20 Kasım 2017 Pazartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Enerjime teslimim”
20 Şubat 2012 Pazartesi 14:51

“Enerjime teslimim”

“Benim işim moda yaratmak değil imaj yaratmaktır”

Yurdagül BEYOĞLU / Haberdar Extra

 

 

ODTÜ'den bir kimyager olarak mezun olduktan sonra birden yıllardır içinde olan moda yöneliyor Abdullah Öztoprak. Kimya-moda alakasızlığı içinde apansız bir ‘U’ dönüş yapmış gibi görülse de konuşunca anlıyorsunuz ki, yüreğinin peşine gitmiş.

 

Tek tipliliği hiç sevmemiş. İmaj önemli diyor. Zaten “moda” nın güncel anlamını da sevmiyor. Onun için “benim işim moda yaratmak değil imaj yaratmaktır” diyor.

 

Taklidi sevmiyor… Çalıntı olmayan bir fikrin devamlılığı olduğuna inanıyor. Zaten “beyninizle ne kadar sağlıklı bir iletişim halindeyseniz, güzel şeyler çıkarırsınız” sözleriyle tasarımcılığın beyin işi olduğunu ortaya seriyor.

 

İnsan bedenini, kumaşla yapılan sanatın bir zemini olduğunu vurgulayan Öztoprak, Amacın her zaman bedeni kullanarak ruhu giydirmek olduğunu anımsatıyor. Kimin neyi nerede ve hangi konumda giyeceğinin çok önemli olduğunu belirten Öztoprak, kişilerin vücut yapılarına ve yerine uygun giyinmediklerinden yakınıyor.

 

Soru: Kendinizi tanıtır mısınız?

Kıbrıslıyım. ODTÜ’de kimya okudum. Bir süre akademisyendim. Sonra hayalimde olan moda sektörüne girdim. 7 yıldır bu sektörün içindeyim. Modaya hep ilgim vardı ama adlandıramıyordum. Akım yaratmak değil istediğim. Tek tipliliği sevmiyorum. Kişilerin bir imajı olmalı. Kıbrıs’ta kendi gardrobunu oluşturan insan yoktur. Türkiye’de de bir keresinde iki kadın Bakan pişti olmuştu. Bu çok çirkin. Moda olayı daha çok “giyinme adabı” olarak dikkatimi çekiyor.

 

Soru: O zaman size modacı değil, tasarımcı mı dememiz gerekiyor?

Ben zaten modacıyım demiyorum. Tasarımcıyım. İmaj yaratıyoruz. Bu da kurgudan geçer. Evet, kol yerine kol, pantolona paça takılır ama bunlarla ilgili nüanslar var. Marka ve farklılık bu nüanslardan yaratılır. Suni olmayan, çalıntı olmayan çalışmaların devamlılığı vardır. Eğer çalıntıysa enerji toplar bir defile yaparsınız ancak arkası gelmez.  Ben çalışmalarımda sadece geçmişimizi değil bugünümüzü ve yarınımızı da öne çıkarmaya çalışıyorum. Hiçbir defilem ticari değil. Belli başlı insanlar, beni izliyorsa, benim toplumsal anlamda hizmet vermem lazım. İnsanlar benim yaptığım işleri görmek için beni izlemeye gelsinler. Defilelerde devamlılığı istiyorum. Birisi geçenlerde “Podyum Sihirbazı” demişti. O kadar çok hoşuma gitmişti ki o…

 

“Beyninizle ne kadar sağlıklı iletişim kurarsanız o kadar başarılı olursunuz”

Beyninizle ne kadar sağlıklı iletişim halindeyseniz, o denli güzel işler çıkarırsınız. Beni farklı kılanda o oldu.

 

Soru: Moda nedir?

Moda makyajlı bir halde baskıyla sunulan, yaygınlaştırılmış bir tüketim metodudur. O yüzden kendi stilini yaratmış insanlar başarılıdır. Bir oyuncu karizmatik diye anılır. Güzel diye anılmaz. Meryl Streep çok güzel değildir ama karizmatik bir oyuncudur. Trendy olmak çok güzel, çok gözde olmak değildir. Modanın içinde olmak, çok fark edilmek de değildir. İnsanlar bir olarak mı anılmalı, yoksa ‘o’ diye mi anılmalı? Dolayısıyla moda ‘o’ kelimesini sıfırlayan bir şey, genele yayılan oluyor. Modayı umursamamak, stil olarak sergilemeye çalışmak ve bunun ardında kendi imajını oluşturamamakta aslında başarısızlıktır.

 

Soru: Renkler mi, modeller mi önemli sizin için?

Daha çok renkle değil, modelle oynarım. Bana göre yaşam enerjisi giysilerle alakalıdır. Dolayısıyla renkleri de hissetmem gerekir. Bir konsepti tespit ettiğimde renk, seçtiğim modelle alakalı olarak kendiliğinden çıkar. Dolayısıyla, şu değil bu olsun diyorsunuz. Enerjime teslimim. Modelle başlar renge giderim. Renklerin dili önemlidir. Anlamları vardır, ona dikkat etmek gerekir.

 

Soru: Bazı defilelerde, normal hayatta hiç kullanılmayacak giysiler sergileniyor. Burada kişiler defilenin amacını anlayamıyor. Modacılar kendi yaratıcılıklarını göstermek, kendilerini tatmin etmek için mi düzenliyorlar defileleri?

Ben tasarımlarımı şov amaçlı ve ticari olmak üzere ikiye ayırıyorum ancak işin ticari tarafını uygulamak benim için daha zor. İşin sanatsal kısmını seviyorum ben. Ben burada beynimi, kurgu zekâmı pazarlıyorum. Tüm koleksiyonu bilim kurgu gibi çıkarırsam bu benim beynimin çalışmasını gösterir. Benim depolarımda hiçbir surette giyilemeyecek kıyafetler var.

 

“Zaten o kıyafetler vitrinde var”

Kıbrıs’a gelip de, abiye kıyafetlerle, günlük kıyafetlerle defile yapmak istemiyorum. Bunlar zaten vitrinlerde var. Sizi o ürünlere ulaştıracak televizyon programları var, dergiler var. Benim yaptığım şovlar bir tiyatrodan, bir sinemadan alternatif sunum modelidir. Bu şiirle besleniyor, hikâyelerle güçleniyor. Benim için kast çok önemlidir. Çok çaba harcarım. Bazen neden hiç Kıbrıslı Türk model kullanmadığını sorarlar. Aslında kullanırım da ama bir kısmı yeterlidir, bir kısmı değildir. Bizim çocuklar çok kostüm giymeye alışık değiller. Büyük defilelerde aranan manken benim kostümümün hikâyesini bilen biri olmalı. Müzikte defilenin etken faktörlerinden biri.

 

“Taklit ediliyorum”

En son Eskişehir’de “İdol of Models”deydim. Orada çok ilginç tasarımlar çıkardım. Üzücü olan taklit edilmeye başlanmam. Stilimi, kullandığım ürünü, tarzımı taklit etmeye başladılar. Buradan onlara şöyle seslenmek istiyorum: İnsanlar doğala teslim olsunlar. Biz, bizim için bahşedilmiş doğal halin bir parçasıyız. Onun ötesi yapaylık olur. Neysek o olmamız gerekiyor.

 

“Podyumdan topluma mesaj var”

Aslında podyumdan topluma hep bir mesaj veriyorsunuz fakat burada sizi pazarlayacak ikinci, üçüncü kişilere ihtiyaç var. Başka yerde olsaydı devlet sahiplenirdi, kendi markası yapardı. Çünkü siz devletinizin hikâyesini, halkınızın hikâyesini, halkınızın amaçlarını farklı bir platformda, çok büyük kitlelere, halkın anlayacağı yalın bir dille ortaya döküyorsunuz. Hikâyenin savunucusu oluyorsunuz. Herhalde bizimde devletimiz bunu fark edecek. TÜRKSOY benimle çok ilgilendi. 2 kez Ankara’da Anadolu Türk Cumhuriyetleri Kültür Festivali oldu. Muazzam bir izleyici vardı. İki yıl üst üste Etimesgut Belediyesi’nin düzenlediği bu etkinlikte “Modernize edilmiş Osmanlı ve Türk olmak” diye bir koleksiyon çıkardım. İlgili danslarla hikâyeyi sundum.

 

“Kıbrıs Türk toplumu sahiplenicidir”

Kıbrıs Türk toplumu kavgasına hassas ve sahiplenicidir. Benim yaptığım sadece tasarımlarımı sergilemek değil, sesimizi duyurmaktır. Gittiğim her yerde mikrofonu elime aldığımda direk davaya giriyorum ve şunu söylüyorum: “Akdeniz’in ortasında bir adadan geliyorum. Kiminin tanıdığı, kiminin tanımadığı bir ülkeden… Buraya da TC pasaportuyla gelebildim. Umarım birkaç yıl sonra bizi tanıyanlar çoğalacak.”

 

“Bir naylonla dahi hikayeyi anlatabilirim”

Ben bir naylonla dahi Türk hikâyesini anlatabilirim. Defilelerim ve tasarımlarımda geçmişi kullanıyorum ama müzeci değilim. Etnik ve otantik çizgilerin hapishanesinde sıkışmam. Bir mahkûm gibi hareket etmeyi sevmem. Onlardan yola çıkarak günceli yakalamayı severim.

 

Soru: Ülke tanıtımı adına bir misyon üstlenmişsiniz. Destek bulabiliyor musunuz?

En son İtalya’da ve Çin’de dünya modeller yarışmasında 2 farklı ulusal kostümüm dünya birinciliği aldı ama maalesef devlet tarafından bir yetkili arayıp teşekkür etmedi. Beni konuşsunlar demiyorum ama bu tür şeyler kişiyi motive eder. Burada bir gazete fark etti ve haber yaptı.

 

Soru: KKTC’de en büyük giyim yanlışı nedir?

Bizim ülkemizde bir mini etek sevdası var. Yakışıp yakışmadığına bakmadan herkes mini etek giyiyor. Tüm bayanlar iki karış, üç parmak boyunda jarse elbiselerle dolaşıyorlar. Çok güzel arabalarda geziyorlar ama giydikleri elbiseler avam ve sıradanlık veriyor. Oysa onların stil sahibi olmaları gerekir. Unvan gereği, ortam gereği farklı giyilmelidir. Bir ortamda herkesin jarse elbiseyle dolaşması uygun değildir. Bu da toplumsal bir cesaretsizlik demektir. Özgün olmanın ferdi cesareti yok demektir. Onlardan biri olmak yerine ‘o’ olmayı başarmak gerekiyor.

 

Soru: Ülkemizde en güzel giyinenler kim size göre?

Kıbrıs’ta makamına uygun giyinenler, Işın Ramadan Cemil, ufuk Taneri, Güliz Kaner. Kadın siyasetçilerimizin giyimi de tatminkâr ama isim vermeyelim. Genç trendlerde ise Gülçin İncirli. Tam bir çılgın ama abartı yok. Erkeklerden Hasan Güngör’ün, Kudret Özersay’ın giyimi iyidir fakat Özersay’ın dik durması lazım. İtalyan kesim olmalı. Bellerini inceltecek bir model tercih edilmeli. Hüseyin Özgürgün’de iyi giyiniyor ama daha az jöle kullanabilir. Siyasiler zaman zaman mavileri kullanmalı. Kışın olmasa da baharda. Mavi renk barışçı zihniyeti masaya taşıma açısından iyi olabilir. Örneğin Derviş Eroğlu maviyi kullanır. Erkek politikacıların gömlek manşetleri çok doğru kol düğmeleriyle kullanılmalı. Kollarını masaya dayadıkları için dirsek altı bölgesi çok önemlidir.

 

“Siyasilerin stil danışmanları olmalı”

Bizde siyasilerin stil danışmanları yok. Pantolon paçadan yıkık duruyor, ceket üstüne uygun değil, kötü bir görüntü. Kesinlikle bir stil danışmanları olmalı.

 

Soru: Makama uygun giyim dediniz. Bizim sıkıntımız yerine göre giyinmeyi bilmemek mi?

Evet. Giyimin en önemli unsuru yerine uygun giyinmek. Rauf Denktaş Beyin cenazesinde toplumsal bir birliktelik sergiledik, bu çok gurur verici bir tabloydu. Liderimize sahip çıktığımızı gösterdik ama beni üzen bir olay oldu. Dünya televizyonlarının tarihe yazdığı özel bir günde Dışişlerinden sorumlu bazı personellerin defin yerindeki giyim adapları akla hayale sığacak gibi değildi. Öyle bir yerde devleti temsil eden kişilerin, dirseğine pahalı marka çantaların üçüncü sınıf kopyasını takarak görev icra etmeleri hiç şık olmadı. Yetkim yoktu. Olsaydı, hepsinin kolundaki bavul nitelikli (!) çantaları alır, bir kenara atardım. İşte bu sahne modaya olan zafiyetin nasıl yakışıksız bir tablo çizdiğini bize gösteriyor.

 

“Bizim Dışişlerimizin sorumluluğu İngiltere’nin Dışişlerinden büyük”

Bizim Dışişlerimizin sorumluluğu, bir Amerika’daki, bir İngiltere’deki, bir Belçika’daki, bir Fransa’daki personelin sorumluluğundan daha büyüktür. Çünkü biz kendini tanıtmaya çalışan bir toplumuz.

 

Soru: Kilolular nasıl giyinmeli?

Kilolu kişilerin asimetriler kullanmaları gerekiyor. Şifon gibi, jarse gibi, ipek gibi yerçekimine yenik kumaşlar kilolular için ideal. Vücudu sarmayan giysiler tercih edilmeli. Mümkünse bütün bayanlar yüksek topuk giymeli.

 

Soru: Sizin favori renkleriniz neler? Renklerin de zamanı var mı?

Favori renklerim siyah, narçiçeğine kaçan turuncu ve sarı. Kendim o renkleri giyerim anlamında değil, kullandığım renklerdir bunlar. Maviyi çok sevmeme rağmen çok az kullanırım. Ortama göre giyilmesi gereken renkler vardır. Kahverengi normalde kasvetli ve kapalı bir renktir ama kişi vardır, kahverengiyi çok güzel taşır. Yalnız, bir banka memurunun kahverengi giymesi doğru değildir. Karşı tarafın beyni sizi renkle algılar. Siz kendinizi kapatıyorsunuz demektir. Bir bankada çalışıyorsanız siyah, lacivert giymelisiniz. Zaman zaman açık tonlarda olabilir ama orada ciddiyeti hissettirmeniz gerekiyor çünkü söz konusu olan paradır. Yukarıda da söylemiştim. Benim için moda olayı daha çok “giyinme adabı” dır.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ