkıyor. Bana diyorlar ki, “Ne yapıyorsun orada, nasıl vakit geçiriyorsun” diye soruyorlar. Ben de diyorum ki “Gelin görün. Bana gelin ama casinoya gitmeyin”. 3 gün gelip de casinonun için de kalıp da dışarıya çıkmazsanız Kıbrıs’ı bilmezsiniz. Geçen sene bir arkadaşım gelmişti, otelden aldım yemeğe götürdüm. Bana “Ben bu kadar zamandır gelirim buraları bilmiyorum” dedi. Otelin içine kapanırsan bilmezsin tabi.

 

“Hellimle, ceviz macunuyla tanıtım olmaz”

Kültür Bakanlığı yazarlara destek ve katkı koyma noktasında, kitapları dış temsilciliklerde pazarlamaya yardımcı olma gibi bir misyonu var mı?

Bana göre hiç alakası yok. Türkiye’de raflara git bak kaç tane Kıbrıs kitabı görürsün. Evvelki yıl Türkiye’de ‘Kıbrıs Yılı’ ilan edilmişti. Hiçbir şey yapamadılar. O kadar kaynak ayrıldı. Gidip de orda hellimi, ceviz macununu götürmekle tanıtım olmaz. Kıbrısla ilgili Kıbrıs’ın tarihi ile ilgili tonla kitap çıkıyor. Destek ol bu insanlara Kültür Bakanlığı olarak. Türkiye’de devletin TEDA diye bir kurumu var. Benim ‘Bir Masaldı Geçen Yıllar’ kitabım Polonya’da TEDA katkısıyla basıldı. Türk kitaplarına çevirmen desteği veriyor. Böylelikle kitaplar başka kültürlerle buluşuyor. Burada da Kültür Bakanlığı’nın bunu yapması lazım.

 

Bu kitaplar ülkeyi tanıtan, anlatan kitaplardır. Turizm diyoruz ama altını doldurmuyoruz.

Maalesef ki durum böyle. Bir süre önce Ahmet Altan Ada’ya geldi. Görüştüğümüz zaman ilk işi benden Kıbrıs’la ilgili kitaplar istedi ve ona tonlarca kitap verdim burayla ilgili.

 

Yazarlığın dışında son dönemlerde ülkeyi gezerek röportajlar da yapıyorsunuz.

Çok zevkli bir iş. Böylelikle adayı, gittiğim yerlerin tarihini daha yakından öğreniyorum. İnsanlar, “Sizin gözünüzden bakmaya çalışıyoruz. Siz baktığınızda farklı şeyler görüyorsunuz ve farklı bir gözle bakıp yazıyorsunuz” diyorlar. O da hoşuma gidiyor tabii. Geçen Hasan Kahveci ile karşılaştık, “Çok değişik farklı bir gözle bakıyorsun” dedi. Hasan Kahveci sıkı adamdır ondan bunları duymak çok hoşuma gitti.

 

Bu coğrafyada yaşamaya devam mı?

Şu anda çok önümü göremiyorum ama gönlüm burada yaşamayı istiyor. Önümü de görmek istiyorum. Sürekli bir kaos, sürekli bir belirsizlik belli bir yerden sonra olmuyor. İçinde olduğun zaman, haliyle çevren ve arkadaşların olmuş oluyor. Onların derdi bana da geçiyor. Duyarsız olamazsın çevrene. Ama şimdilik buradayım. Umarım her şey düzgün gider de burada kalırım. 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ