22 Temmuz 2017 Cumartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gaza değil çözüme gel!
20 Mayıs 2013 Pazartesi 08:34

Gaza değil çözüme gel!

ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü Enerji Jeopolitiği Uzmanı Dr. Hayriye Kahveci Haberdar’a konuştu

Vatan MEHMET

Haberdar’a konuşan Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampüsü Enerji Jeopolitiği Uzmanı öğretim üyesi Dr. Hayriye Kahveci, ada açıklarındaki hidrokarbon kaynaklarıyla ilgili hiç de alışık olmadığımız değerlendirmeler yaptı…

 

“Doğalgaz kaynaklarına henüz ‘rezerv’ demenin mümkün olmadığına dikkat çeken ODTU KKK Enerji Jeopolitiği Uzmanı Dr. Kahveci, gazın çıkarılmasının her şeyden önce başka kazıların da yapılmasına, İsrail’in sahip olduğu gazla ilgili olarak ne yapacağına karar vermesine ve bölgesel jeopolitik dengelerin son şekline bağlı olduğunu söyledi.

 

AB’nin Doğu Akdeniz’deki tüm doğal gazı ihraç yoluyla alması durumunda bile bunun “AB tüketimi açısından çok büyük bir anlama gelmeyeceğini” söyleyen Kahveci, AB’nin ihtiyacı bakımından Rusya ve Cezair’in önemini koruyacağını bu nedenle adada ‘ya çözüm ya işbirliği’ değil ‘hem çözüm, hem de işbirliği’ formülünün esas olduğunu belirtti.

 

Hidrokarbon yataklarının Güney Kıbrıs’ın içinde bulunduğu ekonomik krize merhem olmaktan uzak olduğunu da belirten Kahveci, doğalgazın bugün çıkartılmaya başlaması durumunda bile ekonomik değerinin en iyi ihtimalle 2025 yılında ancak ortaya çıkacağını, bu yüzden de Rum liderliğinin ‘gaza değil, çözüme’ adaklanmasının şart olduğunu vurguladı.

 

Haberdar: Kıbrıs açıklarında Mısır, Lübnan’ın da olduğu MEB tartışmasının esası nedir? Neresi kimindir? Bu karmaşanın kaynağı nedir?

“1982 yılında imzalanan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) kapsamında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) karasularının ölçülmesinde esas alınan kıyı çizgisinden itibaren en fazla 200 Deniz Mili genişliğine sahip olabilecek bir bölgedir… Ancak Doğu Akdeniz gibi dar alanlarda bu esasın uygulanması pek mümkün değil çünkü karşılıklı kıyılara sahip devletlerin 200 deniz miline kadar MEB ilan edebilecekleri bir mesafe yoktur…”

 

“Güney’in anlaşmaları taşları oynattı”

“Neresi kimindir sorusunun net olarak cevaplanabilmesi için Doğu Akdeniz’e kıyısı olan tüm devletlerin bir araya gelerek ortaklaşa bir uzlaşıya varmaları gerekmektedir.  Bu güne kadar Akdeniz’in birçok yerinde alan darlığından dolayı kıyı-daş devletler MEB ilan etmemişlerdi…  Bu, dar bir bölge olan Doğu Akdeniz için özellikle geçerliydi.  Güney’deki liderliğin Mısır, Lübnan ve İsrail ile imzalamış olduğu antlaşmalar bölgedeki taşların yerinden oynamasına neden olmuştur.  Tıpkı Türkiye gibi İsrail de BMDHS’ye imza koymamıştır.  Bununla birlikte Türkiye’nin karşı olduğu ortay hat prensibi çerçevesinde Kıbrıs Rum liderliği ile uzlaşmaya varmıştır.  Ne var ki Kıbrıs Rum Liderliği belki de farkında olmadan İsrail ve Lübnan ile imzalamış olduğu ayrı ayrı antlaşmalar ve MEB sınırının belirlendiği koordinatlar nedeniyle İsrail ve Lübnan arasında var olan deniz sınırı tartışmalarının yeniden gündeme gelmesine neden olmuştur…”


 

“Kaynaklara henüz rezerv denemez”


Haberdar: Rezervler gerçekten de söz edildiği miktarda mı? Rusların, miktarın abartıldığı ve en başından beri 100 yıllık rezerv fikrine itibar etmedikleri ifade ediliyor? 

“Kıbrıs açıklarında 5-8 Trilyon küp ayak arasında olduğu tahmin edilen bir kaynak mevcut.  Bu kaynağa henüz rezerv demek doğru değildir…  Bir kaynağa rezerv diyebilmek için o kaynağın hukuksal teknik ve ekonomik olarak çıkarılabilir durumda olması gerekmektedir. Kıbrıs açıklarında olan kaynakların miktarı konusunda daha belirgin veriler elde edebilmek için hali hazırda yapılan kazıya ek olarak başka kazıların da yapılması ve gazın çıkarılabilirliğine dair kesin kararın verilmesi gerekmektedir.  Şu anki bölgesel koşullar göz önüne alındığında Kıbrıs açıklarındaki gazın çıkarılması başka keşiflerin yapılmasına, İsrail’in sahip olduğu gaz ile ilgili olarak ne yapacağına karar vermesine ve bölgesel jeopolitik dengelerin nasıl şekilleneceğine bağlıdır…”
 


Haberdar: Gazın AB'ye en iktisadi nakil yolu Türkiye olduğu vurgulanıyor… Bu da zorunlu bir çözüme işaret ediyor mu gerçekten yoksa başka formüller var mı?

“Kıbrıs açıklarındaki gazın çıkarılıp ihraç edilmesi meselesi daha önce de belirttiğim gibi Doğu Akdeniz’deki diğer keşiflerle birlikte değerlendirildiği zaman anlamlıdır.  Bölge bir bütün olarak değerlendirildiğinde kalıcı bir ihraç sistemi kurulabilir.  Eğer söz konusu kaynaklar AB’ye ihraç edilecekse yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında Türkiye üzerinden bir ihraç boru hattının oluşturulması en ekonomik tercih olarak gündeme gelmektedir ve bu da çözümü zorunlu kılar…  Ancak Tüm bu denge İsrail’in bulduğu gazı ne yapacağına karar vermesine bağlıdır. İsrail henüz doğal gazı ihraç etmeyi kararlaştırmamıştır.  Bu mesele ülke içinde ciddi fikir ayrılıklarının yaşandığı bir meseledir.  İsrail ihraç etme kararı alsa da ihracat güzergâhı olarak AB’yi kararlaştırıp kararlaştırmayacakları henüz net değildir.  Çünkü günden güne enerji açlığı büyüyen Asya piyasası da üretici devletler açısından cazip bir alıcı olarak dikkat çekicidir…”

 

“İsrail özrü hidrokarbonla ilgili değil”


Haberdar: İsrail özrü, NATO ve AB’nin âdeta ortak bir dille adada çözüme işaret eden söylemleri sizce de sadece hidrokarbon yataklarıyla mı ilgili?


“İsrail’in Mavi Marmara olayı için özrü, doğrudan doğal gaz kaynakları ile ilgilidir demek pek doğru olmaz sanırım… Tabi ki bu diplomatik girişimin sürece etkisi olumlu olacaktır.  Türkiye-İsrail ilişkilerinin uzun süre çatışmacı kalamayacağı çeşitli kesimlerce dikkate getirilmiştir bu nedenle bu yaşananlar büyük bir sürpriz değildir.  Öte yandan NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in Güneye doğal gaz ile ilgili yapmış olduğu uyarı dikkat çekicidir ve önceliğin Kıbrıs sorununu çözmek olması gerektiği vurgulanmaktadır.  Bu konuda daha net bir şeyler söyleyebilmek için Suriye’de yaşananları ve Türkiye’nin bu sürecin neresinde olacağı yakından izlenmelidir…”

 

“Gaz, Güney’in yarasına merhem değil”

Hidrokarbon yataklarının Güney Kıbrıs’ın bugün içinde bulunduğu ekonomik krize merhem olmaktan uzak olduğunu belirten Kahveci, doğalgazın bugün çıkartılmaya başlaması durumunda bile ekonomik değerinin en iyi ihtimalle 2025 yılında ancak ortaya çıkacağını, bu yüzden de Rum liderliğinin ‘gaza değil, çözüme’ adaklanmasının şart olduğunu söyledi.


Haberdar: Güney Kıbrıs'ın içinde bulunduğu ekonomik kriz, tüm bu enerji trafiğinin neresinde? Bu ekonomik kriz, çözümü tetikler mi?

“Güneydeki bankacılık sistemi yüzünden ortaya çıkan ekonomik krizden çıkışın yolunu doğal gaz olarak gören yaklaşımlar gerçekçi değildir…  Kriz, bu günün bir gerçeğidir ve AB yardım mekanizması ile on yıllık bir süre zarfında aşılması planlanmaktadır.  Oysa doğal gaz bu gün çıkarılmaya kararlaştırılsa en iyi ihtimalle 2025 yılında ekonomik getiri sağlayacaktır.  Yani bu günkü yara için merhem değildir. Ekonomik krizden bunalan Kıbrıs Rum liderliği çözüme odaklanamamaktadır ve bu durum kamuoyunu da etkilemektedir.  Uluslararası gözlemcilere göre hem kriz hem de doğal gaz çözüm için bir fırsattır ve taraflar bunu iyi yönde değerlendirmelidir…”

 

“Hem çözüm hem işbirliği!”

AB’nin Doğu Akdeniz’deki tüm doğal gazı ihraç yoluyla alması durumunda bile bunun “AB tüketimi açısından çok büyük bir anlama gelmeyeceğini” söyleyen Kahveci, AB’nin ihtiyacı bakımından Rusya ve Cezair’in önemini koruyacağını bu nedenle adada ‘ya çözüm ya işbirliği’ değil ‘hem çözüm, hem de işbirliği’ formülünün esas olduğunu belirtti.

 

Haberdar: Doğu Akdeniz'de yeni bir ekonomik işbirliği mümkün mü? Doğrusu “Ya çözüm ya işbirliği” formülü mümkün mü?

“Her yeni doğal kaynak keşfi AB açısından değerlendirildiğinde kaynak çeşitlemesi anlamına gelmektedir.  Hele bu Doğu Akdeniz gibi yakın bir bölgedeyse daha da cazibe merkezi haline gelir…  Ancak unutulmamalıdır ki Doğu Akdeniz’in tüm doğal gazı AB’ye ihraç edilse de bu AB tüketimi açısından çok büyük bir anlama gelmemektedir. Bu nedenle AB’nin hali hazırda doğal gaz temin ettiği Rusya, Cezayir gibi devletler önemini koruyacaktır.  Bu bölgedeki doğal gazın getirisi esas olarak bölgeye ve bölgesel devletlere olacaktır bu nedenle Doğu Akdeniz’de ya çözüm ya işbirliği değil hem çözüm hem de işbirliği formülü esasında siyaset belirlenmelidir…”

 

Rassmussen neye dikkat çekti?

Güney Kıbrıs’ın müstakbel gazı, çözüm sonrası paylaşma fikrine ilişkin ise Kahveci şöyle dedi;  “Onlar bu öneriyi yaparken Kıbrıslı Türklere çözüme yönelik baskı unsuru olarak kullanabileceklerini düşündükleri için yapmaktadır.  Ama gelinen aşamada özellikle Rasmussen’in açıklamalarına bakıldığında dünyanın Kıbrıslı Rumlara aynı taktiği uyguladığı ve eğer gaz gelirlerinden faydalanmak isterlerde Kıbrıs sorunun çözülmesinin zorunlu olduğunu vurgulamaktadırlar…”

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ