19 Kasım 2017 Pazar
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Kim sabrederdi?”
22 Mart 2012 Perşembe 12:45

“Kim sabrederdi?”

Türkiye’nin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu eski Bakanı Orhan Kilercioğlu, Kıbrıs’ın dününü bugünü Haberdar’a değerlendirdi

Yurdagül BEYOĞLU

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu eski Bakanı Orhan Kilercioğlu, Türkiye’nin Kıbrıs’ta “işgalci” olarak nitelendirilmesinin üzücü olduğunu kaydederek, “Rumlar katliam yapıyordu. Türkler daracık bir alana sıkıştırılmışlardı. Yunanistan adaya takviyeye başlamıştı. Ne yapacaktık? Kim sabrederdi?” diye sordu.

 

 1974’de, Londra Zürih anlaşmaları ve garantörlük çerçevesinde hareket edildiğini vurgulayan Kilercioğlu, şimdiye kadar pasif ve takipçi politikalar yürütülmesinden dolayı Kıbrıs Türk halkının haklılığının dünyaya anlatılamadığını ifade etti.

 

Şimdiden sonra proactive politikalar güdülmesinin gerekli olduğunun altını çizen Kilercioğlu, Türk tarafının her zaman barışı istediğini ancak Rumların Megali idealarından hiçbir zaman vazgeçmeyeceklerini belirtti.

 

Türkiye’den KKTC’ye su getirme projesine de değinen Kilercioğlu, projenin 1992 yılında gündeme geldiğini, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel tarafından BOTAŞ’ın görevlendirildiğini ancak teknolojik yetersizliklerden dolayı projenin hayata geçirilemediğini kaydederek, “yıllar sonra bu haberi duyduğumda çok mutlu oldum. KKTC’ye su getirme benim hayalimdi” dedi.

 

Türkiye’nin Kıbrıs İşlerinden sorumlu eski Bakanı Orhan Kilercioğlu, Akdeniz Stratejik Araştırmalar Merkezi Genel Başkanı Mehmet Aldemir’le birlikte Haberdar Gazetesi’ne yaptığı ziyarette, Kıbrıs Barış Harekatı’nın perde arkasını, KKTC-TC ilişkilerini, Rumların müzakerelerdeki tavrını değerlendirdi.

 

“Yunanistan’la savaşacağımızı sanırken, Kıbrıs’a geldik…”

Soru: 1974 Barış Harekatı kakarında aktif rol oynayan kişilerden biriniz. O günleri bize anlatabilir misiniz?

Adamız 1974 yılına kadar birçok sıkıntılar yaşadı. 1878’de adanın idari yönden İngiltere’ye verilmesi kararlaştırıldı çünkü 1877-78 Rus harbinde İngiltere bize destek vaat etmişti. Bunun üzerine adayı kiralama yoluyla devrettik. Osmanlı’nın zaptından sonra adaya saadet ve adalet gelmişti ancak İngiltere’nin gelişiyle durum değişti çünkü İngiliz Anayasası Türkleri azınlık yapıyordu. Yasama işlevini yerine getiren Kavanin Meclisi yüzde70 Rum yüzde 30 Türk oranları doğrultusunda çalışıyordu. Oysa yüzde 51 arazi, yüzde 43 nüfus Türklere aitti. Buna rağmen ada Türkleri azınlık statüsüne maruz bırakılmışlardı ve bunu takip eden yıllarda da Rumların katliamı başladı. Baf’ta büyük bir isyan çıkmıştı. Bu isyan İngilizlerin araya girmesiyle bastırılabildi. Yıllar içinde bunun gibi olaylar devam etti.

 

“Türk alayı gözyaşları arasında Mağusa’ya çıktı”

1960 yılında ada bağımsızlığına kavuştu. Londra-Zürih anlaşmaları gündeme geldi. Bunun üzerine üç seneye yakın komuta ettiğim alay, Mağusa halkının gözyaşları arasında Mağusa’ya çıktı ve Ortaköy’deki yerine yerleşti. Ortaköy’de Rum alayıyla Türk alayı karşılıklıydı. 1960-1963 yılları arasında büyük kayıplar yaşandı.

 

Soru: 1974 Barış Harekatı sırasında pozisyonunuz neydi?

Ben Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar’ın özel kalemi olduğum için harekatla ilgili konulara vakıf dört kişiden biriyim. Diğerleri Bülent Ecevit, Hasan Esat Işık ve Semih Sancar’dı. Üçü de rahmetli oldu. Bir tek ben hayattayım ve bunları anlatmaya devam edeceğim. Benim 1969’dan bu yana adayla ilişkim sürmektedir. Bana Kıbrıs sevdalısı da diyebilirsiniz. Bu yaşımda, Kıbrıs halkının yüzünün gülmesi için çalışıyorum. Barış harekatı kararında bulundum. Çıkartmada Sancar Paşa’nın yanında yer aldım.

 

“Türk askerleri her zaman aynıdır”

Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar’la Amerika’ya davet edilmiştik. Orada edindiğimiz intiba Yunanistan’la savaşacağımız yönündeydi. Amerika haşhaş sorununu tutturmuş, “Başbakan’a baskı yapın, haşhaşı halledin” diyordu. Sancar’da “biz demokratik bir ülkeyiz ama sizin söylediklerinizi Başbakan’a ulaştırmak benim vazifem” cevabını veriyordu. Bu sözler üzerine biz Yunanistan’la bir savaşa girebileceğimizi düşünmüştük. Şunu da söyleyeyim, Sancar bambaşka bir insandı. Demokrasi aşığı, devletine bağlı, vatan sevgisiyle dolu bir Genel Kurmay Başkanıydı. Şimdi de öyle gerçi. Türk askerleri her zaman aynıdır.

 

“Adadaki çığlıklar eskisinden farklıydı”

Soru: Kıbrıs Türk halkı yıllarca büyük acı çekti. Bir köşeye sıkıştırılmış, çaresiz halde Türkiye’yi bekledi. Burada bazı röportajlarımızda, İnönü’ye “paşam çizmelerini giy artık” dendiği, İnönü’nün ise “çizme giymek kolay ancak sonrasında Türkiye’ye uygulanacak ambargoyu kaldıracak ekonomik güce sahip değiliz” dediği anlatılır. 63’den 74’e kadar ne değişti ki Türkiye müdahale etti? Bıçak mı kemiğe dayandı, ekonomik olarak pozisyonu mu değişti Türkiye’nin?

Ekonomik koşullar değişmişti. Zihniyette değişmişti tabi. Şu da vardı ki adadaki çığlıklar eskisinden çok daha farklıydı. Düşünün benim doktorumun hanımı ve üç çocuğu bir gecede öldürülsün! Feryatlar o kadar çok geliyordu ki başka alternatifimiz kalmamıştı. En önemlisi Sampson yaptığı darbeyle Enosis’i uygulayacaktı. Çıkartma gemilerimiz, uçaklarımız ve personelimiz çok daha eğitimliydi. Onun yanında hazırlıklıydık da… Orgeneral Sancar 26 Haziran 1974’de Amerika’ya davet edildiğinde BM Daimi temsilcisi de haşhaş konusunu gündeme getirmişti. Yunanistan halkı haşhaşın Türkiye’den geldiğini düşünüyordu. Amerika “uçak verelim, ekonomik yardım yapalım, buna engel olun” demişti. Biz yukarıda da söylediğim gibi Yunanistan’la savaşa gireceğimizi düşünüyorduk. 1 Temmuz 1974’de Amerika’dan döndük, 15 Temmuz’da Yunanistan’da darbe oldu. Biz hazırlıklıydık. Daha harekat kararı alınmadan kıtalar 17 Temmuz’da Mersin’e doğru hareket etmişti.

 

“Siyasi ve askeri yönden her şey farklıydı”

Siyasi ve askeri yönden de durum eskisine göre çok farklıydı. Daha önce çıkarma teşebbüsü olmuş ancak bazı şeylerden dolayı gerçekleşmemişti. (Yunanistan’daki) 1974 darbesi Enosis’e giden yoldu. Bu durumda nasıl sessiz kalabilirdiniz? O yüzden, adaya barış getirmek için garantör ülke olan Türkiye harekete geçti. 1974 Barış Harekatı öncesinde Ecevit İngiltere Başbakanı Callahan’la, ABDDışişleri Bakan YardımcısıSisco’yla görüştü ve garanti anlaşmaları çerçevesinde birlikte hareket etmek istedi. Neticede Türkiye, soydaşlarımızın güvenliği ve bozulan dengelerin temini için bunu yapmak zorunda bırakıldı.

 

Soru: Bugün, Türkiye’nin müdahalesini işgal olarak tanımlayan bir kitle mevcut. Bununla ilgili olarak ne söylemek istersiniz?

Burada bir işgal yok. Garantörlük ile Londra-Zürih anlaşmasının verdiği haklar doğrultusunda buraya geldik. Soykırım vardı. Niçin onun üzerinde durmuyorlar? 1974 harekatından tüm dünya basını söz etti. Fransa’nın, İngiltere’nin büyük gazeteleri kıyımdan bahsetti. BM’nin ortaya koyduğu raporda her şey yazıyor ancak ‘soykırımı gündeme getirirsek görüşmeler baltalanır’ diye bir düşünce var sanırım. Bunlar gerçeklerdir ve biz bu gerçekleri yerinde/ zamanında kullanmalıyız. Ermeniler 1915 kıyımından bahsediyor. 1915’te genesis (soykırım) yapmışız! Onlar ne yaptı? Doğu Anadolu’daki köyler, toplu mezarlar ortada duruyor.

 

“İşgal diyenler dönüp mazisine baksın”

Dünya kamuoyu ‘işgal’ diyordu. Hayır! Adaya, uluslar arası anlaşmadaki maddeler gereği mecburiyetten müdahale edildi. Birinci harekattan sonra Cenevre görüşmeleri oldu. Onun sonunda ikinci harekat başladı. Dünya, birinci harekattan ziyade ikinci harekat üzerinde durdu ama katliamlar devam ediyordu. Türkler daracık bir bölgeye sıkışmışlardı. Yunanistan adaya takviyeye başlamıştı. Ne yapacaktık? Kim sabrederdi? Görüyorsunuz, Avustralya’dan Çanakkale’ye asker getirenleri, dünyanın askeri gücünü Boğazlara yığanları, İzmir’de katliam yapanları… İşgal diyenler dönüp mazilerine baksınlar.

 

“İletişim konusunda geç kaldık”

Maalesef iletişim ve davranışlar konusunda geç kaldık. Proactive bir politika izleyemedik. Geriden gelen, takipçi pasif politikalarla işi götürmeye çalıştık. Süratle proactive politikalara dönmek zorundayız. Rahmetli Rauf Denktaş çok büyük bir insandı. Bir vatan sevdalısıydı. Onun azmi, iradesi ve yaptığı mücadele Kıbrıs Türk halkını bugünlere getirdi. Onunla uzun yıllar beraber çalışma fırsatı buldum. Hep onda gördüğüm KKTC’nin mutluluğu için uğraşmasıdır. Mekanı cennet olsun.

 

“Rumlar hâlâ Megali İdea’nın peşinde…”

Soru: TC-KKTC ilişkilerinin dünü ve bugününü karşılaştırabilir misiniz?

Bizim dönemimizde TC-KKTC arasında çok iyi ekonomik- siyasi ilişkiler vardı ancak BM ve Amerika o dönemde biraz daha aktifti. Daha bakıcı ve müdahaleciydi. Şimdi o baskı yok.

 

Zamanında üniversiteler tanınmıyordu. Mehmet Sağlam o zamanlar YÖK başkanıydı. Ondan rica ettim, adaya gitti, üniversitelerin durumunu tespit etti. İşe üniversitelerden başladık. Buraya gelen bir öğrencinin yıllık 8 bin dolara mal olacağını düşünerek, “şu kadar talebe olursa, milli gelire şu kadar katkı olur” şeklinde bir hesap yaptık. TC hükümeti her konuda yardımcıydı. Biz buna mecburduk, biz buna mahkumduk. Hala daha aynı tezi savunuyorum. Üniversiteler faaliyete başladı. Yollar, havaalanı yapıldı. Artık günbegün Kuzey Kıbrıs ayağa kalkıyordu. Bunları mevcut imkanlar dahilince her türlü çabayı sarf ederek yaptık.

 

“Bazı ihmallerimiz olduğunu biliyorum”

Fakat bugüne gelene kadar bazı ihmallerin de olduğunu biliyorum, yaşadım. Bugün bu ihmaller, yapılan hizmetler sayesinde unutuluyor. KKTC bazı sıkıntıları olmakla birlikte bugün eskisinden çok daha güçlüdür ancak siyasi yönden de atak yapmamız gerekir. 1 Temmuz’a kadar bir sonuca varılırsa tamam ama 1 Temmuz’dan sonra netice alacağız diye, geçmişte olduğu gibi olmayan garantilere itimat edilmemesi ve KKTC’ye bir statü verilmesi lazım. Yıllardır ağızlarında aynı şeyi geveliyorlar ancak şu bir gerçek ki, bu devletin tüm organları teşekkül etmiştir. Rumlar samimiyetle çözüm istiyorlarsa, izolasyonların kalkması için bizzat müracaat etsin! Ama korkarım onlarla anlaşılmaz. Çünkü Rumlar hâlâ Megali İdea’nın peşindeler. Şunu da söyleyeyim, NATO’da önemli görevlerde bulundum. İzmir’de doğduğum için Rumlarla çok iyi ilişkilerim vardı ancak Pazar günü kiliselerinde yaptıkları ayinler beni hala rahatsız ediyor.

 

Soru: Kimileri, TC’nin KKTC’ye ekonomik yardımda bulunduğunu ancak balık tutmak yerine balık vererek Kıbrıs Türkü’nü tahakküm altında tutma stratejisi güttüğü iddiasında. Türkiye bu noktada art düşünceli mi hareket etti? Niçin Türkiyeli işadamları son yıllara kadar buraya yatırım yapmaktan çekindi?

TC Odalar Borsalar Birliğinde 5 yıl genel sekreterlik yaptım. Dolayısıyla özel sektörü iyi tanıyorum. Bakanlık görevim esnasında da özel sektörün ileri gelenleriyle temasa geçtim. “Gelin, Kıbrıs’ta yatırımlar yapın, birçok imkan var” dedim. Bana verilen cevap, “ada siyasi olarak tanınmıyor. Ne olacak bilmiyoruz. Dolayısıyla yatırıma cesaret edemiyoruz” oldu. Ondan sonra ben adada turizme, üniversitelere ve hizmet sektörüne ağırlık verdim.

 

“Karpaz yolundaki karpuz yığını”

Bir gün Dipkarpaz’a gidiyordum. Bir yerde karpuz yığını gördüm, araçtan indim. Oradaki bakkala girerek, kolordu komutanını aradım. “Dipkarpaz’da filanca markette, bunu satacaklar. Rica ediyorum kantine aldırıver” dedim.  Bu sadece bir olaydır. Kıbrıs benim için, TC için çok önemli.

 

“Su projesi benim idealimdi”

Kısacası, TC ile KKTC’nin çok iyi koordinasyon içinde olması gerekmektedir. Bununda yapıldığını görüyorum. TC hükümeti KKTC’yi farklı yaklaşımlarla destekliyor. Örneğin su projesi… Su projesi benim hayalimdi ancak o zamanki teknoloji buna müsaade etmedi. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, su projesi için 1992 yılının sonunda BOTAŞ’a görev verdi. BOTAŞ inceledikten sonra geri geldi ve dedi ki; “Efendim ada arasındaki derinlik çok fazla, 2100 metre. Mevcut teknoloji bize bu boruları döşeme imkanı vermemektedir.” Yıllar sonra su haberini aldığımda çok mutlu oldum. Balonla su getirme projesini hiç benimsememiştim.

 

“Bu borulardan birini Güney’e sarkıtalım”

Şimdi teknoloji çok ilerledi. Boruyu hazırlayıp, denize döşüyorlar. Bu borular, bir ya da birden fazla olabilir ve ben bu boruların birini Güneye sarkıtalım derim. Bizim ne kadar insancıl olduğumuzu tüm dünya görsün. Ancak bizim bu yaklaşımımıza karşın Rumların da bize saygı duymaları gerekir. Burası bağımsız bir Cumhuriyettir. Bunu bilip, ona göre davranmalılar. İzmir’de doğmuş ve devletin birçok kademesinde bulunmuş biri olarak Rumların yaptığına “yeter artık” diyor,  proactive bir politika izlememiz gerektiğini yineliyorum.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ