23 Kasım 2017 Perşembe
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Engelliler  var olmak  istiyor”
10 Mayıs 2012 Perşembe 10:15

“Engelliler var olmak istiyor”

Önüne konan her engeli düşüncelerini özgür bırakarak aşmayı başarmış bir isim

Elif ŞEN

 

İlk önce sıcacık, gülümseyen, içten bir  ‘Merhaba’ ile başlıyor söze. Sonrasında “yürüyebilmem için elimi tutman gerekli “diyor. Sıkı sıkı, el ele gidiyoruz konuşacağımız odaya. Hep el ele olmamız gerekliydi diye düşünerek. Engellere rağmen, engelsiz bir yaşam O’nunki. “Çok defa konuştum, çok defa röportaj yaptım. Ama devam edeceğim anlatmaya” diyerek toplumda farkındalık yaratmaya çalıştığından bahsediyor. Çelen Çağansoy, bir engelli. Ama hayata bağlı, yaşama sevinciyle yaşamın bütün engellerini çoktan aşmış. Hatta “ben şanslı bir insanım” diyebiliyor kendinden bahsederken. Gözleri gülüyor, yüzü gülüyor, tüm engellere rağmen. “Rahat ol, soru sorarken kelimeleri bu kadar dolandırma. Merak etme ben kırılmam” diye uyarıyor da konuşurken. Çünkü düşünceleri engelsiz O’nun. Düşünceleri özgür… Bedeni her ne kadar engellere takılsa da insanın, engelsiz düşünceler O’nun gibileri bağlıyor hayata.

 

Biraz kendinizden bahsetmenizi isteyeceğim öncelikle. Kendinizi bizlere tanıtır mısınız?

1976 yılında Lefkoşa’da doğdum. Bir de ikiz kardeşim var. Annemin hamileliği ve doğum boyunca doktor ikiz olduğumuzu fark etmeyince ben kardeşimden bir saat sonra dünyaya gelmişim. Bu süreç içerisinde de beyne gitmeyen oksijen yüzünden spastik engelli olarak dünyaya geldim. Toplam dört kardeşiz. Benden büyük bir ağabeyim, bir de ablam var. Ben 7 aylık olana kadar engelli olduğum da anlaşılamamış. Gelişmeye başladıkça ikiz kardeşimden farklı olarak hareket etmem ailemin de dikkatini çekmeye başlayınca doktor kontrolleri yapılmış.

 

“Annem ve babamla okula gittim”

Benim en büyük şansım, öğretmen bir anne babaya ve duyarlı bir aileye sahip olmamdı. Çare Türkiye’de bulundu. 5 yaşıma kadar hiçbir müdahale yapılmadı. 5 yaşıma girmemle ilk ameliyatım yapıldı.  Spastik engellilerin en belirgin özelliği vücutlarında yaşanan anlamsız kasılmalardır. Bir de ayakta duracakları zaman bacaklar düz şekilde kalamaz, çapraz bir şekil alır. Bunların düzeltilmesi için ilk ameliyatım gerçekleştirildi. Ardından da ikinci ameliyatım yapıldı. Bu da ayak tabanlarının yere basmamasından kaynaklıydı. Anne ve babamın öğretmen olması benim açımdan çok büyük bir avantajdı. Onlarla birlikte ben de çalıştıkları okullara gittim.

 

“Şanslı bir çocuktum”

Şanslı çocuklardan olduğumu söyleyebilirim. Annem de babam da beni hiçbir zaman toplumundan dışlamadı. Ortaokul ve liseyi de bitirdim. Her zaman beni annem, babam, kardeşlerim, kardeşlerimin eşleri taşıdı. Liseden sonra üniversiteye de gidebilirdim ama kişisel bir tercihle gitmemeye karar verdim. Toplumda engelli birinin üniversiteye gitmesi çok da kolay olmayacaktı. Yaşamımıza bir sürü ekstralar geleceğini düşündüm. Beni sürekli taşıyan babam, çok daha yoğun bir temponun içerisine girecekti. Bunu istemedim.

 

“Engellilik kapalı bir kutudur”

 

Mesleğiniz radyo programcılığı ve sunuculuğu. Özellikle bizlerin dönemleri için radyonun ayrı bir kıymeti vardır. Yatağın başucunda duran radyo, hepimizin hayatının aynı zamanda sihirli kutusuydu. Mesleğinize nasıl başladınız?

Radyocu olmak benim her zaman yapmak istediğim bir şeydi. Bana ne zaman sorulsa radyocu olmak istediğimi söyledim. Ayakta bir iş yapamadım, bari oturarak bir iş yapayım dedim. Tabi bu işin esprisi. Radyocu olabilmek için birçok yere başvurularda bulundum. Hatta bir radyo kanalının yazılı sınavını geçmeme rağmen, mülakata çağrılmadım. Galiba engelli biriyle çalışmak istemediler diye düşündüm. Radyo Mayıs’ın gazetede yayınlanan bir münhalini gördüm. Telefon açarak bu işin okulunu bitirmediğimi, radyocu olmak istediğimi izah ettim. Aynı zamanda engelli olduğumu da söyledim.

 

“Hep kendimi anlatmaya çalıştım”

Engellilik kapalı bir kutudur. Eğer siz kendinizi anlatmazsanız, kimse sizi anlayamıyor. İşte bu yüzdendir ki hep kendimi anlatmaya çalışırım ki insanlar da doğru anlayabilsin. Ardından telefonla cevap geldi. “Gelin bir form doldurun” denildi. Ardından da ne tür bir program yapmak istediğimi sordular. İlk ‘Hafta Sonu İstekleri’ adı altında bir program sunmaya başladım. Bir müddet sonra Hasan Kahvecioğlu bana kendi programımı yapmamı, engellilerin konu alındığı bir çalışmayla dinleyici karşısına çıkmamı istediğini söyledi. Engellilerin sesi olmanın benim için de iyi olacağını söyledi.

 

“Benim programım bir ilkti”

Radyoculuk anlamında benim programım bir ilkti. Amaç farkındalığı artırmaktı ve hala daha bu amacımız devam ediyor. Program bundan 6 yıl önce başladı. İlk iki yıl farklı günler ve saatlerde devam etti ama dört yıldır her Pazartesi 10.00 – 12.00 saatleri arasında yayınımıza devam ediyoruz.  

Radyoculuk benim için bir şey yapabilme duygusu. Ses vermek… Gizemli olması çok güzel. Bazen beni hiç kimsenin dinlemediğini düşünüyorum. Ama markette, sesimden tanıyorlar; mutlu oluyorum. Belki de beni çeken bu gizem olmuştur. Her zaman radyo dinlemek bana hoş geliyordu. O insanlar şu anda neler yapıyor, şimdi nasıllar diye düşünürdüm.

 

“Kafaya taksaydım, sokağa çıkamazdım”

 

Toplumun hala daha engelli vatandaşlara karşı yeterli özeni göstermediğini düşünüyorum. Üstelik siz ikiz olarak dünyaya geldiniz ve kardeşiniz de sağlıklı. Sizi inciten, üzen olaylar oldu mu?

Bir gün bir televizyon kanalı gelir. Çocuklar oynarken mikrofonu size uzatır ve “Sen de top oynamak ister miydin?” diye sorar. Ya da “Hiç bisiklete binmek ister miydin?” diye sorar. Bu sorular incitmekse eğer, evet incindim. Ama bu yaşanılanları kafaya takmadım. Taksaydım zaten sokağa çıkamazdım.

 

“Kardeşim çok fedakârlık yaptı”

Benim kardeşlik bağım, aile bağım her zaman güçlü oldu. İkiz kardeşimin benim için çok fazla fedakârlıkta bulunduğunu söyleyebilirim. Okul zamanlarında siz de bilirsiniz düzenlenen piknikler ya da geziler olurdu. Bırakın insanların size bakışlarını, mimari engeller çıkıyor karşınıza. Ama O, benim için hep fedakârlık yaptı. O’na “Çağan sen git!” derdim. Aslında ben engelimi çok rahat kabul ettim galiba. Belki de hiçbir yerden koparılmadığım için. Ailem de Çağan sen git, Çelen sen otur demedi.  Sen gelmezsen biz de gelmiyoruz diyen bir ailem oldu benim.

Derslerde de Çağan, bana hep destek olmuştur. Hatta o bazı derslerde benden daha başarılıydı ve derslerimi yaptığı zamanlar bile olurdu. Özellikle matematik ödevlerimi hep Çağan yapmıştır.

 

Hayata sizi bağlayan, hiçbir zaman ayırmayan bir aileye sahip olmak elbette büyük bir şans ancak hiç çöküş dönemleriniz oldu mu?

Benim hayatında yaşadığım çöküşlerim anlıktır. Kendi kendime ‘toparlan Çelen!’ derim. Zaten engelli bir çocuğun anne babası olmak zor durum. Düşünsenize iki çocuğunuz var ve üçüncü bir bebek istiyorsunuz. Fakat doktorunuz ikiz bebek olduğunu fark etmeden doğuma giriyor. Aradan geçen bir saat sonra ise sancılar bitmeyince ikiz olduğumuz anlaşılıyor. Ve netice de bebeklerinizin biri engelli olarak dünyaya geliyor. Bunlar bir anne baba için zaten zor. Ben her zaman, her şeyi olumlu olarak düşünüyorum. Bakın yaşam sizinle beni karşı karşıya getirdi. Bu beni mutlu ediyor. Spor hastası bir insanım. Mutlaka maç saatlerini bekliyorum, arkadaşlarımla kahve içmek için bir yerlerde buluşuyorum. Pozitif düşünerek tüm bunlardan mutluluk duyuyorum.

 

 

“Aşk konusunda sınırlarımı koydum”

Peki, biraz daha özele doğru gidelim. Aşk nedir, ya da daha da ileri giderek hiç aşık oldunuz mu diye sormak istiyorum?

(Gülüyor)Hiç aşık olmadım. Ama bazen aman ne hoş çocuk dediklerim oldu elbette. Hatta aman ne hoş, keşke yanıma gelse de konuşsa dediklerim de oluyor. Buna aşk denirse…

Galiba bu konuda ben sınırımı koydum. Engelli biriyle ilişki yaşamak da zordur. Mutlu beraberlikler yaşayanlar var elbette ama bende hiç olmadı. Ama olmadı diye de depresyona girmedim. Beni beğenen olmuyor diyerek karamsar düşüncelere hiç girmedim. Bu yaştan sonra da olmaz herhalde. Yaş oldu 35…

 

Hayatta bundan sonraki beklentiler neler?

Yapabildiğim kadar radyo programı yapmak, ulaşabildiğim kadar engelliye ulaşabilmek. Mutlu, huzurlu… Hayata karşı her konuda kendimi hazır tutuyorum. Her şeye…

Bundan sonrasında her şey olabilir. Mesela şu an aile yanımda ama yaş ilerliyor, onları kaybedebiliriz. Ben bunlara da hazırlıklıyım. O günler geç gelsin; biliyorum hazırlıklıyım desem de o zaman çok üzüleceğim.

 

“Güvende olmayı istiyorum”

Ama ben, sonrasında da güvende olmayı isterdim. Anne ve babamın yaşları ilerledi. Ben, bundan 10 yıl sonrasında bir yardımcıya ihtiyaç duyacağım. Kardeşlerim var diye bütün yükü onlara yükleyemem. Bizim ihtiyacımız olan devlet katkısının olması lazım. 18 yaşıma geldiğimde devlet bana çalışamaz raporunu verdi ve adıma bir maaş bağladı. Akmasa da damlar diyoruz ama bir engellinin aldığı maaşla geçimini sürdürebilmesi mümkün değil.

 

“Ya ailemiz yoksa?”

Engelliler zaten sadece maaş istemiyor; engelliler hayatın içerisinde var olmak istiyor. Söylenecek o kadar çok şey var ki… Ailelerin yokluğuyla oluşacak bir boşluk yaşanacak ve diğer fertlere sorumluluk kalacak. Ya aile diyebileceğimiz kimse yoksa? Bu zamanda devlete bağlı veya devlet kontrolünün tamam olduğu yaşam evleri olması lazım. Biz bu eksiklikleri özel kurumlarla halledebiliriz diyenler olabilir. Ama unutmamak lazım ki özellerin de maddi talebi olacaktır. Özellere de maddi olarak ne kadar dayanma gücünüz olabilir?  Benim annem, babam emekli öğretmen olmasaydı nereye kadar dayanabilirdim. Yaşam evleri projeleri ülkemizde var ama bir an önce hayata geçirilmeli. Ülkede özel eğitimler öğretmenlerin çabasıyla gidiyor.

 

“Belediyeler engellisini düşünmüyor”

Ülkenin gerçekleri ortada. Mimari engellerin düzeltilmesi, düzeltilirken de belediyelerden destek istenmesi gerekmektedir. Örneğin belediyelerin Avrupa Birliği desteğiyle kurdukları yaşlılar birimi var. Ama belediyeler engellisini düşünmüyor. Hayatımızı kolaylaştıracak imkânlar istiyoruz. Otobüs gibi…  Yurtdışında engelliler için belirlenen engelliler günleri var. Alışveriş ya da bir yerlere gitmek için engelliler bu olanaklardan yararlanabiliyor. Ülkemizde üzülerek söylüyorum devlet hastanesinde bile engelli vatandaşa öncelik sağlanmıyor. Özelde de devlette de seçme şansımız olmalı. Tercihi ben yapayım.  Ama devlet benim ihtiyacım olan imkânları bana sunsun.

YORUMLAR
Sevgi ve umut dolu bir koca yurek
Munevver Borova
Sevgili Celen, seni televizyon programlarindan ve birkac defa Kuzey Kibrista oldu[um zaman radyodan taniyorum. Yuregi sevgi ve umutla dolu bir genc kiz dedim ilk defa bir programda izledigimde. Sadece ozel gereksinimlere ihtac duyanlara degil toplumun her bireyine ornek teskil edecek nitelikli bir insan. Seni yuz yuze tanimayi ve seninle saatlerce sohbet etmeyi cok istiyorum. Eminim ben dahil herkesin senden ,grenecek cok seyimiz var. Yasam okul siralarinda ogrenilmiyor. Kucak dolusu sevgiler.
14 Mayıs 2012 Pazartesi 02:37
92.20.45.246
ÜYE İŞLEMLERİ