19 Kasım 2017 Pazar
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hayalim Ajda Pekkan’la evlenmekti; ama…
30 Nisan 2011 Cumartesi 11:10

Hayalim Ajda Pekkan’la evlenmekti; ama…

Umutlarının yıkılmasına izin vermeyen, üretmekten hiç vazgeçmeyen sanatçımız; hayatını, yaşadıklarını ve müziği Haberdar'a anlattı…

Elif ŞEN

 

Müziğin içinde yoğrulmuş bir sanatçı Ziya Sencer. En büyük hayali olan şarkı söylemenin peşini hiç bırakmamış, bütün yaşadıklarına rağmen müziğini kitlelere ulaştırabilmiş bir isim. Zaman zaman uğradığı haksızlıklar, yalnızlıklar onun için şimdi sadece birer anı… Umutlarının yıkılmasına izin vermeyen, üretmekten hiç vazgeçmeyen Kıbrıslı sanatçı Ziya Sencer, hayatını, yaşadıklarını ve müziği Haberdar okurları anlattı…

 

 

 

Müzikle tanışmanız nasıl oldu?

 

Annem 1974’den önce CBC’de (Kıbrıs Yayın Kurumu), ses sanatçısıydı. Evimizde her zaman müzik olmuştur. Galiba benim ilgim annemden bana geçti. Küçükken çocuklara sorarlar büyüyünce ne olacaksın diye; bana sorduklarında şarkıcı olacağım diye cevap veriyordum. Şarkıcı olacağım ve Ajda Pekkan’la evleneceğim. Ajda Pekkan’la evlenemedim ama şarkıcı oldum.

 

 

“Hayatımda hep vardı”

 

Bu süreçten bahsedebilir misiniz? Çocukluktan sonraki dönem nasıl geçti?

 

Müzik hayatımda hep vardı. Öğrencilik yıllarımda okul korolarında şarkı söylüyordum. Ta ki çocukluktan ergenliğe geçiş dönemine kadar. Ergenlikte ses değişmeye başladı. Müzikte bu ara dönem beni biraz korkutmuştu. Sanki artık güzel şarkı söyleyemeyecekmişim gibi hissettiğim zamanlardı. O dönemlerde sanatın başka bir alanı olan resime ilgi duymaya başlamıştım. Kendi başıma aldığım bir karardı bu. Resimle ilgili bir alana yoğunlaşıp bu meslek üzerinden bir gelecek kuracaktım. Ancak konuyu resim öğretmenim ile konuştuğum zaman beni çok da fazla desteklemedi. O dönemin koşullarını göz önünde bulundurarak bunları söylemişti ama, ilgimin yeniden müziğe dönmesine neden oldu o konuşma. Ergenlik sürecinden çıktıkça sesimin de oturduğunu fark ettim.

 

 

Şu anda eczacılık yapıyorsunuz. Yani sanatın her iki alanı ile de alakalı değil. Eczacılık fikri nasıl doğdu?

 

Eczacılık ile hiç alakam yoktu. Tamamen tesadüf de diyebilirim. Biliyorsunuz Türkiye’deki üniversiteler için sınavlara giriliyor ve tercihleriniz doğrultusunda puanınızın yettiği bölüme yerleştiriliyorsunuz. Ben de tercihlerimin birine eczacılığı yazmıştım. Puanlarım, Ankara Üniversite’si Eczacılık Fakültesi’ne girmemi sağladı.

 

 

Ailelerin sanatla uğraşan çocukları üzerinde baskıları olur, sanatçı olmalarına karşı duruşları var. Sizin sanata olan ilginize karşılık ailenizden böyle bir baskı oluştu mu? Eczacılık seçeneği bunun sonucu mu?

 

Benim aile yapım kesinlikle çok demokratik bir yapı üzerine kurulu. Dediğim gibi tamamen bir tesadüftü eczacılık. Sanata olan ilgime karşı bir duruş hiçbir zaman olmadı. Zaten üniversite yıllarımda da müzikle bağım kopmadı. Arkadaşlarımla çeşitli etkinliklerde şarkı söyler, birlikte bir şeyler üretirdik. Ankara’da Sadi Hoşses’ten sanat müziği dersleri aldım. O dönemin çok ünlü sanatçılarına ders veren bir isimdir. Ardından Ankara Üniversitesi’nin korosu kuruldu. Orada da yer aldım. Değişik konserler düzenlendi ve ben hepsine katılıyordum. Üniversite son sınıfta okurken de konservatuvar sınavlarına girdim. Başarılı da oldum.

 

 

“Müzik hayal değildi”

 

Bu süreçten biraz bahsedelim şimdi. Sınavlara girdiniz ve başarılı oldunuz. Bir yandan da eczacılıkta son sınıfa kadar eğitiminizi aldınız. Bu bir hayalin peşine düşmek miydi?

 

Hayal değildi. Müzik hayatımın içinde hep vardı. Üniversite yıllarımda arkadaş toplantılarında, organizasyonlarda ben her zaman şarkı söylüyordum. Hatta o yıllar ilk bestemi de yaptığım yıllardı. Şarkı söylemekten çıkıp bir şeyler üretmeye de başladım. Konservatuvar olayına gelince bu durum tamamen tesadüfe dayalı gelişti. İstanbul’da okuyan bir arkadaşım vardı; onun teşvikiyle bu sınava girmeye karar verdim. Yetenek sınavında başarılı olup eğitim almaya hak kazandım. Bu noktada ailem devreye girdi. Onlar bir an önce eczacılık eğitimimi tamamlayıp dönmemi istiyorlardı. Son sınıfta böyle bir değişiklik yapmama izin vermediler. Zaten ben üniversiteyi altı yılda bitirdim. Uzayan zamandan da kaynaklanan bir karşı duruş yaşadım. Onlar kendi mesleğimi yapmamı istiyorlardı ben ise kazandığım sınavdan sonra bu işin de eğitimini almak… Ama sonunda eczacılığı bitirdim. Öğrenciydim ve tek başıma ekonomik olarak hareket edebilme özgürlüğüne sahip değildim. Okulu bitirip buraya döndüm.

 

 

Tüm bunların yaşanması çok da kolay olmamalı. Neler hissettiniz?

 

Gerçekten çok zordu, müziğe veda etmiş gibi hissettim. Kıbrıs’tan uzun süre ayrı kaldığım için arkadaş çevrem de yok denilecek kadar azdı. Diyalog kurabileceğim bir arkadaşımın olmamasının yanı sıra, müzik konusunda konuşabileceğim de hiç çevrem kalmamıştı. Benimle birlikte olan arkadaşlarım, üniversite yıllarından sonra Türkiye’de kalmayı tercih ettiler. Eczacılık okuyan ve Kıbrıs’a dönen bir bendim. Bu boşlukta askere gidip geldim.

 

 

Her şey tesadüfen gelişti

 

Sonrasında aniden bir şeyler oldu. Tamamen tesadüfen gelişen bir şeylerdi. Türkiye’de öğrenciyken birlikte müzik yaptığımız, birbirimize eşlik ettiğimiz bir arkadaşım vardı. Beni aradı ve Akdeniz Akdeniz Müzik Festivali’nden sözetti. Bir bestesi olduğunu ve yarışmaya katılarak onun bestesini seslendirmemi istediğini söyledi. Bu benim için yıkılan bütün hayallerin yeşermesi demekti. Mağusa’da birlikte günlerce çalıştık. Koşullar çok yetersizdi ama her şeye rağmen azimle çalıştık.

 

 

Boşa giden emekler

 

O zamanın şartlarında bir şeyleri yapabilmek pek de kolay değildi. Bütün hazırlıkları yapmamıza rağmen yarışmaya başvurumuzu ulaştırabilmek için epey uğraştık. Telefon trafiği hiç durmuyordu diyebilirim. Form bin bir güçlükle ilgili yerlere ulaştırıldı fakat aksilikler bununla da kalmadı. Başvurusunu yaptığımız yarışmaya bir de ses kayıtlarımızın olduğu kaset yollanmıştı. Koşulların o zaman ki yetersizliğinden elimizdeki bant yeni değildi. Bizim ses kayıtlarımız ile öncesindeki kayıtlar birbirine karışmış, bütün emeklerimiz boşa gitmişti. O dönem bizim aksilikler yüzünden katılmaya hak kazanamadığımız yarışmada Nilüfer, “Geceler “adlı parçasıyla birinciliği kazanmış ve dönemin en iyi çıkış yapan sanatçılarından biri olmuştu. Geceler adlı parçanın besteci ve aranjörü Buğra Uğur’du. Nilüfer’e ve birçok sanatçının önemli yerlere gelmesinde büyük desteği olan bir isimdi. En büyük hayallerimden biri bir gün onunla tanışmaktı. Bu dönemde, Kıbrıs’a Fisun Ünal geldi. O’ da dönemin popüler aranjörü Buğra Uğur’la birlikte çalışıyor ve Kıbrıs ziyaretini de birlikte gerçekleştirmişlerdi. Tabii her gelen önce mutlaka Denktaş ailesini ziyaret ediyordu. Denktaş’lar sanata oldukça destek veren bir aile. Ender Denktaş ve Rauf Bey’in aracılığı ile bu hayalim gerçek oldu. Buğra Uğur’la tanıştık. Sesimi beğendi ve beni İstanbul’a davet etti. Bana yardımcı olacağını söyledi. Bu benim için çok büyük bir şanstı ve hemen peşine düştüm.” Takvimler İçinde”, “Biter mi” ve “Hayat” adlı üç parçamın kayıtlarını yaptık. Ardından ben yeniden yurda döndüm. “Akdeniz Akdeniz” adlı yarışma bir kez daha düzenleniyordu. Buğra Bey özel ricalarda bulundu ve yarışmaya Kuzey Kıbrıs’ın da dahil edilmesi için işlemler başlatıldı. Bu sefer yarışmaya besteciler katılıyordu. Benim ve Ender Denktaş’ın ortak eseri olan “Sensiz Olamam”da yarışmaya dahil edildi. Kuzey Kıbrıs’tan bir de Güzelyurt Gelişim Orkestrasının bir bestesi katılmıştı. Ancak zorlu geçen elemelerden sonra onların bestesi tercih edildi.

 

 

“Benden özür diledi”

 

Yarışma süreci bununla noktalandı mı yoksa başka yarışmalara da katıldınız mı?

 

Akdeniz Akdeniz’e katılmadım ancak Kuşadası Müzik yarışması vardı. Orada yarıştım. O dönemlerin çok büyük organizasyonlarından biriydi. Çok fazla popüler isim yarışmaya katılmıştı o dönem. Candan Erçetin, Fatih Erkoç, Oya Bora, Seden Gürel gibi ünlü isimler yer alıyordu. Benim bestem finale katılmaya hak kazananlar arasındaydı ve en popüler parça olarak gösteriliyordu. 10 bin kişilik bir izleyici ve çok ciddi müzik adamlarının olduğu jüri vardı. Favori gösterilmeme rağmen yarışmanın sonunda dördüncü oldum. Timur Selçuk’ta jüri üyesiydi ve bu neticeden dolayı benden özür diledi.

 

 

Neden özür diledi? Yarışmada haksızlık mı vardı?

 

Haksızlık denilemez aslında. Ama benden özür diledi çünkü hak ettiğim sonucun bu olmadığına inanıyordu. Benim çok iyi yerlere geleceğime, ilerde çok başarılı bir sanatçı olacağıma inandığını ifade eden cümleler kurdu. Bu benim yarışmada birinci olmam kadar mutluluk vericiydi.Bundan sonrada bir daha yarışmalara katılmadım. Çünkü ciddi anlamda güvenimi yitirdim.

 

 

Yarışmalarda birincilik kazanamasanız bile çok ünlü isimlerle tanışma fırsatı bulmuşsunuz. Aynı zamanda Türkiye’de müzik otoritesi kabul edilen Timur Selçuk sizden özür dilemiş. Bunlar onur verici şeyler. Sonrasında hiç Türkiye’de kalmayı düşünmediniz mi?

 

Düşündüm. Ama şartlar müsait olmadı hiçbir zaman. Şartlar, mekan, olanaklar çoğu zaman yeterli olmadı. Gitmeyi düşündüğümü aileme söylediğim zaman babam çok üzüldü mesala. Onları bırakmak, üzmek istemedim. Aslında bunlara rağmen iletişimimi ve bağlarımı koparmadım. Sık sık İstanbul’a gidip çalışmalar yapıyorum. Bir yandan da buranın huzuruna ve sakinliğine de alıştım. Artık tam anlamıyla buradan kopmam mümkün değil.

 

 

“Gerçek sanatçılar ön plana çıkartılmalı”

 

Siz besteler yapıyorsunuz, sanatçı kimliğinizle üretiyorsunuz. Fakat günümüzde popüler kültür çok daha fazla ses getiriyor. Sanat ve sanaçtı değil de farklı olgular gündeme taşınıyor bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Popüler olmuş çok fazla isimin gündemd

e olduğu doğru. Sanat ve sanatçı tüm bunların gerisinde kalıyor. Benim bilgisayar sanatçısı dediğim insanlar daha ön planda. Olması gereken gerçek sanatçıların ön plana çıkartılmasıdır. Stüdyolarda şarkı söyleyen ve teknolojinin gelişmesinden faydalanan üretemeyen popülerliği ön planda tutan insanların gündeme taşınmasına karşıyım.

 

 

Şarkı sözlerini de sormak istiyorum size. Eski bestelerde daha naif, daha duygusal sözler vardı. Şimdi tacizkar, hatta küfüre varan sözler piyasada yer alıyor. Sizce bütün bunların suçlusu teknoloji mi?

 

Teknolojinin ilerlemesi insan hayatında birçok şeyin değişmesine de sebep oluyor. Galiba zaman geçtikçe insanların romantizm anlayışı da değişti. Ama her şey rağmen güzel şeyler üretildiği zaman halk bunu beğenebiliyor. Hala sanat adına yapılan iyi şeyler tercih edilip, diğerlerinden ayırt edilebiliyor. Bu durumda iyi olanı ortaya çıkarmak lazım. Sanata ve sanatçıya daha ön planda olabileceği zeminler hazırlanmalı.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ