22 Kasım 2017 Çarşamba
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Basınımız özgürlüğe hasret!
04 Mayıs 2011 Çarşamba 11:00

Basınımız özgürlüğe hasret!

“Basınımız ne kadar özgür?” sorusunu yönelttiğimiz basın emekçileri ortak bir görüşte birleşti:

Adem KAVAZ

 

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çeşitli etkinliklerle kutlanan Dünya Basın Özgürlüğü gününde “basınımız ne kadar özgür?” sorusunu yönelttiğimiz basın emekçileri ‘KKTC’de basın özgür değil’ görüşünde birleşti.

 

Özgür basının demokrasinin birincil ve en önemli parçası olduğunu dile getiren görsel ve yazılı basın mensupları ülkemiz basının ya siyasi partiler ya da reklam veren firmaların hükmü altında bulunduklarını dile getirdiler. Bunun önüne geçebilmek için basın sektöründe çalışanların bir araya gelerek sorunları tartışması ve tam özgür olmasa da özgürlüğe giden yolda bir adım atması gerektiğine vurgu yaptı.

 

 

YAZILI MEDYA NE DEDİ?

 

 

Tayfun Çağra (Yenidüzen Gazetesi Yayın Koordinatörü):

“Sahibinin sesini çıkarıyor”

 

“Kıbrıs’ın kuzeyinde basın özgürlüğünden bahsetmek doğru değildir. Basın ve yayın organları daha fazla “sahibinin sesi”ni çıkarmak durumunda kalıyor, bu yönde yayın yapıyor. Bu özelde de devlette de böyledir. Devlet, hükümet olan siyasi partinin aleyhine söz söyleyemez, program yapamaz. Hatta düşük dozda eleştirisi bile yapması söz konusu olamaz. Özelde ise her ne kadar da o basın yayın organının sahiplerinin “direktifleri” dışında yayın yapmaya çalışılsa da yinede “sahibinin” duyarlılıkları ve direktifleri ön plana çıkarılmak durumundadır. İşte böyle bir ortamda Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutlamak gibi bir düşünce çok doğru değildir. Ancak gazeteci ve gazeteciliğin sorunları konuşularak ve tartışılarak tam özgür olmasa bile özgürlüğe giden yolda bir adım atılabilir. ”

 

 

Sefa Karahasan (Star Kıbrıs Yayın Yönetmeni):

“Siyasetle iç içe girmiş basın sıkını yaratıyor”

 

“Dünya Basın Özgürlüğü gününde "özgür müyüz?" sorusunun cevabını vermek gerekmektedir. KKTC'de ne yazık ki, "basının siyasetle" iç içe girmesi ciddi sıkıntılar yaratmaktadır. Kurumlar parti adlarıyla anılmakta, gazeteciler ona göre değerlendirilmektedir. Bunun yanında iş çevreleriyle de ciddi sıkıntılar vardır. "Reklam veriyoruz" diye gazeteleri ve gazetecileri "esir" aldıklarını düşünen çok sayıda çevreler vardır. Bunlar çok yanlıştır. Dünya Basın Özgürlüğü gününde, ayrıca Rumların yaptığı "ayrımcılığın" hat safhada olduğuna da tanıklık etmekteyiz. Kıbrıs Rum Kesimi'ne geçişlerde Türkiye doğumlu gazeteciler engellenmektedir. Bu konuda ise KKTC'de yetkili mercilerin hiç bir "adım" atmadığı da görülmektedir. Bu görüntü içinde "Özgür Basın'dan" söz etmek sadece günü "kurtarmak" demektir.”

 

 

Ali Fahrioğlu (Halkın Sesi Yayın Yönetmeni):

“Özgürlükten bahsedemiyoruz”

 

“Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü, yine buruk bir şekilde kutluyoruz. Ülkemizde kurşunlanan, tehdit edilen, saldırıya uğrayan birçok gazeteci varken, bazı medya patronları, ticari çıkarlarını her şeyin önünde tutuyor. Halkın haber alma hakkını bu çıkarlar yüzünden zedeleyen yaklaşımlara girerken ve de görüşlerini özgürce dile getirmek istediği için işinden olan meslektaşlarımız bulunurken, demokrasinin birinci şartı olan basın özgürlüğünden bahsetmek mümkün değildir. Bunlar sadece ülkemizde için değil tüm dünya basını için de geçerlidir. Ülkede demokrasinin yerleşmesi ve ekonomik gelişmenin sağlanması için basının bağımsız, çoğulcu ve özgür olması gerekmektedir. Basının bağımsızlığı için gerekli altyapı, siyasal ve ekonomik denetimden bağımsız olmasıyla sağlanacaktır. Basının çoğulculuğu ise toplumdaki görüş ve düşüncelerin olabildiğince geniş bir yelpazede yansıtılabilmesi için her çeşit tekelciliğin sona ermesiyle gerçekleşecektir. Basın çalışanlarının yeterince örgütlü olmadığı, hak arama çabalarının da yetersiz kaldığı Kuzey Kıbrıs'ta, yasaların da kâğıt üzerinde kalmaması için her kesimin irade ortaya koyup, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerekmektedir.”

 

 

 

Şener Levent (Afrika Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni):

“Firmalar kendini hükmetmiş sayıyor”

 

“Ülkemizde basın özgürlüğü mümkün değildir. Özgür olmayan bir ülkede özgür basın mı olur? Ülkemizi her şeyden önce özgürleştirmek gerekir. Ancak bunu yapabilmemiz için de özgür bir basına ihtiyacımız var. Peki, bu nasıl olacak? Şairin dediği gibi tıpkı. Kelle fiyatına… Herşeyi göze alarak… Bombayı, kurşunu… Basınımız ne yazık bunu henüz yapabilmiş değil. Gazetelerimiz ya parti ya da patron gazetesidir. Kim nerede çalışırsa çalışsın, partinin ve patronun belirlediği çerçevenin dışına çıkamaz. Özgür olduğunu ve hiçbir zaman talimatla yazı yazmadığı iddia eden gazeteciler doğruyu söylemiyor. Gerçekten hiçbir zaman talimatla yazı yazmamış olabilir. Çünkü haddini biliyor. Kendi kendine sansür, yani otosansür uyguluyor, çerçevenin dışına çıkmıyor. Bu çerçevenin dışına çıktığı takdirde kendini kapı önünde bulur.

 

 

“Reklamlar özgür olmayı engeller”

 

Basınımız ayrıca bir de varoluş mücadelesi veriyor. Yani ayakta kalma mücadelesi veriyor. Bunun içinde reklama ihtiyacı vardır. Ancak reklam bağımlılığı da gazetenin özgür olmasını engelleyen bir başka önemli nedendir. Reklamı yayınlanan firma kendini o gazeteye hükmetmiş sayıyor. Bu durumda gazetecinin reklam uğruna bu bağımlılığa boyun eğmesi gerekiyor. Bu da onu toplumsal sorunlardan ve dolayısıyla özgür olmaktan men ediyor. Sanırım Kıbrıslı okurlar çok dikkatlidirler. Gazetelerde sürekli ilanları yayınlanan iş yeri sahipleri hakkında aleyhte hiçbir şey yazılabileceğini biliyorlar. Basının özgür olabilmesi için önce ülkeyi özgür kılmak daha sonra da üretim araçlarına sahip olmak gerekir. Ama böyle bir durumda bile üretim araçlarına sahip olan kişinin çalışanlarına ne kadar özgürlük bahsedeceği her zaman bir soru işarettir.”

 

 

 

Aysu Basri Akter (Köşe Yazarı):

“Ülke özgürleşirse basın özgürleşebilir”

 

“KKTC basını haksız rekabet ortamındadır. Son derece dar ve gelişmemiş, ayrıca Türkiye medyasının olduğu bir alanda yer alıyoruz. Medya, ister görsel, ister işitsel isterse de yazılı olsun bu haksız rekabetten doğrudan etkileniyor. Ancak medya mali açıdan güçlenirse reklam piyasasıyla başa çıkabilir. Ülkesel anlamda özgürleşirsek basında bundan etkilenip özgürleşebilir.”

  

  

 

Ali Baturay (Kıbrıs Gazetesi- Haber Müdürü):

“Gazete, reklam karşılığında taviz verir”

 

“Bence Kıbrıs’ta gerçek anlamda basın özgürlüğünden bahsedemeyiz. Basınımız yeterince özgür değildir. İnsanlar yazdıklarından dolayı tehdit altındaysa, takip ettikleri haberlerden dolayı ciddi boyutla ve tehdit içeren uyarılar alırsa basın özgürlüğünden söz edilemez. Köşe yazarı veya muhabirin yazdıklarından dolayı gazetelerden atılmasını isteyecek kadar ileri gidebilenler olduğu sürece basın özgürlüğünden nasıl söz edebiliriz? Tabi ki gazete ve gazeteci kendi yaşamını idame edecek kadar kazanmazsa dirayetli olmaz, temkinlere açık olur. Gazete devlet ve şirketlerden gelecek reklam karşılığında taviz verir. Bunlar günlük yaşamda görünür olmasa da basın özgürlüğüne darbe vuran durumlardır. Biz gazeteci olarak ortam uygun olmasa da otosansür yapmadan kendimizi kısıtlamadan şartları zorlamak durumundayız.”

 

 

 

Ayşemden Akın (Gazeteci)

“Patronlar yaptığı sürece özgür olmayacaktır”

 

“Basının özgür olduğunu söylemem mümkün değil. Gazeteleri gazeteciler değil, patronlar yaptığı sürece de özgür olamayacağı aşikârdır. İnsanlara belgesiz ve dayanaksız saldırabilmek, insanların fotoğrafını ters basabilmek basın özgürlüğü ise, evet yeterince özgürüz. Ancak hukuk devletinin ve demokrasinin var olmadığı ülkede bunu yaşamak ve yapmak mümkündür. Yine de ilkelerine bağlı yaşayan basın emekçilerinin gününü kutlarım.”

 

 

 

GÖRSEL MEDYA NE DEDİ

 

 

Özer Kanlı (BRTK Müdürü):

“Demokrasinin vazgeçilmez parçasıdır”

 

“Basın özgürlüğü süreç içerisinde gelişen bir kavramdır. Ancak her türlü özgürlüğün bir takım sorumlulukları yüklediğine inananlardan biriyim. Sorum ve özgürlük çerçevesinde bu konuyu daha geniş şekilde ele alıp irdelemek gerekiyor. Kıbrıs Türk Basını, Kıbrıslı Türklerin kendine özgü, varoluş ve özgürlük mücadelesi içinde devlet kurma sürecinde önemli yere sahiptir. Özgür medya demokrasinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Medya sorumluluğunun da farkında olmalıdır. Medyanın halka doğru bilgileri verme, iyiden, doğrudan, güzelden yana hiçbir beklentisi olmamalıdır. Böyle bir günde Kıbrıs Türk Medya çalışanlarının daha güzel günler yaşamasını diliyorum.”

 

 

Mutlu Esendemir (Kanal T Genel Yayın Yönetmeni)

“Çıkar grupları ve siyasi erkler dominanttır”

 

“Kıbrıs Türk Basını’nın yeterince özgür olmadığını düşünüyorum. Şahsım dahil bütün gazetecilerin ekonomik özgürlük içinde olmadığını ve bu nedenle de yoğun bir yaşamsal sıkıntı içerisinde olduklarını düşünüyorum. Bunun dışında çıkar gruplarının ve siyasi erklerin basın üzerinde dominant olduğunu düşünüyorum. Böylesine bir tablo içersinde siyasi erklerinde basının bu zaafından yararlanan “yandaş medya ya da öteki medya” gibi ayrımlaşmaya gittiğini ve bu ayrımsallaşmanın enformasyonu yönlendirdiğini düşünmekteyim. Bu enformasyon yönlendirmesidir ki buna terminolojik olarak manipülasyon deniyor. Siyasi erkler tarafından bilinçli olarak kullanıldığını düşünüyorum. Bununla birlikte gazetecilerin kendi içersinde örgütlenme ve dayanışma ruhunun kaybolması da günümüzdeki temel sorunlardan biridir. Diğer yandan kimi çıkar çevreleri gazetecileri baskısı altına almak ya da tehditler yoluyla inançlarını kırmak gibi hırs ve güç kullanımına gittiği görülüyor. İşte böyle sorunlar içersinde Kıbrıs Türk Basını etik kurallara uygun, evrensel gazetecilik anlayışı ve ilkelerine paralel bir çıkış yolu bulmak zorundadır. Ancak bununla birlikte çıkar çevreleriyle işbirliği yapan, kimi çevrelerden gizli maaş alan “gazeteciler” olursa tıpkı siyaset kurumu gibi gazetecilik mesleğinin de güven anlamında büyük bir buğrana düşeceği aşikardır. Bu nedenle bir gazeteci ya gazeteci olacaktır ya da kalemini kıracaktır.”

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ