23 Haziran 2017 Cuma
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Görülmeye değer!
10 Nisan 2011 Pazar 20:39

Görülmeye değer!

Onlarca efsaneye konu olmuş, şifalı sularıyla nam salmış doğal bir mağara..

AYŞE BULUT

 

Karpaz Bölgesi, doğal güzelikleri ve doğal mağaraları ile her zaman turistlerin ilgisini çeken bir bölge olmasının yanında bünyesinde barındırdığı doğal güzellikleri de onlarca efsaneye konu olmuş bir bölge.

 

Karpaz’da halk dilinde “Galahdini Mağarası” olarak da bilinen Memeler Mağarası, Yenierenköy ile Yeşilköy arasında, deniz kenarında yer alan ve çok sayıda efsaneye de konu olan bir mağara. İşte bu mağaranın bugüne değin dile gelmiş ancak bilinmeyen efsaneleri de gün ışığına çıktı.

 

Denizin hemen yanı başında yer alan tatlı su kaynakları yanında, yatağını deniz suyu ile doldurmasına rağmen suyunun tatlılığı bakımından da ayrı bir öneme sahip Memeler Mağarası’nda çeşitli boyutlarda ve memenin yer alması önemini daha da artırıyor...

 

Mağara ile ilgili bugüne kadar anlatılan ve Mustafa Meraklı ile Hasan Karaokçu tarafından 1995 ve 2008 yıllarında araştırılarak, ortaya çıkarıldı ve kaleme alındı. Araştırmacıların, 76 yaşındaki Mustafa Ceylanlı, 64 yaşındaki Ayşe Ceylanlıve Sipahi köyü Rumları tarafından anlatılan efsane ve bilgilerin geleceğe aktarılmasında da büyük katkılar ortaya koydu...

 

Mağara görülmeye değer

Deniz kenarında bulunan mağaranın ağzı dar olduğu için birçok kişinin aynı anda mağaraya girebilmesi zor. Mağara iki bölümden oluşurken, bir bölümünde özellikle çeşitli hayvanların meme sarkıtları insanı hayrete düşürüyor. Mağara içerisine deniz suyu dolarken, özellikle içerisinde tatlı su olması da dikkatlerden kaçmıyor. Mağara tavanından sarkan çeşitli memelerden bazılarından tuzlu bazılarından ise tatlı su akıyor. Mağara yüzeyi çok düzgün olmamasına rağmen, kaygan ve ıslak. Mağarada tavanından sarkan meme sarkıtlarının efsaneleşmiş olayları anlattığı kaydediliyor.

 

Memeler Mağarası

(Galahdini)Efsanesi

(Derleyen Mustafa MERAKLI-Hasan KARAOKÇU - Gözlem ve Foto: Hasan KARAOKÇU- Derleme yılı: 1995-2008)


“Çok tanrılı inançların yaygın olduğu dönemlerde Karpaz bölgesinin çok çalışkan bir halkı varmış. Geçim kaynakları da o dönemlere göre tarıma dayalı hayvancılıkmış. Bölge halkı kendilerine nimet sağlayan hayvancılığı çok severlermiş.

 

Hayvanları ile yatıp hayvanları ile kalkıyorlarmış. Çocukları gibi onları severlermiş. Hayvanlarında hastalık baş gösterdiğinde çok üzülürler, iyi iseler çok sevinirlermiş.

 

Bu nimetleri onlara bahşetmesinden dolayı  her zaman dua edip şükreder ve tanrılara itaat gösterirlermiş. Sahip oldukları hayvanlar hep memeli hayvanlarmış. Ulaşım için at ve eşek, etinden, sütünden, yününden vs. faydalanmak için de keçi, koyun, inek ve domuz besliyorlarmış. Sadık dostları köpekler ise koruyucu olarak onlara eşlik ediyorlarmış.

 

Her şey diledikleri gibi gittiği için bu cennet gibi yerde gönüllerince yaşıyorlarmış. Gel zaman git zaman bölge insanı nankörleşmeye başlamış. Tanrılara itaatı bıraktıkları gibi, tanrıların kendilerine sunduğu her türlü nimete değer vermez olmuşlar. Doğanın bitmez tükenmez kaynaklarının sonsuz olduğunu zannetmişler. Hastalanan hayvanlarını ise “Nasıl olsa çok var uğraşmaya değmez” diyerek iyileştirme yönüne gitmeden onları oracıkta öldürürlermiş. 

 

Büyük tanrı, bu nankörlüğe bir son vermeye karar vermiş. Bir gün Bereket Tanrısı (Priapos)’u yanına çağırarak, bölgedeki üremeyi ve bereketi sonsuza kadar durdurmasını emretmiş. Kendi kendine çareler düşünen Bereket Tanrısı’nın aklına hayvanların ve insanların üremesini durdurmak gelmiş. İlk olarak tüm canlıların sütlerini kesmiş. Deniz kıyısında bulunan bir mağaranın içersinde de insan memeleri yanında, küçükbaş ve büyükbaş hayvan memelerini yapıştırarak taş kestirmiş. Ardından da bölge halkına seslenerek; “Aklınız varsa bu mağrayı bulur memelerden akan sudan içer ve nesillerinizin yok olmasını önlersiniz” demiş. Ama hiçbir canlı buna itibar göstermemiş. 

 

Zaman geçtikçe tüm canlıların memeleri hastalanıp sütleri kesilmeye başlamış. Sabah uyanan tüm yavrular annelerinin memelerinde süt bulamadıkları için ağlayıp bağrışmaya başlamış. Hayvanların sütü de kesilince bölge halkı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış. Perişan bir duruma düşen bölge halkı ne yaptıysa, ne ettiyse bu duruma bir çözüm bulamamış.

 

Bölgede hayvancılıkla uğraşan  yaşlı bir ihtiyar bir gün gezine gezine rastgele mağarayı bulmuş. Heyecanla yavaş yavaş mağaranın içerisine girmiş. Bir de ne görsün yüzlerce kadın yanında küçükbaş ve büyükbaş hayvan memesine benzer kayalar. Bunlardan da damlayan sular. Birden aklına Bereket Tanrısı’nın sözleri gelmiş. Küçükbaş hayvan memelerini andıran kayalardan akan suyu bir kaba doldurarak evine dönmüş. Bu suyla kalan 3-5 hayvanının memelerini yıkamış. Kısa süre sonra hayvanların sütleri yeniden gelmeye başlamış. Büyük bir sevinç yaşamış. Bu durumu tüm komşularına anlattıktan sonra tüm bölge halkı duymuş. O günden sonra sütleri kesilen kadınlar yanında, hayvanlarının sütü kesilen çobanlar mağraya akın etmeye başlamışlar. Suyu alıp memelerine sürülen kadınlar, hayvanlar iyileşmeye başlamış. Böylelikle bölgedeki insan ve hayvan neslinin tükenme tehlikesi ortadan kalkmış.”

 

“Çok mühimdir o mağara”

Bu inanış daha sonra devam ederek günümüze kadar gelmiş. Karpaz yarımadasında bulunan Esenköy’de hayvancılıkla uğraşan 76 yaşındaki Mustafa Ceylanlı, bölge halkının söz konusu mağaraya “Galahdini Mağarası” dediklerini belirtiyor. Mustafa Ceylanlı, 1960’lı yılların sonlarına kadar bölgede hayvancılık yapan  gerek Rumların, gerekse Türklerin sütleri kesilen hayvanlarını iyileştirmek için bu mağaraya giderek memelerden damlayan sulardan aldığını ve yıkanan hastalıklı memelerin iyileştiğini  anlatıyor.


Mustafa Ceylanlı konuyla ilgili anılarını şöyle dile getiriyor: 
 

“Ama siz da duydunuz, çok mühimdir o mağara. Biz oraya Galahdini derik.  Süt veya süt kabı manası taşır. Biz eskiden farz edelim ki goyun veya keçilerin memesi fena olurdu ağrırdı, sütü kesilirdi. Yüklerdik keçiyi ya da goyunu eşeğin sırtına taa bundan Galahdini mağarasına kadar giderdik. Mağaraya girer götürdüğümüz goyun ise goyun, keçi ise keçi memesine benzer taşları bulurduk. O taşlardan akan suyu kaba doldurur orada hayvanın memesini yıkardık. Ta köye gelelim iyileşirdi.” 

 

“Her şeye faydası varmış bu suların...”
 

1995 yılı Mayıs ayında konuştuğumuz Sipahili bir Rum çoban ise mağarayla ilgili anısını bize şöyle dile getirmişti:


“Ziyamet köyünde yaşayan  ihtiyar bir papaz vardı. Koyunu keçisi yoktu ama eşeğine biner mağaraya giderdi. Ben de “Hade bizim hayvan var da gelirik. Sen napmaya gelin bu mağaranın içine?” diye incidirdim gendini. O da gülerek “Her şeye faydası varmış bu suların. Bu yaştan sonra biraz zor ama. Bir umut biz da gelirik” diye cevap verirdi. Boşuna dememişler çıkmayan candan umut kesilmez diye.


 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ