24 Kasım 2017 Cuma
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gerçek komedi Meclis’te!
01 Temmuz 2013 Pazartesi 09:38

Gerçek komedi Meclis’te!

Tiyatro sahnemizin usta isimlerinden Osman Alkaş konuk oldu bu kez sohbetimize

İsmet Özgüren

Fotoğraflar: Onur Evrensel

Tiyatro sahnemizin usta isimlerinden Osman Alkaş konuk oldu bu kez haftasonu sohbetimize. Yıllardır yuttuğu sahne tozunun deneyimiyle ekran karşısında ülke insanının gururu olan ve bizleri Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nda ağırlayan Osman Alkaş’la hem sanatı hem de ülkenin içinde bulunduğu durumu konuştuk. Sanattan siyasete her konuda görüşünü aldığımız Alkaş, üç yıl boyunca başarıyla rol aldığı “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” dizisini ve  bundan sonra Tiyatro, Televizyon ve Sinema adına hedeflerini de anlattı bizlere.

Sohbetimizde sanatçı gözüyle baktığı ülkesinde ahlâk, namus, saygı, sevgi ve dayanışma gibi değerlerin kaybedildiğine dikkat çeken Osman Alkaş ‘Tam anlamıyla dibe vurmuş durumdayız’ yorumunu yaptı. Gerçekleri bir tamam yansıttığı cümleleri kimi zaman ziyadesiyle düşündürürken bizleri kimi zaman da hüzünlendirdi...

 

“Tam anlamıyla dibe vurmuş durumdayız”

Sanatçı duyarlı ve topluma yön veren adamdır. Bir sanatçı olarak memleketin halini nasıl görüyorsunuz?

Gazetelere baktığımız zaman, haberleri dinlediğimiz zaman görüyoruz. Yaşananları özetlemek gerekirse tam anlamıyla dibe vurmuş durumdayız. Ne ahlak kaldı ne namus kaldı, ne saygı kaldı ne sevgi kaldı ne de dayanışma kaldı. Adamın biri çıkıp mecliste bir milletvekili elinde paralarla ben rüşvet aldım diye açıklama yapıyor. Hakkında bir sürü soruşturmalar açılıyor. Kendi de dahil herkes mahkemeye başvuruyor. Vatandaşın da kafası karışıyor. Yani tam anlamıyla dibe vurmuş durumdayız. Önemli olan şu an içinde bulunduğumuz durumdur ve ne yazık ki içler acısı bir durumdayız.

 

Tam da bunları sahnede yansıtıyorsunuz…

Yaşar Ersoy’un derleyip yönetmenliğini yapıp oynadığı “Kabare Kıbrıs” oyununu Aralık ayında oynamaya başladık. Fuayede bir gazete sergisi vardır. Oradaki gazete sergisinde memlekette olanları ifade ediyoruz. Fazladan bir şey yazmadık biz oraya. Sadece olanları montajladık. Vatandaş geldiği zaman da ‘tam da bizi söylüyorsunuz, tam da memleketin halini anlatıyorsunuz’ diyor. Kapalı gişe de oynuyoruz. Sanat açısından baktığınız zaman seyircisi bol eğlenceli ve keyifli bir oyunumuz oldu ancak toplum olarak baktığımız zaman aslında yüz karamızdır. Böyle bir oyunda birçok seyirci oyundan çıktıktan sonra halimize acıdım, gözlerim yaşardı, gülemedim bile diyen seyirci çoktur. Aynı zamanda o kadar da acıdır. Zaten Kabare oyununun özelliği odur; bir konuyu büyüteç altına alarak o büyüteç vasıtasıyla seyirciye bir kez daha gösteriyorsunuz. İçinde bulunduğumuz durum tam Aziz Nesin’lik, tam mizahlık bir durumdur. Hani usta senaristler oturur, orda hırsızlık, çatışma, mafya, saldırganlık bulur aynen onun gibi bir şey… Memlekete baktığınız zaman kendi çocuğuna tecavüz edenler, kumar borcundan dolayı intihar edenler, dolandırıcılık yüzünden birbirini vuranlar, trafik kazaları ölümler yaşanıyor. Onun için memleket tam yangın yeri.

 

Malzeme açısından baktığımızda sanatçının zorlanmayacağı malzeme bolluğu var. Sanatçı duyarlılığı ile baktığınızda ise  yaralayan bir durum yok mu?

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu olarak çok cesur oyunlar da yaparak seyirciye sunmaya çalışıyoruz. Ancak artık öyle bir noktaya geldik ki bir çığlık atalım, bir isyan edelim, ayağa kalkalım bir hesap sorun demek zamanıdır diye düşünüyoruz. Sanatçı sadece bu yaşananlardan acı çeker, olanlardan eğlenceli bir oyun ortaya çıkarır ve seyirci toplar meselesinin ötesinde sanatçı bir aydın sorumluluğu gereği insanlara da “Ey insanlar bunları yaşıyorsunuz, bunları unutmayın, gelin oturun bir şeyler yapalım” diyen insandır da aynı zamanda. Biz bu oyunumuzda bu çağrıları yapan ve sanatçı aydın sorumluluğuyla yapan bir ekibiz. Mesela Mağusa’da oynadık ve seyirci neden daha fazla temsille gelmiyorsunuz diye çağrıda bulundu. Şimdi aynı şey Girne’de de başımıza gelecek. Bu oyunu 5 ay kapalı gişe oynadık.

 

“Meclis kanalının reytingleri arttı”

Yüce Meclis Belediye Tiyatrosu’na rakip midir bugünlerde?

Doğrusunu isterseniz meclis kanalının seyircisi artmıştır. Çünkü son zamanlarda gerçek komedi orada yaşanıyor. Kabare oyununda güncellemeler yapılır. Yaşanan olaylara göre yenilikler getirilir. Mesela bizim Mağusa’da oynadığımız oyun ile Girne’de oynadığımız oyun farklı olacak. Ekleyeceğimiz, düzenlemeler yapıp da oyunda gerçekleri vurgulayacağımız birçok olay çıktı son hafta içerisinde. Yani farklı bir oyun olacak.

 

Liderlerimiz en büyük hatayı yaptı

74’ü yaşayan bir insan olarak, o zaman verilen mücadeleler ile biz o zaman bunu mu murat etmiştik?

Kesinlikle kimse bir savaşa girerken daha kötü olurum diye bir savaşa gitmez. Daha iyi olurum diye savaşa girer. Ne yazık ki Kıbrıs Türkü savaşa girip çıktıktan sonra başka bir ülkenin egemenliğini kendi eliyle kabullendi yöneticileri vasıtasıyla. Bu bir ülkenin başına gelebilecek en büyük tehlikelerden ya da yanlışlardan birisidir. Başka bir ülkenin, bu dost bir ülkede olsa, tırnak içerisinde söylüyorum anavatan da olsa, başka bir ülkenin hegemonyası altına girmek, onun iradesini kabullenmek kendi iradeni yok saymak olur. Kıbrıs Türkü’nün 74 Barış Harekatı’ndan sonra ilk yaptığı şey bu oldu. 80 yılında kuruldu Belediye Tiyatrosu. Biz o zamandan hep onu söylüyoruz. Anavatan ilişkiler, kan bağıydı kardeşlikti, ben bunları şoven anlamda söylemiyorum. Evet inkar edilmez bir kan bağımız vardır, ilişkilerimiz vardır, dünyaya açılma kapımızdır. Ama o ülkenin hegemonyasını kendi ülkende kabul etmek, başkasının iradesiyle yaşamaya çalışmak yapılabilecek en büyük hataydı. Ne yazık ki bizim liderlerimiz en başından beri bunu yaptılar.

 

“Aksırması bizi zatürreden öldürür”

Bir ev düşünün ki benim evimde koltuğumu ben seçerim, uyku düzenimi, yeme içme saatlerimi ben belirlerim. Ama bizim yaptığımız, bakası geliyor tamam sen bu koltuğu çok seviyorsun ama bu koltuğu kaldır, buraya sandalye koy, buraya yatma bu saat uyuma diyor. Bizi istediğimiz bir yaşam biçimi geliyor. Bu da doğaldır. Çünkü Türkiye çok büyük bir ülke 75 milyonlara ulaşmış bir ülke. Elbette ki o kocaman ülkenin aksırması bizi zatürreden öldürür. İstesek de istemesek de müdahil oluyorlar. Buraya gelen insanlarıyla, yaşam biçimleriyle, ekonomik ilişkileriyle müdahil oluyorlar. Büyük balık küçük balık meselesi. Bu nasıl olabilirdi; ‘Tamam arkadaş ben geldim sana yardımcı oldum, ben seni adanın bir tarafına topladım. Bir miktar da askerim kalır burada. Buyurun burada barış içerisinde yaşamanız için ben size gerekli altyapıyı hazırlıyorum, antlaşmaları yaparım bitiririm ondan sonra ben buradan giderim’ denmesi gerekirdi. Bu denmediği için dünya artık işgal edebiyatına başladı. Şimdi artık Türkiye burayı işgal etmiş gibi görünüyor ki gerçekten de fiiliyatta böyle bir durum söz konusu olmaya başladı. Dolayısıyla bu yapılan en büyük yanlıştır.

 

Kıbrıs’ta bir sanat hareketi var...

Yakın zamana kadar Türkiye’de çok popüler bir dizide büyük bir rol üstlendiniz. Ülkemizde zaten çok tanınmış bir tiyatro sanatçısıyken bir anda Türkiye’de çok tanınan bir oyuncu oldunuz. Nasıl gelişti bu süreç?

Daha öncesinden de Kıbrıs’a gelip de burada çekilen bazı dizilerde, bazı bölümleri burada çekilen dizilerde oynamamı istediler, teklifte bulundular ama bizim Belediye Tiyatrosu sorumluluğumuz, topluma karşı bir sorumluluğumuz vardır. Ben o görevlerden dolayı zamanında o teklifleri kabul etmedim. Ama emekli olduktan sonra, biraz daha rahatladıktan sonra tamam bir de bunu deneyeyim dedim ve yapıştı kaldı üstüme. Sanatçı ne iş yaparsa yapsın, tiyatro sanatçısı kamera önünden de geçmeli, resim sanatından da anlamalı, müzikten de anlamalı. Yapmalı demiyorum, ama anlamalı.

Özellikle sahne sanatçılarının, hele bir de söyleyecekleri bir şey varsa kamera karşısında kendisini ifade etmesi de gerekiyor. Böyle bir durumda birisi olabilmek için de biraz popülerlik, biraz tanınmışlık, biraz yaptıklarıyla bilinen insanlar olması lazım. Dolayısıyla ben Türkiye’deki dizide bu kadar tanınmış olmasaydım, belki bu kadar çok insan gelip benimle röportaj yapmayacaktı, düşüncelerimi bu kadar çok insanla paylaşamayacaktım. Yani bu işler öyle yarıyor.

 

“Sadece tiyatroyla sınırlı değil”

Kıbrıs’ta bir sanat hareketi var ve bu sadece tiyatroyla sınırlı değildir. TV programlarında yapılan söyleşilerde, ya da sanatçıların kendi yaptıkları çalışmalarda ortaya çıkıyor. Yeter ki topluma bir şeyler anlatabilecek bir şekle getirmelisiniz onu. Bu çalışmaları eğer kafadan atmaz, popüleritelik peşinde, zengin olmak, ünlü olmak peşinde koşmazsanız, bu sizin mesleğinize bağlı olduğunuz kuruma daha fazla yarar getirir. Git gel, hem burada hem orada çalışmak çok zor oluyor. Ancak bu benim mesleğim ve bunu seçerken, ben topluma bir şeyler söyleyeceğim, benim kendimle toplumumla derdim vardır, dünyada yaşananlarla ve çevreyle ilgili dertlerim vardır. Bunları söyleyebileceğim ve dile getirebileceğim bir yerdir tiyatro. Diğer araçları da kullanarak bunları söylemeyi yaygınlaştırmak istiyorum.

 

Tiyatro mu daha keyifli?

Tiyatronun keyfi tadı, TV’de kamera önünde yok. O karşılaştırma bile kabul etmez. Yalnız farklı yönleri vardır. TV’de oynadığın zaman seni 10 milyon insan seyrediyorsa, tiyatroda bunun sayısı 300-500’dür. Diğer taraftan popülariteden dolayı kişisel tatmin daha ağır basabilir, bu tarafta da yaptığınız işten dolayı tatmin olursunuz. Çünkü tiyatro bu işin babasıdır, er meydanı sahnedir. Mankenler de çıkar TV’de oynar, yoldan geçen adamı da çağırırlar meşhur ederler… önemli olan şunu kaybetmemek gerek, ben sanatçıysam, bağlı olduğum kuruma, toplumuma, benim gibi düşünen insanlara benim o kullandığım araç vasıtasıyla daha çok seslenmemi sağlamasıdır.

 

Türkiye medyasından sürekli oyuncular çok yüksek rakamlar aldığına dair haberler okuyoruz. Sizin de rol aldığınız ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ dizisi 3 yıl sürdü. Şu an Osman Alkaş zengin bir tiyatro sanatçısı mıdır?

O duyduğunuz büyük paralar alıyorlar söylemi  asparagas ve şişirmedir. Oyuncunun piyasasını arttırmak için kendinin veya ajansının uydurduğu ya da gazetecilerin abarta abarta yazdığı şeylerdir. Duyduğunuzun ancak yarısına inanın. Büyük TV ve sinema projelerinde bazı oyuncular iyi para alıyor ancak onlar yalnızca başrol oyuncuları. Baş altı dediğimiz oyuncular asgari ücretin belki biraz üstü rakamlara çalışırlar. Osman Alkaş gönlü zengin bir adamdır. Tabii katkıdır ama onun dışında çok büyük şaşa ve paralar söz konusu değil.

 

Son günlerin popüler kavramı tükenmişlik sendromu. Bir sanatçı o moda nasıl gelir. Bu hızlı tempo sanatçıyı o noktaya taşır mı?

O hızlı tempo sanatçıyı o noktaya taşıyabilir çünkü şartlar çok zor ve ağır. Mesela önceki günlerde 4’te 1 sayfalık bir sahnem var. Hatta iki repliğim var. Biz bu sahneyi akşam saat 6 buçuktan sabah 6 buçuka kadar 12 saat çektik. Bu tükenmişlik sendromu sadece uzun saatler çalışmak değil. Mesela sete gidiyorsunuz, kostümünüzü ve makyajınızı yaptırıyorsunuz, elinizi yüzünüzü yıkayamazsınız, aman oturmayım pantolon kırışmasın, aman bir şey dökülmesin diye özen gösteriyorsun. Yani düğünde damadın ve gelinin bazen 20 saat durduğunu düşünün. Bunun yanında oyun stresi de var. Genelde filmler dar yerlerde, ambarlarda ya da açık havada çekildiğinden onun üstüne bir de soğuğu ya da sıcağı ekleyin. Bu her gün olmaya başlayınca da insanın ne özel hayatı, ne sosyal hayatı kalır ve kendine ayıracak zamanın kalmaz. O insanlar da biraz fazla para kazanmış olabilirler ancak o parayı harcayacak da vakitleri kalmaz.

 

“Her alanda ülkede bir başıbozukluk var”

Ülkemizde en fazla eleştirilen nokta KKTC’de bir kültür sanat politikasının olmaması. Sanatçıların güvenceleri yok, ve gelecek kaygısı içerisinde. Kemal Tunçlar, Yücel Köseoğulları nur içinde yatsınlar bunları yaşayarak göçüp gittiler. Böyle koşullarda ve böyle bir ülkede sanat icra etmek nasıl bir sanat?

Tabii ki zor. Devletin politikası olmuş olsa, sanata destek olmuş olsa, bina yapsa, altyapısını desteklese, o zaman tamam belki rahata erersiniz. Ülkedeki kötü koşullar aslında sanatçıyı besliyor ve biraz daha yaratıcılığını arttırıyor. Şimdi yaratıcılığımız artsın diye her şey kötü olsun, berbat olsun diye bir isteğim de yok tabii ki. O zaman da sanatçılar başka sorunlarla boğuşur. Acı olan şudur ki dünya artık bir yerlere gitmiş özellikle de batı. Doğu da aslında böyledir. Çin’e ya da Japonya’ya baktığınız zaman sanatın çok özel bir yeri vardır. Biz de deyimler o kadar boş ki  sanat değil ekonomi de boş. Ekonomi, kültür ya da sağlık politikamız da yok. O zaman bekliyoruz ki dışarıdan birisi gelsin tamam siz bırakın ben bunu yaparım. Ben size su da getiririm, baraj da getiririm… Çiftçiye ben size portakal da getiririm, zeytin de getiririm ne ekeceksiniz diyen tarım bakanı biliyorum. Öyle bir ülke olduğumuz için sanata değer verilmiyor.Belediye Tiyatrosu, taş, toprak, çakıl, yaz, kış demeden oturdu tırnaklarıyla böyle bir bina yaptı, böyle bir kadroya ulaştı ve çalışmalarımıza devam ediyoruz. Ama gönül arzu ederdi ki, devletin sanat politikası olsun, devletin tiyatrosu da olsun, devletin resmi sanat kurumları da olsun. Ancak sanata müdahale etmeyen bir yöntem uygulansın. Batının yaptığı o şu anda. Sanatı özerkleştiriyor. Sanatçılara diyor ki alın şu kadar para ve altyapı, batıda belediyenin binalarını kullanın diyor. Ben size verdiğim paranın hesabını nereye harcadığınızı sorarım diyor. Dünyanın her tarafındaki gelişmiş ülkelerdeki yöneticiler böyle yapıyor. Ancak bizim ülkemizde ne para verirler, ne alt yapı yaparlar üstüne üstelik bir de karışırlar da… Beni maskara etmeyin, benim için güzel şeyler yapın diye… Gazetecilikte de öyle değil midir? Birisi için bir şey yazdığınızda hemen telefonlar gelir… Her alanda ülkede bir başıbozukluk ve orman kanunları var. Burayı gözümüz gibi koruyarak, sanatçıya karışılmaması gerektiği felsefesinden hareketle kimseyi karıştırmadan bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Ne kadar gider ne kadar götürebiliriz, bu ülkede kültür sanat daha ne kadar gider onu da bilemiyorum ama iyiye gitmediği ortada…

 

“Çırpınmazsan pislikten nasıl kurtulursun?”

Bir ay sonra bir sandık var. Çağrılar var seçimleri boykot edin gibi… Vatandaş seçimde ne yapacak, ne yapmalı?

Değerler, onur, gurur yerlerdeyken daha iyi bir meclis çıkacağını düşünmüyorum. Biz vatandaşlar olarak onları seçiyoruz ve buna neden oluyoruz. Eğer oy verecek insan bir vatanseverse ve kendi görevini de en iyi yapmaya çalışacak bir insansa, ülkesine sahip çıkmak istiyorsa, gençlerinin ve çocuklarının geleceğini kurmak istiyorsa en azından son senelerde yaşananları değerlendirir. Bu yaşadıklarımıza üç aşağı beş yukarı kimlerin sebep olduğunu, neden böyle olduğumuzu değerlendirir ve ona göre gider sandığa oyunu verir ve değiştirmeye çalışır gerekir diye düşünüyorum.

 

Böyle hareketlerden kaçıılmalı

Ben kusmuk torbasına kusarım, küfür yazarım oy pusulasına gibi hareketler kaçmaktır. Bunlar vatansever, geleceğini iyi kurmaya çalışan kişinin yapmaması gereken şeylerdir. Seçim günü gidip sandıkta, bunlar bunu yaptı, şimdi bunlara bulaşmayan kimler var diyerek seçimimi yapıp oyumu veririm. Vermek zorundayım da. Aksi takdirde sahne üzerinde yaptığımız oyunlar, söylediğimiz sözler, ne oluyor bu memlekete diye sorduğumuz sorular havada kalır. Bunu düzeltmek bizim görevimizdir. Ben mecliste seçilecek olan insanların da tamam biz artık ülkeyi düzeltiyoruz deyip düzelteceklerini düşünmüyorum. Rüşvetti, adam kayırmaydı, partizanlıktı, bölgecilikti, dış ve iç baskılardı… Bunları ben bir sanatçı ve aydın olarak düşünür ve dersem ki bize çalışabilecek dürüst adam lazım diye. O zaman sandığa giderim ve dürüst adamları seçerim. Bunu yapmadığı zaman da insanların şikayet etmeye hakkı olmaz. Ya kaçacaksınız bu memleketten, ya da oh benim memleketim güllük gülistanlık diyerek, pisliğin içinde oturup dalgalanmasın da pislik burnuma kaçmasın diye oturup beklemek lazım. Şu anda yaptığımız odur. Buradan kurtulabilmek için çırpınmazsan nasıl kurtulacaksın.

 

“Godo gelecek!”

Birçok anlam yüklediğimiz   Kıbrıs Sorunu çözülür mü? Çözülürse de gerçekten dünya vatandaşı olma anlamında bizim için bir umut olacak mı?

Godo Beklerken diye bir oyun vardır. Godo geldiği zaman her şey şey olacak. Nedir ama o şey. Biz o şeyin de ne olduğunu bilmiyoruz. Derdimizin esasının nereden kaynaklandığını bilmiyoruz. Bize yıllardır dediler ki, orada bir şey vardır ve o şey gelecek ve bizi kurtaracak. Herkes o şeyi şeyeder. Aynen öyle bir umuttur. 2004 yılında Annan Planı döneminde insanlara dediler ki orada bir şey var, o gelecek bizleri kurtaracak dedi. İnsanlar da o dönemde baktığınız zaman homojen bir topluluk değildi. Sağcısı da vardı, solcusu da, yaşlısı da, genci de vardı. Vatandaşın büyük bir kesimi savruldu gitti oraya. Neden çünkü o şey gelip şey edecekti bizi. Ancak o şey geçtikten sonra anladık ki o şey bizi şeyedemedi. O zaman başka bir şey beklemeye başladık. Büyük devletler, anavatanlar, yeni AB anavatanımız, ABD babavatanımız, açısından baktığımız zaman da şöyle bir durum ortaya çıkar, bir fıkra vardır. Avukat olan baba oğlu büyüyüp avukat olunca işleri ona devreder. Oğlu bir gün çıkıp gelir ve ‘Baba hani senin 35 senedir bitiremediğin bir dava vardı onu ben bir günde bitirdim’ der. Baba da Allah cezanı versin. Ben o davayı aldım evlendim, mal mülk edindim, sizi yetiştirdim sen kalkıp bir günde o davayı bitirdin’ demiş. İşin bir de bu tarafı vardır. Bu dava biterse avukat işsiz kalacak. Onun için avukata iş lazım. Bu dava biterse analarımız babalarımız işsiz kalacak. Onlar mı bitirecek bu davayı yoksa bekleye bekleye biz mi biteceğiz?

 

“Çıkarları üzerinden çözüm ortaya atıyorlar...”

Başta ABD olmak üzere, dünyanın jandarması olan ülkeler kendi çıkarları üzerinden bir çözüm ortaya atıyorlar. Bu çözüm petrola sahip olmak, ulaşım yollarına sahip olmak, yer altı ve üstü zenginliklerine sahip olmak. Bunlara sahip oldukları anda ve kendi vatandaşları doyduğu anda bu iş biter. Yeter ki burası kendi istedikleri gibi revize edilsin. Arap Baharı dediler bütün Akdeniz yandı kavruldu yönetimler değişti Amerika babamız gitti Petrolun başına oturdu. Rum tarafı petrol buldu, Türkiye ben de payımı isterim diyor. İsrail, İngiltere ve Amerika girdi işin içine. Yani bazı şeyler paylaşılıyor. O paylaşılanlardan bize de bir şeyler düşerse biz de yiyeceğiz.

 

“Teklifler var değerlendireceğim”

Yeniden dizi ve film sektörüne dönelim. Bir dizide ya da filmde oynama projeniz var mı?

Kıbrıs’ta çekilen bir filmde küçük bir rol var. Sırf Kıbrıs’ta çekildiği için ve söylemi doğru olduğu için o filmde oynadım. Mesajı sağlam güzel bir film olduğu için kabul ettim. Temmuz başından itibaren yine Türkiye’de çekilecek olan bir sinema filminde görev alacağım. Dizi teklifleri var, ajansımla birlikte değerlendiriyoruz. Herhalde önümüzdeki sene bir dizide oynayacağım.

 

Belediye Tiyatrosu devam edecek mi?

Özellikle dizide yaptığım sözleşmelerde mutlaka koyduruyorum. Ben tiyatroda prova günlerimi ve oyun zamanlarımı da mutlaka sözleşmeye koyduruyorum. Doğrusunun da o olduğunu düşünüyorum. Burası bizim çocuğumuz. Burayı bıraktığım anda zaten oyuncu sıkıntısı çekilen bir yerde bir oyuncu gittiği zaman burası sakatlanır. Devam eder etmesine ama sakatlanır. Ben orada edindiğim tecrübeyle ve tanınmışlıkla, burada oynadığım oyunlarda hem seyircinin daha çok ilgisi oluyor hem de insanlar biraz daha dikkatli bakıyor. O zaman işte buranın söyleyeceği söz daha çok kitleye daha doğru bir şekilde gidebilir diye düşünüyorum.

 

Türkiye’de dizi oyuncuları çok popüler oluyor ve yollarda yürüyemezler. Oradaki insanların yollarda sokakta size karşı davranışları nasıl?

İnsanların seni tanıması ve beğenerek izlemesi gurur verici ve insancıl bir şey. Tabii bir o kadar da sorumluluk yükleyen bir durum insana. Eskisi gibi değil şimdi, eskiden Erol Taş’ı taşlamışlar. Gerçi onun da şehir efsanesi olduğuna inanıyorum. İnsanlar önce kötü karakteri oynadığım için farklı yaklaşabiliyorlar ancak ondan sonra da çok iyi oynuyorsunuz diyerek gönlümü alıyorlar. Ben oldum, ben meşhurum havasına kaptırırsa insan kendini, ki o doyumsuzluktur ve kişilikte boşluk demektir. O havaya kaptırırsa insan kendini bu defa insan beğenmez. Ama kendini bilen kendi düşüncelerini, bağlı olduğu tiyatronun dilini, ya da bağlı olduğu sosyal dilimin sözcülüğünü orada rahatlıkla yapabilir. İnsanlar bana gelip bir şey söyledikleri zaman önce ufak bir espriyle giriş yaptıktan sonra, memleket meseleleri hakkında, sanat, kandın hakları, ekonomi hakkında, ev geçimsizliğinden aklına gelebilecek her konuda oturup insanlarla konuşmaya başlıyorum. Sonuçta kendi inandığım, kendi sosyal kesitimin inançlarını görüşlerini insanlara anlatıyorum. O popülarite eğer bu şekilde kullanılırsa doğru olur. İnsan beğenmeyip havalara girersen o zaman insanlıktan çıkmış olursun.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ