21 Kasım 2017 Salı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Fırsat eşitliği istiyorum”
15 Mayıs 2012 Salı 10:45

“Fırsat eşitliği istiyorum”

Madden ve fiziken başa döndüm

Elif ŞEN

 

Yaşama dört elle sarılan bir isim Murat Katrin. Engeller, imkânsızlıklar, ekonomik sıkıntılardan sıyrılıp girişimci ruhuyla sınırları zorlayarak devam ediyor yoluna. 25 yaşında geçirdiği bir kazanın ardından başına gelenleri yeniden doğuş olarak ifade ediyor ve hiçbir şeyin onu yıldırmasına izin vermiyor. İstediği sadece bir işken eline verilen çalışamaz raporuna inat iş kurup ticarete atılıyor ilk önce. Ardından da kurduğu ailesi için her şeyden vazgeçiyor. Engelli olduğu için özel bir muamele de değil istediği bu hayattan. Sadece fırsatların herkese eşit sunulması dileği gidilecek çok yol olduğunu söylese de büyük aşamalar kat etmiş hayatında. Engellere inat, engelleri yok eden bu girişimci ruhla örnek olacak bir yaşamı konuşuyoruz.

 

Sizin hayat hikayenizde engelli yaşam nasıl ve ne zaman başladı?

1996 yılında, 25 yaşındaydım. Geçirdiğim inşaat kazası neticesinde yaşamımı tekerlekli sandalyeyle devam ettirmeye başladım. Bu benim için yeniden doğmaktı diyebilirim. Her şeye yeniden başlamıştım, yeniden doğmuş gibi oldum. Nasıl dünyaya yeni gelen bir bebek sıfır yaşındadır ve hayata hiçbir yetisi olmadan başlar ya benim için de kazadan sonra yeni başlayan hayatım böyleydi. Madden ve fiziken başa döndüm. Hatta eksi bile diyebiliriz.

 

“Yaşadıklarım bir sınavdı”

Ama bu durum aslında sadece gerçek kısmı, realitesiydi. Sonradan fark ettim. Ancak görünenin dışında bana göre yaşadıklarım bir sınavdı. Çaresizliğe karşı yapılabilecek hiçbir şey olamaz. Başımıza gelenler karşısında ailen büyük bir buhran geçirdi. Geçirdiğim kaza herkeste şok etkisi yaratmıştı. Kendime sadece bir defa neden ben sorusunu yönelttim. Çözümlerin hiç biri elimde değildi. Kazayı üsler bölgesinde geçirdim ve tedavim de bu yüzden Güney Kıbrıs’ta yapıldı. Yaklaşık 1,5 yıl Güney’de hastanede yattım. Derinya olaylarının yaşandığı dönemlerdi. Çok sıkı önlemler alınmış, giriş çıkışlar kontrol altındaydı. Tabii uzun bir sürede buradaki herkes ve her şeyden uzakta kaldım. Yanıma buradaki hastalar gibi ziyaretçi gelemiyordu. Bu belki de benim için bir avantajdı diye düşünüyorum.

 

“İnsanımız nasıl davranacağını bilmez”

Çünkü bizim insanımız maalesef bu tür durumlarda nasıl davranacağını bilmez. Bu anlamda benim için ziyaretçi kabul edilmemesi avantajlı bir durumdu. İnsanların acıyarak bakışları, söyledikleri, nasıl davranacağını bilmediklerini gösteriyordu bana. Ailem ve çok yakınlarım hariç bir çok tanıdığım bana iyilik yapacaklar diye yanlış şekillerde davranıyorlardı. Bu handikapı hiç unutmuyorum.

 

“Ruhen sağlamdım, dayanabildim…”

Ruhen sağlamdım da dayanabildim; zayıf olsaydım bir anda çökebilirdim. Ne isterse olsun, ne kadar kabullenirseniz kabullenin zor bir süreçti. Benim en büyük şansım Mustafa Çelik’le tanışmam olmuştur.

 

“Damdan düşeni, damdan düşer anlar”

 

Yaptığımız röportajlarda mutlaka Mustafa Çelik adı geçti. Sizin hayatınızda da önemli yeri olan Mustafa Çelik’le ilk karşılaşmanız ve yaşadıklarınız neler olmuştu?

Mustafa Çelik beni buldu. Geçirdiğim kazayı öğrenmiş, gelip beni bulmuş. Tekerlekli sandalyeyle yaşayacağım için yaşadığımız evimizde de birçok değişikliğe ihtiyaç duyuluyordu. Evde ihtiyaç duyulan mimari değişiklikler için ailem yardımcı oldu. Bakın şöyle bir gerçek var, insanlar kendilerine yakın olanların yanında daha rahat hisseder. Mustafa Çelik, mizacı, karizması, duruşuyla zaten karşı tarafın yakın hissetmesini sağlıyordu. Bu herkese uyandırdığı intibaaydı. Ama dedim ya damdan düşenin halinden damdan düşen anlar. Bu O’da söylerdi hep.

 

“Tekrar spor yapabileceğimi söyledi”

Başıma bu kaza gelmeden öncede sporla uğraşıyordum. Bana engelli basketbol takımından bahsetti. Burada spor yapmaya devam edeceğini söyledi. İlk etapta herkes gibi çekindim. Sonrasında kabul ettim ve gittim.

 

İlk gün yere düştüm”

Hocalarım, arkadaşlar var ve ben ilk günden yere düştüm. Herkes güldü ben de güldüm ama bir yandan da biraz demoralize oldum tabii. Bazı günler gitmek istemedim ama Mustafa Çelik gelip beni evimden götürdü. Bazen yataktan kaldırdı ve götürdü. Her zaman ruhen güçlüydüm ama tekerlekli sandalye ile çıkıp da basketbol oynayacağım aklıma gelmezdi. Daha önceden de spor geçmişim olduğu için çok çabuk tekerlekli sandalye ile basketbol oynamayı öğrendim.

 

“Hiç çekinmem kalmadı”

Artık eski günlerdeki gibi hareketli bir yaşamım vardı. Hiç çekinmem kalmadı. Bu defa yavaş yavaş sıkılmaya başladım. Hayatımı sadece spor yaparak geçiremezdim. Ben hayatım boyunca okurken bile çalışan bir insandım. Hiçbir zaman boş yaşamadım. Bunun yanı sıra ailemin ekonomik durumu da pek iyi değildi. Kardeşlerim ve köylülerin yardımıyla geçimlerini sağlayıp, ayakta duruyorlardı. Benim ekonomik olarak ayaklarımın yere basması gerekiyordu.

 

“Mesarya Alternatif Spor Kulübü’nü kurduk”

Bütün bu sıkıntıların içinde bir dernek kurduk. ‘Mesarya Alternatif Spor ve Kültür Derneği’ kuruldu, ben yaklaşık beş yıl kadar da derneğin başkanlığını yaptım. Hiç olmayan şeyler yapıldı. Basketbol, izcilik, satranç birçok şey… İş konusunda verilen sözlerin yerine getirilmediğini görünce bir takım şeylerle uğraştık diyebilirim.

 

“İstediğim sadece işti”

Benim asıl istediğim iş bulmaktı. Öyle bir noktaya geldim ki artık para da istemiyorum bana sadece bir iş verin, gidip gelebileceğim bir yerim olsun dedim. Bana verilen cevap “Bunu kimseyi inandıramayız” oldu.

 

“Sıra dışı, atak bir insandım”

 

Eşiniz fizyoterapist. Evliliğe kadar ilerleyen bu ilişki nasıl gelişti. Eşiniz sizin fizyoterapistiniz miydi?

Hayır eşim fizyoterapist ama bana sadece bir defa fizyoterapi yaptı, onu da ben olduğum için yapamadı. (gülüyor). Size bahsettiğim işsiz olduğum, iş aradığım dönemlerde eşimle tanıştım. Ben her zaman sıra dışı, atak bir insandım. Karşı cinsle de aramda hiçbir zaman sorun olmadı. Engelli olduğum için hiçbir zaman kompleks yapmadım. Hatta biri bana bu işi yapamazsın derse onu yapmak benim için farz olur. 

 

“Sakatım diye kabul görmedim”

Eşim ‘Engelliler Spor Federasyonu Basketbol Takımı’nın fizyoterapistiydi. Birlikte ekip olarak Türkiye’ye gidip gelirdik. Birbirimizden zamanla hoşlanmaya başladık. Uzun süre flört ettik. 1997 yılında tanıştık, 1999 yılında da evlendim. İlk zamanlar eşimin ailesi bu evlilik kararına karşı çıktı. Benim ailem daha ılımlı davrandı. Karşı çıkanlara rağmen evlendik. Ben istenmedim. Sakat olduğum için istenmedim. Şimdi mutlu süren bir evliliğim ve 3 yaşında da dünyalar tatlısı kızım var.

 

Bu arada iş arayışlarınızdan bahsetmiştiniz. Karşınıza iş imkanı çıktı mı?

Evlilik aşamasına geldikten sonra maddi olarak yokluk içerisindeydim. Hem karşı çıkanlar, hem yokluk hem de verilen sözlerin tutulmaması beni oldukça zor durumlara sokmuştu. O tarihe kadar ben Akdoğan’da oturuyordum.  Dernek çalışmalarım da aralıksız devam ediyordu. Akdoğan’da bir evim vardı ama tamir edecek param olmadığı için eşimle Lefkoşa’ya taşınmaya karar verdik. Bir ev kiraladık ve oturmaya başladık.

 

“Karınca yuvasında boğulacaktım”

Ama ben bütün gün evde oturuyordum. Bilmediğim bir çevre, bilmediğim bir yer. Bir şeyleri acil olarak yapmam gerekliydi. Ben dağları, denizleri deldim şimdi karınca yuvasında boğulacağım galiba diye düşünmeye başladım. Evli, işsiz bir adam, gideceğim bir çevrem yok. Dernek işlerinden de yavaş yavaş elimi çekmeye başlamıştım.

 

“Beynimde ışık çaktı”

Bir gün verandaya çıktım. Çevreme bakındım. Evimizin karşısında 4 haneli evler vardı. Bu binaların alt katları da ambar olarak kullanılmak üzere hazırlanmıştı. Beynimde bir ışık çaktı. 3 ay sonra bu ambarlardan birini kiralayacağım, ve ticaret yapmaya başlayacağım dedim kendi kendime. Zaten daha önceleri, sağlıklı bir insanken hep ufak tefek bile olsa ticaretle uğraşmıştım. Asıl yapmak istediğim de buydu ancak seçeneklerimin olmamasından dolayı memur olmayı tercih ediyordum.

 

“İnternetin başından üç ay sonra kalktım”

Hemen evde internet üzerinden araştırmalar yapmaya başladım. Bilgisayarın başına bir oturdum bir daha üç ay sonra kalktım. Ve üç ay sonra ilk malımı da ithal ederek ticaret hayatına atıldım. Katrin Ltd. adında bir şirket kurdum. Ama tüm bunları hep borçla yapıyorum. Hatta param çıkışmayınca ilk malım gümrükte kaldı. Ardından yine malı çıkartabilmek için borç aldık. Zamanla getirdiğim ürün çeşitleri de yükselmeye başladı. Pazarlamayı yeğenimle yapardık. Beni arabayla alır, gideceğim yere götürür ben de pazarlama yapardım. Kardeşlerimin de ortak olduğu bu işte çok fazla ürün getirdim. Hatta bazı ürünlerde ülke genelinde rekor kırdım. Giderek işleri büyütmeye başladım. 2006 yılında bir şirket daha kurduk. Ekmek haricinde bütün unlu mamüllerin üretildiği bir pastane açtık. Hemen akabinde 2007 yılında bizim temelimiz olan restoran işine girdik. Fırın kebabı yapıyorduk.

 

“Kriz ve çocuklar için işlere son verdik”

2010 yılının sonuna geldiğimizde yaşanan ekonomik krizin bize yansıması ve kardeşlerim ve benim küçük çocuklarımızın olması nedeniyle işlerimize son verdik. Küçük çocukları olan kişilerin ailelerine zaman ayırmaları gerektiğini düşündük. Kardeşlerimin de benim de çocuğumuz küçüktü. Siz de biliyorsunuz öyle kötü bir zamanda yaşıyoruz ki özellikle kızınız varsa insan çok büyük endişelerin içerisine giriyor. İşimizi, sattık devrettik ve sonlandırdık. Daha küçük bir iş yapmak istiyordum. Kendi başıma yürütebileceğim, aileme de zaman ayırabileceğim bir iş arayışına girdim. Spor bakanlığı bana burayı verdi. Ben de içini düzenleyerek bu büfeyi açtım.

 

 

“Çalışamaz raporum var”

 

Girişimci ruhunuz sizi işsizken, iş adamı konumuna getirmiş. Devletten beklediğiniz iş imkanını kendi başına yarattınız. Peki bu noktada devletin engellisine sağladığı ya da sağlamadıkları nelerdir?

Bu sorunun üzerine belirtmek isterin benim çalışamaz raporum var. Düşünün tam 11 yıl boyunca çalıştım, birilerine istihdam sağladım ve benim çalışamaz raporum var. Bugün ben devletin kapsını çalsam ve iş istiyorum desem beni kabul etmeyecek. Çünkü raporda çok büyük sakatlık var yazıyor.

 

“Fırsat eşitliği istiyorum”

Bana Spor Bakanı ve Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı çok büyük bir katkı sağladı. Bakın yanlış da anlaşılmasın. Ben engelliyim diye özel bir ilgi istemiyorum, ben sadece fırsat eşitliği istiyorum.

Bir gün İçişleri Bakanlığı’nda bir kimlik işim vardı. Gittim işlem sürem neredeyse beş dakika. Hemen halloldu. Aşağı kata ineceğim asansöre bastım, asansör bozulmuş.

 

“Çevremdeki insanları gözlemlemeye başladım”

Bakanlığın merdivenleri de o kadar zor ki, normal insan bile inip çıkmaya zorlanır. Gelen geçen gidiyor. Dönüp de bir kişi bile bana yardımcı olmadı. Durdum ve çevremdeki insanları gözlemliyorum. Sonunda patlayacağım. Bir Allah’ın kulu da gelip bana yardımcı olmadı. Bir tanıdığa rastladım. O bana gel yardımcı olayım dedi. Saat 17.55. o zaman mesai 18.00’da bitecek. Yardımı kabul etmedim.

 

“İçeri kapatmakla tehdit ettiler”

Bu defa da beni içeri kapatıp gitmekle tehdit ediyor görevliler. Düşündün basına haber vereyim ama ne olacak. 4 kişi gelip beni alıp aşağıya indirecek. Ben bunu yaşamak istemiyorum. Neden ben başkalarına yük olayım? Ayrıca bütün bunlar yaşandığı için kim benden özür dileyecekti, hadi özür dilendi benim yaşadığım sıkıntıyı kim telafi edecekti. 15.30’da biten işimden 18.30’da ayrılabildim. Benim bunları yaşarken hissettiklerimi kim telafi edecekti. Rampa yaptık dedikleri yerlerde, sağlıklı insan yürüyemez. Çok fazla yol kat edilmesi gerekiyor.

 

 

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ