21 Kasım 2017 Salı
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bayramın geçmiş hali
22 Ağustos 2012 Çarşamba 10:17

Bayramın geçmiş hali

Bu yıl yine Ağustos ayına denk gelen Ramazan Bayramı, bundan tam 35 sene önce yani 1976 yılında yine aynı günlere rastlamıştı

Elif ŞEN

Bayramlar... Çocukların yeni elbiselerini giymek için heyecanla beklediği, büyüklerin birbirlerini unutmadığı yaşamın tüm zorluklarına rağmen yüzlerin güldüğü...

 

Eskilerin dilinden düşmeyen ‘Nerede o eski bayramlar’ sözüyle büyütülüyor çocuklar.

 

Oysa çok eski değil eski bayramlar. Ailedeki erkeklerin sabah erkenden kalkarak camiye gitmesiyle başlayan bayram coşkusu, bir çocuğun el öpmesiyle devam eder, temiz, akça pakça mendillerin içerisinde verilen bayram harçlığı dünyanın en büyük zenginliği olurdu.

 

Bayram yerleri öpülen ellerden verilen harçlıklarla dolar, oyunlar oyuncaklar bayramın coşkusuyla dönerdi minikler için.

 

Yaşamın belki de en güzel anıları, bellekte unutulmaz anılar olarak kaldırıldı tozlu raflara. Bayramlar günümüzde artık bazılarına dinlenmek için ideal bir zaman dilimi. Yaşamın koşuşturmaları teknolojinin acımasız hakimiyeti karşısında bireyselleşen insanoğlu unutuyor güzel, coşkulu bayramları...

 

Müslüman aleminin en önemli aylarından biri olan Ramazan’da tutulan oruçların ardından gelen bayram coşkusu değişen yaşam koşullarına rağmen halen önemini koruyor. 2011 yılının en sıcak günlerinde insanların dini inanç ve şart olan orucu her yıl olduğu gibi tutmaya devam ediyor. Bu sene Ağustos ayına denk gelen Ramazan, bundan tam 35 yıl önce yine aynı günlere rastlamıştı. 1976 Ağustos’unda tutulan orucu zamane şartlarıyla kıyaslamak mümkün olmasa da Haberdar okurları için geçmişte kalan bayramları Altay Sayıl’la nasıldı eski bayramlar diyerek konuştuk.

 

Bize göre, 70’li yıllar çok uzak, Altay Sayıl ise daha dün 70’li yıllar diyor. Daha eskilerden başlamak gerek söze diyerek anlatıyor Ramazan ayının devamında gelen o coşkulu bayramları...

 

Ramazan’ın gelişi

“Halk Ramazan’a önceden hazırlanırdı. Ramazan coşkuyla beklenirdi” diyor Altay Sayıl ve ekliyor “Ramazan’ın gelişi top atılarak duyurulur halk sabahları erkenden Sahura kalkarak karşılardı o günü.”

 

İftar vakti Silihtar Hisarı’nda atılan top sesini mutlaka duymak istermiş halk, geçmiş günler Kıbrıs’ta Surların dışında da pek kalan olmazmış. KKTC Meclis yolunun 1955 yılında açıldığı, Ortaköy’ün çok uzak diye tabir edildiği yıllar. Gönyeli o zamanlar şimdiki gibi şehirle bütün değil hepten uzakmış yaşam alanlarına.

 

Altay Sayıl, tutulan orucun ardından kurulan iftar sofralarında bekleyen halkın top sesiyle orucunu açtığını atılan topunda Hamitköy’nden duyulduğunu anlatıyor bizlere.

 

Top nasıl atılırdı?

1920’li yıllar... Selimiye Camii’nin şerefelerinin görüldüğü zamanlar... Müftünün verdiği bir işaretle top atılırmış o yıllar. Sayıl “Selimiye Camisi’nin baş imamı ve kayyumu caminin içerisindeki hicri saate bakarak imsak vaktini takip ederdi. İftar vakti geldimi kayyum veya imam kapıya gelirdi. Caminin avlusunda bekleyen Kurtuluş (Abdurrezzak Efendi) adındaki görevliye  bilgi verir, cami şerefesindeki görevli de elindeki bayrağı Silihtar’daki topçuya doğru sallaması ile sulardan görülür ve anında top ateşlenerek patlardı ” şeklinde anlatıyor bizlere topun atılış serüvenini.

 

İftar için satılan salata malzemeleri

Eskiden maddi sıkıntıların yaşandığını hatırlatan Sayıl, Selimiye ile Bedesten arasında kurulan çarşıda Ramazan ayı boyunca hanımların salata hazırlayabileceği malzemelerin toplu halde birleştirilerek satıldığını, bunların ucuza satılan gıdalar olduğunu anlatıyor. Salatalık adı verilen bu malzemeler mevsimine göre örneğin  1 marul, golyandro, birkaç tane soğanın bulunduğu salata yapılacak malzemelerden oluştuğunu belirtiyor. Salata malzemelerinin kendine has kokusu ve tazeliğinin olduğunu hatırlatan Altay Sayıl, aynı zamanda halen Ramazan ayının geleneği olan çöreklerin o dönemlerde taş fırınlarda pişirilerek satıldığını kaydediyor.

 

Namaza gidilir, insanlar özen gösterirdi

Ramazan ayı boyunca teravi namazına gidildiğini de anlatan Altay Sayıl, o dönemler de herkesin kıyafetlerine dikkat ettiğini söyleyerek ekliyor “ O zamanlar bazı köylerimizde cami vardı, imam yoktu. Müftülükten imam yollanması için yardım istenirdi. Eğer köyde imam yoksa, çoğu  köy öğretmenleri aynı zamanda camiye gider insanlara namaz kıldırırdı. İmamlar da aynı zamanda nikah memurluğu yapardı. Bunun yanı sıra öğretmenler de nikah kıyma yetkisine sahiptiler. Eskiden halk fakirdi. Sıkıntı vardı. Bu sıkıntılar sadece şimdiki teknolojinin gelişmesi olanakları değildi. Herkesin bir çift ayakkabısı, bir pantolonu olabilirdi. Kumaşlar evlerdeki tezgahlarda kadınlarımız tarafından dokunurdu. Ulaşım zordu, her şey ilkeldi. Köylerde yaşam daha da zordu.  Bazı köylerde cami ya yoktu ya da kırık döküktü.”

 

Bayram

Bütün halkın en güzel elbiseleriyle, takımlarını giyerek bayram sabahı camiye gittiğini belirtiyor Altay Sayıl. Eski zamanlarda polis bandosunun eşliğinde sıralı olarak, üniformalı camiye gidildiğini belirten Sayıl, “O zamanlar polis şehrin merkezindeydi. Yönetim İngiliz idaresindeydi ama kutlamalara izin verilirdi” diyerek anlatıyor bayramın gelişini. Bando önde, polisler arkada resmi yürüyüşle karşılanan bayram sabahının ibadetlerle devam ettiğini belirtiyor Sayıl. Caminin önüne gelindiğinde bando mızıkasının sustuğunu  söyleyen Altay Sayıl, bandoda Türkler’in yanı sıra Emeni, Maronit ve Rumlar’ında olduğunu kaydediyor.

 

Camide yapılan ibadetlerin ardından halkın toplandığını anlatan Sayıl, ilk bayramlaşmanın da ibadetin hemen ardından cami avlusunda ve camide gerçekleştiğini ifade ediyor. Bayramlaşma esnasında cami dışında sıralanan gurbetlerin (Çingenelerin) bahşiş istediğini, varlıklı ailelerin bayram münasebetiyle bahşişler verdiğini söyleyerek devam ediyor Sayıl, “İbadetten çıkılır, bando çalmaya devam eder, efe giysili Türkler oynarlardı. 1940’lı yıllara kadar bayramlar bu şekilde kutlanmaya devam etti.

 

Mahya

Bayramlarda Selimiye Camii’nde mahyaların asıldığından bahseden Altay Sayıl, asılan mahyaların hiçbir zaman aksatılmadığına değiniyor. Sayıl’ın arşivinden mahyalara yazılanlar şöyle:

-On bir ayın sultanı mübarek Ramazan hoş geldin…

-Ramazan hoş geldin

-Hoş geldiniz

TMT

 

Dini büyüklerin bayramı kutlanırdı

Müslüman halkın o dönemdeki en büyük dini yetkililerinin müftü, kadı, mevlevi şeyhi olduğunu anlatan Altay Sayıl, bayramlaşmanın ardından Evkaf muharasının bayramını kutlamaya gidildiğini kaydediyor.

 

Bayram yeri

Lefkoşa’da hatırlanan en eski bayram yerinin Sarayönü’nde olduğunu belirten Sayıl, zamanla bayram yerlerinin değiştiğini aktarıyor. Sarayönü’nden sonra Girne kapısına gidildiğini anlatan Sayıl, “Orada cıncıraklar kurulur, şamişi ve kebaplar satılırdı” diyor.

 

1-2 yıllığına Mücahitler Gazinosu’na aktarılan bayram yeri şiddetli bir yağmurun ardından her yerin çamur olmasıyla önce hisar önüne ardından gençlik gücüne ardından son olarak da halen daha bayramlarda kurulan fuar alanına geçilmiş.

 

Değişen zamandan bayram yerlerinin de nasibini aldığını belirten Sayıl “Lunapark kurulmaya başladı. Yiyeceklerin türleri değişti. Eskiden Ahmet Dayı’nın cıncırakları vardı” diyor.

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ