19 Kasım 2017 Pazar
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Bir Atatürk, bir Denktaş”
16 Ocak 2012 Pazartesi 10:47

“Bir Atatürk, bir Denktaş”

Haberdar; Denktaş’la yıllarca birlikte çalışma olanağı bulmuş, KKTC ve Türkiye’deki yakın arkadaşlarıyla konuştu:

Yurdagül BEYOĞLU

 

Haberdar, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la yıllarca birlikte çalışma olanağı bulmuş  KKTC ve Türkiye’deki  yakın arkadaşlarıyla konuştu.

 

Kıbrıs Türk halkının büyük lideri Rauf Denktaş’ın vefatı Türk dünyasını üzüntüye boğarken, Haberdar Gazetesi’ne konuşan siyasiler Rauf Denktaş’ın Türk Dünyasının en büyük liderlerinden olduğu konusunda birleştiler: “Bir Atatürk, bir Denktaş”

 

 

 Türkiye’deki DP Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek:

 

 “Bir Atatürk, bir Denktaş”

 

Türkiye için Atatürk neyse KKTC için Rauf Denktaş odur. KKTC tüm Türk dünyası için çok önemli bir yere sahip olduğundan Rauf Denktaş, tüm Türk Dünyası'nın en önemli liderlerinden biridir. Bana en önemli liderleri say diyecek olsalar Atatürk ve Rauf Denktaş derim. Denktaş, Kıbrıs Türkü’nün direnişin sembolüydü. Çok direnişçi, çok akıllı bir insandı. Aklın gereği neyse direnişini o zemin üzerine oturturdu. Bunun üzerine ortaya erişilmesi güç bir başarı çıktı. Bu başarının adı: KKTC. Müzakereler sürebilir ancak ben hiçbir şeyin KKTC’den vazgeçmeye değmeyeceğini söylüyorum. KKTC bir nimettir. Başarının doruğa ulaştığı bir noktadır. KKTC bir çözümdür. Çözümün bizatihi kendisi bu devletin varlığıdır. Denktaş’ın arzusuna rağmen çaba ve mücadele olmadığı için tanınmadığı halde bile ulaşılacak en iyi çözümden iyi durumdadır bu devlet. Büyük lidere Allah’tan rahmet diliyorum. Mekanı cennet olsun. Devletlerimiz ebedi yaşasın.

 

 

Ekonomi ve Maliye Eski Bakanı Salih Coşar:

“Halkının özgürlüğü için BM’de elini masaya vuran lider kaç halka nasip oldu”

 

Halkının özgürlüğü için, Birleşmiş Milletler’de (BM) elini masaya vuran lider kaç halka nasip olmuştur? Kıbrıs Türkü’nün özgürlük mücadelesine ömrünü adayan bir liderdir. KKTC Sayın Rauf Denktaş’ın eseridir. Kıbrıs Türk Halkı lideriyle iftihar ediyor. Bu devleti kolay kurulmadı. Bu devleti kurmak için uğraş veren, organize eden, yönlendiren odur. Onu ilk tanımamı anlatayım; Sene 1960. Üniversite’den mezun oldum, Lefkoşa Türk Lisesi’nde öğretmenliğe başladım. Lefkoşa Türk Lisesi’nin sahnesi olan büyük bir salonu var. o salonda ülkenin kalburüstü kişileri, öğrencileri toplanmış. Türk Cemaat Meclis üyeleri de oradaydı. O toplantıda Denktaş Bey’in yardımcısı Orhan Müderrisoğlu ilk konuşmayı yaptı. Orhan Bey kürsüden bir şeyler anlattı. Müderrisoğlu konuşmasının sonunda, “biz, dur dediğimizde duracak, yürü dediğimizde yürüyecek gençlik istiyoruz” deyince salonda bir sessizlik oldu. Ben dayanamayıp ayağa kalktım, “tamam da, lütfen bizi robot olarak görmeyin. Siz robot bir gençlik istiyorsunuz” dedim. O dönem böyle konuşmak cesaret ister. Ben gençliğinde verdiği heyecanla ayağa kalkmıştım. Denktaş Bey kürsüye çıktı, dedi ki: “haklısınız. Bu ülkenin gençliğinin birbirine kenetlenmesi ve birlik beraberlik, disiplin üçünde hareket etmesi gerek” Bizler şanslıyız ki Denktaş gibi lidere sahip olduk. Tanrıdan rahmet diliyorum. Türk milletinin başı sağ olsun.

 

 

Akademisyen Prof Dr. Ata Atun:

“Müzakerelerde karşısındaki ile tartışırken, aynı anda minitleri yazardı”

Çocukluğumda mahallemizde yaşayan Rumlarda vardı. Tek bildiğim benim Türk olduğum, sokak arkadaşım Yorgo’nun da Rum olduğu ve farklı bir dil konuştuğuydu. Bizim evin bahçe girişi kapısında kırmızı beyaz boyalı bayrak direği dururdu, Yorgo’nun evindeki de mavi beyaz boyalıydı. Bazen biz ay yıldızlı bayrağımız asar, bazen de onlar mavi beyaz bayraklarını. Çocukluğumun en önemli olayı “Bayrağımız kanımız, kanımız bayrağımız” andını öğrenmek ve ezbere söyleyebilmekti. Ben Türk olduğum için kanım kırmızıydı bu nedenle de bayrağımız da kırmızı beyazdı. Yorgo’nun bayrağı mavi beyaz olduğundan kanı da mavi idi benim çocuk aklıma göre. Bir gün Yorgo düşüp eli kanayınca kıpkırmızı bir kan akmıştı ve bende hayretler içinde Yorgo’ya “Esi ine Turko?” diye de saf saf sormuştum, yani “Sen Türk müsün” diye.

 

 

“Bir şeyler olmaya başladı”

 

Sonraları bir şeyler olmaya başladı yaşadığımız yerde ama daha anlayabilecek kadar da büyük değildim. Yorgo’lar taşındı mahallemizden. Rum saldırıları yeni yeni başlamıştı artık. İngiliz çocuklardan birtakım kişilerin İngilizleri vurduğunu duyuyordum. İlk kez EOKA adını İngiliz arkadaşlarımdan duydum. Zaman içinde evler, sokaklar ve bölgeler de yavaş yavaş Türk ve Rum diye ayrılmaya başladı.Kurucu Cumhurbaşkanımız merhum Rauf R. Denktaş’la tanışmam bu yıllara rast gelir. Mücadele arkadaşları ile birlikte gelip kahveye oturur, ağabeylerimize, babalarımıza, dedelerimize büyük bir coşku ile hitap ederlerdi.O, çocuk dünyamın 3 büyük adamından birisi idi: Doktor Küçük, Rauf Denktaş, Osman Örek. Ertesi gün beyaz boyalı evlerin duvarlarında gördüğüm ortadan yataylama ikiye bölünmüş Kıbrıs haritası ve Volkan imzalı “Ya Taksim, Ya Ölüm” kelimeleri,  Rauf beyin ve Dr. Küçük’ün kahvede söyledikleri beynimde yerlerine oturmaya başladı.        

 

 

“Yakından ilk kez okulda gördüm”

 

Aradan geçen yıllardan sonra ilk kez Rauf beyi yakından 22 Aralık 1963 günü gördüm. Okula gelip bize hitap etmiş, mücadeleye hazır olmamızı söylemişti. Birkaç gün sonra da hayatımda ilk kez gerçek bir silahla tanışmış, eğitim aldıktan sonra da nöbetlere girmeye başlamıştık. Kıbrıs Türk halkı olarak soykırıma uğradığımız ve korkunç bir mücadele verdiğimiz yıllar başlamıştı artık.Kaderim Rauf beyle 1970 yılında kesişti. Yıllar sonra ilk kez seçimler yapılıyordu ve Rauf beyin halka hitabını ilk kez dinlediğimde de adeta büyülenmiş, Kıbrıs konusunun özünün ne olduğunu artık iyice anlamaya başlamıştım. Mücahitlik dönemimde temel eğitimden sonra O’na hitaben bölük adına yeminimizi okumuştum. Artık yollarımız daha sık kesişmeye başlamıştı. Uzun bir uğraşıdan sonra hazırladığım RMMO Kamplarını ve mevzilerini gösteren harita nedeni ile beni tebrik etmiş, birlikte bir öğle yemeği yemekle ödüllendirmişti.

 

 

“Aday olmam için teşvik etti”

 

1976 seçimlerinde de beni seçimlere katılmaya ve aday olmaya teşvik etmişti. Katıldım ve UBP Mağusa Milletvekili seçildim. İngilizcemin ana dilim kadar iyi olması nedeni ile Dış İşleri Komisyonuna seçilince Rauf beyle yakından çalışmak olanağım oldu ve bu birliktelik yıllarca devam etti. Çok zeki bir insandı. Büyük çoğunluğumuzun “enine boyuna” düşünüp karar vermek yeteneğine karşın Rauf beyin başka hiç kimsede görmediğim, geometrik olarak küre şeklinde diye tanımlayabileceğim bir düşünme ve analiz yeteneği vardı. Olayları ve kelimeleri, beyninde adeta bir kürenin üzerine konmuş gibi çevirir ve her açıdan bakarak artılarını ve eksilerini görürdü.  Müzakerelerde karşısındaki ile tartışırken, eli ile de aynı anda minitleri yazardı. Sanki iki ayrı beyni vardı ve biri düşünüp konuşurken, diğeri de duyduklarını kağıda yazı olarak döküyordu. KTFD Meclisi Dış İşleri Komisyonunda bildiriler, açıklamalar, kınamalar ve diplomasi metinlerini hazırlarken mutlaka kendisine gider, danışır, görüşlerini alır ve metni ondan sonra sonuçlandırırdım.Makarios’u, Klerides’i, Kiprianou’yu, Papadopulos’u, Lissarides’i, Rum Ortodoks Kilisesini ve Rum siyasi partilerini Rauf bey sayesinde tanıdım ve kim olduklarını, ne düşündüklerini, geçmişlerini, ülkülerini ve düşünce tarzlarını derinlemesine öğrendim. “Rumlarla mücadele edeceksen kendilerini çok iyi bilmeli ve anlamalısın” diyerek Helen dünyasını derinlemesine araştırmanın içine sokmuştu beni.

 

 

“Kilit 3. Madde”

 

Makarios ile BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim’in hamiliğinde 1977 Şubatında yaptığı ve Makarios’a kabul ettirdiği 4 maddelik Doruk Anlaşması bence Rauf beyin diplomatik bir zaferidir. Özellikle de 3. Maddesi, Kıbrıs Türk halkının ada üzerindeki varlığını sürdürmesinin zeminini pekiştiren, son derece kurnazca hazırlanmış ve kullanılan kelimeleri, ileriki yıllarda olacakları ve Rumların Megali İdeaları göz önüne alınarak seçilmiş. Zaten Makarios’un da aradan sadece 6 ay geçtikten sonra kahrından ölmesinin nedeni de bu 3. Madde olmuştur. Günümüzde Hristofyas’ın, “Güzelyurt’u da isterim, Karpazı’da, Maraş’ı da, Mesarya’yı da” taleplerine dur diyebilmemizi sağlayan da bu 3. Maddedir.        Annan Planı döneminde ise kendisi ile yakından çalışma olanağım doruğa çıktı. Müthiş bir temposu, bitmeyen, tükenmeyen bir enerjisi vardı. Beyni adeta, bir süper bilgisayar gibi olayları ve konuları eksiksiz hatırlamakta ve o günkü gelişmelere göre de hemen gerekli stratejiyi belirleyebilmekteydi. Birçoğumuzun uzmanı oldukları konuları bizlerden çok daha iyi ve detayları ile bilmekteydi.   Kendisinden çok şeyler öğrendim, çok bilgiler aldım. En önemlisi de hayat çizgimi, düşünme doğrultumu belirledim ondan aldığım öğretilerle. Binlerce yılık şanlı bir geçmişi olan Türk tarihine bir bayrak, bir devlet armağan etti Kurucu Cumhurbaşkanımız, dava adamı ve liderimiz Rauf Denktaş bey.O’nu kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum.  Allahtan sevgili kendisine rahmet, ailesine baş sağlığı dilerken, cennetteki mekanının nur olmasını diliyorum. 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ