18 Kasım 2017 Cumartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kar altında deniz düşü görmek istedi
26 Şubat 2012 Pazar 11:12

Kar altında deniz düşü görmek istedi

Zülfü Livaneli’nin şarkısından yola çıktı, siyasete girdi…

Yurdagül BEYOĞLU

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisi’nin ilk kadın Başkanı. “Onca erkeğin arasından ses duyurmak zor olmalı” diye düşünürdüm ki yanılmışım. TC’li milletvekili Hasip Kaplan’ın “Meclis’te kadın başkan olsaydı bardak kırmazdım” sözlerinin açıklayıcılığında kadının siyasete çok yakıştığını ve anlatacak bir şeyler varsa ses duyurmanın hiç de zor olmadığını görüyoruz. Hele hele o kadın siyasetçi sekiz çocuklu bir ailede büyümenin tüm zorluklarıyla, dayanışmayı, paylaşmayı ve sevmeyi öğrenmişse…
Anıları çok ancak yüreğinde en fazla yer eden 1977 yılının 1 Mayıs’ı. “Hayatımın en mutlu ve en acı günü” diye tanımladığı gün... İstanbul Taksim’deymiş o gün. Güle oynaya gittikleri meydandan, yüreklerindeki cam kırıklarıyla dönmüşler.


Siyasete girme kararını kolay alamamış. Her ne kadar sivil siyasetin içinde olsa da çekinen Fatma Ekenoğlu’nun aklını çelen -kaderin bir cilvesi olsa gerek- Zülfü Livaneli’nin “Kar altında deniz düşü görenlere selam olsun” şarkısı olmuş. Bu şarkıyı dinlerken birden kar altında deniz düşü görenlerden olmak istemiş Ekenoğlu...  



Soru: Fatma Ekenoğlu’nu tanıyabilir miyiz?

1956 yılında Baf Kasabası’nın Altıncık köyünde doğdum. Sekiz çocuklu bir ailenin 5. çocuğuyum. Çok çocuklu bir ailede doğmuş olmak bana dayanışmayı ve paylaşmayı öğretti. Babam çiftçi çoban, annem yardımcıydı. Anne ve babamın okuma yazması yoktu. Kendilerindeki bu eksikliği kapatmak için olsa gerek çocuklarının okumasını çok isterlerdi. Tahsil hayatım boyunca hiç engel olmadıkları gibi, ellerinden gelen desteği verdiler.



“Babam gerekirse hayvanlarımı satar, seni okuturum dedi”

Hiç unutmam; ortaokula kayıt olacağım dönemdi. Ben okumak istiyordum ama babam beni okutacak maddi imkâna sahip değildi. Ağabeyim, “nasıl okutacaksınız” dediğinde babam “gerekirse hayvanlarımı satarım, sırtımda taş taşırım ama okuturum” demişti. O anı hiç unutamam.



Soru: Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Köy yaşantısı içinde, mutlu bir çocukluğum oldu. Çocukluğumu doya doya yaşadım diyebilirim.
Tüm köy çocukları gibi sokakta ovada oyun oynardık. Oyunda engel, sınır yoktu. O zamanlar bilgisayar ve televizyon gibi şeyler olmadığından tabiat içinde oynayarak büyüdük.
İlkokulu köyde okudum. Liseyi ise yatılı olarak Lefkoşa’da okudum. Yatılı yaşam da, dayanışmayı ve farklı insanlarla, farklılıklarla bir arada yaşamayı öğretiyor insana. O yüzden bazılarının sıkıntı olarak gördüğü  hayatı ben avantaj olarak gördüm.

 

“Hep doktor olacağım derdim”

Çocukluğumdan beri hep “ne olacaksın” diye sorduklarında “doktor olacağım” derdim.  Üniversite sınavına gireceğimde Matematik ve Tıp tercih ettim. Matematik en sevdiğim dersti. 1974 Barış Harekâtı sonrasında sınavı geçtiğimi BRT radyosundan öğrendim. O zaman elektriğimiz olmadığı için evde televizyon, radyo yoktu.



“Lüks lambası ışığında sohbetler”

Elektrik yoktu ancak çok mutluyduk. Lamba ışığında, lüks ışığında sohbetler olurdu. Dost sohbetleri çok tatlıydı. Büyükleri dinlemek çok hoşumuza giderdi. Yine lamba ışığında el işleri yapardık. Danteller, kaneviçeler işlerdik. Ben elişi yapmayı çok severdim. Yaz aylarında tatilde de aile işlerine yardımcı olurduk. Yoğun iş yaşamında herkese yapacak bir iş düşerdi.



“Büyük çocuklar küçük çocukları oyalardı”

Büyük çocuklar küçükleri oyalardı. Örneğin ablalarım bize annelik yaptı. Üniversite yıllarımın ilk döneminin ilk döneminde annemi kaybettik. 53 yaşındaydı öldüğünde. Basit bir olay, bağırsak yetmezliğinden gitti, hayatını kaybetti. Bağırsak kanamasıydı. Kanamanın hemen ardından kan verilse yaşatılabilirdi ama o zamanki şartlar diyelim…



“1977’nin 1 Mayısı’nda  ben de vardım” “Sadece okulun yetmediğini anladım”

Önceleri kaliteli bir yaşam için okumanın çok önemli olduğunu düşünüyordum. Üniversite yıllarımda ise daha farklı uğraşlar vermem gerektiğini öğrendim. Öğrencilik yıllarımda Kıbrıs Öğrenci Derneğinde yer aldım.


Kısa adı İKÖK’tü. İstanbul’da kadın hareketiyle tanıştım. İlerici Kadınlar Hareketinde yer aldım. Barış Derneği içerisinde Barış Mücadelesine katıldım. Bu dernek 1977 yılının 1 Mayıs’ından sonra kapatıldı.


“77 Mayıs’ından sonra İstanbul’a sıkı yönetim geldi”

1977 yılının 1 Mayıs’ından sonra İstanbul içinde sıkıyönetim başlamıştı. İzmit’te sıkıyönetim olmadığı için eylem yapmaya İzmit’e giderdik. Türkiye’nin tüm demokrasi hareketine yönelik eylemlerdi. 1977 yılının 1 Mayıs’ında* bende vardım. Katıldığım ilk büyük eylemdi. O günü hayatımın en güzel ve en acı günü olarak hatırlarım. Bayram havası içinde başlayan, acıyla biten bir gündü.  Hayatımda hiç görmediğim ve göremeyeceğim kalabalığın toplanması, ardından silahların atılması, ölümlerin olması benim hayatımın en önemli anılarındandır. Böyle bir olayı bir daha yaşayacağımı zannetmiyorum.


*Tarihe Kanlı 1 Mayıs olarak geçen gün, 1 Mayıs 1977 İşçi Bayramında, 34 kişinin hayatını kaybettiği 136 kişinin yaralandığı olaydır. 28 kişi ezilme ya da boğulma nedeniyle, 5 kişi vurulma nedeniyle, 1 kişi de panzer altında kalarak yaşamını yitirmiş, yaklaşık 130 kişi de yaralanmıştır. Ölenlerin çoğu Kazancı Yokuşu'nun başında, park edilmiş kamyon yüzünden sıkışarak hayatını kaybetmiştir.


“Büyük bir kısmı ezilerek öldü”

Bu kişilerin bir kısmı silahlardan, büyük bir çoğunluğu ise ezilme sonucu hayatını kaybetmişti. Bu olaydan sonra yurtlarda baskı altına alınmıştı. Odalarda sürekli kitap aranırdı. Daha çok erkek yurtlarında olurdu. Kız yurtlarındaki aramalara daha seyrekti. 80’li yıllar (12 Eylül sonrası) daha sakin, daha durgun geçti. İhtisas sürem içinde mesleki açıdan yoğun günler geçiriyordum. İhtisasımı da Cerrahpaşa’da yaptım.

 

“Livaneli’nin şarkısıyla politikaya başladım…”

1994 yılında kamuda çalışmaya başladım. Güzelyurt sağlık ocağı ve Cengiz Topel Hastanesinde görev yaptım. Kamuda çalışmaya başlayınca, yöre halkını da tanımış olmanın yanında mesleğimi daha iyi icra etme fırsatı buldum. İnsanlarla ilişkilerimin iyi olması meslekte de yardımcı oldu. Meslek hayatımı en iyi icra ettiğim, bir başka deyişle dorukta olduğum dönemde bu kez partimden adaylık için teklif geldi.



“Mesleğimi seviyordum ama…”

Bu teklif üzerine çok düşündüm. Mesleğimi seviyordum ve profesyonel anlamda politika yapmayı hiç düşünmemiştim. Bu yüzden karar vermem hiç kolay olmadı. Bir yandan da düşüncelerim, ideallerim uğruna katkı koymanın gerekli olduğuna inanıyordum. Ve hiç unutmuyorum, Zülfü Livaneli’nin “Kar altında deniz düşü görenlere selam olsun” parçasını dinlerken birden kar altında deniz düşü görenlerden olmak istedim. Politikaya girmemde o şarkının etkisi oldu diyebilirim. 1998-2003 yılları arasında muhalefet milletvekili olarak görev yaptım.



“Korkunç bir gündü”

Bankalar kriziyle birlikte Meclis’in banka mağdurları tarafından basıldığı günü yaşadım. Kızgın, öfkeli ve her an her şeyi yapabilecek durumda olan bir kalabalıkla karşı karşıyaydık. Öfkeli kalabalık kapıları kırarak Meclis salonunun içine girdi. Meclis içindeki dosyalar, evraklar havaya uçuştu. Meclis işgal edilmişti. Muhalefet ve sorumlu kişiler bu kalabalığın öfkesini yatıştırmaya çalışıyorlardı. Korkunç bir gündü. Küçük bir ada ülkesi oluşumuz, insanların birbirini tanıması bu öfkenin daha vahim sonuçlara ulaşmasını engelledi sanırım.

 

Soru: Eşinizle nasıl tanıştınız?

Eşimle ihtisas yaptığım dönemde tanıştım. Zaten kendisini öğrenci hareketlerinden tanıyordum. Kıbrıslıydı o’da. Aynı okulda değildik. Eşim İTÜ’deydi. Direk teklif etmedi, bir arkadaşımızla haber gönderdi.  Şimdiki nesil gibi rahat değildik biz. Haber gönderdikten sonra bir araya gelip konuştuk. Çok kısa bir arkadaşlık dönemi geçirdik. Sonra eşim askerliğini yağmak üzere Kıbrıs’a geldi.  Ben ihtisas için İstanbul’da kaldım.  O arada, yani o askerde, ben İstanbul’dayken  nişanımız oldu. Bir yıl sonra, 1985 yılında evlendik.


Eşim Hisarköylü’ydü, ben Zümrütköy’de oturuyordum. İki tarafa da yakın olsun diye Lefkoşa Mücahitler sitesinde yaptık düğünümüzü. Sonrasında İstanbul’a gittik.

 

Çocuklu yıllar...

1987 yılında oğlum Ürün dünyaya geldi. 1988 yılında da Kıbrıs’a kesin dönüş yaptık. Ülkeye dönünce Güzelyurt’ta özel bir klinik açtım. Basit, sade bir klinikti. Pek fazla hasta potansiyelim yoktu önceleri. Çünkü Güneyden gelmiş olmamız dolayısıyla çok fazla çevrem yoktu. O sırada Kıbrıs’ta Yurtsever Kadınlar Birliği Hareketi’nde yer aldım. CTP’nin faaliyetlerine katılır oldum.



Soru: Siyasete nasıl girdiniz?

İlk adaylığım 1993 yılında oldu. Eşim ve ben Güzelyurt’ta faaliyetlerimizi sürdürüyorduk. O parti içinde bende Yurtsever Kadınlar Birliği yönetim kurulundaydım. Bir toplantı sonrasında kadınların politikada yer almaları kararı aldık. Bu karar doğrultusunda herkes bölgesinden aday oldu. Bende Lefkoşa Güzelyurt bölgesinin ilk sıra adayı oldum. Bu benim ilk seçim denememdi.



“İlk seçim denemem…”

Delegeyi tanımıyordum. Yöremdeki insanları çok iyi tanımıyordum. Buna rağmen 9. sıraya kadar yükselmiştim. Ülke sorunlarına, bölge sorunlarına hep duyarlı oldum. Sivil toplum örgütleri içinde çalıştım. Tüm vaktimi böyle dolduruyordum. Ablalarım bu dönem bana çok yardımcı oldu. Çocuklarımın bakımını da üstlenerek bana büyük kolaylık sağladılar.
Kızım Başak oğlumdan iki yıl sonra, 1989 yılında doğmuştu. Ablalarım baktı.

 

“Meclis Başkanlığı teklifi gelince irkildim”

Yine 2000’li yıllarda Annan Planı tartılmalarının yaşandığı bir süreci yaşadık ve ardından 2003 seçimleri… 2004 başından 2009 yılına kadar Meclis Başkanlığı yaptım. Meclis Başkanlığımın partide ilk konuşulduğu gün irkildim. Yapamayacakmışım gibi geldi. Protokolden çekinmiştim. Daha sonra, “Benden öncekiler yaptıysa bende yapabilirim” diye düşündüm ve kararımı verdim. Kadın olmam buna engel değildi, dediğim gibi ben en çok protokol yönünden tedirgin olmuştum. Protokolü biraz kendime ayarlayarak, birazda gözlemleyerek hata yapmadan yerine getirdiğime inanıyorum. Meclis Başkanlığını ne kadar iyi/ kötü yaptığımın takdiri halkımızın ama referandum yasasına imza atan ve o sürecin yaşanmasını sağlayan biri olmakta beni gururlandırıyor. Çünkü bu halk referandumla halk olduğunu, Kıbrıs üzerinde eşit taraf olduğunu, varlık olduğunu tüm dünyaya kanıtlamış oldu.


Soru: Siyasete bir takım idealler doğrultusunda girdiniz. Aktif siyasetin içinde yapmak istediklerinizin ne kadarını yapabildiniz?


Çocukluğum gençliğim savaş ve çözümsüzlük içindeki bir adada geçti. Kıbrıs sorununu çözmek, gelecek nesillere daha iyi bir ülke bırakmak adına politikada yer aldım ancak ideallerinizi gerçekleştiremezsiniz, o dönem mümkün olanı yaparsınız. İdealim Kıbrıs sorununun çözülmesiydi. Nihai hedefe ulaşamadığım için ideallerimi “yarı yarıya” gerçekleştirebildim diyebilirim.
Çünkü partiler iktidar olmayı hedefler. İktidar olduk ancak tek başımıza değil. Kıbrıs sorununu çözmek istedik, bunun da sadece bizim istememizle olmayacağını gördük.


Kıbrıs Türkünün ‘evet’iyle sonuca ulaşamadık. Anayasayı da değiştirecek gücümüz yoktu ama demokratikleşme yolunda epey yol kat ettiğimize inanıyorum.

 

“Meclis’in yarısının kadın olmasını isterdim”

Kişilere konuşma özgürlüğünü tattırdık. Fikirlerini rahatça ifade etme özgürlüğünü tattırdık. Bunlar başarabildiklerimiz. Şuna inanıyorum, insan istediği takdirde yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Bunun için çaba sarf etmek gerekiyor. Yalnız ben Meclis’in yarısının kadın olmasını isterdim. Kadınların hayata katkıları kadar, politikaya da katkı koymaları güzel olurdu. Yetişme tarzı, gelen- görenekler kadınların önünde engel olarak duruyor. Bizlere düşen görevde bu engelleri aşmak, kadınların temsiliyetini yükseltmek. Bu hâlâ önümüzde duruyor. Kadınlara biçilen rol değişmeli. Çocuk bakımı, yaşlı bakımı, hasta bakımı, aile sorumluluğu, evin sorumluluğu, işin sorumluluğu kadına yüklenmiş. Bunların altından kalkmak tabi ki zor. Dolayısıyla  kadının hayatını kolaylaştırmak devlet politikası olmalı.


“Eşin yardımı çok önemli”

Bunu başaran ülkeler böyle başarmıştır. Bu noktada eş yardımının da çok önemli olduğunu söylemeliyim. Aile içindeki sorumlulukları, yükleri paylaşmak daha mutlu bir aile yaşantısı sağlıyor. Bana hem eşim çok yardımcı olur, hem de ailem. Bunları kendim için şans sayıyorum. Kalabalık bir aileden gelmeyi ve yatılı okumayı şans saydığım gibi… Bu yaşantı içinde çok şey öğrendim. Başkaları şanssızlık olarak addeder ama ben bunların bana çok şey kattığını biliyorum.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ