21 Kasım 2017 Salı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Halk hak etmediği gerginlikle yaşıyor”
25 Şubat 2012 Cumartesi 11:53

“Halk hak etmediği gerginlikle yaşıyor”

Bu yeni durumu görüşmelerin sona ereceği anlamına değil, ara verileceği ya da bir süre için rafa kaldırılacağı anlamı taşıyor.”

Simge Çerkezoğlu

Cumhurbaşkanlığı eski özel temsilcisi, Cumhuriyetçi Türk Partisi Lefkoşa Milletvekili Özdil Nami Kıbrıs konusunda yaşanan gelişmeler yanında toplumda ve iç siyasette yaşanan gelişmelere değindiği açıklamaları ile yaşananları farklı bir açıdan yeniden değerlendirdi.


Güney Kıbrıs ve İsrail arasında son zamanlarda yaşanan yakınlaşmaları değerlendiren Nami, bu durumun ilerlemesi halinde Türkiye’nin garantörlük haklarının da zarar görebileceğini hatırlatıyor. “Güney Kıbrıs ile İsrail arasında son zamanlarda doğal gaz bulunması ile hız kazanan yakınlaşma geçmişte de olduğu gibi Türkiye ve İsrail arasında yaşanan gerginlikle de artmıştır.  Doğal gaz konusu Kıbrıs’ın çevresindeki tüm bölge için yeni parametreleri beraberinde getiriyor ve önemli konu olarak karşımıza çıkıyor.  


Türkiye gazetelerinde yer alan Güney Kıbrıs’ın İsrail’e askeri üst vereceği yönündeki haberleri de sorduğumuzda Nami, askeri üst verilmesi konusunun gündemde olmadığını söyleyerek EDİ başkanı Praksula Andoniadu ile hafta sonu gerçekleştirilen görüşmeden bahsediyor. “CTP olarak EDİ partisine gerçekleştirdiğimiz ziyarette Ticaret ve Sanayi Bakanı ve EDİ lideri Praksula Andoniadu’ya İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun ziyaretini sorduğumuzda, İsrail’e askeri hava üssü sağlama yönünde herhangi bir adım atılmadığını öğrendik. Ancak bunun bugün olmadığı gelecekte de olmayacağı anlamına gelmiyor. Bu adımlar 1963 İttifak Anlaşmaları’nın da ihlali ve Türkiye Cumhuriyeti’nin buradaki çıkarlarını etkileme anlamına gelmektedir.”

 

“2012 Temmuz dönüm noktası”

2012 yılı Temmuz ayında Güney Kıbrıs’ın AB Dönem başkanlığı yürütmeye başlıyor olmasını görüşmelerin sona ermesi anlamına geleceğine yönelik yapılan açıklamalara Özdil Nami’nin bakış açısı biraz daha farklı. Nami’ye göre bu yeni durumu görüşmelerin sona geleceği anlamına değil, ara verileceği ya da bir süre için rafa kaldırılacağı anlamı taşıyor. Anan Planı’nın ardından da benzer bir durun ortaya çıktığını hatırlatan Nami, BM’nin konuya azalan ilgisi ile yaşanabilecek lider değişikliğinin ardından görüşmelerin yeniden başlayabileceği düşüncesinde olduğunu ortaya koyarak, “zaten AB dönem başkanlığının Rum Yönetimi’ne geçtiği dönem içinde görüşmelerin devam etmesi zorlamadan başka bir şey olmaz” dedi.  Görüşmelerin sona ereceği yönünde Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun iddialı açıklamaları olduğunu hatırlatan Nami, görüşmelerin sona ermesi gibi bir durum olmasına ihtimal vermediğini açıkça ifade etti.



Adada devam eden petrol çalışmaları

Adada devam eden petrol ve doğal gaz arayışlarını petrol ve doğal gaz gibi kaynakların bulundukları bölgelere refah da rekabet de getirebileceği yönünde hatırlatmada bulunarak değerlendiren Nami, iki tarafın konu ile ilgili attığı adımları ise gerginlik olarak nitelendiriyor. “Güneyin ticari anlamda doğal gaz bulması değerlendireceği anlamına gelmiyor. Hatta bu değerlendirme kapsamlı çözümden önce zor görünüyor. Güneye teklif veren firmalara bakıldığında aralarında dünyada önde gelen enerji şirketlerinin olmayışı hemen göze çarpıyor. KKTC ise konu ile ilgili henüz emekleme aşamasında diyebiliriz. Kapsamlı çözümden önce tüm bu çalışmalar kar getirecek gibi görünmüyor. Güneyde bulunan doğal gazın dağıtımı ancak Türkiye üzerinden olduğu taktirde kar getirebilecek sonuçlar doğurur. Kuzeyde bu konuda yapılan yatırımlar da sürekli olarak uluslararası platformda Rumlar tarafından tacize uğrayacaktır. Dolaysı ile zaman içinde bulunan zenginliklerin gerginlik yaratmak için değil çözüm getirmek için kullanılması gerektiğini düşünmekteyim.”

 

“Talat görüşseydi sorun çözülmüştü…”

Özdil Nami’ye göre şu an görüşme sürecinde KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu yerine ikinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat olsaydı her şey çok farklı olabilir hatta şuan Birleşmiş Milletler sorundan bıkmış duruma gelmek yerine çözüme ulaşmış bile olabilirdi. Bu noktada iddialarının sadece varsayım değil somut verilere dayandığını söyleyen Nami, Talat döneminde görüşme sürecinde atılan adımlara da atıfta bulunuyor. “İkinci Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Lider Hristofyas’ın müzakere etikleri kısa dönemde 33 yakınlaşma kağıdı hazırlanmış, üç kez iki lider ortak açıklama yapmış, iki farklı noktada sınır kapıları açılmış ve günlük konuların Teknik Komiteler oluşturtarak görüşülmesi sağlanmıştır. Bunun yanında en önemlisi altı ana başlığın üçü bitme noktasına gelmiştir.” O dönemde BM Genel Sekreteri’nin yaptığı açıklamayı da hatırlatan Nami, “o dönemlerde BM Genel Sekreteri 2010 yılından önce çözüm inancındaydı. İkinci Cumhurbaşkanı Talat devam etmiş olsaydı görüşmelere Mülkiyet başlığı ile devam edilecekti ve ilke olarak da yakınlaşma vardı. Talat çözüm zorlayıcı tavrı ile yeni evetlere olanak sağlayacaktı. Oysa aradan geçen iki yılda müzakereler boşa geçti. Bunun somut örneği de Eroğlu’nun Çapraz Oy konusundaki tavrıydı. Konuya iki yıl önce kesinlikle hayır diyen Cumhurbaşkanı şuanda ılımlı bakabileceğini yönünde açıklamalarda bulunuyor. Oysa bunu daha önce kabul etmiş olsaydı şuanda çok daha ileri noktada olunabilirdi. Bu tavırlara Mal, Mülk veya Vatandaşlık konularındaki tavırları ile çoğaltılabilir.” Yaşanan tüm bu gelişmeleri son derece zaman kaybı olarak nitelendiren Nami, BM tarafından neredeyse çözülmekte olan konu şuanda BM tarafından istenmeyen konuya dönüşmüştür diyor.

 

“CTP muhalefet görevini yapıyor”

Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin muhalefet yapmadığına ilişkin yapılan eleştirilere de değinen Nami, bu konuda partisine haksızlık yapıldığını söyleyerek birçok onunda başarılı muhalefet yürüttüklerine vurgu yaparak, “önemli olanın gerek partinin gerekse de toplumun enerjisinin doğru konulara muhalefet yaparak kullanmasıdır” dedi. “Ulusal Birlik Partisi’nin toplum menfaatleri aleyhine yapmaya çalıştığı girişimleri durdurmayı başardık. Sosyal Sigorta Affı, Telekominikasyon’nun özelleştirilmesi girişimi, yeni vatandaşlıklar için yapılan yasal düzenlemeler hep etkin muhalefetle engellendi. Bunun yanında CTP önder muhalif rolüne petrol dolum tesisi yapımını engellemek ve ilahiyat fakültesi gibi konularla devam ediyor. Bunun yanında partinin Kıbrıs konusu ve müzakere sürecinin unutulmamsı yönünde de önemli görevleri bulunuyor. Yılmadan tüm bu konuların üzerine gidebilmek adına ortaya konacak etkin tepkilerin dikkatli şekilde düşünülmesi gerekiyor. ”   

 

TC-KKTC ilişkileri

Türkiye ve KKTC ilişkilerinin özellikle de Kıbrıs Türk halkı üzerinden önemine de değinen Nami, Türkiye’nin KKTC’nin dünyaya açılan penceresi olduğu benzetmesini yaparak bu noktada kalkınma için alınan desteklerin ise toplumsal kimlik ile ödenmemesi gerektiğine vurgu yapıyor. “iktidarın görevi TC ve KKTC ardından devam eden ilişkileri oluşturmak olmalıdır. Kalınma için Türkiye’den destek alınırken toplumsal kimliğimiz korunmalı katkının bedeli kimlik olmamalı. Oysa bu günlerde UBP bazı zafiyetler içinde. Hükümete tepki büyük. UBP ikili bir siyaset güdüyor. Ekonomik, sosyal ve politikada yaşananları Türkiye’nin dayatması gibi halka sunarken, Türkiye hükümetine de ekonomide yaşana sıkıntıları çalışanların direnişiyle açıklıyor. Bu şekilde iki ülke arasında yaşanan gerginlik artarken son derece de sorumsuz siyaset şeklini ortaya çıkarıyor. Yaşananlar uzun vadede Kıbrıs Türk halkı için çok risklidir. Tarihte hiç bu kadar boyunu eğik ve ezik bir hükümet olmadı. Kıbrıslı Türkler gerek İngiliz yönetimi sırasında gerekse de daha sonraki dönemlerde verdikleri mücadele ile din, dil ve milli kimliklerini korudular.  



Üç yılık değerlendirme

“TC ekonomisi büyüme rekorları kırarken, KKTC’de sabit gelirlinin gelirinin azaldığı, sosyal haklarının ortadan kalktığı günler yaşanıyor. Gelir dağılımında ciddi bozulmalar ortaya çıkıyor, yatırım iklimi kalmadı. Çevre konularında durum çok kötü. En değerli varlığımız olan doğal güzelliklerimiz ortadan kaldırılıyor.” Tüm bunların halk tarafından da görünüp bilindiğine inanç belirten Nami, 2012 yılında tüm bu yaşananlar sonucunda erken seçimin yaşanabileceğini de hatırlatıyor. Hükümet için kitlesel tepkiler karşısında alınan kararlarda geri adım atmanın “alışkanlık” haline geldiğini ifade eden Nami buna en iyi örneklerden birinin de Elektrik Kurumu’nda yaşananlar olduğunu söylüyor. Tüm bu yaşananlar sonucunda ise KKTC halkının sürekli hak etmediği gerginlik içinde yaşıyor olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ