20 Kasım 2017 Pazartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Formül Karpaz!
25 Kasım 2012 Pazar 09:46

Formül Karpaz!

“Kıbrıslı Türkler petrolden doğan haklarını korumalı, yoksa Rumların beslemesi oluruz”

Kuzey Kıbrıs’ın ambargolardan kurtularak tanınmasının formülü “Biz de Karpaz Burnu’nda MEB ilan edelim ve hızla BM’ye bildirelim. Böylece ilgili ülkelerce ‘görüşme zorunluluğu’ ortaya çıkacak ve KKTC tanınacak” diyen Petrol ve Doğalgaz uzmanı Prof. Dr. Salih Saner’den geldi...

 

Haberdar Gazetesi’ne konuşan ODTÜ Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği Koordinatörü ve öğretim üyesi Prof. Dr. Salih Saner, Güney Kıbrıs’ın yaptığı gibi KKTC’nin de Münhasır Ekonomik Bölge ilan etme hakkı olduğunu ve Türkiye dışında kıyıları olan Suriye, Lübnan, İsrail ve Mısır’la da temasa geçmemiz gerektiğini söyledi.  

 

Daha etkin bir hidrokarbon politikası geliştirmemiz gerektiğini de vurgulayan Saner, Güney Kıbrıs tarafından MEB sınırları içinde ilan edilen Karpaz Burnu’nun kilit rolüne işaret ederek “Biz de Münhasır Ekonomik Bölgemizi ilan edelim ve hızla BM’ye bildirelim. Böylece ilgili ülkelerce ‘görüşme zorunluluğu’ ortaya çıkacak ve KKTC’nin tanınması gereği doğacak. İtirazı olan ülkeler de KKTC’yle görüşmek zorunda kalacak” dedi.

 

Güney Kıbrıs’ın Lübnan, İsrail ve Mısır’dan anlaşmalar yoluyla elde ettiği deniz bölgeleri olduğunu, Lübnan’ın Türkiye’nin uyarılarıyla Güney Kıbrıs’la yaptığı anlaşmayı parlamentosundan geçirmediğini ancak İsrail’in ‘Mavi Marmara’ kızgınlığıyla Güney Kıbrıs’la anlaştığını anımsatan Saner, bölgede çıkacak müstakbel doğalgazın Avrupa’ya nakli konusunda en akılcı yaklaşımın ‘Türkiye üzerinden nakil’ formülü olduğunu söyledi.

 

Vatan MEHMET

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Kuzey Kıbrıs Kampüsü Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği Koordinatörü, öğretim üyesi Prof. Dr. Salih Saner, Haberdar’a yaptığı açıklamada KKTC’nin tanınmasını zorunlu kılacak bir formülü olduğunu söyledi…

 

Güney Kıbrıs’ın yaptığı gibi KKTC’nin de Münhasır Ekonomik Bölge ilan etme hakkı olduğunu ve Türkiye dışında kıyıları olan Suriye, Lübnan, İsrail ve Mısır’la da temasa geçmemiz gerektiğini söyleyen Saner, daha etkin bir hidrokarbon politikası geliştirmemiz gerektiğini vurguladı.

 

Güney’in Karpaz Burnu’nun da kendisine ait olduğu görüşünden hareketle Münhasır Ekonomik Bölge sınırlarını belirleyip ilan ettiğine dikkat çeken Saner, Karpaz’ın kilit rolüne işaret ederek “Biz de Münhasır Ekonomik Bölgemizi ilan edelim ve hızla BM’ye bildirelim. Böylece ilgili ülkelerce ‘görüşme zorunluluğu’ ortaya çıkacak ve KKTC’nin tanınması gereği doğacak, itirazı olan ülkeler de KKTC’yle görüşmek zorunda kalacak” dedi.

 

Bölgede çıkacak müstakbel doğalgazın Avrupa’ya nakli konusunda en akılcı formülün ‘Türkiye üzerinden nakil’ olduğunu da belirten Saner, buna taraf olan İsrail’le Türkiye’nin aralarında yaşadığı gerilimin de ‘derin olmadığını’ iddia etti.

 

“Petrol politikamız olmalı”

Kıbrıslı Türklerin her konuda üretimin bir parçası olması gerektiğini vurgulayan ODTÜ Kuzey Kıbrıs öğretim üyesi Prof. Dr. Salih Saner, daha etkin bir hidrokarbon politikası geliştirmemiz gerektiğini söyledi.

 

 “KKTC petrol politikasızlığına son vermeli” diyen Saner yetkilileri uyardı;

“Birçok konularda olduğu gibi, petrol politikası açısından da KKTC’nin aktif politika uygulaması beklenir.  ‘Türkiye söylesin biz ona göre davranalım’ görüşü, Kıbrıs’ı ve Kıbrıslıları daha da ‘besleme bir toplum’ olmaya yöneltir. Kıbrıslılar üretimin bir parçası olmalıdır. Bu Türkiye’ye kafa tutmak anlamına gelmez, baş başa fikir üretmeyi ve birlikte güçlü olmayı sağlar.  KKTC’de petrol politikasızlığına son vererek görüş ve kararlar üreten bir demokratik sistemin çalıştırılması gereği ortadadır.”

 

“Çözüm sonrası paylaşma fikri anlamsız”

Rumların “petrol gelirini çözüm sonrası paylaşma” fikrine itiraz eden Saner şöyle konuştu;“Petrol ve münhasır ekonomik bölge tartışmalarında bizim çözüm olarak ne istediğimiz çok önem arz eder.  Birleşik bir Kıbrıs söz konusu olursa Kıbrıs adasını çevreleyen tüm denizlerde Kıbrıs Türk’lerinin payı olacaktır.  Limasol açıklarında Türklerin payı olacağı gibi, Girne açıklarında da Rum’ların payı olacaktır.  Kıbrıs Cumhuriyeti’nden doğan hakların devamlılığıdır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin inkâr edemediği Kıbrıs Türk hakları da budur.  Ancak, ilelebet varılamayacak, bir çözüm sonrası bu payın ödeneceği kabul edilemez bir politikadır.”

 

“Rumların beslemesi mi olalım?”

“Kıbrıslı Türkler petrolden doğan haklarını korumalı, yoksa Rumların beslemesi oluruz” diyen Saner uyardı;

 

“Birleşik Kıbrıs esasına dayalı bir çözümde Kıbrıs Türklerinin payı masraflar sonrası net gelirden bir pay alma şeklinde düşünülmemelidir.  Bunun dışında yararlanılması gereken çok daha başka haklar vardır. Örneğin operasyonlar sürecinde şirketlerin ödediği vergiler ve diğer gelirlerden pay; yapılan servis ihalelerinde Kıbrıs Türk şirketlerinin alabileceği ihaleler, Kıbrıslı Türk işçi ve mühendislerin alacağı maaşlar, bölgede konuşlanacak yabancı personelin yaşam için harcamalarından Türklerin de yararlanması ve daha birçok hususlarda ekonomiye gelecek canlılıktan pay gözetilmelidir.  Şayet Kıbrıslı Türkler yukarıdaki haklarını koruyamazlarsa ve Rum’ların gönlüden kopan bir paya kalırlarsa, Rumların beslemesi konumuna girmiş olacaklardır.  Zaten bu payın da ödenmesinin gerçekleşmesi imkânsız gibi gözükmektedir.”

 

Doğal bir hak…

Söz konusu petrolden elde edilecek gelire ilişkin maddi boyutun ötesinde Kıbrıs Türklerinin karar mekanizmasında payları oranında söz hakkına sahip olmaları gerektiğini belirten Saner bunun ‘doğal bir hak’ olduğunu da sözlerine ekledi.

 

“Diğer kıyı ülkelerle temasa geçelim”

Saner, KKTC’nin de münhasır ekonomik bölge ilan etme hakkı olduğunu, KKTC’nin Türkiye dışında kıyıları olan Suriye, Lübnan, İsrail ve Mısırla da temasa geçmesi gerektiğini söyledi.

 

 Saner, Rum tarafının esas rahatsızlık duyduğu konuları da şöyle özetledi:

“Bugün fiili durum KKTC’nin varlığı ve Güneyde de bir Kıbrıs Rum Yönetiminin varlığıdır.  Her ne kadar güneydeki yönetim birçok ülke tarafından eski Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınıyorsa da, Kuzey Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye’nin tanımamış olması bu olguyu kökünden sarsar.  Kıbrıs Rumlarının rahatsızlığının esas nedeni de budur.  Diğer yandan KKTC’nin tek Türkiye tarafından tanınmış olması KKTC’nin yok olduğu anlamına gelmez.  Fiili olarak KKTC vardı ve bir devlet olarak haklara sahiptir. KKTC’nin de münhasır ekonomik bölge ilan etme hakkı vardır.  Bu güne dek KKTC bu hakkını sadece Türkiye ile olan deniz sınırını belirlemede kullanmıştır. Hâlbuki KKTC nin Türkiye’den başka Suriye, Lübnan, İsrail ve Mısırla karşılıklı kıyıları vardır ve ilgili ülkelerle girişim yapması gereği ortadadır.”

 

“Kendi MEB’imizi ilan edelim”

Güney Kıbrıs’ın Karpaz Burnu’nun da kendisine ait olduğu görüşünden hareketle Münhasır ekonomik bölge sınırlarını belirleyip ilan ettiğine dikkat çeken Saner, Karpaz’ın kilit rolüne işaret ederek “biz de Münhasır ekonomik bölgemizi ilan edelim ve BM’ye bildirelim. Böylece ilgili ülkelerce ‘görüşme zorunluluğu’ ortaya çıkacak ve KKTC’nin tanınması gereği doğacak, itirazı olan ülkeler de KKTC ile görüşecek” dedi.

 

ODTÜ Kuzey Kıbrıs öğretim üyesi Prof. Dr. Salih Saner şöyle dedi;

“Karpaz yarımadası yukarda belirtilen ülkelerle sınır belirlemede kilit durumundadır ve Karpaz’dan en ufak bir toprak parçası verilmesi münhasır ekonomik bölge haklarımızı menfi yönde çok etkiler… KKTC münhasır ekonomik bölgesinin belirlenip ilan edilmesi ve Birleşmiş Milletlere bildirilmesi gerekmektedir.  Akabinde ilgili ülkelerle görüşmeler gereği ortaya çıkar ki bu da KKTC’nin tanınması gereğini doğurur. İtirazı olan ülke KKTC ile görüşmelidir. 

 

“12’nci parselde ne işimiz var’ savı doğru değil”

“KKTC esasına dayalı olarak Kıbrıslı Türklerin Limasol açıklarında bir hak iddia etmesi ortadan kalkar ama Güney Kıbrıs’ın 2, 3, 9, 12 ve 13 numaralı parselleri kısmen KKTC nin münhasır ekonomik alanına girer. Güney Kıbrıs’ın bulgusu Afrodit sahası da 12’nci parselde yer alır.  Buradan hareketle bazı kimselerin ‘KKTC olarak 12’nci parselde ne işimiz var’ savı doğru değildir.”

 

TPAO sondajı 1-2 yıl içinde…

TPAO tarafından sürdürülen aramaların 1-2 yıl içerinde ‘sondaj safhasına’ geçmesinin beklendiğini belirten Saner şöyle dedi;

 

“KKTC esas alındığı zaman Kıbrıs Güneyinde belirlenen birçok parsellerde bulunacak hidrokarbon haklarından vazgeçilmiş olacaktır.  Buna karşılık Laskiye Havzası’nda ve Kıbrıs adası kuzeyindeki Mersin Havzası’nda yapılacak keşiflerde de Güney Kıbrıs’ın hakkı olmayacaktır.  Mersin havzası arama yapılmamış bakir bir havza olup jeolojik yapı olarak çok ümit vericidir… TPAO Kıbrıs’ta karada ve denizde arama planlamaları yapmış ve çalışmaların bugünlerde başlaması beklenmektedir.  Yapılacak çalışmaların siyasi boyutu asgari olup gerçek bilimsel ve tekniğin gerektirdiği şekilde yapılacaktır.  Bu çalışmalar sonucu sondaj safhasına erişmenin 1-2 yıldan önce olması beklenmemelidir.”

 

Mısır’ın Güney Kıbrıs’la savaşı…

 Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı ve avukat İbrahim Yüsrâ’nın, ‘Kıbrıs Rum Kesimi ve Mısır arasında çizilen, Mısır'ın 3 doğalgaz kaynağını kaybetmesine neden olan anlaşmanın durdurulması ve iptal edilmesi istemiyle Danıştay’a başvurması haberini de değerlendiren Prof. Dr. Saner, gelişmenin sevindirici olduğunu söyledi.

 

“Bu aklın gereksinimidir ve böyle olması gerekmekteydi...  Güney Kıbrıs ile 2003 yılında Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması yapan Mısır, Güney Kıbrıs’a 21 500 kilometre karelik bir alan kaptırmıştır.  Bunun nedeni ortay hat esasına dayalı bir sınırın kabul edilmiş olmasıdır.  Hâlbuki ortay hat kriterlerden sadece biri. Hakkaniyet prensibi uygulamasıyla karşılıklı sahil coğrafyalarının da gözetilmesi gerekirdi.” 

 

“İsrail, Türkiye’ye kızgınlığıyla imzaladı…”

Prof. Dr. Salih Saner, Güney Kıbrıs’ın Lübnan, İsrail ve Mısır’dan anlaşmalar yoluyla elde ettiği deniz bölgeleri olduğunu, Lübnan’ın Türkiye’nin uyarılarıyla Güney Kıbrıs’la yaptığı anlaşmayı parlamentosundan geçirmediğini ancak İsrail’in ‘Mavi Marmara’ kızgınlığıyla Güney Kıbrıs’la anlaştığını anlattı.

 

“Güney Kıbrıs, 2007’de Lübnan’a karşı 3925 kilometre kare; 2010 yılında da İsrail’e karşı 4600 kilometrekare kazanmıştır…  Lübnan bu anlaşmayı imzalamış, ancak Türkiye’nin uyarısı üzerine anlaşmayı parlamentosundan geçirmemiştir.  İsrail ise Mavi Marmara olayı sonrası Türkiye’ye kızgınlıkla bu anlaşmayı imzalamıştır…  Mısır Türkiye’nin uyarılarına rağmen bugüne kadar bir reaksiyon göstermemiş, ancak bugün İbrahim Yüsrâ’nın mahkeme başvurusu memnunluk yaratmıştır. 

 

İptal mümkün… Yunanistan-Arnavutluk örneği…

İmzalanan bir deniz alanları sınırlandırma anlaşmasının bozulması örneğinin Yunanistan ile Arnavutluk arasında 2009 yılında yaşandığını hatırlatan Saner şöyle dedi;

 

“Bu anlaşmada da deniz alanları ortay hat esasına göre sınırlandırılmıştı. Anlaşma Arnavutluk meclisinde onaylanmış olduğu halde muhalefet partisinin Anayasa Mahkemesinde açtığı dava ile Arnavutluk karasularının ihlal edildiği ve 225 kilometre karelik deniz alanının kaybedildiği gerekçesiyle mahkeme anlaşmayı 2010 yılında oybirliği ile iptal etmişti. Dolayısıyla Güney Kıbrıs”ın yaptığı anlaşmaların da iptali mümkündür.  Burada Türkiye”nin girişimleri yanı sıra KKTC’nin de aktif rol alması gerekir.  Suriye, Lübnan, İsrail ve Mısır’la nasıl bir paylaşım düşünüldüğü konuşulması gereken hususlar olup bu ülkelerin de Güney Kıbrıs”la olan anlaşmaları iptali sağlanmalıdır. Mısırda açılan bu davanın sonucu bizce çok önemlidir ve hukukçularımızın da konuyla ilgili yaklaşımları güdülecek politikaya ışık tutacaktır.”

 

Müstakbel gaz ve satış formülleri…

Doğu Akdeniz’den çıkacak müstakbel gazın, Avrupa piyasasına nakli tartışmalarına değinirken ise Saner, yüksek maliyet ve güvenlik konularına dikkat çekti.

 

“Bugün itibarı ile üzerinde durulan hususların başında boru hattı ile Girit’e ve oradan da Avrupa’ya gazı nakletmek konuşulmaktadır.  Tahminen 10 milyar doların üzerinde mal olacak bu boru hattını Yunanistan ve Güney Kıbrıs çok istemekle beraber İsrail’in buna pek sıcak bakmadığı bilinmektedir.  Diğer bir alternatif de LNG tesislerinde gazın sıvılaştırılması ve tankerlerle naklidir.  Bu da yine oldukça yüksek bütçe gerektirmektedir…  İki büyük sorundan biri yüksek maliyet ve diğeri de güvenliktir.  Komşuları ile sorunları olan İsrail’in, Filistinlilere ait iki petrol sahasını gasp eden İsrail’in güvenlik endişesi olması gayet doğaldır.  Öte yandan Güney Kıbrıs Rum yönetimi Kıbrıs Türklerine ait hakları gasp ederse onların da kendilerini güven içinde hissetmeleri beklenemez.”

 

İsrail Türkiye çatışması derin mi?

Çıkacak doğalgazın Avrupa’ya nakli konusunda en akılcı formülün ‘Türkiye üzerinden nakil’ olduğunu belirten Saner, buna taraf olan İsrail’le Türkiye’nin aralarında yaşadığı gerilimin de ‘derin olmadığını’ iddia etti.

 

Saner şöyle dedi;

“Yine basında da belirtildiği üzere en akıllıca yolun boru hattı ile Türkiye’ye bağlanarak Avrupa pazarına erişme hem çok daha ucuz hem de en güvenli yöntem olacaktır.  Ancak İsrail ve Türkiye arasındaki sorunların çözümlenmesi ve Kıbrıs’ta Rum’larla Türklerin ya Birleşik Kıbrıs esasında veya KKTC esasında anlaşmaları gerekmektedir. İsrail’le Türkiye arasındaki sorunlar pek derinlemesine olan sorunlar olmayıp çözümü kolay görülen sorunlardır.  Türklerin Güney Kıbrıs ile bugün için sorun çözmesi pek mümkün görülmemekle beraber İsrail’le yapılacak Boru Hattı Anlaşması Rumları da anlaşma yönünde zorlayacaktır.” 

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ