18 Kasım 2017 Cumartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Anayasa değişmeli”
23 Mayıs 2012 Çarşamba 10:18

“Anayasa değişmeli”

CTP-BG eski Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Haberdar’a konuştu:

Yurdagül BEYOĞLU

CTP-BG eski Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının iç sorunlarla kısır çekişme içine girdiği şu günlerde dışarıda yeni sorunlar üretildiğini kaydetti. Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün TC ve KKTC’nin önüne her gün yeni bir sorun çıkardığını ifade eden Soyer, bölgedeki petrol ve doğalgazın yeni sorun ve çatışma noktalarının temelini oluşturduğunu söyledi.

 

CTP-BG Gazimağusa Milletvekili Ferdi Sabit Soyer, İsrail’in Güney Kıbrıs Rum kesimine doğalgaz terminalinin güvenliği için 20 bin İsrail komandosu yerleştirme talebinden, Anayasa değişikliğinin gerekliliğine kadar her konuyu Haberdar Gazetesi’ne değerlendirdi.

 

“Cemal Başkan şu-bu derken neler oluyor”

Soru: İsrail’in Güney Kıbrıs Rum kesimine doğalgaz terminalinin güvenliği gerekçesiyle 20 bin İsrail komandosu yerleştirme planları konuşuluyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? Ne gibi bir tehlike bizi bekliyor?

Biz, yok Cemal Başkan, yok şu, yok bu derken, dar ve kısır çekişmeler içindeyken Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü yeni problemler üretip hem bizim hem de Türkiye’nin önüne koyuyor. Kıbrıs’ın her yanında bulunan petrol ve doğalgaz konusu da yeni sorunların ve çatışma noktalarının temelini oluşturmakta. Kısır yaklaşımlar sonucu meydan Rum tarafının inisiyatifine terk edilmiştir. Görüşme süreci çıkmaza girince Rum tarafı tırmanışa geçti.

 

“Açıklamada ciddi ölçüde uyarı vardı”

Kıbrıs Rum kesimi ikinci etap gaz ihalesine çıktı. Bunun üzerine Türkiye Dış İşleri Bakanlığı bir açıklama yaparak açılan ihaleyi protesto etti. ‘Güneyin açtığı bu ihaleler; KKTC Hükümetinin TPAO verdiği gaz ve petrol arama ruhsatlarının olduğu bölgeler arasındadır, onlarla çakışmaktadır. Dolayısı ile bunu kabul edilmez buluyoruz ve Türkiye Cumhuriyeti, Garantör ülke olarak buna fırsat vermeyecektir ve açılan ihaleye katılan şirketlerde bunu düşünmelidir’ sözlerinin yer aldığı açıklamada ciddi ölçüde uyarı vardı.

 

Bu noktada Rum, İsrail’le yaptığı güvenlik anlaşmasına dayanarak “İsrail savaş uçaklarının üzerinde uçtuğu alan, “Kıbrıs Cumhuriyetinin” ihaleye açtığı alanların üzerindeki hava sahasıdır” iddiasında bulunmuştur. Olayı ihlal olarak değerlendiren Türk Hava Kuvvetleri de İncirlik üzerinden kalkarak, karşı uçuş yapmışlardır.

 

“Önümüzdeki günler birçok olaya gebe”

İsrail ayrılmıştır ama verdiği mesaj şudur: ‘Burası Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik alanıdır ve buraya müdahale hakkınız yoktur!’ Güneyin bu ihaleyi açma kararı ile birlikte, egemenlik alanı olduğunu söylediği bu bölge üzerindeki iddiasını yürütmek için Güney Kıbrıs İsrail’le yaptığı güvenlik antlaşmasını devreye soktu ve İsrail savaş uçakları bu bölge üzerinde uçtu.

 

Güney Kıbrıs ve İsrail açıklama yaptı. “Bu bölge Kıbrıs Cumhuriyeti hava sahasıdır, kimsenin hava sahasını ihlal etmedik” dediler. Bu İsrail’in de bu bölge üzerindeki iddiasını ve iştahını göstermesi bakımından önemlidir. İsrail savaş uçakları Kıbrıslı Rumları çok sevdikleri için uçmamıştır orada. Şimdi önümüzdeki günler birçok olaya gebe görünüyor. Ekonomik kriz içindeki Yunanistan’ın zafiyetini, İsrail’le yaptığı bu güvenlik antlaşması dolduruyor.

 

Dolayısıyla etrafımızda bizi ilgilendiren ama bizim ilgilenmediğimiz çok tehlikeli olaylar dönüyor. Cumhurbaşkanının gösterdiği atalet nedeniyle uluslararası hukuka göre Kıbrıs Cumhuriyeti tek egemen devlettir. Görüşme sürecini kesmek değil, KKTC egemenliğinin fiili bir duruma getirilmesi gerekmektedir.

 

“Hristofyas dediğini yaptı”

Rum lider Hristofyas’ın bu konuda başarılı olduğunu söyleyebiliriz! Zaten bundan bir yıl önce görüşmelerin 2013 sonuna kalmasını önermiş ancak TC ve KKTC bunu okuyamamıştır. AB dönem başkanlığı süresince zaten görüşmelerin donacağı mesajını vermiştir. Hristofyas bu anlamda görüşmeleri kesen taraf olmaktan çok, çapraz oy, dörtlü konferans gibi konuları iyi kullanarak, görüşme süreci sonlanmadan petrol ve gaz konusunda tek taraflı düzenlemeler/anlaşmalar yaparak zaman kazanmış, şimdi de “ben aday olmayacağım” diyerek petrol ve doğalgaz konusunda elde ettiği kazanımı kendince sağlama almıştır. Bu kendi adına, Helen çıkarları adına bir başarıdır.

 

“İsrail bundan faydalandı”

Sayın Eroğlu Hristofyas’ın zamana oynadığını göz ardı ederek bu sürece katkı sağladı. İsrail şimdi bundan faydalanıp kendi şirketlerinin avantaj ve konumunu geliştirmek için güvenlik ve işbirliği gibi yeni bir konum elde etti. Kıbrıs sorununa şimdi İsrail ve arkasındaki güçlerde dahil edilmiştir. Durum böyleyken Eroğlu UBP’nin içine dönük işlerle uğraşmak yerine buna yoğunlaşmalıdır. Kıbrıs sorunu bu durumdayken biz iç meselelere odaklanınca, yeni sorunlar çıkmaya devam etmektedir.

 

“İç ve dış politika arasında kopmaz bir bağ var”

Soru: Bu noktada iç siyaset yerine dış siyasetle mi uğraşalım diyorsunuz?

İç problemler ve Kıbrıs sorunu arasında kopmaz bir bağ oluşturmalı. Biri olsun, diğeri sonra değil. Her iki konuyu da kapsayacak dinamiğe ihtiyaç vardır. Nasıl ki “Kıbrıs sorunu çözülmeden iç sorunlar çözülemez” görüşüne yabancıysam “Kıbrıs sorunu çözülmese de olur, yeter ki iç sorunlar çözülsün” anlayışına da yabancıyım. Bunların ikisi birbirine bağlıdır. Burada şunu söyleyebilirim; Atı alan Üsküdar’ı geçmiş gibi görünse de çare üretme şansımız hala vardır. Eksiklik ve hataları örtmek değil, gidermek yoluna gittiğimiz takdirde tüm düşüncelerin ve siyasi akımların çözüm üretme şansı olur. “İdeolojiler bir yana” diyen Sayın Özersay’ın yeni ideolojik bir hareket tarzı geliştirdiğini görüyoruz. Bunu koyun can derdinde, kasap mal derdinde atasözüne benzetiyorum. Bu nedenle tüm inançlar ve düşüncelerin her biri ayrı değerdir ve ortak toplumsal paydayı yakalayacak görüşlere ihtiyaç var.

 

“LTB konusu rezilane bir durum”

Bu noktada LTB konusu rezilane bir durumdur. Bunun böyle olacağını aylar önce söyledik. Biz hükümetteyken Bulutoğluları Meclis’e gelip, “Ben meclisi Soyer’in başına yıkacağım” dediğinde birileri alkış tutardı. Biz o zaman belediyelerle ilgili köklü çalışmalar içindeydik. Savurganlığın, gereksiz istihdamın önüne geçmek istiyorduk. Bulutoğulları bir televizyon programında hükümete saldırmak için kendisini arayan birine “Gel yarın işe başla. Böyle hükümet olmaz. Fakir fukarayı ortada bırakmayız” diyordu. Ben personel fazlalığıyla ilgili eleştiri yaptığımda “alacağım, daha fazla para toplayacağım” demişti. Biz bunlara karşı çıkıyorduk ama güdümlü politika bu karşı çıkışı engelledi.

 

“Meclis kürsüsünden çağrı yaptım”

Meclis kürsüsünden Cumhurbaşkanına çağrı yaptım. “Madem bu kadar çok aklın vardır, niçin sana gelmelerini bekliyorsun, sen git Bakanlar Kuruluna…” dedim. Bir gün sonra gitti, grev yasağı çıkardı. Bu iki aydır maaşlarını almayan LTB çalışanlarına sizi zorla angarya çalıştıracağız” anlamına gelen bir karardı. Sonra çıktı, bana “olağanüstü hal baskısı var” dedi. Bu baskıyı kimin yaptığını Sayın Eroğlu açıklamalıdır. Bir de Bakanlar Kurulu sözcüsü bu grev erteleme yasağını açıklarken, “Güvenlik” olgusunu gerekçe olarak gösterdi. O ana kadar güvenlik sorunu yoktu ki…

 

 “Güvenlik” gerekçesi ile grev erteleme kararı verildikten sonra ortalık karıştı. Olağanüstü hal şartları yaratmak için işi buraya getirdiler.

 

“Bu sistem ellenmelidir”

Devlet yapısının tıkandığı ve sorunlara çare üretemeyeceği açıktır. Bu devlet yapısı olayları bu noktalara taşımıştır ama entelektüel bakış açısı, daha güzel ve iyi yaşam arzulayan kişilere, daha iyi insani şartlar ve demokratik eşitlik temelindeki yaşam arzusuna bu sistem cevap verememektedir. Dolayısıyla bu sistem ellenmelidir.

 

Soru: Başkanlık sistemi KKTC’ye uyar mı?

Bu sistem başkanlık sistemiyle değiştirilemez. Çünkü bu coğrafyada görülmüştür ki; Mevcut yapı küçük siyasi partileri ve siyasi hayatı esir etmektedir. Siyasi yapı gün geçtikçe bozulmaktadır. Bu noktada demokratik hak ve özgürlükler prensipli bir şekilde hayata geçirilmelidir.

 

“Anayasa değiştirilmeli”

Peki ne yapılmalı? Anayasa değiştirilmelidir. Kişiler idarenin keyfiliğine karşı hukuk yoluna başvurma imkanına sahip olmalıdır. Bu, siyasilerin istediği gibi davranma hakkını elinden alacaktır. Seçim ve halk oylaması yasası değişmelidir. Siyasi anlayış farklılaşmalıdır. Her parti milletvekili seçiminde Bakanlar Kurulu listesini de sunmalı. Bakan olan kişinin milletvekilliği düşmelidir ve o bölgede yeniden vekil seçilmelidir. Böylece bir Bakan “dıştan atandım” mağrurluğuna girmeden siyasetle, halkla bir devinime girecek. Uzman olanlar Bakan olacak. Bugünkü gibi kişiler üç Bakanlık yapamayacak. Dolayısıyla “o çekilsin, bende Bakanlık yapayım” gibi siyasi manevralar ötelenmiş olacak. Siyasi varlığının halka hizmetten geçtiğini bilecek. İdare Mahkemeleri de bunu destekleyecek.

 

“Kırsal kesim arsalarında sorun çıkıyor”

Kırsal kesim arsaları dağıtılıyor ülkemizde. Her seferinde sorun çıkıyor. Siyasi ortamlarda dağıtımlar adil değildir. Alanlar gerçek hak sahibi mi, yoksa birilerinin iki dudağı arasında mı, bunu İdare Mahkemesi çözer. Kaynak dağıtarak, istihdamlar yaparak, kuralları by-pass yaparak değil, felsefe üreterek, görüş ve programlar ortaya koyarak sorunlara çözüm aranırsa ülke düze çıkar. En önemlisi şudur; Bu ülkenin siyasi yapısı ve gelişmeler o toplumun yaşam biçimini şekillendirir. Kişiler istediği kadar farklı düşünsün, toplumun sahip olduğu anlayış, ilişki biçimi farklı ise yapacak bir şey yoktur. Hem üst yapı, hem de alt yapı bu değişimlere uygun hale getirilmelidir. Bu noktada hukuk düzeninin sağlam bir yapıya oturtulması gerekir. Kimse hukuk düzeni olmazsa kendi avantajını sağlayamaz.

 

“Başkanlık sistemi keyfi diktatörlüğü getirebilir”

Tüm bu yapılanmalardan soyutlanmış salt başkanlık sistemi keyfi diktatörlüğü getirecektir. Güney Kıbrıs’ta da bu model başarısızdır. Onun için siyasette demokratik katılımı yerine oturtacak sistem değişikliğine ihtiyaç vardır. Örneğin biz Sayıştay Yasasını değiştirdik. Sayıştay’ın sadece usul ve yasal açıdan denetlemesi yetersizdir. Bu yüzden Sayıştay’a mali performans yapma yetkisini de verdik. Aldığımız kararlar yasaya uygun olabilir ama mali performansa uygun değilse ülke zarara, borca girer. Biz bunun yasal değişikliğini yaptık ama tüzüğü çıkarmaya hükümetimizin ömrü yetmedi.

 

“Kimse bunu dert etmiyor”

Kimse bunu dert etmiyor. Oysa Vergi politikasından tutun da tüm alanlara kadar ellenmesi gerekiyor. Nerde görüldü bir kuruma 100 bin lira resen vergi yollayacak ve 10 bin liraya anlaşacak? Onun için bağımsız vergi birimi kurulmalıdır ki “neden bu vergiyi indirdin, neden bunu topladın” diye sorulsun. 30 senedir filan şirket zarar ediyor diyor. Sen neden 30 senedir hiçbir şey yapmıyorsun? Hukuki ve yasal çerçevede baskı altına alınmalıdır. Bunun yanında Kooperatif Merkez Bankası sahiplerine devredilmeli. Vakıflar Bankası özerkleşmeli. Orta ölçekli işyerleri kurmak için kredi sistemi oluşturulmalı. İstihdam sorunu devlete istihdam yaparak çözülemez. Bu yüzden istihdam konusunun öne çıkarılması lazım. Telekomünikasyon, elektrik, enerji, ulaşım ve haberleşme konularında kamunun varlığı ve özerkliği sürmelidir. Özel sektör paydaşlarıyla rekabet halinde olabilecek denge sağlanmalıdır.

 

“Üç-beş sene sonra…”

Üç-beş sene sonra hayvancılık ve süt sektöründe ciddi sorunlar yaşayacağız. Bu sektörlere motive edici politikalar üretmek lazım. Ayrıca bizim para politikamız olmadığından salt maliye politikasıyla bir yere varmamız mümkün değildir. Merkez Bankası paraya yeni enstrümanlarla dinamizm getirmelidir. Aynı şekilde tüm işletmelerin öz sermayelerini artıracak teşviklerin düzenlenmesi gerekiyor. Bugün 100 bin liraya kurulmuş şirketler milyarlık işler yapıyor. Modern dünya işletmelerin öz sermayesinin arttığı net ve şeffaf bilanço sistemine girmektedir. Örneğin taşınmaz mal ipoteğine bağlı sistemden çıkmamız gerekir. Bu, tüm ekonominin kayıt altına alınmasına olanak sağlayacaktır. . 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ