18 Kasım 2017 Cumartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gün, AYDIN’la aydınlık…
03 Mart 2012 Cumartesi 11:31

Gün, AYDIN’la aydınlık…

Sürekli okurum, sürekli seyrederim ve dinlerim… Benden yaşça küçük biri bile olsa mutlaka söylediklerini dikkate alarak dinlerim. Ondan da öğreneceğim, ya da yakalayacağım bir şeyler vardır.”

Elif ŞEN

Güne erken başlayanların ‘GÜNAAAYYYYDIIIINNN’ sesi O. Enerjik, içten, sıcacık, samimi… İçimizden biri, ailenin gülen, gülümseten üyesi, mahallenin en muzip delikanlısı. Seyrinde giden bir anlatımın ardından beklenmedik bir espriyle gelen kahkaha… Yolda, evde, işte, uyanmış kahveler yudumlanırken ya da henüz gözümüz açılmadan. Ama yıllardır O’nun sesi, hep O’nun sesi…  Sıkılmak mı?

Mümkün değil. Öğrencilik, ilk iş tecrübesi, 30 yaş bunalımları, Pazartesi sendromları, evlilikler, boşanmalar, hüzünler sevinçler, yine mi iş, yine mi okul denilen günlerde hep O. Sabah sabah duyulabilecek en güzel ses.


‘Aydın’la Günaydın’! Tam on sekiz yıldır dinleyicisi O’nu, O’da dinleyicilerini yalnız bırakmıyor. Nasıl başardı, nasıl dayandı, işin sırrı ne değil sorduklarımız. Bizim de yıllardır dinlediğimiz, ilk gençlik yıllarımızdan yetişkinliğimize, bizi büyüten, yalnızlığımızda günaydın diyen Aydın Türksever’le içimizden geldiği söyleştik bu hafta.

 


Radyoculuk serüveni nasıl başladı?

25 yıllık radyocuyum. 7-8 sene İzmir’de radyoculuk yaptım. Ardından Kıbrıs’a gelmemle birlikte mesleğimi burada da sürdürdüm. ‘Aydın’la Günaydın’ın ilk çıkışı 1994-1995 yıllarında oldu. O dönemler teknoloji şimdiki gibi gelişmemişti. İnternet yoktu, özel radyolar ise yok denilecek kadar az sayıdaydı. Bir Show Radyo vardı… Kıbrıs’a gelişim de geri dönerim diye oldu. Fakat eşimle tanışınca kalmaya karar verdim. Benim geliş tarihim, Bayrak Fm’in yeni kurulduğu döneme denk geliyor.  Sınav açıldı; ben de katıldım. 127 kişinin katıldığı sınavda seçilen 6 kişi arasında ben de vardım. 3-4 ay süren eğitim ve derslerin ardından bizi koltuğa oturttular. Aydın’la Günaydın da böylelikle başladı.  18 yıldır radyo programı yapıyorum ve ülkedeki en eski radyoculardan biri de benim.

 

“Radyoculuk büyük bir tutku”

Özellikle Türkiye’de örneklerini görüyoruz. Radyolarda yayın yapan eski radyocular, özel kanalların çoğalmasıyla televizyona geçiş yaptı. Okan Bayülgen, Beyazıt Öztürk en bilinen örneklerden… Siz de oldukça başarılı ve uzun soluklu yayın yapan bir radyo programcısısınız. Televizyona geçişi hiç düşünmediniz mi?


Benim de televizyonculukta bir tecrübem oldu. 9 ay boyunca hafta içi her gün program yaptım. Haftada beş gün canlı yayında olmak pek de kolay bir iş değil. Televizyonda yayın yapmak bambaşkadır tabii ki. Ama radyo inanın çok büyük bir tutku. Radyoda program yaparken tamamen özgürsün. Sabah çok erken kalkar, işime giderim. 06.30’da stüdyoda olurum. Hazırlıklarımı yapar, küçük metinler hazırlarım.


Programım için önceden mutlaka, filmler görüntüler izlerim; bunları da dinleyicimle paylaşırım. Sürekli okurum, sürekli seyrederim ve dinlerim… Benden yaşça küçük biri bile olsa mutlaka söylediklerini dikkate alarak dinlerim. Ondan da öğreneceğim, ya da yakalayacağım bir şeyler vardır.

 


Kıbrıs’ta radyoculuğu hep aynı kurumda yaptınız. Bayrak Fm bir devlet radyosu. Devlete ait yayınları yapan televizyon ve radyolarda her zaman ciddiyet çok daha ön plandadır. Belirli kalıplar ve prensiplerle yayınlar hazırlanıp sunulur. Siz bu tür zorluklarla hiç karşılaştınız mı?

Benim yaşadığım süreçte her şey kendiliğinden oldu. Kendimi hiçbir şeye zorlamadım. Neysem o olacaktı. Ve oldu… İlk zamanlar elbette zorlandılar. Hatta eleştirildim bile. Ama zamanla beni eleştiren, beğenmeyen üstlerim beni ailecek severek dinlediklerini belirttiler. Devlet kanalında yayın yapıyorum ama bir yandan da özgürüm. Bu çok önemli. Ben devlete ait radyoda program yaparken ince  göndermeler de yaparım. Ama kurumda görevli bütün amirler ve yöneticiler bilirler ki sınırları aşmam, hakaret boyutunda konuşmam. Eleştirilerimin dozunu ayarlarım. Tüm bunlar aynı zamanda güveni de beraberinde getiriyor. Devlet radyosu olmasına rağmen ben bütün yayınlarımı özgürce yapabiliyorum.

 

Bir radyocunun yayın esansında, başına gelebilecekler arasında en çok korktuğu şey nedir?  


Bu soru genel olarak yanıtlayamam. Ama kişisel cevap verecek olursam teknik bir korkum yok. Başımıza gelebilecek her türlü teknik sıkıntıya karşı önlem hazır. Kesinlikle yayın akışını engelleyebilecek bir sıkıntı yaşanmaz. Ancak benim için en büyük sıkıntı bu noktada sesimin kısılması olur. Ama 18 yıldır da hiç kısılmadı. Bunun için elbette ben de dikkatli davranıyorum. Soğuk ve çok sıcak içecekleri içmem.


Dondurma yerken ölçülü davranıp, aşırısına kaçmam. Yemeklerimde öksürtecek gıdalardan uzak dururum. Örneğin çok sevmeme rağmen yayından önce midemi rahatsız ettiği için susamlı şeyler yemem.


Tüm bunlar aslında kendiliğinden dikkat ettiğiniz şeyler oluyor zamanla hayatınızda. Yıllardır hiç değişmeyen alışkanlıklarımdan biri de süttür. Her akşam bir büyük bardak ılık sütümü mutlaka içerim.

 

“Dinleyicilerimiz bizi yalnız bırakmıyor”

Teknoloji, her geçen gün biraz daha insan hayatının merkezinde yer alırken, bir çok değerin de değiştiğine tanıklık ediyoruz. Sadece radyonun olduğu dönemlerin ardından televizyon görselliği beraberinde getirdi. Ardından ise internet, insanların yaşam şekillerini değiştirdi. Bu süreçte radyoculuk da eskisi gibi değil. Daha az dinlenen, popülerliği biraz daha gerilemiş bir durumda. Sizin konuyla ilgili düşünceleriniz neler?

Teknoloji hayatımızın her yerinde artık. Günümüzde ne komşuluk kaldı, ne arkadaşlık ne de dostluk. Sanal dünya, teknoloji hayatın her yerinde ve bu süreçte radyonun eskisi kadar popüler olmadığı doğrudur.


Ama hiçbir zaman bitmeyeceği de bir gerçektir. Yıllardır var olan dinleyicilerimiz, bizi hiçbir zaman yalnız bırakmıyorlar. Teknoloji ve şartlar her ne kadar ilerlerse ilerlesin, bu meslek bitmeyecektir. Bir de Kıbrıs insanının alışmış olduğu şeyler var. Örneğin, aynı çiçekçiye gider, aynı manavdan sebze alır, aynı lokantada yemek yerler. Bütün bunlar dinledikleri radyo ve programlar içinde geçerli. Aydın’la Günaydın yıllardır aynı beğeni ve ilgiyle dinlenmekte.


Radyoculukta sadece sizin sesinizi duyarak hayran olan bir dinleyici kitleniz var. Sizi görmeden, tanımadan sadece duydukları sese ve çalınan parçalara yakın hissediyorlar. Karşılaştığınız dinleyicilerinizin geri dönüşümleri nasıl oluyor?


Bana geri dönüşümler muhteşem oluyor. Onların kafalarında canlandırdıkları biri var. Bir de insanların kafalarında her zaman sesi güzel olan insanın tipi kötüdür gibi bir önyargı var.
Beni görenler şaşırıyor. Yaşını göstermiyorsun diyenler var. Zaman zaman olumsuz tepkilerde alıyorum tabii. Yolda seni dinlerken az kalsın kaza yapıyordum, gülmekten öldük diyenler var örneğin.

 

“Konuk almanın bir cazibesi yok”

Programlarınıza bu güne kadar hiç konuk almadınız. Bunun özel bir nedeni var mı?

Bana göre radyo programlarında konuk almanın bir cazibesi yok. Ben hiçbir zaman programımı, akışımı bölmem. Radyoda konuk almanın bir cazibesi olduğunu düşünmüyorum. Televizyon programlarında konuk olur ama radyoda aynı şey geçerli değil. Ben bir yandan gır gır, şamata yapıyor, bir yandan da insanları bilinçlendiriyorum. Küçücük, insanların önemsemediği, gözden kaçan şeyleri yakalayıp onları programda mizahi bir şeklide dinleyicilerime aktarıyorum. Beni dinleyenler bilir…

 

Programınızda hiç format değişikliğine gitmeyi düşündünüz mü?

15-16 yıl önce gece programı yapmıştım. Orada da yazmış olduğum şiirlerimi dinleyiciyle paylaşıyordum. Ancak sonrasında benim işim sabah programı diyerek yine aynı saate döndüm. Sonrasında da farklı bir format için her hangi bir girişimim olmadı.

 

“70 yaşıma kadar program yapacağım”

Çok uzun zamandır sürdürdüğünüz bir mesleğiniz var. Peki ne zaman bu işe nokta koyacaksınız? Ya da nokta koymayı düşünüyor musunuz?

Ben her on programımım birinde söylüyorum, 70 yaşıma kadar program yapacağım. Çünkü bu meslekte aslolan sesin. Sesin, sensin. Ayağın kırıkta olsa, eğer sesine bir şey olmamışsa yayın devam eder. Ben de 60 hatta 70 yaşıma kadar mesleğimi yapıp, her sabah dinleyicilerimle buluşacağım.

 

Yıllarca yapılan programlarda mutlaka akılda kalıcı anılarınız da birikmiştir. Sizi en çok etkileyen, hiç unutamadığınız ne oldu?

17 Ağustos depreminden bir gün önce sabah programım vardı. İnternetten yayın yapmaya da o zamanlar yeni başlanmıştı. Çok sevdiğim, Türkiye’de donanmada görev yapan bir dostum programı dinlemiş ve hemen ardından da beni aramıştı. Uzun zamanlardan sonra ilk defa görüşmüştük. Konuşmamızın ardından o büyük felaketin yaşandığı deprem yaşandı. Öğrendim ki, ölmüş. Bulunduğu askeri birliktekiler haricinde, son konuştuğu ben olmuşum. Uzun bir süre kendime gelemedim. Kendimi suçladım. O’na uğursuz geldiğimi düşünerek büyük bir sıkıntı içerisine girdim. Psikolojim bozuldu. Evimiz ikinci kattaydı ve oğlum henüz ikinci kattaydı. O kadar bir etkilenmiştim ki her an deprem olacak gibi hissediyordum. Çok zor bir dönemdi ve yaşananlara çok üzülmüştüm.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ