21 Kasım 2017 Salı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Bir yılbaşı günüydü, vuruldu ağabeyim”
15 Ocak 2012 Pazar 10:53

“Bir yılbaşı günüydü, vuruldu ağabeyim”

“Kimsenin bizim yaşadıklarımızı yaşamasını istemiyoruz. Savaşa karşı olanların çoğu savaş yaşamış, savaşın acısını, zorluklarını tadan insanlardır”

Yurdagül BEYOĞLU

Özlemini güç geçtikçe daha çok hissettiği bir köyde doğuyor Özkan Yorgancıoğlu. Denize 15 dakikalık mesafede, şırıl şırıl derelerin aktığı, pınarların iki avucu doldurduğu bir köy. Taşçı ustası olan dedesinin yaptığı o güzel evden ayrılma sebepleri ise çok acı. Annesinin hazırladığı yılbaşı sofrasına koşmak için sabırsızlandığı saatlerde bir silah sesi duyar Yorgancıoğlu ve duyduğu o ses 17 yaşındaki ağabeyini hayattan koparır…


Üniversite eğitimini bitirip yurda döndükten sonra Maliye Bakanlığı’na başvuruyor iş için. “Yaptığın müracaat usulsüz olduğundan müracaatın dikkate alınmamıştır” diyerek işe almıyorlar. Kendisinin işe alınmadığı Bakanlığa dikiş- nakış kursunu bitiren biri alınınca besbelli kırılıyor ve bir daha da devlete müracaat etmiyor.



Soru: Çocukluğunuzdan bahsedelim isterseniz. Nerede doğdunuz, nasıl bir çocukluk geçirdiniz?
1954 yılında Baf’ın Lemba (Çıralı) köyünde doğdum. Ailemin 5. çocuğuyum. Toplam 6 kardeşiz. İlköğrenimimin büyük bir bölümünü köyümde, 1 buçuk yılını Baf kasabasında, sonrasını Lefkoşa’da geçirdim. Babam hem bahçecilik, hem de yorgancılık yapıyordu. Ayrıca hayvanlarımız vardı. Annemle, kardeşlerimle hayvanlarımızla ilgilenirdik.


Gülay diye bir keçimiz vardı. Ablam ve ben ismini koymuştuk. Beyaz bir keçiydi. Çok zekiydi. Çoban gibi, tüm hayvanların yöneticiliğini yapardı. Ovaya alıp götürürdü, onu çağırdığımızda da diğer hayvanlar arkasından gelirdi. Babam bir gün Gülay’ı satmaya karar verdi. Kasap geldi. Biz kasabın önüne geçerek, “bizi de öldür. Bizi öldürmeden keçiyi alamazsın” dedik. Kasap döndü gitti.
Hindilerimiz vardı. 50-100 hindiyi ovaya çıkarır, geri getirirdik. Ablamla aramızda 3 buçuk yaş vardı. O yüzden çok iyi anlaşırdık.



“Vurulan genç ağabeyimdi”

Soru: Köyünüzden niçin ayrıldınız?
1964 yılında Türkler ve Rumlar arasında yaşanan olaylar neden oldu köyden ayrılıp Baf’a gitmemize. Ayrılmamızın nedeni köyden bir gencin Rumlar tarafından vurulması sonucunda köyümüzün bir günlük bir çatışma yaşamış olmasıydı. Ben 10 yaşındaydım. Vurulan genç ağabeyimdi. 17 yaşındaydı… Olayların başlangıç günleriydi. Vurulduktan sonra hastaneye kaldırıldı. Hastanede iyi bakım yapılmadı. Helikopterle Ağrotur İngiliz Hastanesi’ne götürülürken de öldü. O bir günlük çatışma sonrasında Baf kasabasına taşındık. Babamı da kasabadaki çatışmada kaybettim. Ağabeyimin ölümünden 1 buçuk ay sonra… O sırada iki büyük ağabeyim Türkiye’de üniversite okuyordu.


“Hem evlat, hem eş acısı”

Biz iki kardeş, annemle kaldık. Annem çok acı çekti. Hem evlat acısı, hem eş acısı… Birde o çocukların geçimini sağlamak zorundaydı. Annem, bize iyi bir hayat sağlama adına Lefkoşa’ya taşınmak zorunda kaldı. Çok yetkin ve yönetme kabiliyeti yüksek olan bir kişiydi. Bizi çok iyi yetiştirdi. Ortaokul ve liseyi Lefkoşa’da tamamladım. Annem çalıştığı için ablamı da, beni de yüksek öğrenime gönderdi. Üniversiteye gitmeden, yani lise çağlarında burada mücahitlik yaptım. Lise bittikten sonra İstanbul’daki üniversite yıllarım başladı.



Üniversite yılları…

O dönemin yönetim anlayışı ve imkânların kıt olması nedeniyle insanların yaşadığı zorluklar gün geçtikçe daha da artıyordu. 1970’li yıllar Türkiye’deki öğrenci hareketlerinin en yüksek olduğu yıllardı. Kıbrıs’ta yaşadıklarımız, Türkiye’deki atmosfer bize siyasetle ilgilenme ortamı yarattı. Dolayısıyla üniversite yıllarında siyasete ilgim başlamış oldu. Öncelikle Kıbrıslı öğrencilerin sorunlarıyla ilgilenen bir dernek oluşturduk ve bu derneklerin kurucu üyeliğinde, yöneticiliğinde bulunduk. Türkiye’ye öğrenci olarak gelen Kıbrıslılara sosyal ve ekonomik alanda çok yardımlarımız oldu.



“O dönemdeki arkadaşlarımız şimdi yönetici kademelerinde”

O nedenle de o dönemki öğrenci kesimin bugün yönetici kademelerinde olduğunu görüyoruz. Türkiye’de yaşadığımız süreç çok da kolay bir süreç değildi. O zamanki iktidar anlayışı örgütlenme hakkına ve ilerici/devrimci anlayışa tahammülsüzdü. Türkiye’de birçok arkadaşımızın vurulmaları olayını yaşadık. Bunlardan çok etkilendik ama yürüttüğümüz mücadelenin doğru olduğuna inandığımızdan inançlarımızdan vazgeçmedik. Ferdi Bey arkadaşımdı. Ünal Bey, Eşref Bey arkadaşımdı. Kıbrıslıların yüzde 95’i aynı duyguyu paylaşırdık. Çok hareketli bir yapımız vardı. Birbirimize karşı güven doluyduk. Bu dayanışma bizim gücümüzü bir kez daha artırır, pozitif bir enerji verirdi.



“Talat’la da görüşürdük”

Sayın Talat (Mehmet Ali Talat) Ankara’da olmasına rağmen örgütlenme sürecinde iyi ilişkimiz vardı. Birbirimizi tanıyorduk. Birbirimize yardımcı olmak adına çaba sarf ediyorduk. Bursların sağlanması, barınma gibi konularda çabalarımız vardı.


1974 yılında Barış Harekâtı yapıldığında, tatil olduğu için ülkedeydik ve ben Lokmacı Barikatındaydım. Üniversite bittikten sonra 4-5 aylık bir İsveç seyahatim oldu. 1964 yılından sonra ağabeyimin biri İsveç’e gitmişti. Orada yaşayan ağabeyimi ziyaret ettim. Daha sonra Kıbrıs’a döndüm. Gelip burada yarım kalan askerliğimi tamamladım. 12 Eylül 1980 tarihinde yedek subaydım.


“Bundan sonra devlete müracaat etmedim”

Askerlik sonrasında iş bulmak adına yaptığımız müracaatlar kabul görmedi. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye ve Siyaset Bilimi bölümünden mezun olmuştum. Maliye Bakanlığı’na dilekçe verdim. O dönemin Maliye Bakanı bana “yaptığın müracaat usulsüz olduğundan müracaatın dikkate alınmamıştır” diye yazılı bir cevap verdi. Dilekçeme cevap verildiği gün dikiş nakış kursuna giden bir arkadaşın Maliye Bakanlığına işe alındığını öğrendim. Bana verilen bu kağıdı yıllarca sakladım. Geçen yıl evde tamirat varken elime geldi, attım.


Bundan sonra hiç devlete müracaat etmedim. Çünkü işimin olmayacağını anladım ve karşıt olmamın bedelini ödemekte olduğumu düşündüm. O dönemde ülkede Seracılar Kooperatifi bir kooperatif vardı. Orada işçi olarak iş hayatına başladım. Gelen kamyonları boşaltıyor, verilen siparişle ilgili kamyonları yüklüyorduk. Yine bu dönemin yönetiminin hışmına uğramış kişiler arasında Ömer Kalyoncu, Sonay Adem ve Cevat Adakul’da vardı. Onlarda aynı yerde çalışıyordu. Kıbrıs Türk Petrollerine açılan münhale, değerli dostum Barış Burcu aracılığıyla müracaat etme şansı yakaladım. 1983 yılının ikinci yarısında Kıbrıs Türk Petrollerinde muhasebe memuru olarak işe başlamıştım. Yaklaşık 10 yıllık bir süre Kıbrıs Türk Petrollerinde çalıştım. İşçilerin haklarını savunabilmek içinde Petrol-İş’in yönetim kurulunda yer aldım.



Siyasete ilk adımlar

Soru: Siyasete girişiniz nasıl oldu?

Kıbrıs Türk Petrollerine girmiş ve 10 yıl görev yapmış olmama rağmen ileri kademelere çıkmak adına yaptığım tüm müracaatlar da sonuçsuz kaldı. Son olarak şube amiri yetersiz olduğum iddiasında bulununca bende “yetersiz olduğum için bu parayı hak ettiğimi düşünmüyorum” dedim ve istifa ettim. Ondan sonra kendi işimi kurdum. Türkiye’den hediyelik eşya getirip satıyordum. 1991 yılından 1993 yılana kadar devam etti bu. Daha sonra CTP Lefkoşa İlçe Başkanlığı görevine getirilmem nedeniyle o işletmeyi kapatmak zorunda kaldım. Çünkü tam gün görev yapmak durumundaydım. Bu, profesyonel siyasi yaşamımın başlangıcı oldu. 1993 seçimlerinde CTP’nin küçük ortak olsa bile hükümete geldiği bir dönemdi. 1994 Ocak’tan, 1996’ya kadar DP ile koalisyon ortağıydı.


“Yeni Düzen Gazetesi’ne girdim”

Daha sonra Yeni Düzen Gazetesi’ne Genel Yayın Yönetmeni olarak girdim. Orada, 1994 sonundan, 1998 yılına kadar 3 buçuk yıl görev yaptım. 1998 yılında, yeniden kendi işimi kurma düşüncesiyle partideki profesyonel görevimden ayrıldım ve süt ürünleri üretimi yapan bir işletme kurdum. Önceleri kapasitesi düşük olan bu işletmenin kapasitesini 2 buçuk- 3 yıl gibi sürede yüzde 300’e varan oranda artırarak iyi bir noktaya gelmiştik. Ancak 5 Nisan kararları geldi.  Dövizin patladığı, faiz oranlarının yükseldiği o dönem, piyasadaki tahsilatlar zorlaştığı için sıkıntı yaşadık. Çünkü süt kurumundan aldığımız sütün karşılığını 15 günde ödemezsek faiz ödemek zorunda kalıyorduk ama marketlerden paramızı 2 buçuk-3 aydan önce alamıyorduk.



“200 kiloyla başladığımız üretim 2 tona çıktı”

Günde 200 kiloyla başladığımız üretimi günde 2 tona çıkarmıştık. Bu çok iyi bir noktaydı ancak 2003 yılının sonunda yapılan ve partimizin birinci parti olarak çıktığı hükümette Gençlik ve Spor Bakanlığı görevi bana teklif edildiğinde, piyasada para toplama sıkıntısı yaşayan şirketin geleceğini çok rizikolu gördüğümden şirketi elden çıkardım. Bu, bana Bakanlık görevimi daha iyi yapabilmem için fırsat yarattı. 2004 yılının Ocak ayından, 2006 Eylül’üne kadar Bakanlık görevimi yürüttüm. Süreçte, toplumdan aldığım tepkiler bu işi iyi yaptığıma yönelikti. 2006 Eylül’den sonra yeniden partideki Yönetim Kurulu görevime başladım. 2006 yılında Talat’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi nedeniyle eksilen milletvekilliği benim seçilmeme neden oldu. Partideki görevim 2009 yılına kadar devam etti. 2009 kurultayından sonra MYK üyeliğine aday olmadığım için bu görevde bulunmadım. 2011 yılının Haziran ayındaki kurultayda parti başkanı oldum ve 7 aydır bu görevi yürütüyorum.



Seracılar Kooperatifi’nde doğan aşk

Soru: Eşinizle ne zaman tanıştınız?

Seracılar Kooperatifinde tanıştım eşimle. Eşimde orada çalışıyordu. Ailelerimiz tanışıyorsa da birbirimizi fazla tanımıyorduk. 1982 yılının sonunda da evlendik. 1983’de oğlumuz oldu. 1985’de diğer oğlumuzu kucağımıza aldık. Büyük oğlum DAÜ ekonomi bölümünden mezun oldu. Küçük oğlum Kiew’de, Uçak Mühendisliğinden mezun oldu. Şu an Yeşilköy’de özel bir şirkette uçak mühendisi olarak çalışıyor. Eşi de uçak mühendisi. Henüz torunumuz yok. Dört gözle bekliyoruz.


Soru: Anneniz sizin siyasette geldiğiniz noktaları gördü mü?

Annem kendi çocuklarının yükselişini gördü. 2006 yılında vefat ettiğinde 86 yaşındaydı. Diyebilirim ki yanında olan tüm torunlarını kendi beslerdi. Ablamın, benim çocuklarıma baktı, besledi. Bunu da severek yaptı. Herkese yardım etmesiyle tanınan biriydi. Hala insanlar konu açıldığında övgüyle söz ederler annemden. Biz çok kolay bir çocukluk geçirmedik. Savaş koşullarının getirdiği imkansızlıklar vardı. Bizim için daha zordu, çünkü annemin başına kalmıştı her şey. Daha zor bir hayat yaşadığınızda bir o kadar da sorumluluk sahibi oluyorsunuz. Dolayısıyla kişiliğimin, karakterimin gelişmesinde bunların etkisi oldu. Tabi, annemin babamın kişiliği de etken… Babam haksızlığı sevmeyen bir karaktere sahipti. Bunlar bizim bu noktaya gelmemize etkili oldu. Annem, kardeşlerimi ve beni en iyi noktaya getirmek adına her türlü çabayı ortaya koymuştur. Bu bakımdan da anneme minnet duyarım. Herkes annesine minnet duyar ama çocukları için bu kadar zorluklara katlanan bir insanın bunu hak ettiğini düşünüyorum.



Unutulmayan anılar

Soru: Unutamadığınız anılarınız var mı?

Çocukluğumdan unutamadığım iki anım var. Bir tanesi, sonrasında ders çıkardığım bir anıdır. Köy ortamında, hele hele hayvanlarınız varsa, nor böreği vazgeçilmez bir tatlıdır. Bende nor böreğini çok severdim. Annem bir akşam börek yapmış, her birimizin tabağına eşit sayıda koymuştu ama ben çok sevdiğim için kardeşimin tabağındakini almaya çalışınca tokat yedim. 9 yaşındaydım o zaman. Bu bana büyük ders oldu.



“Bir yılbaşı günüydü…

İkinci anım ise bir yılbaşından… Herkesin yılbaşı kutlamaya hazırlandığı, yemeklerin, çöreklerin fırına verildiği, coşkuyla öğlen 12.00 olmasını beklediğimiz bir gündü. Herkesin bir işi, koşuşturması var. Böyle bir ortamda bir tüfek sesi duyuyorum. Bu ses, ağabeyimin olduğu taraftan geliyor. Biz 100-150 metre uzaktayız. Ben anladım ağabeyime bir şey olduğunu…
Biz onu anmak için her yılbaşı kardeşlerle toplanıyoruz. Annem öldükten sonra da devam etti bu. Çocuklarla, gelinlerle, yeğenlerle 30 kişi kadar oluyoruz. Bu geleneği sürdürüyoruz.



Yaşadıklarımızı kimse yaşamasın

Soru: Ağabeyinizin Rum’lar tarafından öldürülmesi sizde düşmanlık yaratmamış. Öfkenin kine dönüşmemesini nasıl başardınız?

Yaşadığımız zorluklar, çektiğimiz acılar kolay değildi ama yaşadıklarımızı kimsenin yaşamaması gerektiğini düşünerek böyle bir sonuç ürettik. Bu, siyasal hayatımızda da böyle şekillendi. Kimsenin bizim yaşadıklarımızı yaşamasını istemiyoruz. Savaşa karşı olanların çoğu savaş yaşamış, savaşın acısını, zorluklarını tadan insanlardır. Bu acıları daha iyi anlar, başkalarının yaşamamasını dilerler.



Soru: Dansa karşı yeteneğiniz olduğunu biliyoruz. Ders aldınız mı?

Özel bir eğitim almadım ama müziğin ritmine uymak gibi bir kabiliyetim var. İnsan zorluklar içinde olabilir ama eğlenmesini bilmelidir diye düşünüyorum.
Soru:Bir rivayete göre 74 öncesinde evi güzel olan Kıbrıslı Türkler parmakla gösterilecek kadar azmış ve sizin eviniz Türkler içinde en güzel, en gösterişli evmiş.



Doğru mu bu?

1962 yılında Yorgancıoğlu ailesinin iki oğlu üniversitede okuyordu. Köyün nüfusu 218’di ve okuyan 5 kişiydi. Şimdi hal böyleyken Kıbrıslı Türkler kötü durumdaydı demek doğru olmaz. 120 bin kişilik nüfusta eğer 1964 yılında Erenköy’e 600-700 üniversite öğrencisi mücahit olarak çıkıyorsa bu, eğitim düzeyinin ne denli yüksek olduğunu gösterir. Gelmeyen öğrenci gençleri de hesaba katmak lazım. Annemin ben öğrenciyken bana verdiği harçlık Türkiye’deki asgari ücretten fazlaydı. Rumlarında zenginliği vardı ama bizden daha zengin oldukları doğru değildi. Belki de bizim şansımız köyümüzün sulak olmasındandır. Konumu da çok iyidir. Denize yürüyüş mesafesiyle 10-15 dakikalıktı evimiz. Yüksekçe bir yerde olduğu için manzara çok güzeldir. Köyün iki yanından iki dere geçer. Bu dereler kışın akar ama derede yaz kış akan pınarlar vardır. Dolayısıyla su bol olunca sebze meyve, harup, badem ağaçları çoktur. Bizim ev bu pınarların üst başında, vadi üzerinde, denize bakan taş bir evdi ama köyümüzün bütünü çok güzeldi.



Soru: Evinizi daha sonra gidip gördünüz mü?

Biz 2 Ocak 1964’de ayrıldığımızda evimiz talan edilmişti.  74’de göçmenler gidince taş yapı olması nedeniyle tekrar onarılarak eski haline gelmiş. Annemin babası taş yapı ustasıydı. Yanında 15-20 kişi çalışırdı. Girne Kalesinin Rum yöneticisi taş yapının iskeleti kalmasına rağmen aldı, tamir etti, oturuyor. Hanımı İrlandalı. Kapılar açıldıktan sonra eve gittim. Adam pozitifti ama kadın nedense bizi eve almak istemedi. Rum olsa tavrını anlayabilirdim. İkinci sefer gittiğimizde biraz daha iyiydi.



Soru: Evinizi, köyünüzü özlüyor musunuz?

Özledim ama özlemim kapılar açıldıktan sonra daha da arttı. Her  gittiğimde özlemim artar. Aşağı yukarı 7-8 kez gittim. Çok hatıramız vardır o evde…

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ