24 Kasım 2017 Cuma
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Annemin öldüğünü hissettirmeyecektim”
13 Ağustos 2012 Pazartesi 10:10

“Annemin öldüğünü hissettirmeyecektim”

“Annem öldükten sonra babam bizi büyütmek için uzun süre evlenmedi. Babamın yalnız kaldığını görünce artık ben önerdim evlenmesini”

Yurdagül BEYOĞLU

Annesinin ölümüyle bir anda büyüyen bir çocuk o. Babasının anlatımıyla üvey anne gelecek diye ödü kopan, sonrasında babasına “artık evlen baba, yalnız kalma” diyen…

Kaderin acı bir cilvesi, 25 yaşındaki annesi amansız bir hastalığa tutuluyor ve babası “kardeşine annenin öldüğünü hissettirmeyeceğiz. Sen ağabeysin” deyince bir anda büyüyor küçük Ersin...

Savaş dönemlerinin çocuğu olduğundan tüm oyunlar askerlik üstüne. Yaş itibarıyla savaşa katılamıyor ama babasının diktirdiği asker elbiseleriyle şimdiki Maliye Bakanlığı’nın bulunduğu yerde arkadaşlarıyla kendi deyimiyle “cav-cuv” askercilik oynuyor.

Geçmişte gezintimizin bu haftaki konuğu Maliye Bakanı Ersin Tatar. Samimi, güler yüzlü, esprili tavrıyla tanıdığımız Ersin Tatar, açık yüreklilikle  anlatıyor her şeyi. Bakanlığın ve makamların geçici olduğuna olan inancından olsa gerek işini iyi yapmaktan başka kaygısı yok. “Siyaseti, makamı eşinize, dostunuza imtiyaz sağlamak için kullanırsanız, yasa dışı davranmış olursunuz” sözleriyle tüm icraatlarının arkasında duran Tatar, insanların kıymet bilmemesinden yakınıyor.

Maliye Bakanlığındaki odasını aile fotoğraflarıyla donatan Ersin Tatar’la, bu fotoğraflar eşliğinde geçmişe uzanıyoruz. Kah gülerek, kah hüzünlenerek…

Ve annesinin ölümünden, eşi Sibel Hanımla tanışmasına, Maliye Bakanlığı binasında askercilik oynamasından odasındaki televizyonun çalınma hikayesine kadar her şeyi konuşuyoruz. Bir çırpıda anlatınca tekrar üzerinden geçiyoruz konuşulanların…

 

“Annemi erken kaybettim...”

 

 

Soru: Sizi tanıyabilir miyiz?

Bugün babamın ofis olarak kullandığı evde, 1960 yılında doğdum. Bu mahallede büyüdüm. (Maliye Bakanlığı’nın olduğu Hasan Ilgaz sokak) Maliye Bakanlığı’nın olduğu yerde bir buz fabrikası vardı. Arkadaşlarımla onun içinde cav cuv tüfekçilik oynardık. O dönem mücahitlik vardı. Bizde çocuk olduğumuzdan mücahitlerin peşinden koşardık. Hevesli olduğumuzu gören babam bize de asker elbisesi diktirdi, o elbiseyle koşturur dururduk. Askerlik ve savaş haletiruhiyesi içindeydik. Mehmetçik’e büyük sevgimiz ve hayranlığımız vardı. Bizi onların koruduğunu düşünür, özenirdik.

 

“Annemin emanetiydik onlara”

Annemi çok erken kaybettim. 7 yaşındaydım annem öldüğünde.  Arada dedem Cemal Müftüzade’nin (annemin babası)yanına sefarete giderdim. Dedem rahmetli Dr. Fazıl Küçük’ün müsteşarıydı. Annemin emanetiydik onlara.

 

Soru: Annenizin ölümünü hatırlıyor musunuz? Neler hissetmiştiniz?

Annem öldüğünde ben 7 yaşındaydım, kardeşim Erhan 3 yaşındaydı. Babam -sanırım ben üzülmeyeyim diye- bana görev verdi: “Sen kardeşinle ilgilen, üzülmesin. Annenin öldüğünü hissettirmeyelim” dedi. Böyle olunca ben daha kolay kabullenecektim belki de. Erhan’a hissettirmeyecektik. Ama anneannem, babam, dedem benimle çok ilgileniyorlardı. Bu yüzden ben o üzüntüyü çok fazla hissetmedim. 14 yaşında babam beni İngiltere’ye gönderdi.

 

Soru: Babanız evlenmiş miydi siz İngiltere’ye gittiğinizde?

İngiltere’ye gittiğimde babam evli değildi. İngiltere’de amcam yaşıyordu. Burada savaş olduğundan beni bu ortamdan uzaklaştırıp, oradaki okula gönderdiler. Annemin ölümünden sonra babam bizi büyütmek için uzun süre evlenmedi. Babamın yalnız kaldığını görünce artık ben önerdim evlenmesini. Sonra İsmet Hanım çıktı karşısına. 1978 yılında evlendiler. Biz çok şanslıyız ki İsmet Hanım’la evlendi babam… İsmet Hanım hem bize annelik yaptı, hem de babamı çok mutlu etti. Kendi kardeşim Erhan’dır ama İsmet Hanım’ın çocukları Nejat’la, Ertuğ’un Erhan’dan hiç farkı yoktur. Tabi İsmet Hanımla babamın çocukları Havva’nın da. Bu anlamda Babama da, İsmet Hanım’a da minnet borçluyum.

 

“Sibel Hanım çok başarılı”

Liseyi İngiltere’de bitirdim. Daha sonra Cambridge’e girdim. 1982 yılında Cambridge Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra 1982-1986 yıllarında  Price Waterhouse’da  çalışarak Chartered Accountant ünvanını aldım. 1986-1991 yılları arasında İngiltere’de Polly Peck Firması’nda Finansman Müdürü olarak çalıştım. Polly Peck’te sıkıntılar başlayınca Ankara’ya gittim. 1991-2001 yılları arasında ise İstanbul’da Show TV’de Genel Müdür Yardımcısı olarak çalıştım. Orada da finans koordinatörüydüm. Sonra, 1996 yılında KKTC’nin ilk özel televizyon kanalı olan “Kanal T”’yi kurduk. Biraz orada biraz burada olmadı, “ya orası, ya burası” dedik, 2001’de KKTC’ye döndük.  Ben KKTC’ye döndüğümde 40 yaşındaydım. Mutluyum ki dış dünyayı tanıdıktan sonra ülkemize hizmet vermeye başladık.

 

Soru: Sibel Hanım hukukçu. Siz Bakanlık yapmaya başladıktan sonra televizyonun başına geçti. Zorlandığı oldu mu?

Benim Show Tv’deki görevim ve tv kanalımız dolayısıyla konuya uzak değildi, televizyon camiasını iyi tanıyordu Sibel Hanım. Yöneticilerin hepsini biliyordu. Hukukçu olması onun için avantaj oldu. Sibel Hanımın televizyonu çok iyi yönettiğini görüyorum. Kuralcı olması başarıya yansıdı. Sibel Hanım hem işi iyi yönetti, hem de televizyonu bugün iyi bir yere getirdi. Gördüğünüz gibi ben televizyonla hiç ilgilenmiyorum. İlgilenmem de doğru olmaz. Zaten işi çok güzel sahiplendi ve çok başarılı bir şekilde götürüyor.

 

Soru: Sibel Hanımın size şaka yollu “ben daha iyi yönetiyorum” dediği oluyor mu?

Zaman zaman oluyor tabi. Sibel hanım espriyle “sen kanalda paraları iyi yönetemiyordun, ben daha iyi yönetiyorum” diyor. Haklı da…  Ben siyasetle uğraştığım için insanları kırmak istemezdim. O yüzden de maddiyatı çok önemsemezdim ama Sibel Hanım öyle değil. Daha net, daha doğru kararlar alabiliyor.

 

“Hadiseler içinde büyüdük”

Soru: 1963-1974 dönemi Kıbrıslı Türkler için kötü bir dönem. O döneme dair anılarınız var mı?

Biz Kıbrıs’ta hadiseler içine büyüdük. 60 Anlaşmaları, 60 Cumhuriyeti … Ben 1960’da doğdum, darbelerle, olaylarla büyüdüm. Bir balkonumuz vardı. O balkondan karşıdan gelen silah seslerini duyardık. O korku kaldı bizde. Babam Kıbrıs Cumhuriyeti’nin başmurakıbıydı. 21 Aralık olaylarından sonra işine gidemedi. Okullarda hep Türk askeri ne zaman gelecek, kurtaracak diye konuşulurdu. Bunları bilen bir kişi olarak şimdi gençlere seslenmek istiyorum; Bu vatanın cumhuriyetin kıymetini bilsinler. Dün Erenköy’deydik. Erenköy Direnişinin 48. yıldönümüydü.  Başbakanımız, Meclis Başkanımız ve birçok arkadaşımız Erenköy mücahidi… Ülkenin tüm fertleri  bu ülke için savaşmışlar, şehit vermişler ki bugün bu vatan doğdu. 52 yaşında olmama rağmen birçok şeye tanıklık ettim. Bu anılarımı yazmak, gençlere aktarmak istiyorum. Parayla pulla olacak şeyler değil. Gençlerimizin bu yaşananları bilmesi, devletine sahip çıkması gerekiyor.

 

“Anneannem kız bakıyormuş”

Soru: Eşiniz Sibel Hanım’la nasıl tanıştınız?

Babamın eşi İsmet Hanım Sibel’in akrabasıydı. Anneannem beni evlendirmek istiyordu artık. Kız bakıyorlarmış. İsmet Hanım beni eşim Sibel’le tanıştırdı. Birbirimizi ilk Girne Limanında gördük, beğendik. O zamanlar Sibel İstanbul’da hukuk öğrenimi görüyordu. Birkaç kez İstanbul’a gittim görüştük, evlenmeye karar verdik. O mezun olunca da evlendik. İki yıl Londra’da yaşadık. Evliliğimizin ilk yılları çok hareketliydi. İki kızımız oldu. Canev 23 Nisan 1992 yılında, Cansu 23 Nisan 1994 yılında doğdu. Kızlarımın ikisi de İstanbul doğumlu. Büyük kızım Londra Üniversitesinde Art okuyor. Küçük kızım ise bu yıl Türk Maarif Kolejini bitirdi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne başlıyor.

 

Soru: Siyasetle nasıl  girdiniz?

Kıbrıs’a geldikten sonra Yenicami Klüp başkanlığı yaptım, 2003 yılında ise Ulusal Birlik Partisi ile siyasetle tanıştım. 2005 yılında seçimlere girdim, başarılı olamadım. Çünkü beni çok fazla tanımıyorlardı. Siyasette başarılı olmanız için sizi tanımaları lazım. 19 Nisan 2009 Erken Genel seçimlerinde Ulusal Birlik Partisi’nden Lefkoşa Milletvekili seçildim. 4 Mayıs 2009 tarihinde kurulan Eroğlu hükümetinde Maliye Bakanı olarak görev aldım ve o görevi sürdürüyorum.  Kriz içinde görev yapıyoruz. Gece gündüz demeden çalışıyoruz. Ne yazık ki bizim başarımızı maaş ile ölçen bir kesim var. Oysa başarı maaş ile ölçülemez. Bir takım ciddi bütçe açıkları varsa önce onların kapatılması lazım.

 

“Takdir edilmesini isterdim”

Başarı illaki maaşlara yansımaz. Dünyada bir sıkıntı var. Hem o, hem de Türk lirasındaki hareketlenmeler bize de olumsuz yansıdı. Sosyal Sigorta emeklileri bundan 6-7 yıl önce 23 bindi, şimdi 30 bin oldu. Birkaç yıl sonra 35 bin olacak. Bunların maaşları fondan ödeniyor ama fonda para yok. Dolayısıyla tüm harcamalar maliye açısından bir yük. Biz bu konuda çok başarılı olduk.

Gelirlerde yüzde 30’a yakın bir artış sağladık. Ben bunların takdir görmesini isterdim. Bu daire (Maliye Bakanlığı) takdiri hak ediyor. Bu ülkenin gelişmesi için bazı fedakarlıklar yapmak lazım.

 

“Kindar değilim”

Rahat bir insanım. Çalışkanım… İşimi en iyi şekilde yapmak isterim. Hayatımda hiç kimseye kazık atmadım. Tek hatam iş yoğunluğumdan dolayı ailemi ihmal etmek olabilir. Eve daha fazla zaman ayırmalıydım. “Ne pahasına olursa olsun siyasette kalmalıyım” düşüncesinden uzak olduğum için prensiplerimden taviz vermem. Toplumda bir adım, bir titrim var. Buna zarar verecek her şeyden kaçınırım. Günü geldiğinde kendi evimize, kendi işimize gideriz. Bu bir görevdir, bu bir süreçtir. Sık sık, bu makamın geçici olduğunu hatırlatıyorum kendime. KKTC küçük bir yer. Hepimizin çapı belli. Bugün Bakansın, yarın değilsin. O da olacak günün birinde. O yüzden eşime dostuma yasaları çiğneyerek hiçbir şey yapmam. Zaten yasaları çiğneyerek bir şey yaparsam yolsuzluk yapmış olurum. Dikkat edin, Maliye Bakanlığında yanlış hiçbir icraat yoktur. Herkeste biliyor ki Maliye Bakanlığı’nda çok iyi bir ekip var ve orada yasalar her şeyin üstündedir.

 

“Neden UBP diye sorarsanız…”

Neden UBP diye soracak olursanız, aileden UBP’liyiz biz. Babam UBP’nin kurucularından biri. Bende Londra’da UBP’nin temsilciliğini yaptım. Bu felsefeyle büyüdüğüm için siyasi hayatımda da UBP’yi tercih ettim.

 

Soru: Babanız Rüstem Tatar’da bir dönem Maliye Bakanlığı yaptı. Şimdi size bazı telkin veya tavsiyelerde bulunuyor mu?

Babam bana hiç karışmaz. Müdahale etmez ama kimi zaman resmi yazı yazar. Telefonla, sözle değil, yazıyla bazı noktaları gündeme getirir.

 

“Bu yalnız bizim ülkemizde olur!”

Soru: Unutamadığınız anılarınız var mı?

Şu an aklıma gelen bir anımı anlatayım. Bu yalnız bizim ülkemizde olabilecek bir şeydir. (Gülüyor)Ben Show tv’de çalışırken KKTC’de Tolgay Tarıman ve Osman Alkaş ile birlikte televizyon kanalı kurduk. Malzemeleri aldık. Hüseyin Macit Yusuf’ta ortak. Ben İstanbul’da olduğum için hesap kitap işlerine babam bakıyor. Babam hesap adamı, Tolgay’da hiç hesaba gelmez aralarında anlaşmazlık çıkıyor. Babam “şu hesap kapanmadan para yok” diyor ama Tolgay bazı yerlerden babamdan izinsiz para alıyor.

 

“Babam ‘televizyonun çalındı’ diye beni aradı”

Bir gün babam “senin odandaki televizyonu çalmışlar” diye beni aradı. Birde baktık ki babamın televizyon dediği linkmiş. (Kahkahalarla gülüyor) Meğer Tolgay televizyonu (linki) almış, başka bir binaya götürmüş, yayına başlamış. Yayın Yüksek Kuruluna kadar gitti bu ş. Bu ancak bizim ülkemizde olabilecek bir komedidir. O olaydan sonra başka şirket kurduk. Tempo Tv, Kanal T oldu. Tolgay’dan söz etmişken anlatayım; O zaman Show tv’de Torba’yı yayınlıyorduk. Euro Show’da… Pazar sabahı Londralı Türkler televizyonlarını açar, Torba’yı izlerlerdi. Çok beğenilen bir programdı ama çok reklam alamadığı için 100 program sonra devam edemedi.

 

“Doğan Harman’la Kıbrıslı dergisini çıkardık”

Birde dergicilik dönemimiz vardır. Doğan Harman’la Kıbrıslı Dergisi’ni çıkarmıştık. Ben makineleri aldım, o da emeğini verdi. Çok güzel bir dergiydi. Doğan Harman’la Annan Planı döneminde farklı düşünceler içine girdik ve yollarımız ayrıldı. Hayat çok kısa. Kimseyi kırmamak lazım. Hayattayken insanların kıymetini bilmek gerek. Benimle ilgili birçok yazı çıkmıştı bazı gazetelerde. Kindar biri olmadığım için o kişilere de kin tutmadım.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ