21 Kasım 2017 Salı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Bıyıklarım yüzünden dersten kaldım”
12 Şubat 2012 Pazar 10:36

“Bıyıklarım yüzünden dersten kaldım”

“Barış Manço bıyığı bir dersime mal olmuştu. Küçük Ömer diye dini bütün bir hocamız vardı. Bana “Küçük Ömer’e düştün, bıyıklarını kes, yoksa dersten kalırsın” dediler

Yurdagül BEYOĞLU

Çocukluğunun en önemli anısı babasının tabut içinde gelişi. Çocuk yüreğiyle 29 yaşındaki bir babayı kaybetmenin ne demek olduğunu anlayamamış olsa da, sonraki yıllar bunu anlamasına fazlasıyla yardım etmiş.

 

Ameliyat olmuş babası. Ameliyattan üç gün sonra da hayatını kaybetmiş. Ölüm nedenini ise babasının hayatını kaybettiği hastanede staj yaptığında öğrenmiş. Dosyasını bulmuş babasının, çocuk aklıyla anlamlandıramadığını, hekim aklıyla yerlerine oturtmuş yıllar sonra.

 

Genelde sakin ama umursamaz değil. Bu sakinliğin altında yatan kırılganlığını fark ediyorsunuz biraz konuşunca.

 

Her koşulda Hipokrat yeminine sadık kalan bir hekim o. 74 Barış Harekâtı’nda, kendilerine kurşun sıkan askeri bile tedavi edip bölüğüne göndermiş biri.

 

Siyasete girişi ise hayli ilginç. Dönemin Sağlık Bakanı bazı telkinler ve baskılar sonucu kendisiyle uğraşmaya başlayınca siyasete girme kararı almış. Kendisine yapılanları başkasına yaptırmama adına girdiği siyasette başarılı olmasının nedenini ise şu sözlerle özetliyor: “İnsanlara bir şey verirseniz insanlar bunun değerini yeri geldiğinde takdir eder. Ben bunu mesleki açıdan da siyasi açıdan da gördüm…”

 

(Sağlık Bakanı Ahmet Kaşif’le bir öğle vakti Bakanlık’ta buluşuyoruz. Kapıda bekleyen 7-8 kişinin arasına karışıp, sıranın bize gelmesini bekliyoruz. Orada oturduğumuz müddetçe bekleme salonu hiç boş kalmıyor. Çıkanların yeri anında dolmakta ve bu sayı korunmakta. Girdiğimizde kalabalığın nedenini soruyoruz; Bakanlıkta olduğu her gün böyleymiş. “Benle konuşmazlarsa ikna olmazlar. Ben konuşur, gerekli yerlere yönlendiririm kendilerini” diyen Kaşif’in gülen yüzü bundan hiç yüksünmediğini gösteriyor.)

 

 

Soru: Sizi tanıyabilir miyiz?

31 Ocak 1950 yılında Nergisli köyünde doğdum. Üç kardeşiz. 2 kız bir erkek. Ben ortanca çocuğum. Ablam var, iki yaş büyük. Diğer kardeşim 9 yaş küçük. Babam Erenköy doğumlu. Bölgeye Erenköy’den toprak işlemek için traktör sürücüsü olarak geldi, orada kalıp annemle evlendi. 1957’de İngiliz üslerine polis olarak girdi ama kısa bir süre çalışabildi. 1959’da bir ameliyat sonrası vefat etti. Öldüğünde 29 yaşındaydı.

 

 

“Babam mide ameliyatı sonrasında vefat etti”

Mide ameliyatı olmuştu. Ameliyatın üçüncü günü mideyle bağırsağın birleşme yerinde kanama oldu. Bu kanama fark edilmedi. İkinci ameliyata alınırken kapıda hayatını kaybetti. Bunları nereden mi öğrendim? Babamın öldüğü hastanede ihtisas yaptığım için dosyayı buldum. 1952 yılında İngiltere’de bir ameliyat olmuştu. O yüzden bize “kanserdi, daha öncede midesinden ameliyat geçirmişti” dediler. Meğer babam İngiltere’de apandisit ameliyatı olmuş.

 

 

Okul yıllarım…

İlkokulu köyde okudum, Nergisli İlkokulunda… 6 sınıf bir odadaydı. Ortaokul birinci sınıfı Bayraktar Ortaokulu’nda okudum. İkinci ve üçüncü sınıfları ise Gönendere Ortaokulu’nda bitirdim. Liseyi Lefkoşa’da okudum. Ablam o zaman gönüllü hemşire yazılmıştı. Eski Genel Hastanede görev yapıyordu. Şimdiki Kıbrıslı Gazetesi’nin olduğu bina. O binanın ön tarafı verem hastanesiydi. O yüzden Lefkoşa’ya taşınmıştı. Lefkoşa Türk Lisesi’ne yazıldım. Ablamda kalıyordum. 1968 yılında liseden mezun oldum.

 

 

Soru: Nasıl bir çocukluk yaşadınız?

Şunu söyleyeyim, üniversite yıllarımda bile Nergisli’ye elektrik gelmemişti. Köyde hayvanlarımız vardı. Evimiz dedemle birlikte aynı avlu içindeydi. Frama çaltılarla çevriliydi. Hayvanlar evin avlusundaydı. Onların eti, sütü, yünü, dışkısı hep paraydı. Sütü hellim yapıp satardın. Yazın yününü kırkar satardın. Gübresini satardın. Ayrıca babamın hayattayken aldığı 30 dönüm tarla vardı. Onlar ekilirdi. Dayımın, dedemin desteğiyle o günleri geçirdik. Yaz ayları iş, kış ayları okuldu. Dayılarımın demir atölyesi vardı. Nal imal ederlerdi. Baf’a kadar gider, nalları götürürlerdi. Ben onların yanında çalışırdım. Lise hayatımda en fazla yardımını gördüğüm kişiler dayılarım ve teyzemdi. Tatillerde teyzemin evinde kalırdım. Yazları da inşaatlarda çalışırdım. Mecburdum. Çünkü lise yıllarımdayken, (birinci ya da ikinci sınıftaydım sanırım) annem ikinci evliliğini yaptı, Girne’ye gitti. Annemin ikinci evliliğinden de 3 çocuğu oldu. Biri öldü, ikisi hayatta.

 

 

 

“Askerlik yapmadan yüksek öğrenime gidemezdik”

O dönemde askerlik yapmadan yüksek tahsile gitmek yoktu. Askerliği yaptıktan sonra yola düştük. 1969 yılında pervaneli bir uçakla Adana’ya gittik. Oradan da Ankara’ya gidecektik. Adana’dan Magirüs otobüsle Ankara’ya gittik. Yolculuğumuz 11 saat sürmüştü. O zamanın en modern otobüsleriydi magirüsler.

 

 

Soru: Ankara’ya niçin gittiniz?

Ankara Tıp’a girmek için müracaat etmiştim. Yolculuğa Serdarlı’dan 2 arkadaşımla birlikte çıkmıştık. Arkadaşlarımdan biri İstanbul Teknik Üniversitesi’nde, diğeri de şimdi hatırlamadığım bir okulda iç mimarlık okuyacaktı. Biz üç arkadaş 15 gün Ankara’da kaldık. Sonra Arkadaş’lar İstanbul’a gideceği için ben de onlardan ayrılmak istemediğimden onlarla birlikte İstanbul’a gittim.

 

 

Soru: İstediğiniz okula kaydolabiliyor muydunuz?

O zaman Türkiye üniversiteleri bize burs verirdi. Ben de çok başarılı bir öğrenciydim. Ortalamam 9’un üzerinde olduğu için tıp seçme hakkı verildi. O yüzden İstanbul Tıp’a girdim. Okula başlama tarihim 1969’du. Harp olmasaydı 1974’te mezun olacaktım. Harp olunca bir yıl sonra mezun oldum. Okul hayatında birçok sıkıntı yaşadım ama sıkıntılar içinde büyüdüğümüzden bunlar pek sorun olmadı.

 

 

“Fatihte ahşap bir ev”

İstanbul’da üç arkadaş Fatih’te ahşap bir evde kalıyorduk. Isınmak için odun sobası kullanırdık. Banyoda da gazocağındaki kazanda su ısıtır, tasla yıkanırdık. Anarşinin bol olduğu dönemlerdi ama ben hiçbir aşırı uca karışmadım. Ne öğrencilik hayatımda, ne de bulunduğum konumda hiçbir sivri düşüncem olmadı. Olaylar olurdu, silahlar patlardı, Beyazıt’a kaçışırdık. Vızır vızır mermi atarlardı. Aşağı kaçarsın ülkücüler, yukarı kaçarsın solcular.

 

 

 

“Salih Miroğlu devrimci gençliğin başıydı”

Rahmetli Salih Miroğlu Kıbrıslı Devrimci gençlerin başıydı. Arada bir toplanırlardı. Bende birkaç kez katıldıydım toplantılarına. Sonra gitmedim. Çünkü köyden çıktık, okumaya gittik. Devlet 375 lira verir biz onla geçinmeye çalışırdık. Etimiz neydi, budumuz neydi ki bunlarla uğraşalım.

 

 

“Çiçek pasajını çok severdik”

İstanbul’da uğrak yerimiz Çiçek Pasajıydı. Hala daha İstanbul’a gittiğimizde uğrarız. Emekli olan müsteşarım var Nuri Gökşin. Onunla birlikte okuduk. Birlikte Çiçek Pasajına giderdik.

 

 

“Bıyıklarım yüzünden dersten kaldım”

O dönem saçlar uzundu. Üçüncü sınıftayken de Barış Manço’nun bıyık modeli moda olmuştu. Bende modaya uydum, bıyıklarımı o şekilde uzattım. Mikrobiyoloji imtihanına girecektim. Küçük Ömer diye dini bütün bir hocamız vardı. Bana “Küçük Ömer’e düştün, bıyıklarını kes, yoksa dersten kalırsın” dediler. Ben kesmedim sınava girdim. Tahsil hayatım boyunca ilk kez bütünlemeye kaldım o yüzden. Eylül’de tekrar sınava girdim. Bu kez başka hoca vardı. Hiç çalışmadan geçtim sınavı.

 

 

 

“İzne gelmiştim, harekât oldu”

1974 yazında ülkeye izne gelmiştim. 14 Temmuz son akşamımdı. 15 Temmuz sabahı pasaportumu alıp gidecektim. Ailem Larnaka’daydı o dönem. Orada görüştük, vedalaştık. Harekât olunca ülkede kaldım. Doktor olarak savaşa katıldım. Şu an Kıbrıslı’nın olduğu yerdeydim. 19 Temmuz akşamı ablamla oraya gittik. Sabah ezanla birlikte çıkarma başladı. 4 ay sonra İstanbul’a döndüm.

 

 

“Hipokrat yemininin önemini anladım”

İnsan sağlığının ne demek olduğunu, Hipokrat yemininin ne kadar önemli olduğunu 1974’de öğrendim. Bize silah çeken insanlar bize geldiğinde bakmamazlık edemezdik. 23 yaşında makine mühendisi bir Rum gelmişti. Onu tedavi edip bölüğüne yolladık. Hani Hipokrat yemininde “din, dil, ırk, cins ayrımı yoktur” diye bir bölüm vardır ya, biz savaşta onu yaşadık. Ve kendi evime ikinci harekâttan sonra gidebildim.

 

 

 

“İstanbul suyuyla kız, Mağusa suyuyla erkek oldu”

 

Soru: Eşinizle nerede tanıştınız?

Eşimle 1974 yılında Lefkoşa’da tanıştım. Ablam vasıtasıyla oldu tanışmamız. Eşim İstanbul Kızılay Hemşirelik mezunuydu. 1974’te aynı yerde çalışınca birbirimizi tanıdık. Ablam öncülüğünde de yakınlaşma oldu. O yakınlaşmadan sonra birer yüzük takarak ayrıldık. Ben İstanbul’a gittim, o burada kaldı. Aileden isteme filan olmadı çünkü ailesi Güney’de Tatlısu’daydı. Ben tekrar geldikten sonra aileyle konuştuk, kabul ettiler ama biz zaten nişan yüzüğünü takmıştık. 1974 yılının Aralık sonu ben bir haftalığına geldim, nikâh kıydık. 1975’in ilk aylarında da eşim İstanbul’a yanıma geldi. Ben ihtisas yapıyordum, o da bir doktor büyüğümüzün muayenehanesinde çalışıyordu. İstanbul’dayken, 1976 yılında kızım doğdu.

 

 

“10 seneye yakın on call çalıştık”

1980 yılının Mayıs ayında Mağusa Devlet Hastanesi’ne geldim. Davet üzerine gelmiştim. Kasım’da resmi görevle Genel Cerrah olarak göreve başladım. Zeka Mahirel hem Mağusa’nın, hem de Lefkoşa’nın genel cerrahisini yürütüyordu. 90 seçimleri gelene kadar bir fiil gece gündüz 10 seneye yakın on call çalıştık.

 

24 Nisan 1981 yılında da oğlum dünyaya geldi. Oğlum ülkeye döndükten sonra oldu. O yüzden İstanbul suyuyla kız, Mağusa suyuyla erkek oldu diyoruz.

 

 

“9 yıl boyunca hiç tatil yapamadık”

Cerrahide çalıştığım 9 yıl boyunca ailemizle doğru dürüst yemeğe gidemedik. Gitsek bile çoğu zaman yarım bırakıp döndük. Tatile ise hiç çıkamadık. Siyasete girdikten sonra 1990’da bir yaz tatili yapabildim. Şimdi de ancak fırsat olursa tatil yapabiliyoruz. Bu ülkeye hizmet için geldik. Hedefimiz doktorlukta da, siyasette de aynı: Vatana hizmet.

 

 

“Babamın tabutla gelişi…”

 

Soru: Siyasete girmeye nasıl karar verdiniz?

1990 seçimlerinde konjonktüre uygun olarak 24 saat çalışırken siyasete girme kararı aldım. Benim siyasete girmem için kimsenin telkini olmadı. O dönemin hükümetinin sağlık bakanına yapılan baskı ve telkinler sonucu benim üzerime gelindi. O zaman kendimi siyasette buldum.

 

1990 genel seçimlerindeilk olarak Yeni Doğuş Partisi'nden, 1993 genel seçimlerindeise Demokrat Parti'den Gazimağusa Milletvekili seçildim. Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı görevinde bulundum. 2005 ve 2009 seçimlerinde Ulusal Birlik Partisi'nden Gazimağusa Milletvekili seçildim. Benim siyasete yönelik şu değerlendirmem var. İnsanlara bir şey verirseniz insanlar bunun değerini yeri geldiğinde takdir eder. Ben bunu mesleki açıdan da siyasi açıdan da gördüm. Bana verdikleri destekten dolayı herkese teşekkür ederim.

 

 

Soru: Unutamadığınız anılarınız var mı?

Babamın tabutla gelişi… Mezarlığa gitmemiz… Ölüm haberini aldıktan 14 gün sonra babamın cenazesi gelebildi. O anı hiç unutmam. Onun dışında hayatımın her anı benim için unutulmazdır. Hiçbir yaşadığımı unutmam mümkün değildir. Unutmuş gibi gözükseniz de günü gelir hatırlarsınız.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ