22 Kasım 2017 Çarşamba
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ekonomi için ‘siyasi istikrar’
03 Aralık 2012 Pazartesi 09:25

Ekonomi için ‘siyasi istikrar’

Yrd. Doç. Dr. Kâmil Sertoğlu, geçmişte ekonominin daima siyasetin kurbanı olduğunu söyledi

“Ekonomiyi toparlamak için önceliği ekonomi olan bir siyasete ve siyasi istikrara ihtiyaç vardır” diyen DAÜ Ekonomi Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Kâmil Sertoğlu, geçmişte ekonominin daima siyasetin kurbanı olduğunu söyledi.

 

Siyasetin çözüm olmaktan çok sorun kaynağı teşkil ettiğine dikkat çeken Sertoğlu, çoğu seçmenin adalet talebi yerine adaletsizlikten nemalanmaya çalıştığını belirterek seçime gitmenin faydasız olduğunu, hukukî ve iktisadî anlamda kökten bir yeniden yapılanmanın kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

 

Önümüzdeki dönemde ekonomik sıkıntıların artmasından endişelenen Sertoğlu, Türkiye ekonomisinin AB’ye bağlı olarak zora girmesi nedeniyle KKTC’nin de etkilenerek, “TL’nin değer yitirmesi, enflasyonun artması gibi sıkıntılar ortaya çıkabilir” dedi.

 

VATAN Mehmet

Haberdar’ın sorularını yanıtlayan Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) İşletme ve Ekonomi Fakültesi, Ekonomi Bölüm Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Kâmil Sertoğlu ülke yönetiminde ekonominin daima siyasetin kurbanı olduğunu söyledi.

 

Siyasetin çözüm olmaktan çok sorun kaynağı teşkil ettiğine dikkat çeken Sertoğlu, çoğu seçmenin adalet talebi yerine adaletsizlikten nemalanmaya çalıştığını belirterek seçime gitmenin faydasız olduğunu, hukukî ve iktisadî anlamda kökten bir yeniden yapılanmanın kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

 

Önümüzdeki dönemde ekonomik sıkıntıların artmasından endişelenen Sertoğlu, Türkiye ekonomisinin AB’ye bağlı olarak zora girmesi nedeniyle KKTC’nin de etkilenerek, “TL’nin değer yitirmesi, enflasyonun artması gibi sıkıntılar ortaya çıkabilir” dedi.

 

Güney Kıbrıs’ın AB’deki mali krizden daha da olumsuz etkileneceğini kaydeden Sertoğlu, “ne kadar hasarla atlatacakları ise ellerindeki tek fırsat olan doğalgaz kartını iyi kullanıp kullanamamalarına bağlı” dedi. 

 

Haberdar: Euro Bölgesi’ndeki ekonomik gidişâtı nasıl görüyorsunuz?  

“AB istatistik kurumu Eurostat, geçtiğimiz günlerde bu yılın üçüncü çeyreğinde ekonomik büyümenin eksi gerçekleştiğini açıkladı. Böylece AB ekonomisi 2008’den itibaren ikinci kez resmen durgunluğa yani resesyona girmiş oldu. Ancak bu kez şartlar 2008’e göre daha farklı. 2008 resesyonu küresel ekonomiden kaynaklanmakta idi ancak bu kez başlıca kendi iç dinamiklerindeki sıkıntılar nedeniyle bu durum yaşanıyor. Ayrıca daha da önemlisi 2008’de AB’nin Almanya, Fransa gibi ana motorları çalışmakta idi ancak bu kez ana motorların da durmaya başladığını görmekteyiz. Yünanistan gibi problemli üyeler ise tepetaklak gitmeye devam ediyor, üçüncü çeyrekte ekonomi bir önceki yıla göre %7,5’e yaklaşan oranlarda küçülmekte. Tüm bunların ötesinde İspanya, İtalya gibi görece önemli ülkelerde de kamu borçları çevrilemeyecek boyutlara ulaşmış durumda. Kötü ekonomik göstergeler de kaçınılmaz olarak halka işsizlik olarak yansıyor…”

 

AB içinde rekor işsizlik…

“İşsizlik oranları rekorlar kırarak İspanya ve Yünanistan’da %25’leri aşmış durumda; daha da kötüsü bu ülkelerde genç işsizlik oranları %55’i bulmuş durumda; ayni şekilde AB genelinde son 1 yılda işsizler ordusuna yaklaşık 2.2 milyon insan eklenmiş... Tüm bunlar bize AB ekonomisinin 2008’e göre çok daha kötü bir durumda olduğunu ve toparlanmanın uzun süreli ve sosyo-ekonomik anlamda çok maliyetli olacağını gösteriyor... Zaten IMF başkanı Lagarde da AB ve dünya ekonomisinde toparlanmanın 2018 yılından önce beklenmemesi gerektiğini belirtiyor.”

 

Haberdar: KKTC’nin Türkiye’ye bağlı ekonomisi düşünüldüğünde global kriz bizi etkiliyor mu bu çerçevede ne söylenebilir?

“Kıbrıs’ın kuzeyini konuşursak dünya ekonomisine entegre olmamanın getirdiği bir avantaj söz konusu ancak sınırlı da olsa yine de inşaat gibi bazı sektörlerde AB ekonomisine bağlı olarak en azından toparlanma beklentilerinin ertelenmesi söz konusudur… Bizim için önemli bir tehdit Türkiye Ekonomisi’nin AB’ne bağlı olarak zora girmesi ve yavaşlamasıdır. Zaten Türkiye’de iç tüketimde alarm zilleri çalıyor ve bütçe açığı 2012’de beklenenden oldukça sapmış durumda…”

 

 “Türkiye ekonomisi de zora girecek… ”

“Bu sapmanın başlıca 2 nedeni var; Türkiye gibi ikiz açığa sahip ülkelerde iç tüketim yavaşlayınca bütçe gelirleri de -dolaylı vergilerin önemine bağlı olarak- buna paralel azalıyor ayrıca seçim ve diğer iç-dış siyasi nedenlerle giderler artıyor. Zaten yıllardır önemli ölçüde dış kaynak girişiyle finanse edilen bir büyüme var ve bu finansman durursa Türkiye ekonomisi de zora girecektir. Bunun bizim için anlamı ise TL’nin değer yitirmesi, enflasyonun artması vs. gibi sıkıntılar olacaktır…”

 

 “Güney’in krize bağlı tedbirleri de bizi etkiler”

“Bizi zora sokacak bir diğer unsur ise güney Kıbrıs ekonomisindeki yavaşlamaya bağlı olarak güneyde çalışan veya sağlık gibi çeşitli alanlardan sağlanan faydaların azalacak olmasıdır ki zaten güneye çalışmak için gidişlerde çoktan başlayan bir azalma trendi vardır. Tabii tüm bunların ötesinde dolaylı da olsa pek çok alanda daha bu sürecin bize etkileri olacaktır, örneğin mal tazmin komisyonuna yapılan başvuruların artması gibi...”

 

Haberdar: Troyka Heyeti Güney Kıbrıs’ı çekiştirdikçe çekiştiriyor… Troyka, Güney Kıbrıs’ta ne yapmaya çalışıyor?

“Güney Kıbrıs ekonomisi yıllardan beri finans sektöründeki Rus mevduatlarını iç tüketimi finanse etmekte kullanmaktaydı. Ayrıca bankalar bu sermayeyi Yunan tahvillerini satın almakta da kullanmakta idi. Yunan ekonomisinin borçlarını ödeyemez duruma gelmesi ile birlikte bu çöküş Güney Kıbrıs finans sitemini de beraber dibe çekti… Bugün Güney Kıbrıs’taki bireylerin, işletmelerin servetleri çok ciddi şekilde aşınmış durumdadır… Bu çöküşün altından kalkmaları için ise çok ciddi miktarda kaynağa ihtiyaçları olacaktır. Bu kaynağı kısa vadede en kolay sağlayabilecekleri yer ise ülke dışı unsurlardır… Tabii buna bağlı olarak size borç verip size yardım edecek olanlar ise kaçınılmaz olarak karşılığında bir bedel istemektedir. Bu bedel Ruslar için hem ekonomik hem siyasal unsurlar olabileceği gibi Almanlar için özelleştirme yasalarında yapılacak değişikliklere bağlı olarak ülke varlıklarının kontrolünü ele geçirme olabilir.”

 

 “Hristofyas’ın yakınmaları kuru gürültü”

Sonuç itibarı ile Rum ekonomisi bu bedeli ağır ve sancılı bir şekilde ödeyecektir. Şu an çıkarılan şamata ve Hristofyas’ın yakınmaları ise seçim sürecinde olmanın getirdiği bir kuru gürültüdür; “benim niye haberim yok?” vs. gibi serzenişleri ben inandırıcı bulmuyorum, bu işler çocuk oyuncağı değildir, herkes herşeyder haberdardır.

 

Tüm bu konjektürel sıkıntılara ek olarak güney ekonomisini zorlamaya devam edecek diğer bir olumsuzluk ise AB’deki sürece paralel olarak azalacak olan turizm, emlak vs. gibi AB’ye oldukça bağlı olan ekonominin ana sektörlerindeki sıkıntılardır. Zaten Rum turizm sektöründeki amortisman ve maliyetler gibi unsurlar son yıllarda Akdenizdeki rekabet güçlerini oldukça olumsuz etkilemekteydi. Bunların üzerine finans sektörü tuz biber oldu...”

 

“Güney Kıbrıs’ın elindeki tek gerçek fırsat doğalgaz”

“Bu süreci atlatıp atlatamamaları veya ne kadar hasarla atlatacakları ise ellerindeki tek gerçek fırsat olan ‘doğalgaz’ kartını iyi kullanıp kullanamamalarna bağlıdır. Bu durum ise Kıbrıs sorunu nedeni ile bizimle de doğrudan bağlantılıdır ve bunla bağlantılı olarak önümüzdeki dönem önemli gelişmelere gebedir diyebilirim. Yani özet olarak söylemek gerekirse ekonominin açmazları Rumların Kıbrıs Sorununu ve çözüm önerilerini ele alış şekillerini de etkileyebilir.

 

Haberdar: Gerek siyasi gerekse de ekonomik anlamda KKTC’ne ve gidişata dair değerlendimeniz nelerdir?  

“KKTC ekonomisinin aslında ana sorunu yönetimdir. Ben size 2008’den itibaren dünya ekonomilerinde her dönem ne gibi ekonomik sıkıntılar yaşandığını, ülkelerin ne gibi tedbirler aldığını, bu tedbirlerin sonuçlarını saatlerce anlatabilirim…  Ancak diğer taraftan bize baktığımız zaman ise sırasıyla gündem başlıca şunlardı: 2009 seçimleri, Yerel Seçimler, Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, Kurultay, Yeni Hükümet, 21 Ekim Kurultayı, Mahkeme Ara Emri, Mahkeme İstinaf Süreci... Muhtemelen bir sonraki dönem ise ‘erken seçim’ süreci olacaktır…”

 

 “Ekonomi siyasetin kurbanı”

“Görüldüğü üzere ülkeyi yönetenlerin önceliği hiçbir zaman ekonomi olamamıştır. Diğer bir deyişle ekonomi siyasetin kurbanı olmuştur. Daha da kötüsü, bugün gelinen noktada siyaset toplumun sorunlarına çözüm bulma mekanizması olmaktan çıkıp toplumun sorunlarının kaynağı olmuştur. Tabii bu süreçte gerek sağ gerekse de sol partilere oy veren kimse de kendini işin içinden sıyırmasın. Çünkü bu toplumda seçmenlerin çoğunluğu adalet talep etmek yerine genellikle adaletsizlikten kendilerine iyi bir pay istemişlerdir. Sistem böylesine tıkanınca çözüm de basit olarak sadece seçime gitme olarak düşünülmemeli, gerek hukuki gerekse de iktisadi anlamda kökten bir yeniden yapılanma kaçınılmaz olmuştur.”

 

“Yapısal sorunlarımız çözüm bekliyor”

“Dolayısıyla de ekonomiyi toparlamak için önceliği ekonomi olan bir siyasete ve siyasi istikrara ihtiyaç vardır. Önümüzdeki dönemde tüm ülkelerde olduğu gibi bizde de ekonomik sıkıntıların daha da artmasını bekliyorum. Ancak bizde diğer ülkelerden farklı olarak dünya ekonomisi uçuşa geçse bile sosyal güvenlik sistemi, yerel yönetimler, kayıtdışı ekonomi, kamu reformu vs. gibi bizim yapısal sorunlarımız çözüm beklemeye devam edecektir. 2013 bütçesine kısaca bakacak olursak da başlıca şu unsurlar dikkatimi çekmektedir: Artan cari ve transfer giderleri, azalan TC transferleri ve buna bağlı olarak artık ülkemiz finans sektörünün kaldıramayacağını düşündüğüm iç borçlanma rakamları...”

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ