22 Kasım 2017 Çarşamba
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Haberde 28 Şubat mezunu
01 Ekim 2012 Pazartesi 09:23

Haberde '28 Şubat mezunu'

Dicle Canova CNN TÜRK Ankara Haber Müdürlüğü görevini ‘tam bir Kıbrıslı Türk’ olarak sürdürüyor...

Söyleşi: VATAN Mehmet

Türkiye’de 28 Şubat sürecine giden yolda ANAP, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı’nda, ‘her şeyiyle siyasetin merkezinde’ habercilik yapan Kıbrıslı Türk Dicle Canova, 28 Şubat’ın meşhur MGK bildirisini seyirciyle eş zamanlı öğrendi: “Siyasi haberciliğin ne olduğunu ve nasıl yapılması gerektiğini 28 Şubat sürecinde öğrendim; Erbakan’ın Anıtkabir özel defterini imzalarken terlemesi bile haberdi”

2002’de ANAP barajı aşamayınca ‘eğitim haberciliğine’ geçen Canova, Kız çocuklarının okullu olması için başlatılan 'Haydi Kızlar Okula' kampanyasının gönüllü takipçisi oldu ve ‘Eğitim Haberciliği’ dalında iki ayrı ödül aldı.

“Kıbrıs şu sıralar Türkiye gündeminde değil, çünkü Suriye ve artan terör Kıbrıs gibi birçok başlığı geride bıraktı. Yazın Kıbrıs’a tatil için gittiğimde gördüm ki öncelikli tartışma konusu ‘ekonomik önlemler paketi’”

“KKTC Televizyonlarında daha çok stüdyo ve konuk sohbetlerine dayalı bir anlayış hâkim... KKTC’de medya alanında yatırıma ihtiyaç var. O zaman tıpkı Türkiye’de ilk başta özel televizyonların yaptığı gibi profesyonel transferlerle alt yapıyı kurup sonrasında yeni nesli yetiştirerek yola devam edilebilir.”

 

HABERDAR: “Lise yıllarından başlayalım... Kıbrıs’taki yıllarından… Bize biraz annenin ördüğü kazakları bavuluna koyup Türkiye’ye gidişinden bahseder misin?”

“1989 yılıydı… El örgüsü kazaklarımı hiç unutmadım. Çünkü özlemin parçası oldular sonra. Zordu… 17 yaşında ailenden, büyüdüğün, bildiğin yerden ayrılıp kocaman bir şehirde var olmaya çalışmak… Bir anlamda sıfırdan başlamaktı… Yeni arkadaşlar, henüz yolunu sokağını bilmediğim bir şehir, farklı bir kültür ve tabii üniversite ortamı… Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV Bölümü ilk tercihimdi; Yani bilerek isteyerek severek okudum…”

 

Ahmet Taner Kışlalı, Mümtaz Soysal…

“İlk yıl adaptasyon süreci nedeni ile zorlansam da sonrasında çok değerli profesörlerden, Ahmet Taner Kışlalı, Mümtaz Soysal, Bülent Çaplı gibi ders almak benim hayatımın yönünü de şekillendirdi… Üniversite ikiden itibaren kendime bir hedef koydum ve o doğrultuda hareket ettim… Amacım Türkiye’de ulusal bir kanalda çalışmaktı…”

 

“Kıbrıs’ta televizyonculuk amatör bile değildi”

“Kıbrıs’a dönmek istemedim… İstemedim çünkü o yıllarda henüz televizyonculuk (BRT dışında) amatör düzeyde bile değildi… Oysa Türkiye’de özel kanallar yeni yeni açılıyordu. Ve yetişmiş eleman ihtiyacı çoktu. Ben de özellikle staj dönemlerini doğru değerlendirdim… Önceliği çok okumaya ve Türkçemi düzeltmeye verdim… Özel olarak diksiyon dersi almadım ama yakın arkadaşlarımın ve sonra TRT’deki büyüklerimin katkısı ile başardım ve okulu bitirmeden çalışmaya başladım… Önce TRT Radyo Haber’de görev aldım, sonra özel sektöre geçtim…”

 

“Kendimi birden bire haberin içinde buldum”

HABERDAR: “TRT Radyo’da henüz üniversite yıllarında başladın profesyonel haberciliğe… Biraz bahseder misin dönemin TRT’sinden?

“TRT okul derler ya... Doğru… O yıllar için çok geçerliydi, çünkü özel sektör yeniydi ve özel sektör de başlangıçta TRT kökenliler ile yola çıktı. Ali Kırca, Mehmetali Birand gibi... Bu nedenle yolumun 2 yıl TRT’den geçmesi bana büyük katkı sağladı. İlk başta “Dostum Çocuk” adlı programda asistanlık yaptım… Programın yapımcısı bana öyle güvendi ki, bir anda kendimi radyo programı metni yazarken buldum… Sonrasında programın röportajlarını yapma görevi de verildi. Elime o koca Nagra’yı da ilk o zaman aldım… Dar bant ses kaydı yapan bir cihazdı… Ağır, taşıması zor… Montajı da titizlik gerektiren bir işti… Radyoyu sevdim…”

 

Haber macerâm TRT Radyo Haber’de…

“Prodüktör olurum diye düşünürken kendimi birden bire haberin içinde buldum… 93 yılında TRT Radyo Haber Kanalı açıldı… 24 saat haber yayını yapılıyordu ve akitli olarak orada işe başlamam önerildi. Üniversite’nin son yılıydı benim için de Ankara’da kalmamı sağlayacak iş imkânı doğmuştu… Hemen kabul ettim ve haber maceram da öyle başladı.”

 

 

Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, ANAP…

“TRT Radyo Haber’de muhabirlik de yaptım, gece nöbete kalıp bülten akışı da hazırladım… Dört dörtlük bir eğitim süreciydi diyebilirim.2 yılın sonunda TGRT’den teklif aldım ve oraya geçtim… Sonrası malum… Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, ANAP, Parlamento Muhabirliği derken yeni teklifler, yeni transferler ve son durak 1999 yılında CNN Türk oldu.”

 

“Benim için önemli dönemeç”

HABERDAR: “28 Şubat sürecine giden yolda ANAP ve TC Cumhurbaşkanlığında, ‘siyasetin merkezinde habercilik’ yaptın… Biraz bahseder misin dönemden ve mesleğe katkısından?”

“Bugün artık yönetici konumundaki birçok arkadaşımla o yılları çok sık anarız… Bizim haberin, haberciliğin ilmini yaptığımız yıllardı… Necmettin Erbakan’ın her adımını izledik; Anıtkabir özel defterini imzalarken terlemesi bile haberdi… Sincan’daki Kudüs gecesi ve sonrasında tankların yürümesi… Başbakanlık konutunda sarıklı, cübbeli iftar yemekleri… Sorduğumuz sorulara gerek Erbakan’ın gerek Tansu Çiller’in verdiği garip yanıtlar…”

 

Tansu Çiller’in kapısında saatlerce…

“Hiç unutmam bir seferinde Çiller’in kapısının önünde saatlerce bekledik. O sırada Erbakan’ın, Çiller ile yer değiştirmek için Başbakanlığı bırakacağı kulislere yayılmıştı. Bunu sormaktı niyetimiz. Sorduk da ama Çiller hubûbat alım fiyatlarını açıkladı.. Kendisi dâhil herkesin kahkahalarla güldüğü bir andı. Oysa süreç hiç de gülünecek gibi değildi… Bugün ile kıyasladığımda nereden nereye geldik dememek elde değil.”

 

 “O dönem kapatılan İmam Hatip ortaokulları birkaç gün önce yeniden açıldı... Kıyamet de kopmadı… Askerin açıklamaları, askeri törenler çok önemliydi… 10. yıl Marşı’nın dillerden düşmediği toplantılar bir yanda diğer yanda Fatih Marşı ile başlayan toplantılar…”

 

“Meşhur MGK günü işimizi sabah 5’te bitirdik”

“Ve tabii Çankaya Köşkü… Ben ağırlıklı olarak o süreçte Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel’i takip ettim… Günde ortalama 11 kabulü olurdu. Ve mesajlarını o kabullerde verirdi… Bazen Köşk’e sabah 9’da girerdik akşam 19.00’da çıkardık…

 

28 Şubat gecesi de Çankaya Köşkü’nün önünde MGK toplantısını bekleyen gazeteciler arasındaydım… İşim bittiğinde sabah 5’ti.”

 

“Bildiriyi seyirciyle eş-zamanlı öğrendim”

“Bildiriyi elime alıp doğrudan yayında okudum. Yazılanları izleyici ile birlikte eş zamanlı öğrendim yani… Sonrasında hızla Refah-Yol hükümeti gitti. Demirel Başbakanlık görevini Çiller’e değil Mesut Yılmaz’a verdi… Benim ANAP muhabirliğim de öyle başladı… Çünkü o süreçte muhabirlerin görev alanlarında da değişikliğe gidildi… Bana artık ANAP’a bakacaksın demelerinin üzerinden birkaç gün geçtikten sonra Mesut Yılmaz Başbakan oldu. Ben de Başbakanlık muhabiri… Bir koalisyon hükümetiydi ve iş yükü ağır, çalkantılı bir dönemdi…”

 

“Siyasi haberciliğin nasıl yapılacağını o dönemde öğrendim”

“Kulisler hareketli, perde arkası bilgiler çok önemliydi… Siyasi haberciliğin ne olduğunu ve nasıl yapılması gerektiğini de en çok o dönemde öğrendim... Bir de Mesut Yılmaz ile Türkiye’yi birkaç kez dolaşmam, bana büyük katkı sağladı… O dönem Başbakan’ın ABD ziyaretini izleyen gazeteciler arasında da yer aldım. Beyaz Saray’dan yayın yaptım… Mesleki anlamda benim için önemli bir dönemeç oldu diyebilirim”

 

“Kız çocukları ve iki ödül...”

HABERDAR: “Eğitim Haberciliği dalında iki ayrı ödülün var… Sanırım kız çocuklarının okullu olması için başlatılan 'Haydi Kızlar Okula' kampanyasının gönüllü takipçisi olman bunda etkili oldu?”

“Evet… Aslında Eğitim muhabirliğim 3 Kasım 2002’de ANAP’ın barajı aşamayıp parlamento dışında kalmasından sonra gündeme geldi… Meclis’e iki parti girince (Ak Parti ve CHP) siyasi habercilerin çoğu o süreçte elendi… Bana da “artık eğitim, sağlık gibi alanlardan daha çok haber çıkar, buralara yönlen” denildi… İlk başta sıcak bakmadım… Başbakanlık ve Parlamento muhabirliğinden sonra Eğitim alanının zayıf kalacağını düşündüm ama yanıldım”

 

 “2002’den sonra Ak Parti İktidarının eğitimde attığı her adım manşet haber oldu… Çok yoğun bir tempoda çalışmak zorunda kaldım ve çok iyi haberlere CNN Türk olarak imza attık. Dosya ve dizi haberler hazırladım… Eğitimin içine girdikçe aslında Türkiye için ne denli öncelikli ve önemli bir başlık olduğunu da anladım… Şanlıurfa’da Harran’da rastladım ilk olarak okula gönderilmeyen kız çocuklarına… Sonrasında Bakanlık da kampanya başlattı ve benim için yüreğimi katarak yaptığım işler gündeme geldi”

 

Evlendirilen kız çocuklarının hikâyesi…

“Hiç unutmuyorum, Ankara’ya 1 saatlik uzaklıktaki Ataköy’e gittim… Orada 12-14 yaş aralığında okuldan alınan akrabaları ile evlendirilen kız çocuklarının hikâyesini haber yaptım… Öyle ses getirdi ki dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Ataköy’e gitti… Kızları okula kazandırdık… Eğitim Haberciliği dalındaki ödülümü de o yıl aldım…

 

4+4+4 sistemi gündeme geldiğinde de benim ilk sorguladığım başlıktı kız çocuklarının eğitimi… Çünkü İmam Hatip ortaokullarının açılması demek, özellikle kırsalda ailelerin kızlarını okutmak için bu okulları tercih edeceği, o kızların ne istediğine bakılmaksızın zorunlu olarak imam hatibe gönderileceği yönünde endişeleri beraberinde getirdi… Hala o endişe var… Lise ayağında açık öğretime kapı aralanması da yine en çok kızları vuracak… Nitekim Milli Eğitim Bakanı Dinçer de şu anda Açıköğretime kaydolanların yüzde 51’inin sistem dışındaki kız çocukları olduğunu geçtiğimiz günlerde CNN Türk’te açıkladı…”

 

“Kıbrıs ciddi bir başlık”

HABERDAR: “Malum, Egemen Bağış da olmasa Türkiye’de ‘Kıbrıs ve meselesi’ uzun bir süredir gündem dışı… Neye bağlamalı?”

“Türkiye gündemin çok hızlı değiştiği, akşam konuştuğunuzun, sabaha bayatladığı bir ülke.. Kıbrıs şu sıralar gündemde değil, çünkü Suriye ve artan terör Kıbrıs gibi birçok başlığı geride bıraktı… Yazın  Kıbrıs’a tatil için gittiğimde gördüm ki öncelikli tartışma konusu “ekonomik önlemler paketi” idi ama biz Türkiye’de bunu çok önce Başbakan’ın ilk çıkışı sırasında haber olarak gördük sonra ilgilenmedik..Bırakın KKTC ekonomisini Türkiye kendi ekonomik gidişatını bile konuşmuyor.Oysa ki tablo çok parlak değil..Bütçe dengeleri şaştı,yeni vergiler,zamlar söz konusu..Ama bunlar bile öncelikli haberler arasında yer almıyor..Her sabah şehit haberleri ile güne başlayan bir ülkede zaten aksi de beklenemez..

 

Zor bir dönemden geçiliyor… Belki dışarıdan dile kolay gelebilir bir günde 37 şehit cenazesini kaldırmak… Ama ciddi bir travma bu… Şehit haberlerinin olduğu gün herhangibir başka başlığı tartışmaya açmak büyük tepki alabiliyor…”

 

Kıbrıs’ta süreç durağan…

“Kıbrıs’ta ise durağan bir sürece girildi. Kıbrıs’ı Ankara için önemli kılan AB başlığı bile şu sıralar değersiz… Özellikle Rum kesiminin dönem başkanlığında ilişkilerin askıya alınması nedeni ile konu gündemden tamamen çıktı… Ama belli olmaz küçük bir kıvılcım yine gözleri adaya çevirebilir… Çünkü Kıbrıs Türkiye’nin önünde çözüm bekleyen, uluslararası platformda zorlayan ciddi başlıklar arasında”

 

“KKTC’de her medya bir siyasi partinin sözcüsü”

HABERDAR: “Bugünkü tecrübelerine dayanarak KKTC’de televizyon haberciliğini nasıl buluyorsun? Genel anlamda Kıbrıs’ta ‘habercilik’ gözlemlerin nelerdir? Önerilerin var mı?”

“Bir kere şunu söylemeliyim... Hala çok amatör bir medya var… Belki Türkiye’deki basın için de bu eleştiri özellikle son yıllarda dile getiriliyor ama KKTC’de çok daha göz önünde ciddi bir siyasi kutuplaşma var. Hemen her medya organı bir siyasi partinin sözcüsü gibi… En son adada Annan Planı’nın oylandığı referandum öncesi yapılan genel seçim sürecini takip etmiştim. CNN-Türk adına seçimi izlemiştim… Ve yerel gazetecilerin siyasilerle ilişkisi, sorularının içeriği beni çok şaşırtmıştı… Birbirleri ile sert siyasi tartışmalara girdiklerini bile gözlemlemiştim… Bu yadırgadığım ve profesyonel bulmadığım bir tabloydu…”

 

“KKTC’de ‘medya alanında’ yatırıma ihtiyaç var”

“Onun dışında adada yayın yapan TV’lerin haberlerini izlediğimde de acemilik olduğunu görüyorum… Gerek metinlerde, gerek montajda… Gerekse sunumunda… Sanırım bir de haber kulvarında “hız” eksik… Belki buna ihtiyaç duyulmuyor, belki ben yıllardır haber kanalında çalışmanın getirdiği o korkunç refleksle konuya yaklaşıyorum... Medya alanında yatırıma ihtiyaç var… O zaman tıpkı burada ilk başta özel televizyonların yaptığı gibi profesyonel transferlerle alt yapıyı kurup sonrasında yeni nesli yetiştirerek yola devam edilebilir… Ve tabii teknik altyapı güçlendirilmeli… Örneğin Güzelyurt’ta olan bir gelişme canlı muhabir bağlantısı ile bültende görülebilir… Takip ettiğim kadarı ile bu yok… Daha çok stüdyo ve konuk sohbetlerine dayalı bir anlayış var”

 

“Tanrı plan yapan kullarına gülümser”

HABERDAR: Meslekte ‘her şey gönlünce mi?’ Memnun musun?

“Sanırım hiçbir meslekte hiçbir zaman her şey gönlünce olmuyor… Özellikle Türkiye gibi bir ülkede habercilik yapmaya çalışıyorsan… Zor bir süreçten geçiliyor... Ve bu zor süreçte sorumluluğu olan bir pozisyonda çalışmak zaman zaman fazlasıyla yıpratıcı olabiliyor. Ama ben işimi severek, inanarak yapıyorum… Son 18 yıldır hiç düşmeyen bir tempoda çalıştım, çalışmayı seviyorum. Hatta öyle ki birçok arkadaşıma göre “iş-koliğim”... Ama Habercilik bir yaşam tarzı. Size ait özel bir alan pek bırakmıyor... 24 saat üzerinden haber akışı var… Koparsanız, işinizi doğru yapamazsınız… Tatilde bile günlük gazeteleri takip etmek, haber bültenlerini izlemek gerekiyor… Neyse ki teknoloji çok gelişti. Dünyayı takip etmek için bir cep telefonu ve internet bağlantısı yeterli.. Her ne kadar çevrenizdekiler bu durumdan hoşlanmasa da..”

 

“Orta ve uzun vadeli planlarıma gelince... Hep şuna inandım “Tanrı plan yapan kullarına gülümser…” Bu nedenle elbette hedeflerim var ama öyle orta ve uzun vadeye yayılmış planlardan söz etmek doğru olmaz… Tek bildiğim nefesimin yettiği yere kadar bu işi en iyi şekilde yapmaya devam edeceğim…”

 

HABERDAR: “Kıbrıs’a son gelişinin hemen ardından, bazı gözlemlerini okuyucularınla paylaştın. Gözlemlerini hatırlatır mısın?”

“Bu yıl hayatımın en güzel tatillerinden birini yaptım… 22 yıl sonra kendi memleketimde turist gibi gezdim… Hiç gitmemiştim, Karpaz yarımadasına gittim.Ailemle birlikte çok iyi vakit geçirdim.Kıbrıs’ın lezzetli yemeklerini yedim,,o muhteşem koylarda denize girdim..Tarihi yerleri fotoğrafladım ve sonra Ankara’ya dönünce CNN Türk internet sitesi için bir yazı kaleme aldım..O yazı ilgi çekti. Sonrasında tatil için Kıbrıs’ı tercih edenler, beni arayıp danışanlar oldu…”

 

Ambargo talihsizliği olmasa…

“Aslında ambargo talihsizliği olmasa dünyanın en güzel tatil beldelerinden biri Kuzey Kıbrıs… Kuzey’in doğal zenginliği umarım bir gün hak ettiği değeri bulur… Kastım büyük büyük otellerin inşaa edilmesi değil, alternatif tatil paketleri ile adaya daha çok turistin çekilmesi… Çünkü kumar turizmi o doğal güzelliğin gözlerden kaçmasına neden oluyor. Birçokları Girne limanı dışında bir yer görmeden, tanımadan adadan ayrılıyor… Üzücü”

 

“Şimdilik bizde saklı”

HABERDAR: “Unutulmaz ve orijinal 2 habercilik hatırası istiyoruz senden ve siyasete boğulmuş Kıbrıslı genç habercilere tavsiyelerin?”

“Türkiye’deki habercilerin her gününe orijinal bir hikâye sığar… Ama benim için unutulmaz diyebileceğim hikâyeler 17 Ağustos depremi sonrasında 15 gün görev yaptığım Adapazarı’nda yaşadıklarım ve tanıklık ettiklerimdir… Hüzünlü hikâyeler de var öylesi bir kaosun içinde gülümsetenler de…”

 

“17 Ağustos depremi sonrası arabada uyudum”

“Deprem bölgesindeki görevim tamamlandıktan sonra uzun süre kapalı ortamlarda kalamadım… Arabamın içinde Güven Park’ta uyuduğumu iyi hatırlıyorum...

 

Orijinal anılarımdan biri de 3 kasım 2002 seçiminin ardından siyaseti bırakan Mesut Yılmaz’a ANAP Genel Merkezi’nden ayrılırken sorduğum soru ve aldığım yanıttı ..Yılmaz makam katı olan 4. kattan ayrılmak için asansörün gelmesini beklerken yanına yaklaştım ve son bir mesajınız olacak mı? Diye sordum… Tüm basın etrafımıza toplandı… Ama yanıtı kısaydı… Elini enseme götürdü, gülümsedi ve  “hoşçakalın” dedi…

 

Bir de Meclis koridorunda karanlık bir gece yaşadığım korku var… 23 Nisan resepsiyonunun olduğu bir geceydi… DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinin önünde Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı sorunu vardı… Mesut Yılmaz’ın aday olmak istediği biliniyordu.. O gece resepsiyona katılmadı… Yani Meclis’e gelmedi diye biliyorduk… Ama resepsiyon bittikten sonra saat 22:00 gibi tam ben Meclis’ten ayrılırken bir telefon geldi… “Yılmaz Meclis’te Bahçeli’nin makamında, ikisi görüşüyor” dedi haber kaynağım… Ve ben tek başıma tüm ışıklar kapatıldığı için karanlıkta MHP grubunun bulunduğu kata çıktım. O sırada yağmur yağıyordu ve düzenli şimşek çakıyordu…”

 

"TBMM binasını bilenler beni anlar”

“Arada o şimşekler nedeni ile koridor aydınlandığı zaman yönümü tespit edebiliyordum… TBMM binasını bilenler beni anlar... Çok korkmuştum ve istihbaratın doğru olup olmadığını da bilmiyordum… Yani elim boş o karanlıkta geri dönme ihtimalim de vardı… Fakat Bahçeli’nin makam odasına yaklaştığımda oradan ışık sızdığını fark ettim. Yılmaz’ın içeride olduğunu doğrulattım ve telefon ile canlı yayına bağlanıp anlattım. Sonrasında tüm basın o koridora doluştu ve görüşmeden birkaç gün sonra Yılmaz’ın Bahçeli’ye” adaylığıma destek verin” teklifinde bulunduğu ama reddedildiği ortaya çıktı… Masaya yani haberin mutfağına geçtiğimden beri de -ki haber müdürlüğünden önce 4 yıl editörlük yaptım- zorlu süreçleri bu kez madalyonun biraz da öbür tarafından yaşadım... Ama bunlar şimdilik ekip olarak bizde saklı…

 

Kıbrıslı genç meslektaşlara tavsiyeler…

“Yakın siyasi tarihi birçok kaynaktan okumaları, dünyayı takip etmeleri önemli…  Türkçe’yi doğru kullanmak da bu mesleğin anahtarlarından biri… Sizin anlaşılabilir olmanızı sağlar… Mehmet Ali Birand’ın bizlere öğütlediği ilk şey kısa ve anlaşılır cümleler ile metin yazın olmuştu… Sadece yazmak değil TV habercileri için süreçleri en kısa yoldan en anlaşılır şekilde özetlemek, anlatmak da önemli. Alan hâkimiyeti ve takip edilen haberin tüm detayları hakkında bilgi edinmek vazgeçilmez kurallar. Ve tabi tarafsızlık ilkesi… Şartlar her ne olursa olsun objektif habercilik esastır… Unutulmaması gereken altın kural bu işi kamu adına yaptığınızdır… ”

 

HABERDAR: “CNN Türk’ün web sitesindeki künyende ‘denizi çok sevdiğin ve bir gün mutlaka Kıbrıs’a döneceğin’ yazıyor? Bu dönüş neyi bekliyor?

“Dönmek istiyorum evet… Ama bunun için yapacaklarımı tamamlamam gerek..Aktif iş hayatım sürerken,bir aksilik olmaz ise niyetim Türkiye’de devam etmek..Sonrası için, belki huzura ihtiyaç duyulacak o günler için, Kıbrıs’ta deniz kenarında veya en azından denizi gören bir yerden ev sahibi olmak..Fakat bir yandan da Kaş tutkum var benim.. O da kafamı karıştırıyor… Kaş-Kalkan –Marmaris veya Kıbrıs arasında bir karar vereceğim… Hayat ne getirecek bilmiyorum… Ama hayalim deniz ile içiçe yaşlanmak..Denize duyduğum hasreti bir gün gidermek..Ruhumda maviyi seviyorum”

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ