21 Kasım 2017 Salı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Eşimle anaokulunda tanıştık”
15 Temmuz 2012 Pazar 10:37

“Eşimle anaokulunda tanıştık”

“Yolda yağmalanmış evlerin, sokakların arasından geçiyorduk. Yerde Rumlar tarafından katledilmiş insanlar vardı”

Yurdagül BEYOĞLU

Her yaşam ayrı bir yolculuk, ayrı bir hikâye ancak aynı yerden yolculuğa başlayanlar, birde aynı yolları takip ediyorlarsa farklı bir menzile varamıyorlar. Yolda karşılaştıkları bazı olaylar hayatlarına farklı çeşniler katsa da yine aynı yerdeler.

Bu haftaki konuğumuz Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Kemal Dürüst. Sohbetimizde yukarıdaki ilk cümlemi düşündüren Dürüst tüm Kıbrıs Türkü gibi savaşı yaşamış, Rum’un yaşattığı acılardan payını almış, birlik ve beraberlik duygusunu ta içinde hissetmiş.

Üç-dört yaşlarında olmasına rağmen hafızasından hiç silinmeyen kareler babasının alınıp götürülüşü, evde kapıların arkasına dayanan dolaplar ve bir Rum’un para karşılığı gece yarısı kendilerini Kuzey’e götürüp “dere boyunca yürüyün, ulaşacaksınız” deyişi…

Güler yüzlü, sevecen, mütevazi… Röportaj için Bakanlığa gittiğimde bekleşen birçok insan görüyorum. Bunlardan kimisi ev sahibiyle yaşadığı bir sorun için, kimisi özel sıkıntıları için gelmiş.

Ve Dürüst hepsini dinliyor, elinden geldiğince dertlere derman olmaya çalışıyor. Bunda her gün annesinin “iyi insan olun, insanlara saygılı olun, insanlarla güzel konuşun” tembihleriyle evden uğurlanışın etkisi olduğunu düşünüyorum.

Eşinden söz ederken gözleri ışıldıyor. Ne de olsa tanışıklıkları anasınıfından... İlkokulu birlikte bitiren Dürüst çifti, sadece ortaokulda ayrılıyor. Lise birde yine aynı sınıfa düşen çiftin arasına o zaman sevgi tohumları atılıyor.

Söz Kemal Dürüst’ün;

 

“Çok haylaz, haşarı bir çocuk değildim”

Soru: Bize kendinizi tanıtır mısınız?

1971 yılında Limasol’da doğdum. Annem babam 1968 yılında evlenmişler. İki kardeşiz. Benden küçük birde kız kardeşim var. Babam kooperatifte çalışırdı, annem ev hanımıydı. Narenciye bahçelerimiz vardı. Ailem üzerine düşen her şeyin en iyisini verdi bize. 1974 yılından sonra Güzelyurt’a yerleştik.

Tüm öğrencilik yaşantımı Güzelyurt’ta geçirdim. Sırasıyla Güzelyurt Maarif Anaokulu, Barış İlkokulu, Özgürlük İlkokulu, Şehit Turgut Ortaokulu, Kurtuluş Lisesi’nde okudum. Üniversite eğitimimi ise Bursa Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde tamamladım.

 

“Bana yemek yedirmek için tüm Limasol’u gezdirirlerdi”

Yemek yemekte zorlanan bir çocuktum. Annem babam bana akşam yemeği yedirene kadar arabayla tüm Limasol’u gezdirirler, hem de Millet Bahçesi denen bir parka götürür yemeğimi yedirmeye uğraşırlardı. Futbola ve müziğe düşkündüm. Bir yandan Baf Ülkü Yurdu Spor Klubü’nün alt yapısında futbol oynarken, öte yandan Güzelyurt Sanat Derneği GÜSAD’ın hem halk dansları ekiplerinde, hem tiyatro ekibinde yer almaktaydım. Beni mutlu eden en önemli olaylardan biri lise son sınıfta okurken arkadaşlarım tarafından demokratik bir seçimle okul kaptanlığına seçilmemdi. Tabi ki çevrem beni hep olgun bir çocuk olarak tanıdı. Tabi bunu anne babama sormak lazım ama etrafa göre öyle çok haylaz, haşarı bir çocuk değildim.

 

“Müzik dersleri aldım”

Annem babam her konuda üzerlerine düşenin en iyisini yapmaya çalıştılar. Özellikle müziğe olan merakımı bildiklerinden bana küçük yaşlardan itibaren ders aldırarak iyi yetişmemi sağladılar. Sosyal aktivitelerde, sivil toplum örgütlerinin alt yapılarında yer almamda özellikle babamın çok büyük katkısı olmuştur.

 

“Annem her gün tembihlerdi”

Annem her gün kapı dışarı çıkmadan beni “etrafına karşı saygılı ol. Terbiyeli davran. Kimseyle kavga etme, güzel konuş” diyerek tembihlerdi. Annemin bıkmadan usanmadan tekrarladığı bu sözler hala kulağımdadır. Düzenli bir aile hayatımız, mutlu bir yaşantımız vardı. Önceleri halk oyunları oynadığım Güzelyurt Sanat Derneği’nin 25 yıl boyunca her kademesinde yer almış olmam sosyal ve aile yaşamıma da yön vermiştir. Ki bu 25 yılın 7 yılında da GÜSAD’da başkanlık yaptım.

 

“Babamla bizi ayırdılar”

Soru: 1974 yılında küçük bir çocuktunuz. Ailenizin anlattığı savaş ve göç hikâyeleri var mı?

1974’de küçüktüm ama sadece ailemin anlattıkları değil, benimde aklımda olan sahneler var. Çok küçük olmama ve aradan onca yıl geçmiş olmasına rağmen hala bugün gibi aklımdadır bazı şeyler. 1974 yılında bir gün babamın telaşla eve geldiğini, annemle beni aldığını, ellerimizden tutarak koşa koşa tüm halkın toplandığı bir yere götürdüğünü hiç unutmuyorum.

O gün babamla bizi ayırdılar, babam 95-96 gün esir kaldı. Biz o geceyi annemle ve tüm kadınlarla bir hastane avlusunda geçirdik. Ertesi gün “herkes evlerine dönsün” mesajıyla birlikte annemle yapayalnız evimize döndük.

 

“Yağmalanmış evlerin, cesetlerin arasından geçerek evimize döndük”

Yolda yağmalanmış evlerin, sokakların arasından geçiyorduk. Yerde Rumlar tarafından katledilmiş insanlar vardı. Bu manzara beni çok etkilemişti. O günden sonra mahallenin tüm kadınları bizim evde toplanır, ışıkları tamamen söndürüp, eve iri girmesin diye karyolayı ve dolapları kapının arkasına dayarlar, hüzün ve korku içinde bekleşirlerdi. Bunların hiç birini unutmadım. O günlerden edindiğim en büyük izlenim toplumsal dayanışma ruhu, mahalle halkının birbirine olan sevgi ve saygısıydı.

 

“Rumlara para vermemize rağmen babamı göremezdik”

Daha sonra, ismini taşıdığım Kemal dedem (annemin babası) bizi alıp Aydın köyüne götürmüştü. Dedem bizi arada bir Limasol’da esir olan babamı görmeye götürürdü ancak nöbetçi Rumlara sigara ve para vermesine rağmen babamı göstermezlerdi. Çok uzaktan görebilirdik sadece.

 

“Güneyden Kuzey’e geçtiğimiz gece…”

Hele Güney’den Kuzey’e geçtiğimiz geceyi hiç unutamıyorum. Dedem bizi Kuzey’e geçirmesi için bir Rum’a teslim etmişti. Annem ve benden başka Tuncay teyzem, Sevgi ablam ile Osman Muharrem adında bir büyüğümüz vardı. Rum, Bostancı’nın güneyindeki bir dere içerisine bavullarımızla bizi bırakıp, “dere yatağını takip edin. Dere yatağı sizi gitmeniz yere götürecektir” demişti. Gece yarısıydı, ortalık zifiri karanlık… O derenin sonunda Türk askerlerinin yanına çıkışımız ve askerlerin bizi Bostancı merkeze getirmeleri çocuk hafızamdan hiç silinmedi.

 

“Eşime zorlanarak hislerimi açtım”

Soru: Eşinizle nasıl tanıştınız?

Eşimle ana sınıfından ilkokul son sınıfa kadar hep aynı sınıftaydık. Ortaokulu ayrı okullarda okuduk ama lisede yine aynı sınıfa düştük. Lise 1’den (1987 yılından) itibaren de hiç ayrılmadık. 1991 yılında nişanlandık.

Eşime karşı sevgi beslediğimi anladıktan sonra bir gün çekinerek hislerimi açtım. Eşim Meral çok olgun bir kızdı. İyi bir ailenin kızıydı. Görgülü, toplum içinde saygın bir yeri olan kişiydi. Babalarımız da çok iyi arkadaştı. Meral’e hislerimi açtıktan sonra başka hiçbir kızla arkadaşlık etmedim. 1994 yılında da evlendik. O günden bugüne çok mutlu bir evliliğimiz var.

 

“Ben üniversite okurken o memuriyete girmişti”

Ben üniversiteye gittiğimde Meral Güzelyurt Sigortalar Dairesi’nde memuriyete girmişti. Şu anda Kaymakamlıkta çalışıyor. Eşim siyasette de bana devamlı katkı koymuştur. Çünkü siyasette çok fazla çalışmak zorunda kaldığınızdan ister istemez ailenize yeteri kadar zaman ayırmadığınız da oluyor. Bu noktada eşin desteği çok önemli. Şunu da vurgulayayım, eşim, annem, babam konusunda çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Eşimi çok seviyorum. Eşimin anne babasının da bana büyük destek olduklarının, motivasyon sağladıklarının altını çizmek istiyorum.

 

“İsim konusunda hiç tartışmamız olmadı”

Bu arada çocukları da söyleyelim; Kızım Havva 1997 yılında doğdu. Havva kayınvalidemin adıdır. Oğlum Osman ise 2000 yılında dünyaya geldi. Osman’da babamın adıdır. İsim konusunda hiç tartışmamız olmadı.

 

“Sosyal demokrat, ulusalcı bir yapım var”

Soru: Siyasete nasıl girdiniz? Sizi yönlendiren biri oldu mu?

Siyaseti seven bir yapım olduğu belliydi. Sürekli sivil toplum örgütlerinde yer almam, lise yıllarımda okul kaptanı seçilerek başladığım spor hayatımda kulüp yöneticiliği yapmam beni motive ediyor, insanlarla ilişkilerimi geliştiriyordu. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren farklı partilerden siyasete girmem için teklifler gelmeye başlamıştı. Ben bunları, bir süre olumsuz yanıt vererek geçiştirdim.

 

“Babam ve kayınpederim siyasete girmeme sıcak bakmadı”

Özellikle kayınpederim ve babam siyasete önceleri sıcak bakmadı. Gelen teklifleri ötelememde etkili olduklarını söyleyebilirim ancak 2005 yılı, Şubat ayında yapılacak seçimlerde Sayın Dr. Derviş Eroğlu’nun beni Genel Merkez’e çağırarak “seni aday yapıyorum. Hiçbir şey düşünme, çalışmaya başla” sözleriyle görev tevdi etmesi üzerine fiilen siyasete girmiş oldum.

 

Soru: Niçin UBP?

Sosyal demokrat, ulusalcı bir yapım vardır. Merkez sağı, sosyal devlet anlayışını benimserim. UBP’de kayınpederimin iyi bir yerinin olması da UBP’yi seçmemde etken oldu. Kayınpederim Güzelyurt İlçe Başkanı Zihni Gürpınar. Dolayısıyla kayınpederimin partiden olması UBP içinde kısa sürede iyi bir noktaya gelmemde de rol oynadı diyebilirim.

 

“KKTC’ye yürekten inanıyorum”

Ayrıca KKTC olgusuna ve anavatana yürekten bağlı bir kişiyim. Atatürk ilkeleri konusunda çok hassasım. Birileri kızacak diye de kendimce önemli bulduğum bu değerlerden asla vazgeçmem. Halkı kucaklamak, halkla beraber olmak gerektiğini düşünüyorum.

 

“Toplumsal bakış açımı korudum”

Benim insanlara yakın olmam da beni siyasette iyi bir yere getirdi sanıyorum. Siyasette her zaman halkçılık yönümü, toplumsal bakış açımı korudum. İnsanların sıkıntılarını dinlerim. Parası biten kişi de, eşiyle kavga eden kişi de, yakınlarını kaybeden kişi de, amansız bir hastalığa yakalanan kişi de, iflas etmiş zengin bir işadamı da bizim kapımızı çalabiliyor. Sonuçta sizin o kişinin derdini çözecek Bakanlıkta olup olmamanız da önemli değil. Kişiler size güveniyor ve yardım istiyor. Siyasi yaşamımda o derece ilginç taleplerle kapıma gelen olmuştur ki anlatamam. O yüzden genç sayılabilecek bir yaşta olmama rağmen kendimi deneyimli sayabilmekteyim.

 

Soru: Unutamadığınız anılar?

Anılar çok fazla ama sorulunca insanın aklına hemen gelmiyor. Şu an aklıma geleni anlatayım; Lise son sınıftayken bir akşam arkadaşım Mehmet Ali’yle onların işçisini almaya Zümrütköy’e giderken şimdiki müdürüm Mustafa Ziyaeettin’e uğrama kararı aldık. Yağmurlu bir kış gecesi. Saatte gece 11… Mustafa’nın evine gittik sanırken yanlışlıkla başka bir evin kapısını çalmışız.

 

“Mustafalar karışınca…”

Kapı açıldı, Mustafa’yı sorduk, ev sahibi bizi eve buyur etti. Mustafa’yı istediğimizi söyledik, “seslenelim” dediler. Meğer o evde de bir Mustafa varmış. O evdeki Mustafa’nın bizim aradığımız Mustafa olmadığını anlayınca nasıl mahcup olduğumuzu anlatamam. Çok utanmıştık.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ